Bölüm 245: Teng’in Kökünü Kazımak (2)

avatar
1069 0

Xian Ni - Bölüm 245: Teng’in Kökünü Kazımak (2)


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin çok hızlı değildi. Teng aile Şehri’ne öldürme arzusuyla dolu gözleriyle baktı ve pişman hissetti. Dört yüz yıl önce, Teng Huayuan tarafından kendini yok etmeye zorlanmış ve neredeyse ölmüştü.

 

Bu gün, 400 yıl sonra, canavarımsı bir öldürme arzusuyla dönmüştü.

 

Bu gün için dört yüz yıl beklemişti.

 

Wang Lin Teng Aile Şehri’nden 10.000 kilometre uzakta sinek yaratığın üzerinden atladı. Soğukça Teng Aile Şehri’ne baktı. Ardından, yavaşça ejderha tendonunu çıkardı ve her bedeni yere serdi.

 

Cesetlerin bedeni tamsa, kafasını kesiyordu. Bunu hızlıca yaptı. Hareketleri temiz ve acımasızdı.

 

Yavaş yavaş, önünde sayısız kafa yığıldı. Hepsi çeşitli ifadeler takınmıştı, lakin her yüzde bir şey yaygındı; korku ve isteksizlik.

 

Kafalar yığılırken, havadaki nefret arttı. Soğuk rüzgar esmeye başladı ve hatta gökyüzü biraz kararmış gibi gözüktü.

 

Yavaşça insan kafalarından yapılma büyük bir kule belirdi. Bu kule sadece Teng Ailesi üyelerinin kafalarından yapılmaydı.  Kim görse titrerdi.

 

Wang Lin son kafayı kulenin üzerine yerleştirdi. Elini salladı ve yavaşça Teng Aile Şehri’nin on bin kilometrelik çevresini kaplayan kısıtlamaya adım atarken kule peşinden takip etti.

 

‘’Teng Huayuan, ben, Wang Lin, buradayım. Bugün, kimse sağ bırakılmayacak! Ölene kadar durmayacağım!’’ Nefretle kaplı bir ses Teng Aile Şehri’ne aktarıldı.

 

Bu andan önce, Teng Ailesi daha önce hiç bu kadar sessiz olmamıştı, lakin sessizlik çok geçmeden korku çığlıklarıyla yer değiştirdi.

 

Neredeyse aynı anda, Teng Ailesi’nin bazı uzmanları kafalardan yapılma devasa kuleyi fark etti.

 

Yavaş yavaş, daha da çok kişi kuleyi gördü ve korku anında yayıldı.

 

Teng Huayuan iç duvarın üzerinde kasvetli bir ifadeyle birlikte duruyordu. Yanında dört kişi vardı. Bu dörtlü Teng ailesi’nin kalan son dört Kadim Ruh gelişimcisiydi.

 

Dörtlü Teng Huayuan’ın emri altında kayboldu. Tekrardan belirdiklerinde, çoktan Wang Lin’in üç yüz metre uzağındaydılar. Çabucak büyülü hazinelerini çıkardılar ve Wang Lin’e karşı kullandılar.

 

Nasıl olabilirdi de Wang Lin’in intikamı sadece bu dörtlü tarafından durdurulabilirdi? Wang Lin sakin görünse de, içinde bir parça delilik vardı. Bugün, geçmiş dört yüz yılın öfkesini çıkaracaktı. Bugün, bir deli olacaktı, kana susamış bir deli!

 

Neredeyse hiç tereddüt etmeden, dört Kadim Ruh gelişimcisi belirdiği anda, Wang Lin’in Ji Alemi harekete geçti. Bir dizi kızıl yıldırım sayesinde, dört Kadim Ruh gelişimcisi büyülü hazinelerini bile kullanamadan önce acınası çığlıklar attı. Ji Alemi bir kafes oluşturdu ve dört Kadim Ruh gelişimcisini kıstırdı.

 

Aynı zamanda, Wang Lin kafese atıldı. Eli bir bıçak misali hareket etti ve o kişinin kafasını kesti. Ardından kafayı kuleye doğru tekmeledi.

 

Kafa kulesi bir kafa daha kazandı.

 

Kan çeşmeden akarcasına fışkırdı ve zeminin her yerine yayıldı.

 

Wang Lin aniden döndü. Elinde bir uçan kılıç belirmişti. Uçan kılıcın saldırısı bir kafanın daha yere düşmesine neden oldu.

 

Kafa kulesi bir kafa daha kazandı.

