Bölüm 243: Teng Bir

avatar
1061 0

Xian Ni - Bölüm 243: Teng Bir


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Teng Bir kaçınmadı veya engelemedi. Öylece saldırıların kendisine çarpmasına izin verdi. Ne var ki, Wang Lin bile bütün bu güçlü saldırıları kullanırken uzun süre devam edemezdi, özellikle de her kullanışında Kadim Ruh’una hasar veren Ji Alemi’ni.

 

Wang Lin’in bedeni kayboldu ve yüz metre uzakta yeniden belirdi. Bir yeşim şişe çıkardı ve ruhsal enerjisini yenilemek için içindeki her şeyi ağzına attı.

 

Lakin aynı zamanda, sıska adam kafasını kaldırdı ve bir kere daha harekete geçti.             

 

Wang Lin hızlıca kenara kaçındığı esnada zihninde tehlike hissiyatı alarm verdi. Bir kere daha, sıska adam belirip saldırırken zar zor kaçındı.

 

Az önce bedenindeki ruhsal enerjiyi yenilemek için tükettiği hapları hızlıca sindirdiği sırada alnı terle kaplıydı. Boyutsal çantasına vurdu ve antik kılıç kınını çıkardı. Ardından bir uçan kılıç çıkardı ve kılıç kınına yerleştirdi.

 

Birdenbire, kılıç kınından kılıç enerjisi atılarak, Teng Bir’in üzerine inen devasa bir kılıç oluşturdu.

 

Sıska adam kılıç enerjisinin bedenine çarpmasına izin verirken bir kere daha şaşkınlaştı. Bedeni sonunda aldığı bütün hasara dayanamadı ve çökmeye başladı.

 

Lakin tam tüm bedeni çökmek üzereydi ki, aniden bir şeyi fark etmiş gibi gözüktü. Neredeyse çökmüş sol eliyle bir mühür oluşturmak için mücadele etti ve kemikleri birbirine çarptırdığınızda çıkan sese benzer bir sesle konuştu. ‘’Yoğunlaş!’’

 

Aniden, çökmek üzere olan bedeni altın renginde parladı ve mükemmel duruma geri döndü.

 

Wang Lin adama baktığı esnada derin bir nefes aldı, tek kelime edemiyordu.

 

Sıska adamın gözleri ışıldadı ve Wang Lin’e güçlü bir savaşma dürtüsüyle baktı. Elini yumruk yaptı ve Wang Lin’e doğru yumruk atarken bulanıklaştı.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı ve hemen geriledi. Ancak çabucak çevredeki bütün ruhsal enerjinin gizemli bir güç tarafından çekilmiş gibi göründüğünü fark etti. Bu hatta çevrede bir hapsetme gücü oluşturuyormuş gibi gözüküyordu. Çok geçmeden Wang Lin hızının bu güç altında hızla azaldığını hissetti.

 

O anda, Wang Lin’in kalbi hızlıca sakinleşti. Aceleyle bronz aynayı çıkardı ve Teng Bir’e tuttu, lakin bronz aynanın yaydığı yeşil ışığın üzerinde bir etkisi yoktu. Teng Bir’in yumruğu bronz aynaya vurdu. Ayna çatladı ve ışık parıltıları sızdı.

 

Bu ışık sayesinde, çevresindeki hapsedici güç zayıfladı ve genç adam hızlıca oradan kaçındı. Aynı zamanda, bağırırken içi acıdı, ‘’Patla!’’

 

Antik Bronz Ayna’nın yüzeyinde birden çok sayıda çatlak belirdi ve ardından patladı.

 

Bu patlama çevreyi süpürüp geçen devasa bir kasırga oluşturdu. Kasırga geçtikten sonra, Teng Bir, bir ağız dolusu altın rengi kan kustu. Kan ağzından çıktığı anda, bedeni epey daha zayıf gözüktü. Kanın peşine takılıp tekrardan yutmaya çalıştığı esnada paniklemiş bir ifadesi vardı.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Gerilemek yerine ileri atıldığı sırada hafifçe dahi tereddüt etmedi. Bu kan hakkında garip bir şey vardı.

 

Teng Bir Wang Lin’in atıldığını gördüğünde, daha da hızlı uçtu ve elleriyle uzandı. Wang Lin’in gözleri parladı ve o da uzandı. İki tarafın gücü altında, altın kan iki yarıma bölündü, birine doğru bir yarım uçtu.

 

Teng Bir altın kanı yakaladıktan sonra, çabucak yuttu. Ardından, Wang Lin’e baktı ve hızlıca ona doğru atıldı.

 

Wang Lin altın kanı kavradı ve tek kelime etmeden kaçtı.

 

İkili son derece hızlı bir şekilde, art arda uçtu. Wang Lin düz bir çizgide ilerlemiyordu, bunun yerine çamur çukurunun etrafındaki bölgede daire çiziyordu. Sürekli Teng Bir’in epey garip olduğunu hissediyordu. Altın kanı gördüğünde, sonunda bir şeyi fark etmişti.

 

Bu altın kanın ne olduğunu bilmiyor olsa da, Antik Tanrı’nın anılarında benzer bir şey vardı.

 

Aslında, bu altın kan özel bir şey değildi. Sadece bir Antik Kanı’na benzerdi ya da daha doğrusu, bir Antik Tanrı’nın kanının birazını barındırıyordu.

 

Bedenini yeniden oluşturduğu zaman hariç, Teng Bir’in saldırılarından hiçbiri bir ruhsal enerji dalgalanması salmamıştı. Saldırıları tamamen fizikseldi.

 

Bu yöntem daha fazla bir gelişimciye ait değildi. Bu kişi sadece kaba kuvvet kullanmasını bilen bir kukla gibiydi.

 

Teng Bir de Wang Lin’in tekniklerine bakınca kafa karışıklığıyla kaplanıyordu, lakin kafa karışıklığının altında, bir parça anlayış da varmış gibi gözüküyordu. Bu kişi oldukça garip bir teknik çalışıyor olmalıydı ve bu tekniğin etkisi altında bu hale gelmişti.

 

Wang Lin’in hepsini bilmesi için bu dünyada basitçe aşırı fazla gelişim yöntemi vardı, lakin varsayımı epey doğruydu. Teng Bir’in çalıştığı yöntem Antik Tanrılar’ın bedenlerini eğittikleri yola oldukça benzerdi.

 

Bu yöntem Zhao’ya ait değildi, bunun yerine Gökyüzü Kulesi’ndeki elçiye aitti.

 

Bu yöntemi çalıştıktan sonra, kişinin ilahi hissi ve ruhu bedeniyle birleşirdi, bu da Wang Lin’in Ji Alemi’nin tek atma kabiliyetini kaybetmesinin nedeniydi.

 

Wang Lin gözleri ışıldarken elindeki altın rengi kana baktı. Bu kişinin gelişim yöntemi kuklaların yöntemlerinden değildi, aksine Antik Tanrılar’ın bir taklidiydi.

 

Boyutsal çantasına vurup kara bir sis çağırdığı esnada Wang Lin’in gözlerinden soğuk bir ışık geçti. Kara sis iki kuklaya döndü. Bunlar yaşlı adam Ji Mo’dan aldığı Kadim Ruh kuklalardı.

 

Wang Lin sağ elini vurdu ve iki damla kan kuklaların üzerine uçtu. Aniden, Teng Bir’e atıldıkları sırada kuklaların gözleri kıpkırmızı parladı.

 

Kuklalar elleri ve ayaklarıyla saldırarak, Teng Bir’i durdurmaya çalışıyordular.

 

Teng Bir’in gözleri hayalet vari bir ışık yaydı. Elini yumruk yaptı ve kuklalardan birisini yumrukladı. Kukla titredi ve parçalandı.

 

Yoldaşı öldürülse de, kalan kukla saldırmaya devam ederken korkusuzdu.

 

Wang Lin bu şansı kullandı ve aniden duraksadı. Altın kanı havaya fırlattı. Karışık bir dilde ilahi okurken eli karışık bir mühür oluşturdu.

 

O anda, en eğitimli insan bile Wang Lin’in ne söylediğini anlamakta zorluk çekerdi, zira Wang Lin bir teknik kullanmak için Antik Tanrı dilinde konuşuyordu.

 

Aslında, Wang Lin anılarında Antik Tanrılar’a ait bir sürü tekniğe sahipti, lakin güç mirası olmadan, herhangi birisini kullanması imkânsızdı.

 

Şimdi kullandığı teknik miras gücünü gerektirmeyen birkaç tanesinden biriydi.  Yalnızca biraz Antik Tanrı kanı gerektiriyordu. Wang Lin kanı gördükten sonra, bu tekniği kullanma kararı almıştı.

 

Wang Lin’in ilahisi devam ettiği esnada, altın kan ısınmaya ve beyaz gaz yaymaya başladı. Daha da çok beyaz ışık sızarken, altın kan garip bir sembol oluşturdu.

 

Sembol belirdiği anda, gökyüzü karardı ve bir altın ışık huzmesi gökyüzünden aşağıya inerken bütün bulutlar kayboldu. Altın ışık aşağıya indiği esnada, tamamen ruhsal enerjiden oluşma devasa bir figür belirdi.

 

Bu figür basitçe devasaydı, kafası göğe ulaşıyordu. Bedeni katılaştığı sırada, Zhao’daki ruh damarlarından muazzam miktarda ruhsal enerji kullandı. O günden itibaren, ruh damarlarının 3/5’i işe yaramaz hale gelmişti.

 

Büyük miktarlarda ruhsal enerji toplandı.

 

Ruh damarlarının kalan 2/5’isi de yavaşça ruhsal enerjilerini kaybettiler, lakin kullanılan kan miktarı basitçe aşırı azdı, dolayısıyla dev fiziksel form alamadı ve sadece illüzyon vari bir durumda kaldı.

 

Wang Lin’in alnı terle kaplıydı. Bu tekniği kullanmak bedenine devasa bir yük bindirmişti ve alnındaki mor yıldız hızlı hızlı yanıp sönüyordu. Aynı zamanda, Wang Lin sağ eliyle bir şeyin yanlış olduğunu görüp kaçan Teng Bir’i işaret etmek için uğraştı.

 

Aniden, figür onayladı ve kaçan Teng Bir’e doğru elini salladı. Devin eli Teng Bir’e çarptı. Tepki vermeye zamanı olmadan, Teng Bir gizemli bir şekilde kayboldu.

 

Wang Lin’in ilahi hissinde, Teng Bir’i temsil eden ışık söndü.

 

Kısa süre sonra, Teng Bir’in kaybolduğu yerde bir damla altın kan belirdi. Wang Lin uzandı ve kan damlası ona doğru uçtu.

 

Aynı zamanda, dev figür Wang Lin’e doğru başıyla selam verdi, günbatımına doğru yürüdü ve kayboldu. Altın kanın oluşturduğu garip sembol de kayboldu.

 

O anda, Zhao’daki bütün Kadim Ruh gelişimcileri bu kargaşayı fark etti.

 

Şu anda uçan, Punnan Zi birden duraksadı ve ifadesi büyük ölçüde değişti. Çabucak kontrol etmek için ilahi hissini yaydı.

 

Aynı zamanda, Zhao’nun merkezindeki Gökyüzü Kulesi’nde, şişman bir adam gelişiminin ortasında Wang Lin’in yönüne inanamayan bir bakış atarken gözlerini açtı.

 

‘’Bu... Bu Devasa İblis Klanı’nın Gökyüzü Açış Tekniği!’’

 

Wang Lin’e gelirsek, dikkatle altın kan damlasını boyutsal çantasına kaldırdı ve hemen bağdaş kurarak oturdu. Yeşim şişeler çıkardı ve çabucak onları sindirmek için Antik Tanrı Taktiği’ni aktifleştirirken içlerindekileri ağzına boşalttı. Kalan kukla orada kafası karışık bir şekilde, Wang Lin’in yanında durdu, lakin eğer bir şey yaklaşırsa, saldırırdı.

 

Bir gün sonra, Wang Lin gözlerini açtı ve derin bir nefes aldı. Bütün bu haplar olmasaydı, o zaman Antik Tanrı Tekniği’ni kullandıktan sonra kendini toparlaması en azından yarım ayını alırdı.

 

Ayaklandı, kuklaya baktı ve biraz zarar aldığını gördü. Yeşime göre, kukla kendisini yenileyebilirdi, bu yüzden Wang Lin bir mühür oluşturdu ve alnına basıtrdı ve kukla Wang Lin’in boyutsal çantaısna geri dönen sise dönüştü. Wang Lin Teng Bir’in öldüğü yere karışık bir bakışla baktı. Teng Ailesi düşündüğünden çok, çok daha güçlüydü. Asıl planına göre başarıyla Antik Tanrı tekniğini kullanamasaydı, o zaman son seçeneğini kullanmak zorunda kalırdı.

 

İlahi ceza yıldırımı gerçekten kullanmak istemediği bir şeydi, zira şimdi kullanırsa, o vakit büyük ihtimalle intikamı kısa kesilirdi.

 

Bu ilahi ceza yıldırımı ipliği Wang Lin’in Gökyüzü Kulesi’ndeki elçiyle ilgilenmek için hazırladığı bir şeydi.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37503 Bölüm Sayısı


creator
manga tr