Bölüm 239: Düşmek İsteyen Büyük Ağaç

avatar
1119 0

Xian Ni - Bölüm 239: Düşmek İsteyen Büyük Ağaç


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Güçlü bir ölüm saçan aura yayan gence bakarken Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Bu genç bir şeytana dönüşürse, en güçlü şeytanı olurdu.

 

Genç dikkatsizce hareket etmedi, bunun yerine Wang Lin’in arkasındaki sayısız bedene baktı. Ardından, tek kelime etmeden, arkasını dönüp kaçtı. Son derece hızlıydı ve arkasında bir iz bırakmadan kayboldu.

 

Wang Lin hafifçe gülümsedi ve çabucak peşine takıldı.

 

Teng Dokuz bir kerede 1000 kilometre aştı, lakin o tehlike hissiyatı hala yerindeydi. Bu tehlike hissiyatı teninin karıncalanmasına neden oluyordu.

 

Bu hissiyat Teng Dokuz’un sonunda gözleri ışıldayıp boyutsal çantasına vurduğu ana kadar gittikçe güçlendi. Gri bir boncuk çıkardı ve arkasına fırlattı.

 

Wang Lin Teng Dokuz’un boyutsal çantasına vurduğunu gördüğü anda, kısıtlama bayrağını çıkardı. On kısıtlama anında belirdi ve bir duvar oluşturarak, Wang Lin’i korudu.

 

Ardından, boncuk kısıtlama duvarına ulaştı ve patladı.

 

Teng Dokuz sonuçtan memnun bir gülümseme takınmadı ve aksine tehlike hissiyatı daha da güçlendi.

 

Tam uzaklaşırken, birden bedenindeki her tüy diken diken oldu. Tereddüt etmeden yana kaçındı ve neredeyse bedenine dokunan kızıl bir yıldırımın yanından geçtiğini gördü.

 

Teng Dokuz’un gözleri kızıl yıldırımdan hissettiği o ölümün yakın olduğunu kulağına fısıldayan ses yüzünden korkuyla kaplandı. O anda kızıl yıldırımdan ucu ucuna kaçmamış olsaydı, öleceğini düşünüyordu.

 

Lakin kurtulduğuna sevinemeden önce, yüzlerce kızıl yıldırım huzmesi aniden her yönden etrafında belirerek, kaçış yollarını tamamen kapadı.

 

Teng Dokuz’un bedeni kaskatı kesildi ve uçmaya devam etmeye cüret edemedi. Yavaşça Wang Lin’e döndü ve konuşmaya başladı, ‘’Kıdemli, küçüğünüz size hizmet etmeye razı, size asla ihanet etmem. Sadıklığımı göstermek için ruh kanı özümü vermeye razıyım.’’

 

Wang Lin Teng Dokuz’a baktı ve yavaşça kafasını iki yana salladı. Bir şey söylemedi, bunun yerine ilahi hissini Teng Dokuz’un etrafındaki kızıl yıldırım kafesinin yavaşça küçülmesi için kullandı.

 

Teng Dokuz sayısız büyülü hazine çıkartıp onları fırlatırken alnı ter damlacıklarıyla kaplandı, lakin ne kadar hazine fırlatırsa fırlatsın, hiçbirisi kızıl yıldırımı aşamadı. Her büyülü hazinesinin üzerindeki ilahi hissi kızıl yıldırıma dokunduğu anda kırılıyordu.

 

Ne zaman bir büyülü hazinesindeki ilahi hissi parçalansa, kafasında acı hissediyordu. Yavaş yavaş, yüzündeki korku daha da güçlendi.

 

‘’İsmin Teng olduğundan ölmek zorundasın!’’ Hafif bir öldürme arzusu genç adamdan yayılırken Wang Lin’in sesi yavaşça yayıldı.

 

Teng Dokuz’un bedeni titredi. Gözleri kızardı ve kırmızı yıldırıma doğru atılırken bir kükreme savurdu. Bedeni kızıl yıldırıma dokunduğu anda, hemen ölmedi, lakin figürü son derece zayıf gözüküyordu.

 

Wang Lin nasıl şeytana dönmek için böyle iyi bir adayın ölmesine razı olabilirdi ki? Teng Ailesi üyelerini şeytanlara dönüştürdüğünde ne kadar iyi olacağını düşündüğü esnada gülümsedi.

 

Kızıl yıldırım hızla yaklaştığı sırada, Teng Dokuz umutsuzluğu hissederken zihni çöktü.

