Bölüm 237: Wang… Wang Lin?

avatar
1088 0

Xian Ni - Bölüm 237: Wang… Wang Lin?


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Rengarenk çiçeklere sahip araç son derece dikkat çekiciydi, özellikle de güneş ışıkları vurduğunda… Lakin daha da gülünç olan şey araçtaki bütün çiçeklerin Zhao ülkesinde çok nadir olan ruh bitkileri olmasıydı.

 

Çiçeklere ek olarak, araçta bir sürü ışık noktası vardı. Araç harekete geçtiğinde, yıldızlarla dolu karanlık gökyüzü gibi oluyordu. Aslında, o kadar parlaktı ki, bakarsanız ışık gözlerinizi acıtırdı.

 

Bir sürü şey görmüş Wang Lin bile, bir anlığına sersemelmeden edemedi. Bütün o parlak nesneler düşük kalite ruh taşlarıydı.

 

Ruh taşları o kadar değerli olduğundan ya da çok olduklarından değildi. Wang Lin sahip olduğu bütün ruh taşlarını ortaya çıkarsaydı, bu araçlardan yüzlerce dekore edebilirdi.

 

Ancak, o kadar süre yaşamış ve o kadar çok şey deneyimlemiş Wang Lin dahi, ilk defa bu kadar savurgan biriyle karşılaşıyordu.

 

Çiçekli aracın etrafındaki genç erkeklerin ve kızların hepsi çok yakışıklı ve tatlıydı. Sadece Qi Yoğunlaştırma’nın 2. veya 3.katmanında olsalar da, yüzlerindeki kibir gösterişten uzak bazı Kadim Ruh yetişimcilerinden daha muazzamdı.

 

Araç yaklaşırken, Wang Lin’in gözlerindeki sakinlik daha da arttı ve aracı incelemeye devam etti.

 

‘’Ölümsüz Ji Mo burada, herkes yol açsın!’’ Gençlerden birisi Wang Lin’e bakarken yüksek seste bağırdı, Wang Lin’in arkasında süzülen bütün o bedenleri tamamen görmezden gelerek.

 

‘’Ji Mo...’’ Wang Lin biraz düşündü. Bu isim epey tanıdık geliyordu. Dikkatle düşündükten sonra, gözleri aniden ışıldadı ve mırıldandı, ‘’Yaşlı adam Ji Mo?’’

 

‘’Demek yoldan çekilmemeye cüret ediyorsun!’’ Neredeyse tüm gençler aynı anda bağırdı. Sesleri tam bir ahenk içindeydi, sanki çalışma yapmışlardı. Belki de hepsinin sesi ahenk içinde olduğundan, biraz baskı oluşturabildiler.

 

Ancak, Wang Lin için, bu çok, çok zayıftı.

 

‘’Kapayın çenenizi Hepiniz, geri çekilin!’’ Aracın içinden keskin bir ses geldi. Kısa süre sonra, aracın ön kısmı yavaşça açılarak, son derece şaşalı bir yatağı açığa çıkardı.

 

Yatakta yağ yığını gibi bir beden yatıyordu. Bu kişi tombul bir yüze sahipti ve o kadar şişmandı ki artık insan gibi bile gözükmüyordu. Bir battaniyeyle sarılıydı. Battaniye orta kalite ruh taşlarıyla kaplıydı.

 

‘’Bu yaşlı adamı tanıyor musun?’’ Şişman adam Wang Lin’in arkasındaki sayısız bedene baktı ve kaşlarını çattı. Sordu, ‘’Yetişimci dostum, o ölümlüler hepsini öldürmene neden olacak kadar mı kızdırdılar seni?’’ Onun bakış açısından, Wang Lin onunla aynıydı, sadece erken aşama Kadim Ruh’daydı, yani Wang Lin’i tehdit olarak düşünmedi.

 

Ji Mo Zhao’da uzun süre ortalığı yıkıp dağıtmıştı. Kadim Ruh aşamasına ulaştıktan sonra, birkaç Kadim Ruh yetişimcisi dışında, diğer yetişimcileri ona bir tehdit olarak düşünmememeye başladı. Bu, epey çalıştığı gizli karanlık sanatlarla alakalıydı. Bu yetişim yöntemi kuklalar yapmakla alakalıydı, yani yetişim seviyesi sadece erken aşama Kadim Ruh’da olsa bile, antik yetişimcilerin kalıntılarından yapılma birkaç kuklası vardı.

 

Aslında, Ji Mo buna uzun süredir çalışıyordu. Her zaman arıtmak için zombi tarzı şeyler arıyordu.

 

Wang Lin acımasızca gülümsedi. Sağ elini salladı ve arkasındaki ejderha tendonundan bir kafa altı. ‘’Bu kişinin kim olduğunu biliyor musun?’’ diye sordu.

 

Yaşlı adam Ji Mo sersemledi. Başlangıçta bu kişinin sadece bir grup ölümlüyü öldürmüş bir yetişimci olduğunu düşünmüştü. Korkuyla dolu olan yüze baktı ve kim olduğunu bulmak için zorlandı. Bir süre inceledikten sonra, gözleri aniden açıldı, ‘’Teng Gao?’’

 

Bu Teng Gao Teng Ailesi’nin Wu Feng Vadisi’ndeki en yüksek pozisyona sahip üyesiydi. Sıradaki tarikat lideri olacaktı. Ayrıca Teng Huayuan da ona karşı epey ilgiliydi. Zhao küçücük bir ülke olduğuna göre, Ji Mo doğal olarak böyle birini bilirdi.

 

Ardından, ilahi hissini yaydı. Bu sefer, dikkatle bütün bedenlere baktı. Kontrol ederken, yüzü daha da çirkinleşti ve bu ceset yığını birdenbire tamamen farklı bir anlama dönüştü.

 

Wang LiN’e baktığı esnada neredeyse soğuk havayı içine çekmişti, yavaşça sordu, ‘’Onların hepsi Teng Ailesi üyeleri mi?’’ Aniden son derece dikkatli bir hale büründü ve daha fazla bu kişiyi küçük görmeye cüret edemedi. Öldürülen Teng Ailesi üyeleri güçlü olmasa da, bu kişi Teng Ailesi üyelerinden bu kadar çoğunu öldürmeye cüret ettiyse, o vakit ya aptaldı ya da Teng Huayuan’dan korkmayacak kadar kibirli.

 

Hemen içinden bu kişiyi rahatsız edemeyeceğine karar verdi. Teng Huayuan çoktan geç aşama Kadim Ruh’a ulaşmıştı ve Teng ailesi bir sürü güçlü yetişimciye sahipti, ancak bu kişi umursuyormuş gibi gözükmüyordu. Besbelli, bu kişi Teng Ailesi’ni küçük görüyordu ve yaşlı adam Ji Mo böyle bir deliyle uğraşmak istemiyordu.

 

Anında yaşlı adam Ji Mo’nun yüzünde adeta güller açtı, söylendi, ‘’Süper! Bu yaşlı adam da Teng Ailesi’ni sıkıntı kaynağı olarak görüyor. Yetişimci dostum, öldürerek iyi yapmışsın... Öldürmeye devam et! Bu yaşlı adamın yapması gereken bir şey var, dolayısıyla gideceğim.’’ Bununla birlikte, bu canavardan uzaklaşmak amacıyla geri gitmek için aracı çevirmeye çalıştı.

 

Wang Lin sorarken gözleri soğuklaştı, ‘’Teng Ailesi üyelerini neden öldürmek istediğimi biliyor musun?”

 

Yaşlı adam Ji Mo titredi. Kötü bir şey olacağına dair içinde bir his vardı, konuştu, ‘’Bilmek istemiyorum. Yetişimci dostum, görüşürüz!’’ Bununla birlikte, tereddüt etmeden gitmeye başladı, hatta onunla birlikte olan gençleri bile arkasında bıraktı.

 

Wang Lin onu durdurmadı, bunun yerine boyutsal çantasına vurdu ve kısıtlama bayrağını çıkardı. Bir sallamayla, bayrak anında bin kilometrelik bir bölgeyi kapladı.

 

Yaşlı adam Ji Mo’nun ifadesi birden son derece çirkin bir hal aldı. Wang Lin’e baktı ve haykırdı, ‘’Bu da ne oluyor? Ne sana ne Teng Ailesi’ne karıştım! Yetişim seviyen benimle aynı, senden korktuğumu düşünme!’’

 

Wang Lin sakince yaşlı adam Ji Mo’ya baktı. Alaycı bir gülümseme takındı ve söylendi, ‘’400 yüz yıl önce, en genç öğrencin birden öldü. Hala hatırlıyor musun?’’

 

Yaşlı adam Ji Mo bunu duyduğu anda, direkt sersemledi, lakin çok geçmeden kendine geldi ve tek kelime etmeksizin Wang Lin’e baktı.

 

Wang Lin yavaşça konuşurken sesi nazikti, ‘’O küçük öğrencini öldüren bendim ve benimle aynı tarikattan Zhang Hu diye bir öğrencisi vardı.’’

 

Yaşlı adam Ji Mo’nun yüzündeki yağ yığını seğirirken sahte bir gülümseme takınıp söylendi, ‘’Sen mi öldürdün? Oh pekala. Bu yaşlı adam çoktan dört yüz yıl önce olanları unuttu.’’

 

Bunu söylese de, eli çoktan boyutsal çantasındaydı. Yanına dört siyah duman dalgası sızdı.

 

Dumanların arasındaki boşluklarda, mumyalanmış kuklalar olduğu görülebiliyordu. Normalde, yaşlı adam Ji Mo savaştığında, bu hamlesini kullanmazdı. Bu da Wang Lin’den ne kadar korktuğunu gösteriyordu.

 

Bu kuklaların her biri erken aşama Kadim Ruh’a yakın bir yetişim seviyesine sahipti, lakin Wang Lin dikkat etmedi ve konuşmaya devam etti, ‘’Ardından, Zhang Hu ve ben Teng Li tarafından takip edildik. O zaman olanları hatırlamış olman gerektiğini düşünüyorum.’’

 

Yaşlı adam Ji Mo tedirgindi. Bir süre sonra, iç çekti ve söylendi, ‘’Aslında, ben...’’ Tam konuşurken gözleri ışıldadı ve şişman bedeni araçtan sıçradı. Geriye uçarken, dört kuklanın üzerine yerleşen dört damla kan fırlattı.

 

Dört kukla aniden gözlerini açarak, kırmızı gözlerini açığa çıkardı. Wang Lin’e atıldıkları esnada vahşi yaratıklar gibi kükrediler.

 

Wang Lin sağ eliyle bir mühür oluştururken ifadesi sakindi, bağırdı, ‘’Dur!’’

 

Aniden, karanlıktan sekiz kısıtlama birdenbire belirerek, bölgeyi kapladı ve dört kuklayı çevreledi. Wang Lin acelesizce yaşlı adam Ji Mo’ya doğru uçtu.

 

Yaşlı adam Ji Mo şişman olsa da, yavaş değildi. Hızlıca uzaklaştı ve hatta kaçmak için ışınlandı, lakin ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, Wang Lin her zaman tam arkasındaydı.

 

Ji Mo dişlerini sıktı ve ilerlemeyi kesti. Sağ eli bir mühür oluşturdu ve bedeni titredi. Bedenindeki kilolar garip bir şekilde hareket etmeye başladı. Bedeni incelirken yavaşça kilolarını özümsüyormuş gibi gözüküyordu. Kiloları bedeni tarafından özümsenirken, aurası birden güçlendi. Saçı rüzgar olmadan dalgalanıyordu ve sahip olduğu ruhsal enerji miktarı artmıştı. Yetişim seviyesi aniden erken aşama Kadim Ruh’dan orta aşama Kadim Ruh’a yükseldi.

 

En sonunda, Wang Lin’in önündeki kişi son derece güçlü gözüken orta yaşlı bir adamdı. Bu kişi epey yakışıklıydı. Kaşları kalın, gözleri büyüktü ve güçlü bir aura yayıyordu.

 

Yetişim seviyesi orta aşama Kadim Ruh’un zirvesine atılmıştı, geç aşama Kadim Ruh’dan sadece bir adım uzaktaydı.

 

Wang Lin’e baktı ve kısık sesle, konuştu, ‘’Onur duymalısın. Kadim Ruh aşamasına ulaştığımdan beri asıl formumu gören ilk kişisin. Etrafta çok az uzman var, yani seni öldürmek zorundayım. 80-100 yılın daha olsaydı, belki büyümeye zamanın olabilirdi. Hadi şöyle yapalım: kollarından birini kesersen, yüz yıllığına gitmene izin veririm. Umarım, yüz yıl içinde, benimle savaşacak kadar güçlü olacaksın. Çabuk karar ver, seni bekleyemem!’’

 

Ji Mo konuşmayı bitirdikten sonra, yüzü gururla kaplandı. Elleri arkasındaydı ve kafası havaya doğru kalkıktı. Figürü yenilemez birisinin bakışlarını sergiliyordu, lakin ayrıca bir parça yalnızlık da taşıyordu. (Ç.N: Aha Bai amcamızın çıktığı yer burası :D)

 

İç çekmesinin ardından, Ji Mo Wang Lin’e baktı, ardından yavaşça ayrıldı. Yüz metre uzaklaştığında, birden hızını arttırdı ve arkasına bile bakmadan kaçtı.

 

Wang Lin garip bir ifade takındı. Ji Alemi aniden harekete geçerken gözleri kıpkırmızı parladı ve bir dizi kırmızı yıldırımlar gözlerinden fırladı.

 

Bir direnme olmadan, Ji Mo inanamayan bir bakış takınırken gözlerinin feri söndü, ardından bedeni gökyüzünden düştü. Ardından, birkaç kısıtlamanın saldırısı altında, bedeni parçalara ayrıldı. Aynı zamanda, boyutsal çantasına Wang Lin’in eline süzüldü.

 

Wang Lin’in bedeni ışıldadı ve kayboldu. Yeniden belirdiğinde, dört kuklanın yanındaydı. Ji Mo öldüğünde, dört kukla hareket etmeyi kesmişti.

 

Wang Lin kuklaları birkaç kez inceledi ve bir süre düşündü. Ji Mo’nun boyutsal çantasını inceledi ve içindeki bütün yeşimleri kontrol etti. Bir süre sonra, kukla arıtma yöntemini barındıran bir yeşim parçası buldu.

 

Yeşimi inceledikten sonra, Wang Lin’in eli açıklamalara göre mühürler oluşturdu ve kuklaların alınlarına gönderdi. Aniden, kuklalar dumana dönüştü ve boyutsal çantasına girdi.

 

Ardından Wang Lin boyutsal çantayı kaldırdı, sinek yaratığın üzerine geri bindi ve hızlıca He Huan Tarikatı’na doğru ilerledi.

 

He Huan Tarikatı’nda, baş ata, yaşlı adam Ying Yang kasvetli bir ifade takınmıştı ve arkasındaki elleriyle bir ileri bir geri yürüyordu. Karar veremiyordu.

 

Ana salonda üç kişi daha vardı, iki kadın ve bir adam. Adam son derece yakışıklıydı ve iki kadın da çok güzeldi. Üçü de Kadim Ruh yetişimcileriydi. Onlar da kaşlarını çatmışlardı ve karar veremiyorlardı.

 

Kadınlardan biri son derece çekici olan sarı bir cübbe giyiyordu. Yumuşakça konuştu, ‘’Kıdemli öğrenci kardeşim, bu yetişimci gerçekten Ruh Oluşturma seviyesinde mi? Küçük kardeşiniz buna inanmıyor.’’

 

Bu kadının kıyafetleri son derece dardı, bu da birinin kalbini hızlandıracak kıvrımlı bedenini gözler önüne sergiliyordu. Kaşlarını çatmıyor olsa, daha da çekici olurdu.

 

Yaşlı adam Ying Yang yumuşakça ‘hmph’ladı ve söylendi, ‘’Tian Tao Tarikatı’nın Sarı Dağı erken aşama Kadim Ruh yetişimcisiydi ve o kişinin tek bir bakışından öldü. Bu kişinin Kadim Ruh aşamasında olduğunu söylemek aşağılama olur.’’

 

Sarı giyen kadın sessizleşti ve kaşları daha da çatıldı.

 

Sessiz duran orta yaşlı adam birden söylendi, ‘’Kıdemli öğrenci kardeşim, bütün Teng Ailesi üyelerini tarikattan atmaya ne dersiniz? Bunu yaparsak, o yetişimcinin He Huan Tarikatı’mıza gelmesi için bir sebep olmaz.’’

 

Yaşlı adam Ying Yang şakaklarını ovuşturdu ve söylendi, ‘’O zaman bu Teng Ailesi’ni düşmanımız yapmak anlamına gelmiyor mu? Teng Huayuan da ben de geç aşama Kadim Ruh’da olsak bile, savaşırsak onun dengi olmayacağımı biliyorum.’’

 

Salon sessizdi. Bir süre sonra, yaşlı adam Ying Yang bir karar verirken gözleri ışıldadı. Yavaşça konuşurken sesi kasvetliydi, ‘’O yaşlı şerefsiz Punnan Zi hala belirmedi, yani bu işte bir yanlışlık olmalı. Unut gitsin. Teng Huayuan kin tutmasıyla biliniyor. Teng Ailesi üyelerini şimdi kovarsak ve Teng Huayuan ölmezse, o zaman sorunlarımız devam edecektir. Küçük kardeşim, bütün savunma formasyonlarını açma emri gönder. Şahsen formasyonları kontrol edeceğim. Bu kişiyi uzak tutmalıyız.’’

 

Orta yaşlı adam onayladı. Tereddüt edip konuştu, ‘’Kıdemli kardeş, ya Teng Huayuan...en sonunda ölürse?’’

 

Yaşlı adam Ying Yang’ın gözleri ışıladı ve kıkırdadı, ‘’Punnan Zi’yi küçümseme. Kesinlikle karışacaktır. Yetişim seviyesi yeterince yüksek olmasa bile, Gökyüzü Kulesi’ndeki elçininki de mi yeterli olmaz?’’

 

Orta yaşlı adam sersemledi. Birden anladığını belirten bir bakış takındı ve onayladı.

 

O anda, He Huan Tarikatı’nın içinde, tükenmiş orta yaşlı bir adam bir odadan öksürerek çıktı. Yavaşça dışarı çıkarken bir kıyafet yığını taşıyordu.

 

Sadece orta yaşlı olsa da, saçları bembeyazdı ve düz yürüyemiyordu. Tarikat boyunca çan sesleri yankılandı. Dokuz çan bütün He Huan Tarikatı öğrencilerinin otuz dakika içinde toplanması gerektiği anlamına geliyordu, yoksa cezayla yüzleşirlerdi.

 

İlk çanları duyduğunda, umursamadı, lakin dokuzuncu çanı duyduktan sonra, ana salona doğru bakarken şoke olmuştu. Uzun zamandır He Huan Tarikatı’ndaydı ve ilk defa dokuz kez çanın çaldığını duyuyordu.

 

Bir süre tereddüt etti ve ellerindeki kıyafetlerle ana salona doğru koşturdu. Ancak, aşırı zayıftı. Birkaç adım sonra, nefes alış verişi zorlaştı. Ana salona vardığında, diğer bütün He Huan Tarikatı üyeleri ana salonun dışındaki meydanda bağdaş kurmuş oturuyordu.

 

Meydan sayısız öğrenciyle kaplıydı. Hatta yakındaki birkaç avlu bile He Huan Tarikatı öğrencileriyle doluydu.

 

Her öğrencinin altında hafif bir ışık halkası vardı.

 

Orta yaşlı adam çabucak oturacak bir ışık halkası buldu. Derin bir nefes aldıktan sonra, aniden yoldaşlarının bağırışlarını duydu, bu yüzden etrafına bakındı ve herkesin yukarı baktığını gördü. O da yukarı baktı ve sersemledi. He Huan Tarikatı’nın üzerinde, olağanüstü derecede vahşi bir yaratık belirdi. Yaratığın en dikkat çeken kısmı sayısız bedenin bağlı olduğu bir tendonu tutan zincirin asılı olduğu uzun ağzıydı.

 

Yaratığın kafasının üzerinde biri duruyordu. Bu kişi tamamen beyaz saça sahipti. Sıradan görünüyor olsa da, çok güçlü bir öldürme arzusu yayıyordu.

 

Orta yaşlı adam bu kişiyi gördükten sonra, kaşlarını çattı. Bu kişiyi daha önce bir yerde görmüş gibi hissetmişti, lakin hatırlayamıyordu.

 

Wang Lin altındaki He Huan Tarikatı’na baktı. Wu Feng Vadisi’ndeki ve Tian Tao Tarikatı’ndakilerden sayısız kat daha güçlü bir savunma formasyonun olduğunu hissedebiliyordu.

 

Bu savunma formasyonu son derece güçlüydü. Yetişim seviyesi Ruh Oluşturma’ya ulaşmadığı sürece, kısa bir zaman zarfında kırması oldukça zor olurdu.

 

Formasyonun anahtar noktası He Huan Tarikatı öğrencileri halkalarda oturduğu sürece, otomatik olarak formasyonu enerjiyle destekleyeceklerdi. He Huan Tarikatı binlerce öğrenciye sahipti, yani böyle bir formasyonu kırmak binlerce insanla savaşmak gibiydi.

 

Teng Ailesi üyeleri ana salondaydı. He Huan Tarikatı’nın sonuna kadar savaşacağı açıktı. Wang Lin’in gözleri sakince aşağıyı taradı. Bakışları yaşlı bir adama odaklandı. Ona seslendi, ‘’Bu formasyonu açmazsan, burada bir kan nehri akacak.’’

 

Bu yaşlı adam, yaşlı adam Ying Yang’dı. Wang Lin’i gördükten sonra, daha da kaşlarını çattı ve sordu, ‘’Yetişimci dostum, buraya ne için geldin?’’

 

Wang Lin alayla sırıttı ve gözlerinde kızıl yıldırım belirdi. Bu formasyon güçlü olsa da, formasyonu idare eden herkes ölürse, o zaman kendisi kırılırdı.

 

Ji Alemi kızıl yıldırım olarak atıldı ve formasyonun üzerine indi. Formasyon titremedi bile, lakin yaşlı adam Ying Yang şaşırmıştı.

 

Çok geçmeden, aşağıda ondan fazla öğrenci her deliklerin kanarken acınası çığlıklar attı. Yere düştüler ve altlarıdnaki ışık halkaları aniden ışıldadı, ardından kayboldu.

 

Wang Lin yavaşça söylendiği esnada sesi soğuktu, ‘’Formasyonu açacak mısınız?’’

 

Yaşlı adam içinden soğukça güldü ve konuşmadı.

 

Bir korku algısı aniden kalan öğrenciler arasında yayıldı.

 

Wang Lin sakince yaşlı adam Ying Yang’a baktı ve sordu, ‘’Formasyonu açacak mısınız?’’

 

Yaşlı adam Ying Yang’ın ifadesi kasvetliydi ve sessiz kaldı. Oturdu ve formasyonu ruhsal enerjiyle beslemeye başladı. Diğer üç Kadim Ruh gelişmcisi de otururken dişlerini sıktılar.

 

Birdenbire, yüzü aşkın kızıl yıldırım belirdi ve formasyona çarpttı. Bu sırada, meydanda, yüzü aşkın öğrencinin bedeni patlayarak kan sisi halini aldı. Kalan öğrenciler artık orada kalmaya cüret edemedi. Hepsi ışık halkalarından kalktı ve üstatların bağırışlarını görmezden gelerek, kaçtılar.

 

Wang Lin’in sesi tekrardan yavaşça duyuldu. ‘’Formasyonu açacak mısınız?’’

 

Yaşlı adam Ying Yang kan kustu. Karar vermek için mücadele ederken yüzü renk değiştiriyordu. Diğer üç Kadim Ruh yetişimcileri yan yatıp kalmışlardı. Açıkça, yaralıydılar.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı ve rahatça boyutsal çantasından bir yeşim şişe çıkardı. Şişeyi kırdıktan sonra, üç Kadim Ruh belirdi. Orada bulunan herkesin bakışları altında, Kadim Ruhları birer birer yuttu. Ardından, sağ elini kaldırıp elinde kızıl bir yıldırım küresi belirirken gözleri kıpkırmızı parladı.

 

Bu yıldırım küresi saf Ji Alemi’nden oluşmaydı. Küre bir yumruk boyutuna ulaştıktan sonra, yavaşça aşağıya doğru süzüldü.

 

Yaşlı adam Ying Yang korkuyla kaplanmıştı. İlk defa hayatında birisinin Kadim Ruhları hap gibi tükettiğini görmüştü. Aşağıya düşen kızıl yıldırım küresine bakarken, hemen bağırdı, ‘’Yetişimci dostum, lütfen dur! Açacağım! Açacağım! Teng Ailesi artık umurumda değil!’’

 

Bununla birlikte, ayaklandı, bir yeşim parçası çıkardı ve çabucak ruhsal enerjisini içine göderdi. He Huan Tarikatı’nı koruyan formasyon tam kızıl yıldırım küresi ulaşmadan önce kayboldu.

 

Yaşlı adam Ying Yang alnındaki soğuk teri sildi. Formasyonu açtıktan sonra, daha geniş düşünür hale geldi ve konuştu, ‘’Kıdemli Teng Ailesi’nden herkes ana salonda.’’

 

Wang Lin ana salona girerken ona bakmadı bile. Ana salondan hiç ses gelmedi, lakin kan kokusu yavaşça dışarı sızdı.

 

Yarım saat sonra, Wang Lin sakince dışarı çıktı. Elini salladı ve sinek yaratığın tuttuğu ejderha tendonu ana salona uçtu ve birkaç yüz beden taşıyarak dışarı çıktı.

 

Bu bedenlerin yüzleri korku ve nefretle kaplıydı.

 

Bütün bu insanlar epey gençti. Wang Lin olmasaydı, bazısı kesinlikle Merkez Oluşturma yetişimcisi olurdu, hatta belki Kadim Ruh yetişimcileri.

 

Ancak, Teng ismini taşımamalıydılar!

 

Teng Li’nin Wang Lin’i öldürmeyi denememiş olması gerektiğini söylemek daha iyiydi. Tek bir yanlış adım sonraki her adımı da yanlış yapardı. Teng Li neyin iyi olduğunu bilseydi, Wang Lin’i öldürmeyi denemiş olmazdı.

 

Ya da Teng Huayuan Wang Lin’in bütün ailesini öldürmemiş olsaydı, o zaman Wang Lin intikam için buraya gelmezdi, çünkü intikama gerek olmazdı.

 

Wang Lin Teng Li’yi öldürmüştü ve Teng Huayuan da Wang Lin’i bir kez öldürmüştü, yani çoktan hesaplaşmışlardı. Wang Lin buraya kendisi için intikam almaya gelmemişti, ailesi için gelmişti!

 

Tam Wang Lin gitmeye hazırlanırken, ana salondan birden yumuşak bir seslenme duyuldu. ‘’Wang Lin?’’ Bu seslenme oldukça yumuşaktı ve kararsızlıkla kaplıydı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18165 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37441 Bölüm Sayısı


creator
manga tr