Bölüm 252: Büyülü Hazine

avatar
1042 1

Xian Ni - Bölüm 252: Büyülü Hazine


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin’in kiraladığı dükkan ana caddede değildi. Birisi aramadığı sürece, bulması epey zordu, lakin Wang Lin umursamadı. Bir gecelik yetişimden sonra, etrafındaki kırmızı öz daha da yoğunlaştı.

 

Sabah vakti geldiğinde, Wang Lin dükkanın kapısını açtı. Tıpkı bir ölümlü gibi, dükkanı temizledi. Ardından, bedeni harekete geçti ve dükkandan kayboldu. Geri döndüğünde, boyutsal çantası kökleriyle birlikte sökülmüş epey bir büyük ağaçla doluydu.

 

Ağaçların kabuğunu soydu ve odun bloklara çevirdi. Wang Lin çocukluğunu, babasının nasıl odun oyulacağını öğrettiği zamanı, hatırlamaya başladı.

 

Bu anılar yavaşça zihnini kapladı. Wang Lin uzun bir süre düşündü. Ardından, büyük, kare bir odun bloğu aldı. Elinin nazik bir hamlesiyle, kare odun bloğu on parçaya bölündü.

 

Yavaş yavaş, Wang Lin oyarken, dört yüz yıl önce kaybettiği bir şeyi kazanıyor gibi gözüküyordu. Her hamleyle,  çocukluğuna, o küçük köyde yaşadığı zamana geri dönüyor gibiydi.

 

O anda, Wang Lin’in bedenindeki ruhsal enerji harekete geçmeye başladı. Oyduğu heykelciğe derinden yerleşiverdi.

 

Zaman aktı geçti ve Wang Lin hislerini geri kazandığında gece tekrardan yerini almıştı. Elindeki odun bloğuna baktı. Odun bloğu bir tahta oymaya dönmüştü. Oyma nazik bir gülümsemeyle orta yaşlı bir adama aitti.

 

Orta yaşlı adam kalın bir cübbe giyiyordu ve elleri kaba çizgilerle doluydu.

 

Bu tahtadan oyma epey kaba olsa da, canlı gibi gözüküyordu. Oymadan ruhsal enerji dalgaları yayılıyordu. Wang Lin oymaya baktığı esnada, yüreği acımaya başladı.

 

Mırıldandığı sırada nazikçe sağ eli oymayı okşadı, ‘’Baba, oğlun seni çok özlüyor...’’

 

Uzun bir süre düşündükten sonra, Wang Lin tahta oymayı yana koydu. Başka bir odun parçası aldı ve bütün kalbiyle tekrardan oymaya başladı, hamle hamle durmaksızın.

 

Gece soğuklaşmaya başladı, lakin uyumadan geçirilen bir gün Wang Lin için hiçbir şeydi. Takip edildiği zamanlarda, günlerce kaçardı.

 

Güneş yükseldiği anda, Wang Lin’in üzerinde çalıştığı oyma şekil aldı. Bu tahta oyma orta yaşlı bir kadın şeklindeydi. Sevecen gözleri sanki çocuğunun geri dönüşünü bekliyormuşçasına uzağa bakıyordu.

 

İki tahta oymayı yan yana koydu ve uzunca bir iç çekerken bir odun parçası daha aldı ve oymaya başladı.

 

Zaman yavaşça geçti. Wang Lin oymaya devam ediyor ve sadece aşırı yorulduğunda mola veriyordu.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar, bir ay geçmişti. Wang Lin’in dükkanındaki ürünlerin sayısı yavaş yavaş artıyordu. Dükkanın duvarının yanındaki raflar canlı gözüken tahta oymalarla doluydu. Erkekler, kadınlar, gençler, yaşlılar ve her türden ifadeler.

 

Bu tahta oymaların hepsi Wang Lin’in köyünün sakinleriydi. Bir bakkıma, Wang Lin onları yeniden hayata getirmişti.

 

Bu ayda, Wang Lin’in tek bir müşterisi dahi olmamıştı, lakin oymaya odaklanırken umursamadı. Hatta yetişim yapmayı kesti.

 

Bir gün, Wang Lin elinde yarısı tamamlanmış bir tahta oyma tutuyordu. Bu tahta oyma, bazı bilinmeyen nedenlerden, kadim bir aura yayıyordu. Şeytanlar Denizi’nden herhangi bir yetişimci bu oymayı görseydi, anında bir ejderha olduğunu fark ederlerdi.

 

Bu ejderha Wang Lin’in Li Muwan’la olduğu zamanlarda karşılaştığı ilk ruh yaratığıydı.

 

Oyarken, kapı birisi tarafından itildiği esnada zil çıngırdadı. Epey güçlü görünen bir oğlan dikkatle içeri baktı.

 

Oğlan Wang Lin’i gördü ve şaşırdı, lakin içerideki bütün o oymaları göründe anında huşu içinde kaldı. ‘’Amca, bütün bunları sen mi oydun? Çok güzeller! Bana bir tanesini verebilir misin?’’ diye sordu.

 

Wang Lin gülümsedi ve elindeki oymayı yere bıraktı. Raflardan birisinden bir tahta oyma aldı. Bu birisinin oymasıydı, Wang Hao isimli Wang Lin’in çok iyi tanıdığı birisinin.

 

Önündeki oğlan o zamanlardaki Wang Hao’ya benziyordu.

 

Oğlantahta oymayı aldıktan sonra, neşeyle haykırdı. Bir hazine gibi ellerinde sıkıca tuttu ve neşeli bir sesle, Wang Lin’e seslendi, ‘’Teşekkür ederim, amca! Ben sokağın karşısındaki demir atölyesindenim. Görüşürüz!’’ bununla birlikte, dükkandan dışarı koşturdu ve bağırdı, ‘’Anne! Bak! Amca bana ne verdi!’’

 

Wang Lin ayaklandı ve dükkanın girişine yürüdü. Sokağın karşısındaki dükkandan bir adamla kadının çıktığını gördü. İkili sevgiyle oğlana baktılar. Adam tahta oymayı aldı ve gözleri aniden ışıldadı. Tahta oymayla birlikte Wang Lin’e doğru yürüdü ve söze girdi, ‘’Küçük kardeş, çocuklar pek bir şey bilmiyor. Bu oyma ne kadara?’’

 

Wang Lin kafasını iki yana salladı ve karşılık verdi, ‘’Ona ben verdim. Sadece bir odun parçası.’’

 

Oğlanın babası biraz tereddüt etti. Wang Lin’e baktı ve gülümsedi, ‘’Buraya yeni geldin, değil mi? Seni daha önce görmemiştim.’’

 

Wang Lin gülümseyip onayladı.

 

Oğlanın babası gülümsedi ve devam etti, ‘’Küçük kardeş, eğer sorun değilse, gel bizde bir yemek ye. Restoranlardakinden daha iyi olan evyapımı meyve şarabım var, bir görsen.’’

 

Wang Lin içinde son derece garip bir hissiyat hissetti. Bu hisse dört yüz yıldır sahip değildi. Biraz kararsız kaldıktan sonra, onayladı.

 

Oğlanın annesi oldukça nazik bir kadındı. Epey genç olsa da, çok sabırlı ve yumuşaktı. Onlara baktığında, Wang Lin çok mutlu bir aile olduklarını söyleyebilirdi.

 

Çocukları da tatlıydı ve çift birbirlerini seviyordu.

 

Demir atölyesinde, üzerinde birkaç ev yapımı yemekle birlikte kare bir masa avardı. Wang Lin’in artık yemesine gerek olmasa da, yine de çubuklarını aldı ve bir iki şeyi ağzına attı.

 

Adamın çok gururlandığı ev yapımı şarabı içip tatlı ev yapımı yemeği yerken, Wang Lin’in zihni grupla birlikte hareket ettiği zamandan daha da sakinleşti. Bedenindeki ruhsal enerji daha önce hiç olmadığı bir yoldan hareket etti.

 

Bu şarap gerçekten iyiydi. Sonradan iyi bir tat veriyordu.

 

Bu günden itibaren, Wang Lin’in hayatına yeni bir gereklilik girdi: meyve şarabı. Oğlan neredeyse her gün Wang Lin’i izlemeye geliyordu ve her gelişinde, bir şişe meyve şarabı getiriyordu.

 

Yavaş yavaş, Wang Lin’in dükkanı tahta oymalarla doldu ve bunların büyük çoğunluğu yaratıklardı. Dört yüz yılda karşılaştığı neredeyse bütün yaratıkları oymuştu. Ancak, ne kadar denerse denesin, yüksek kalite ruh yaratıklarıyla metruk yaratıkların oymalarını bitiremiyordu.

 

Her oymada toplanan büyük miktarda ruhsal enerji vardı. Ölümlüler hissedemezdi, lakin bir yetişimci denk gelirse, dehşete düşerdi.

 

Çünkü bu oymalardaki ruhsal enerji düşük kalite büyülü hazinelerden aşağı kalır değildi. Bazı oymalardaki ruhsal enerji orta aşama büyülü hazinelere denkti.

 

Nasıl bunlar hala tahta oyma olarak görülebilirlerdi ki? Bunlar açıkça odundan yapılma büyülü hazinelerdi.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18424 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37654 Bölüm Sayısı


creator
manga tr