Bölüm 246: Teng’in Kökünü Kazımak (3)

avatar
1049 0

Xian Ni - Bölüm 246: Teng’in Kökünü Kazımak (3)


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Teng Huayuan boyutsal çantasına vurdu ve devasa bir kılıç dışarı uçtu. Kılıç son derece eski gözüküyordu. Huayuan dilinin ucunu ısırdı ve taze kan tükürdü. Ardından bütün bedeni zayıflamış gözüktü, lakin devasa kılıç parlamaya ve yıldırım misali Wang Lin’e doğru uçmaya başladı.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Uçan kılıç ortaya çıktığı anda, Ji Alemi harekete geçti. Bir dizi kızıl yıldırım atıldı ve bir anda kılıcı çevreledi. Bir dizi çatlama sesinin ardından, devasa kılıç yavaşça kırıldı. Nihayetinde, Ji Alemi kullanıldı ve devasa kılıç toza dönüştü.

 

Wang Lin boyutsal çantasına uzandı ve Teng Ailesi üyelerinden aldığı birkaç Kadim Ruh’u çıkardı. Çabucak kullandığı enerjiyi yenilemek için Kadim Ruhları tüketti.

 

Teng Huayuan kılıcın kaybolduğu yere aptal aptal bakakaldı. Tüm kişiliği aniden daha yaşlandı.

 

Wang Lin sağ eliyle bir mühür oluşturdu. Alnına mührü bastırdı ve Şeytan Xu Liguo ve Üçüncü Şeytan hılzıca dışarı çıktı. Wang Lin’in emri altında, heyecanlı kükremeler savurdular ve Teng Ailesi üyelerine doğru atıldılar.

 

Göz açıp kapayıncaya akdar, öldükleri esnada birkaç kişi daha acınası çığlıklar attı. Her çığlık Teng Huayuan’ın bedeninin titremesine sebebiyet veriyordu.

 

‘’Konuşacak mısın?’’ Wang Lin’in sesi buz kadar soğuktu.

 

Teng Huayuan derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı.

 

Wang Lin’in yüzünde bir ifade yoktu. Elleri mühürler oluşturup bir kısıtlama gönderdiği sırada Teng Huayuan’a bakmadı bile. Teng Aile Şehri’ni çevreleyen kısıtlama yavaşça küçülmeye başladı.

 

Kısıtlamanın kenarına ulaşmış insanlar umutsuzluk içinde baktı. Duvarın yaklaştığını görünce, Teng Ailesi üyeleri iki gruba ayrıldı. Bir grup tamamen pes ederken diğer gruptakilerin gözleri kızardı ve ışığın başına üşeşen arılar gibi büyülü hazineleriyle Wang Lin’e doğru atıldılar.

 

Daha da çok Teng Ailesi üyesi Wang Lin’e doğru atıldı. Ancak, ne zaman Wang Lin’in üç yüz metre yakınına yaklaşsalar, bir kısıtlama tarafından vurulurlardı. Bedenleri patlayıp, yere düşen bir kan yağmuru oluştururdu.

 

Ailesinin acınası çığlıkları Teng Huayuan’ın kulaklarına girdi. Bedeni vahşice titredi ve içi kederle kaplandı. Karşı koymak istiyordu, lakin üst derece yetişim ülkelerinden hediye ettikleri büyülü hazine bile işe yaramamıştı.

 

Teng Huayuan’ın görünüşü daha da yaşlandı. Artık bir zamanlar sahip olduğu haşmetli tavra sahip değildi. Geriye kalan tek şey ailesi ölümünü izlerken hiçbir şey yapamayan yaşlı bir adamdı.

 

‘’Ben... Konuşacağım!’’

 

Teng Huayuan Wang Lin’e baktığı sırada gözlerinde derin bir nefret sergilendi ve kelime kelime, konuştu,  ‘’Teng Aile’m böyle bir felaketle karşılaştığına göre, o zaman kimse kaçmayı düşünmesin! O zamanlar, Wang Ailesi’ni bulmamda yardım etmek için gökyüzü hesaplama yeteneğini kullanan Piao Miao Tarikatı’ndan Gao Qiming’di. Oydu! Git onu bul! Piao Miao Tarikatı’nın ilk atasıdır. Piao Miao Tarikatı’nda sözleri yasadır.’’

 

‘’Gap Qiming!’’ Wang Lin Teng Huayuan’a baktı. Teng Huayuan yalan söylesin söylemesin, Wang Lin bu ismi unutmayacaktı.

 

Teng Huayuan’a bakarken, Wang Lin’in bakışları aniden uzağa kaydı. Gözleri öldürme arzusuyla doldu. Elini salladı ve yavaşça küçülen kısıtlama birden epey daha hızlı yaklaşmaya başladı. Bir anda on bin kilometreden sadece birkaç kilometreye ulaştı. Bu süreç sırasında, ölen insanlar çığlık dahi atamadı.

 

Aynı zamanda, gizemli bir gücün etkisinde kafalar birer birer uçtu ve kafa kulesine yerleşti. Artık kule çok uzundu, o kadar uzundu ki göğe dokunuyordu.