 

Bu hissiyat gittikçe güçlendi ve zirveye ulaşırken, tam Teng Dokuz kendi ruhunu yok etmek üzereydi ki, Wang Lin harekete geçti. Sinek yaratığın üzerinden atladı ve kızıl yıldırımı aştı. Eli Teng Dokuz’un boğazına uzandı ve sertçe sıktı.

 

Bir çatlama sesiyle, Teng Dokuz’un gözleri umutsuzlukla kaplandığı esnada neredeyse kafatasından çıktı ve öldü. Tam ölürken, Wang Lin sol eliyle garip bir mühür oluşturdu ve Teng Dokuz’un alnına yerleştirdi.

 

‘’Ruh yutucu adımla bu ruha el koyuyorum!’’

 

Teng Dokuz’un alnından kırmızı bir ışık huzmesi çıktı. Kaçmayı denedi, lakin hızlıca Wang Lin tarafından yakalandı ve ruh bayrağına fırlatıldı.

 

Wang Lin rastgele Teng Dokuz’un bedenini arkaya fırlattı ve tatminiyetle ruh bayrağına baktı. Wang Lin’in dış savaş alanında yaptığı gibi bir iblis ordusuna sahip olma hayaline sahip olduğu söylenmeliydi. Bu orduyla, kendi tarikatını kuracak güce sahip olurdu ve kendisinden daha yüksek yetişim seviyesindekilerden bile korkmazdı.

 

Ancak şeytana dönüşebilen ruhlar basitçe aşırı nadirdi. Bu dört yüz yılda, Teng Dokuz dışında, sadece üç tane bulmuştu.

 

Xu Liguo insandan yapılmıştı, yani bir sürü kusuru vardı. Xu Liguo’nun onu diğer şeytanlardan farklı kılan özelliği, zeka kazandığı gerçeği olmasa, Wang Lin diğer şeytanları beslemek için çoktan onu öldürmüş olurdu.

 

Wang Lin başlangıçta ikinci şeytandan vahşi ve güçlü olduğundan epey memnundu Lakin genç adamın yetişimi güçlenirken, ikinci şeytan yetişememişti ve artık yeterince güçlü değildi.

 

Üçüncü şeytan ruh maymunundan yapılmaydı. Güçlü olsa da, yeterince vahşi değildi.

 

Üçünden hiçbiri dış savaş alanındaki avare ruhların vahşiliği ve gücüne denk değildi, bu yüzden Wang Lin’in bakış açısında üçü de tatmin edici değildi.

 

Ancak, şimdi farklıydı. Ruh bayrağının içindeki ruh bir şeytan halini alırsa, o zaman gücü ve vahşiliği bir sorun oluşturmazdı. Dış savaş alanındaki vahşi avare ruhlar kadar iyi olmasa da, fark aşırı büyük olmazdı.

 

‘’Diğer Teng Ailesi üyelerinin doğası da böyleyse, o zaman Teng Huayuan’a benim için böyle mükemmel şeytan adayları eğittiği için teşekkür etmem gerekecek.’’ Wang Lin gözleri ışıldadığı sırada kendi kendine mırıldandı ve sıradaki hedefine doğru uçtu.

 

İlahi hissiyle, Zhao’nun sınırında olan birisi dışında, hepsinin harekete geçmiş olduğunu hissedebiliyordu. Açıkça Teng Aile Şehri’ne dönmek istiyorlardı.

 

Teng Dokuz’u görmeden önce olsaydı, Wang Lin hepsinin Teng Aile Şehri’ne dönmesine izin verir ve tümünü orada öldürürdü. Lakin Teng Dokuz’u gördükten sonra, nasıl olurdu da Teng Dokuz gibi diğer mükemmel adayların kaçmasına izin verirdi? Sinek yaratığı hızlı olsa da, Wang Lin için yeterince hızlı değildi. Genç adam bir hap çıkardı ve sinek yaratığın sırtından atlayıp sıradaki hedefine doğru fırlarken ağzına attı.

 

Teng Sekiz havada rahatça uçuyordu. Gözleri sakindi ve hiç de gergin değildi. Aslında, Teng Aile Şehri’ne dönmek istemiyordu, lakin geçmiş birkaç gündeki katliamlar bütün Teng Ailesi’nin paniklemesine neden olmuştu.

 

Daha da önemlisi, ailenin atası bu konuya tepkisizdi ve Teng Aile Şehri’nden ayrılmamıştı. Bu yüzden, bütün bu olay daha da garipleşiyordu.

 

Bu yüzden Teng Sekiz durumu kontrol etmek için Teng Aile Şehri’ne geri dönüyordu.

 

Uçtuğu esnada, ilahi hissini yaymıştı, yani bir yaprak dahi oynasa tepki verebilirdi. Lakin Teng Sekiz Teng Ailesi üyelerini öldüren kişinin onunla uğraşmaya cüret edeceğine inanmıyordu. Ne de olsa, öldürülen en güçlü Teng Ailesi üyeleri sadece Merkez Oluşturma aşamasındaydı.

 

Teng Sekiz hepsini kendisinin de öldürebileceğini düşünüyordu. Sonuçta, orta aşama Kadim Ruh’daydı. Yetişim seviyesiyle, Zhao’da her yere kaygısızca gidebilirdi.

 

Geç aşama Kadim Ruh canavarlarına denk olmasa da, onlardan korkmuyordu. Zhoa ülkesinde, sadece iki kişiden korkuyordu.

 

İkiliden, ilki Teng Huayuan değildi, aksine Teng Bir’di. Teng Huayuan ancak ikinciydi. Aslında, Teng Bir’i ne zaman düşünse, bedeninde bir soğukluk hissetmeden edemezdi.

 

Bu ikili dışında, başka kimseden korkmuyordu. Aslında, bu gizemli kişinin önünde belirmesini umuyordu.

 

Teng Sekiz ismini tutan 5.kişiydi. Bu uzun süredir, ona meydan okuyan herkesi öldürdüğü anlamına geliyordu.

 

Uçarken, kara kara bulutlar toplandığı sırada Teng Sekiz’in bakışları ciddileşti. Tam daha hızlı ilerleyecekti ki, beyaz giyinmiş bir genç adam önünde fark ettirmeden belirirken afalladı.

 

Teng Sekiz’in kalbi titredi. İlahi hissini bütün zaman boyunca yayılı tuttuğu halde bu genç adamı hiç fark etmediği söylenmeliydi. Bu tek bir anlama gelebilirdi: bu genç adamın ilahi hissi onunkinden çok yukarıdaydı.

 

Lakin güçlü bir ilahi his kişinin yetişiminin veya tekniklerinin güçlü olduğu anlamına gelmezdi. Yani, tereddüt etmeden, Teng Sekiz boyutsal çantasına vurdu ve uçan kılıçlar dışarı çıktı. Adeta boyutsal çantası sınırsız alana sahipmiş gibi daha da çok uçan kılıç ortaya çıkıyordu.

 

Uçan kılıçlar birer birer ortaya çıkarken, genç bir şey yapmadı. Gencin gözleri Teng Sekiz’in son derece iğrenmesine neden oldu.

 

Wang Lin Teng Sekiz’e baktı ve gözleri ışıldadı. Bu kişinin ölüm saçan aurası öncekinden daha güçlüydü; ne var ki, bu kişi gizlemeyi öğrenmişti, yani çok sergilemiyordu.

 

Wang Lin’in dudakları kıpırdadı ve yavaşça ilerlerken tatminkâr bir gülümseme sergiledi. Teng Sekiz elini oynattığı esnada somurttu. Sağ eliyle bir mühür oluşturduğu sırada gözlerinde soğuk bir ışık belirdi. Wang Lin’i işaret etti. Kılıçlar uğuldadı ve Wang Lin’e doğru uçtu.

 

Uçan kılıçlar üzerine uçtuğu esnada Wang Lin alaycı bir gülümseme takındı. Ruh yutucu ruhu bedeninden ayrılıp siyah bir sis oluştururken bedeni titredi. Ruhuna temas eden bütün uçan kılıçlar anında içlerindeki ilahi hissi kaybettiler ve yere düştüler.

 

Teng Sekiz dehşete düşmüş bir ifade takındı ve geri çekilmek üzereydi, lakin çok geç kalmıştı. Wang Lin çoktan ruh yutucu formunda ona atılmış ve siyah sis hızlıca Teng Sekiz’in bedenini istila etmişti.

 

Teng Sekiz dehşetengiz bir çığlık attı. Çığlık o kadar dehşete düşürücüydü ki, duyan birisinin yüzünü solgunlaştırırdı. Çığlık atarken, bedeni istemsizce kasılarak her yöne kendini fırlattı ve alnında siyah damarlar ortaya çıktı. Wang Lin’in ruh yutucu formu kanıyla birlikte vücudunda aktığı için damarları siyahtı.