 

Bütün bunlar çok çabuk yaşandı. Neredeyse bir anda, dörtlüden ikisi ölmüştü. Diğer ikili kafesin içinde sıkışmış, direnmeyecek durumdaydı. Yoğun nefretle kaplı sesiyle, Wang Lin bağırdı, ‘’Geber!’’ Ji Alemi kafesi yakınlaştı ve kalan iki Kadim Ruh gelişimcisini kesip geçti.

 

Et parçalarının yanı sıra kan yağdı.

 

Ne var ki, Wang Lin’in kontrolü altında, kafaları ellenmemiş durumda kaldı.

 

Kafa kulesi iki kafa daha kazandı.

 

Dörtlüyü öldürdükten sonra, Wang Lin acımasız bir gülümsemeyle Teng Huayuan’a bakarken dikleşti.

 

Bu gülümsemeyi gördüğünde, Teng Huayuan’ın kalbi soğuklaştı. Dört Kadim Ruh gelişimcisi bu kadar kolayca ölmüştü. Bu Wang Lin nasıl bir gelişim seviyesine ulaşmıştı?

 

Teng Huayuan’ın kafa derisi uyuştu. Önceki varsayımı yanlıştı. Şehrin etrafındaki kısıtlama başka birisi tarafından yerleştirilmemişti, aksine bu canavarın elinden çıkmaydı.

 

‘’Teng Huayuan, buradayım!’’ Wang Lin’in gözleri nefretle kaplıydı, lakin hareketleri oldukça sakindi. Hatta gülümsedi.

 

Konuştuğu esnada, sağ elini uzattı ve eli devasa bir hal aldı. Şehir boyunca elini savurdu ve korku içinde çığlık atarlarken bir düzineyi aşkın figür kavradı. Bu insanlar arasında kadınlar, erkekler, ölümlüler ve gelişimciler vardı.

 

Wang Lin sözleri ağzından çıktığı anda, sağ elini sıktı ve bütün bedenler patlayarak, sadece kafalarını el değmemiş bıraktı. Teng Aile Şehri’nin her yerinde kan damlıyordu. Hatta bir kan damlası Teng Huayuan’ın yüzüne sıçarayarak, titremesine neden oldu.

 

Kafa kulesi on dokuz kafa daha kazandı.

 

‘’Wang Lin!’’ Teng Huayuan’dan devasa bir öldürme arzusu yayıldı. Elini salladı. Birdenbire, avucunda altın bir bayrak belirdi. Bir savuruşuyla, bayrak bir gaz saldı. Gaz devasa bir kurukafaya dönüştü. Kurukafa bir kükreme savurdu ve Wang Lin’e doğru atıldı.

 

Wang Lin’in ifadesi boyutsal çantasına vurduğu esnada sakinliğini korudu ve bir ruh bayrağı çıkardı. Bayrağı salladı ve binlerce çığlık atan ruh süzüldü.

 

‘’Teng Huayuan, o zamanlar, beni ailemin ruhlarıyla tehdit etmiştin. Bugün, aynı şekilde yaptığını geri ödeyeceğim. İstediğin kadarını özümseyebilirsin. Büyük bir kayıp olacak, ama bundan dolayı kalbim kırılmayacaktır.’’ Wang Lin’in sesi donuktu, lakin konuşurken, sağ elini salladı ve yüzü aşkın Teng Ailesi üyesi havaya süzüldü.

 

Ne kadar mücadele ederlerse etsinler, nafileydi. Bu sefer, Teng Huayuan elini salladığı esnada bir kükreme savurdu ve garip bir ani rüzgar eserek, Wang Lin’in tekniğini kesmeye çalıştı.

 

Wang Lin alayla sırıttı. Ji Alemi atıldı. Hedefe vurduğu gibi, garip rüzgar kayboldu.

 

Wang Lin sağ elini sıktı ve yüzü aşkın insan patladı. Gökyüzünden su yerine, kan yağdı.

 

Bu sefer, Teng Ailesi üyelerinden hiçbiri bu gerilime dayanamadı. Kimse ilk yapanı bilmiyordu, lakin herkes uçan kılıçları üzerinde her yöne dağıldı.

 

Wang Lin acımasızca sırıttı. Parmağıyla havayı işaret etti ve binlerce Teng Ailesi ruhu kaçan Teng Ailesi üyelerine doğru onları yutmak amacıyla atıldı.

 

Teng Huayuan harekete geçti. Dişlerini sıktı ve bayrağını salladı. Altın kurukafa bini aşkın kurukafaya dönüştü ve bu ruhlara doğru atıldı.