 

Bu noktada, Teng Ailesi’nden, Teng Huayuan dışında, herkes ölmüştü.

 

Yerde, kan nehir misali akıyordu. Havada yoğun kan kokusu vardı.

 

Önündeki manzaraya aptal aptal baktığı sırada, Teng Huayuan aniden kahkaha atmaya başladı. Yanaklarından iki kan çizgisi inerken kahkahası kederle doluydu.

 

Wang Lin sakince Teng Huayuan’a baktı. Uzun bir süre sonra, Teng Huayuan derin bir nefes aldı. Kafasını Wang Lin’e doğru kaldırdı. Söylendiği esnada sesi öfkeyle kaplıydı, ‘’Güzel, güzel. Artık, Wang Aile’n ile Teng Aile’m arasındaki garez halloldu. Ben tüm aileni öldürdüm ve sen de tüm ailemi öldürdün. Bu karma, gerçekten öyle. Wang Lin, artık beni öldürebilirsin!’’

 

Wang Lin sağ elini kaldırdı. Parmağı altın rengi bir ışık yayıyordu. Parmak ucunda toplanması için ruhsal enerjisini harekete geçirdi.

 

Lakin tam o anda, uzaktan yüksek sesli bir kükreme geldi. ‘’Dur!’’

 

Bu sesi duyunca, Teng Huayuan hemen Punnan Zi’yi tanıdı. Heyecanlandı, bugün belki yaşayabilmek için bir şansı olabileceğini biliyordu. Şimdi Wang Lin’e olan bakışları öldürme arzusuyla kaplıydı.

 

Yavaşma dürtüsü birden desteklenmişti. Yaşamak için ufacık bir şansı olursa, o zaman kolayca öldürülmesine izin vermezdi. İki aile arasındaki garezin bitmesi neydi? Bunu söylemesinin tek nedeni kesin öleceğini düşünmesiydi.

 

Bugün hayatta kalırsa, bedeli ne olursa olsun Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmak için bir yol bulurdu, böylece intikamını almak için Wang Lin’i olabielcek en acımasız şekilde öldürebilirdi.

 

Ancak, Punnan Zi’yi gözünde çok büyütmüş ve Wang Lin’i küçük görmüştü. Wang Lin’in ilahi hissi bir Ruh Oluşturma yetişimcisi kadar güçlüydü. Nasıl Punnan Zi’Yi uzaktayken fark etmemiş olur ve Punnan Zi’nin onu durdurmasına izin verirdi?

 

Gerçekten Teng Huayuan’ın söylediği gibiydi; Teng ve Wang Ailesi arasındaki garez gitmişti. Teng Ailesi artık tamamen bu dünyadan silinmişti.

 

Punnan Zi’nin figürü aniden önünde belirdi. Yerdeki bütün kana, yüzü henüz bir yaşama dürtüsü kazanmış Teng Huayuan’ın bedenine ve sonunda kafalardan oluşma kuleye baktı. Titremesine mani ollamadı.

 

Eliyle bir mühür oluşturmaya zar zor tereddüt etti. Boyutsal çantasından yeşil ve kırmızı ışık atıldı.

 

Wang Lin’in ifadesi Punnan Zii’Ye bakarken sakindi ve ‘’Geciktin.’’ dedi.

 

Punnan Zi Wang Lin’e baktı. Sersemledi. Dikkatle Wang Lin’i inceledikten sonra, söylendi, ‘’Sen...Heng Yue Tarikatı’nın bir öğrencisisin!’’

 

Wang Lin Punnan Zi’ye baktı ve tek kelim etmeden, Ji Alemi atıldı. Ancak, tam kızıl yıldırım Punnan Zi’ye ulaşmadan önnce, yeşil ve kırmızı ışık önünde bir kalkan oluşturdu. Ji Alemi vurduğu anda, iki ışık parlakça ışıldadı. Üstelik, iki ışık Ji Alemi’ni engellemeyi başardı, lakin ışıkları büyük ölçüde solgunlaştı.

 

Punnan Zi’nin ifadesi büyük ölçüde değişti. Bir an harcamadan, dilinin ucunu ısırdı ve yeşille kırmızı ışığın üzerine kan tükürdü.

 

Punnan Zi Wang Lin’i işaret etti ve bağırdı, ‘’Gidin!’’

 

Aniden, kırmızı ve yeşil ışıklar atıldı. Hareket ederlerken etraflarındaki boyut yırtıldı. Wang Lin sağ eliyle kısıtlama bayrağını işaret etti ve bütün kısıtlamaların yeşil ve kırmız ışıkların ilerlemesini durdurmak için ejderha şeklinde ortaya çıkmasını emretti.

 

Lakin yeşil ve kırmızı ışıkların kalitesi olağanüstü derecede yüksekti. Kısıtlamalar sadece biraz yavaşlatabildi, durduramadı.

 

Ji Alemi tekrardan belirdiği sırada Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Hedefi yeşil ve kırmızı ışıklar değildi. Punnan Zi’ydi.

 

Punnan Zi’nin ifadesi büyük ölçüde değişti. Tam Punnan Zi ölüm kalım durumu yaşayacaktı ki, devasa bir el yokluktan belirdi ve Ji Alemi yıldırımını kavradı. El hafifçe sıktı ve kızıl yıldırım yok oldu, lakin aynı zamanda, devasa el titredi ve yumuşakça inledi.

 

Çok geçmeden, Punnan Zi’nin önünde kısmen şişman karnı üzerinde lüks kiyafetler giyen orta yaşlı bir adam belirdi. Wang Lin’e baktı ve afalladı, lakin çok geçmeden gözleri coşkulu bir bakış sergiledi ve söylendi, ‘’Demek sendin!’’ bununla birlikte, sağ elini salladı ve yeşil ışık çabucak geri dönüp etrafında döndü.

 

Orta yaşlı adam bleirdikten sonra, Punnan Zi biraz rahatladı. Başını eğdi ve konuştu, ‘’Selamlar, lord elçi.’’

 

Punnan Zi epey rahatlamış olsa da, kafaderisi hala titriyordu. Kızıl yıldırımın ne tür bir hazine olduğunu bilmese de, o kızıl yıldırım yaklaştığında, anında ölebilirmiş gibi hissetti. Bu tehlike hissiyatı ancak daha önce yabancı savaş alanında hissetmişti.

 

Lord elçi belirmese, şu anda bir ceset olacağından kuşku duymuyordu. Wang Lin’e baktı. Deirn bir korkunun haricinde, bir de bir pişmanlık vardı.

 

Orta yaşlı adam Wang Lin’e baktı ve yavaşşça söylendi, ‘’Ölmediğine ve sadece dört yüz yılda böyle bir yetişim seviyesine ulaştığına inanamıyorum. Çok güzel! Cennet’e Başkaldıran Boncuk’u devret ben de hayatını bağışlayayım! Zhao’dak bir numara olmana izin vereceğim. Nasıl geliyor ?’’

 

Wang Lin’in ifadesi sakindi. Bu kişinin belirmesi beklentileri arasındaydı. On bin kilometre uzaktayken bu kişinin varlığını hissetmişti. Bu kişi Gökyüzü Kulesi’nin elçisi, dördüncü derece bir yetişim ülkesindendi. Wang Lin yetişiminin Ruh Oluşturma’da olduğunu düşünüyordu.

 

Ruh Oluşturma’da olmasa o vakit nasıl Ji Alemi yıldırımını bu kadar kolayca yok edilebilirdi?

 

Bu kişinin Wang Lin’in Cennet’e Başkaldıran Boncuk’a sahip olmasını bilmesi de intikam planının parçasıydı. Dolayısıyla Zhao’dayken bütün ülkeyi ilahi hissiyle kaplayıp duruyordu. Böylece, Ruh Oluşturma’daki ilahi hissiyle, kimse onu bulamıyordu.

 

Ve kimse ona ilahi hissiyle kilitlenemezdi. Bu yüzden elçi katliam zamanında ortaya çıkmamıştı.

 

Aslında, orta yaşlı adam geçen birkaç günde baş ağrısı çekiyordu, zira Zhao’yu ne kadar ilahi hissiyle tararsa tarasın, bütün Teng Ailesi üyelerini öldüren adamı bulamıyordu.

 

Bu kişi Wang Lin’den daha güçlü olmadığı sürece, onu hissetmesi imkânsızdı. Son dört yüz yılda yetişim seviyesi artmasa da, sadece erken aşama Ruh Oluşturma’yla Zhao’daki kimse onu baskılayamazdı.

 

Wang Lin’in yetişim seviyesi sadece erken aşama Kadim Ruh’da olsa da, Wang Lin’in ilahi hissi geç aşama bir Ruh Oluşturma yetişimcisi kadar güçlüydü. Hatta Devasa İblis Klanı’nın devi şahsen gelse, Wang Lin’i  bulamazdı.

 

Bu tür bir şey yetişim dünyasında aşırı nadirdi. Sonuçta, Wang Lin insan olarak etrafta gezen tek ruh yutucuydu.

 

Ayrıca, o garip, kızıl yıldırım vardı. Orta yaşlı adam kolayca saldırıya daynamış gibi gözükse de, aslında, kızıl yıldırım bedenine girmiş ve ruhuna hasar vermişti. Zarar fazla olmasa da, yine de korkmasına neden oldu.

 

Elçinin belirdiğini gördükten sonra, Wang Lin’in gözleri ışıldadı ve tek kelime temden bir damla kan çıkardı.

 

Altın renginde bir damla kan.

 

Antik tanrı baskısı yapan altın renkli bir kan.

 

Wang Lin söylenirken gözleri öldürme arzusuyla ışıldadı, ‘’Uzun süredir seni bekliyorum!’’ Sağ eliyle hafifçe altın rengi damlayı işaret etti. Kan damlası aniden kaynamaya başladı. Altın bir sembole dönüştü ve gökyüzüne uçtu.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37504 Bölüm Sayısı


creator
manga tr