 

Bu uzun sürmedi, lakin Teng Sekiz’in acı dolu çığlığı devam etti. Sesi çoktan boğuklaşmıştı ve soğuk terle kaplıydı. Bir süre sonra, bedeni şiddetle titredi ve yere düştü.

 

Bedeni düştüğü sırada, Wang Lin’in ruh yutucu formu Teng Sekiz’in Kadim Ruhu’nu aldı ve bedenine geri döndü. Teng Sekiz’in ruhu ruh bayrağına atıldı ve bedeni ejderha tendonuyla bağlandı.

 

Wang Lin’in belirdiği zamandan şimdiye kadar, uzun sürmemişti. Geçen zamanın çoğu Teng Sekiz’in çığlığıyla devam etmişti. Wang Lin’in ruhu bedenine geri döndükten sonra, genç adam tereddüt etmedi ve sıradaki hedefine doğru atıldı.

 

Teng Altı genç değildi. İki yüz yıl önce, çoktan bir merkez aile üyesiydi, lakin unvanını bir meydan okumada kaybetmişti. Neyse ki, ölmemişti ve yıllarca kapalı kapı eğitimine girmişti. Kapalı kapı eğitiminden çıktıktan sonra, o zamanki Teng Altı’nın yetişim yaptığı yere gitmiş ve onu daha önce yenen meydan okuyucuyu öldürmüştü. Bütün bunlar Teng Huayuan’ın izni olmadan yapılmıştı.

 

Ardından, Teng Huayuan’dan ceza alsa da, Teng Altı ismini tutmaya devam etmişti.

 

Yetişim seviyesi sadece Kadim Ruh’da olsa da, yetişim yöntemi ölüm saçan aurayı dönüştürmesini sağlıyordu. Bu kabiliyeti yüzünden Teng Huayuan Teng Altı pozisyonunu tutmasına izin vermişti.

 

Lakin bugün, Teng Altıların nesli bitecekti. Bugünden itibaren, başka bir Teng Altı asla olmayacaktı.

 

Teng Altı hızlıca uçarken dudaklarını yaladı. Ayrılmasının nedeni Teng Sekiz’in tamamen zıttıydı. Bir tehlike hissiyatı algıladığından dolayı gizli bölgesinden ayrılmıştı.

 

Bedenindeki bütün ölüm saçan aurayı dönüştürdüğünde, yeni bir kabiliyet kazandırmıştı. Bu kabiliyet birçok kez hayatını kurtarmıştı.

 

Hissettiği bu tehlike hissiyatına inanıyordu, bu yüzden hızlıca Teng Aile Şehri’ne doğru uçuyordu.

 

Teng Aile Şehri sadece beş günlük uzaklıkta olsa da, ilerleyişi sırasında tehlike hissiyatı daha da güçlendiğinden bu yolculuğunun huzurlu olanlardan biri olacağını düşünmüyordu.

 

Wang Lin’in ilahi hissi çoktan önündeki kişiye kilitlenmişti. Bu kişinin yetişimi orta aşama Kadim Ruh’taydı. Bu kişiye gittikçe yaklaşırken dudaklarını yaladı.

 

Teng Altı uçtuğu esnada, onu çevreleyen bir öldürme arzusu hissetti. İçinden yakındı. O tehlike hissiyatını hissetmemiş olsaydı, bu kişiyle savaşırdı. Lakin şimdi, dişlerini sıktı ve iki ayağı da aniden patladı. Patlama sayesinde, kan bir sis oluşturdu ve bedenini kapladı.

 

Yoğun acıya dayanarak, hızı aniden birkaç kat arttı. Bedeni kanlı bir meteor oluşturdu ve kayboldu.                                                                                                                                                              

 

Wang Lin kaşlarını çattı. Bu kişi son derece kararlıydı ve yasak bir teknik kullanmıştı.

 

Ruhunun bir kısmını yakma bedeliyle, hızını birkaç kat arttırabilmiş ve Wang Lin’in yetişmesini imkansız hale getirmişti.

 

Wang Lin durdu ve Teng Altı’nın kaçtığı yöne baktı. Bir süre düşündü, ardından bin kilometre çapındaki bölgeyi kaplamak için kısıtlama bayrağını çıkardı.

 

Kısa süre sonra, Wang Lin alnını işaret etti ve şeytan Xu Liguo ve üçüncü şeytan belirdi. Wang Lin bronz aynayı tutarken kendisini korumalarını emretti. Bronz ayna Wang Lin’in kafasının üzerinde süzüldü ve yavaşça yalpaladı.

 

Bütün bunları yaptıktan sonra, Wang Lin derin bir nefes aldı ve gözlerini kapadı. Çok geçmeden, siyah sis Wang Lin’in kafasından dışarı çıkmaya başladı. Siyah sis siyah bir bulut gibi bir havalanana kadar büyüdü.

 

Birdenbire, siyah bulut harekete geçti ve hızlıca yayılarak tüm Zhao ülkesini kapladı. Bu siyah bulut Wang Lin’in ruh yutucu ruhuydu. Bu sefer, ruh yutucu ruhu tamamen bedeninden ayrılmıştı.

 

Teng Beş epey yakışıklı bir orta yaşlı adamdı. O zamanlarki Teng Li’yi oldukça andırdığı söylenebilirdi. Yanında iki çok güzel kadın yetişimci vardı. Üçü de Teng Aile Şehri’ne doğru hızlıca uçuyordu.

 

Teng Aile Şehri’nin yaklaşık 10.000 kilometre sınırında olduğunu görünce, Teng Beş rahat bir nefes verdi. Lakin tam o anda, gökyüzü aniden karardı ve siyah bulutlar göğü kapladı.

 

Teng Beş aptal aptal bakarken, siyah bulut hızlıca aşağı indi ve onu çevreledi. Ardından, siyah bulut Teng Beş’in Kadim Ruhu ile birlikte ayrıldı.

 

Teng Huayuan bir yıldırım misali şehirden dışarı yardırırken öfkeli bir kükreme Teng Aile Şehri’nden duyuldu. Az önce, Teng Huayuan Teng Beş’in varlığını hissetmişti. Ardından, Teng Beş’in varlığı birden gitmişti. O anda, kalbinin hızlanmasına neden olacak kadar güçlü bir varlık da hissetmişti.

 

Tam Teng Huayuan oraya ulaşırken, gökyüzündeki siyah bulut harekete geçti ve bir yüz oluşturdu, Wang Lin’in yüzünü.

 

Genç adam soğukça Teng Huayuan’a baktı. Acımasızca gülümsedi ve kayboldu.

 

Teng Dördün yetişimi yüksek değildi. Sadece erken aşama Kadim Ruh’taydı. Sonuçta, merkez aile pozisyonunu sadece yirmi yıl önce elde etmişti.

 

Şu anda, hızlıca uçtuğu esnada bir uçan kılıcın üzerinde duruyordu. Ölmüş olan aile üyeleri yüzünden oldukça kederliydi. Ölenlerden birisi kendi küçük kardeşiydi.

 

Bu yüzden gizli yerinden ayrılmıştı. Teng Aile Şehri’ne dönmek için ayrılmamıştı, aksine küçük kardeşinin intikamı için ayrılmıştı.

 

Ne yazık ki, bu intikam isteği asla tamamlanamadı, çünkü üzerindeki bulutun yoğunlaştığını bile fark etmedi.

 

Bir günlük zamanda, yedi merkez aile üyesinden, beşi çoktan ölmüştü. Birisi hala gizli yerinden çıkmıyordu ve diğeri hızla ilerliyordu.

 

Lakin bu hızla ilerleyen kişi tek başına değildi. Yanında bir kadın ve bir erkek vardı.

 

Wang Lin bu ikiliyi görse, anında tanrıdı çünkü onlardan birisi Wang Zhuo idi!

 

Wang Zhuo artık yüzündeki normal karanlık ifadesine sahip değildi, aksine şu anda birisi Teng Ailesi’ni yok ettiğinden dolayı rahattı.

 

Bunu kimin yaptığını bilmiyor olsa da, bu ruh halini etkilemedi. Bu kişinin bütün Teng Ailesi üyeleri yok olana kadar devam etmesini umut ediyordu.

 

Karısına baktı ve son derece karmaşık duygular hissetti. Başlangıçta bu kadına karşı bir şeyler hissetmiyordu, lakin Teng Huayuan’ın baskısından dolayı ve kendisini korumak için, onunla evlenmişti.

 

Lakin bir insan odundan yapılma değildi. Teng Ailesi’nden nefret ediyor olsa da, karısına olan duyguları epey karışıktı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18197 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37525 Bölüm Sayısı


creator
manga tr