 

Teng Huayuan’ın kalbi kanıyordu. Bu, kendi aile üyelerini öldürmekten farksızdı.

 

Wang Lin’in bedeni kayboldu ve kaçan bir Teng Ailesi üyesinin yanında belirdi. Bu bir gençti. Sadece Qi Yoğunlaştırması’nın 3.katmanındaydı. Yalnızca üç gün önce, Teng ismine sahip olmaktan gururluydu, lakin şimdi, sadece Teng Ailesi’yle alakasının olmamasını diliyordu.

 

Ancak, hiçbir zaman bir şansı olmayacaktı. Gördüğü son şey kalbine korku aşılayan beyaz saçlı gençti. Soğuk bir el boğazına uzandı ve ezdi.

 

Birisini öldürdükten sonra, Wang Lin kayboldu ve başka bir Teng Ailesi üyesinin yanında yeniden belirdi. Bu kişi son derece çekici bir kız olsa da, Wang Lin için, sadece ölü birisiydi. Wang Lin yalnızca bir kız olduğundan merhamet göstermezdi, çünkü Teng Ailesi’yle Wang Ailesi olarak aynı dünyada yaşayamazdı.

 

Boynunu kırdıktan sonra, Wang Lin tekrardan kayboldu.

 

Teng Huayuan kükredi ve ileri atıldı. Ancak, Wang Lin’den birazcık yavaştı, dolayısıyla ne zaman Wang Lin’e erişmeye çalışsa, tek gördüğü şey Teng Ailesi’nin bir üye daha kaybettiğiydi.

 

Bir şey yapamazken aile üyelerinin önünde birer birer öldürüldüğünü izlemek neredeyse Teng Huayuan’ı öldürüyordu. O anda, aniden Wang Lin’in genç birisinin yanında belirdiğini gördü. Bu şahsen büyüyüşünü gördüğü yedinci nesilden torunuydu.

 

‘’HAYIR!!!’’ Teng Huayuan’ın gözleri kırmızıydı ve ileri atıldı.

 

Wang Lin soğukça atılan Teng Huayuan’a bakarken, elini gencin alnına bastırdı. Wang Lin eline ruhsal enerji göndererek, gencin patlayıp kanla kaplı bir pisliğe dönüşmesine neden olduğu sırada genç nefretle Wang Lin’e baktı.

 

‘’Bir dahaki hayatında, ismin Teng olmasın!’’ Wang Lin öldürmeyi bitirdikten sonra, tekrardan kayboldu.

 

Teng Huayuan torunu olan kanlı pisliğe aptal aptal baktı. Ardından, acı kaplı bir kükreme savurdu. ‘’Wang Lin!’’

 

Wang Lin’in bedeniyle üç yüz metre uzakta yeniden belirdi. Söylendi, ‘’Acıyor mu? O zamanlar, ailemi öldürdüğünde, benim kalbim de acımıştı.’’ Bununla birlikte, sağ eliyle rastgele vurdu ve panik içinde kaçan bir Teng Ailesi üyesi ezmeye döndü.

 

Teng Huayuan vahşice bağırdı, ‘’Torunumu, Teng Li’yi öldürdüğünden dolayı bütün aileni öldürdüm!’’

 

‘’Saçmalık. Sadece senin Teng Aile’n mi insaları öldürme iznine sahip? Diğerleri direnemez mi?’’ Wang Lin soğukça bir kahkaha attı. Boyutsal çantasına vurdu ve onu aşkın uçan kılıç çıktı. Bir kere daha, düzinelerce kişi Teng Huayuan’ın önünde öldü.

 

Teng Huayuan yumruğunu sıktı. Bayrağı salladı ve bütün altın kurukafalar Wang Lin’e doğru uçtu.

 

Wang Lin boyutsal çantasına vurdu ve kısıtlama bayrağı elinde belirdi. Bir sallamasıyla, siyah duman belirdi ve tamamen altın kurukafaları kıstırdı. Sorarken Wang Lin’in gözleri ışıldadı, ‘’Teng Huayuan, evimi nasıl buldun?’’

 

Teng Huayuan derin bir nefretle Wang Lin’e baktığı esnada ifadesi değişti ve homurdandı, ‘’Asla öğrenmeyeceksin!’’

 

Wang Lin’in yüzü düştü. Elini salladı ve ondan fazla kısıtlama uçtu. Yüzü aşkın Teng Ailesi üyesi ölürken çığlık attı.

 

‘’Konuşacak mısın?’’

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr