Bölüm 236: Yüzlerce Katletmek

avatar
1101 0

Xian Ni - Bölüm 236: Yüzlerce Katletmek


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wu Feng Vadisi, Zhao’daki şeytani tarikatlardan biriydi. Dört yüz yıl önce çok güçlülerdi, lakin geçen dört yüz yılda güçleri azalmıştı.

 

Tarikatın Kadim Ruh gelişimcileri Ruh Oluşturma aşamasına atılım yapamamışlardı. Bu yüzden ömürleri sonlanmış ve hiçbirisi yaşam ve ölüm döngüsünden kaçamamıştı.

 

Bu da bir zamanlar muazzam derecede güçlü olan bu tarikatın yavaş yavaş gücünün azalmasına ve Xuan Dao Tarikatı’nın güçlenmesiyle birlikte de ikinci derece tarikat seviyesine gerilemesine neden olmuştu.

 

Wu Feng Vadisi’nin düşüşü Teng Huayuan’ın hırsının alevlenmesine neden olmuştu. Wu Feng Vadisi’ne gönderdiği Teng Aile üye sayısı her yıl artıyordu. Wu Feng Vadisi’nin ataları bu durumu görüyor, lakin Teng Huayuan’ın çok güçlü olmasından dolayı bir şey yapamıyorlardı.

 

Teng Huayuan’ın Wu Feng Vadisi’nin bir üstadı olmasından dolayı bu durum Wu Feng Vadisi’nin iç sorunu olarak görülüyor, diğer tarikatlar da olaya müdahil olamıyordu.

 

Şu anda, tarikatta  93 Teng Aile üyesi vardı ve çoğu yüksek pozisyonlara sahipti. İçlerinden öne çıkan kişi ise beşinci nesil aile üyesi, Teng Gao idi. Uzun zaman önce bir sonraki tarikat lideri adaylarından biri olmuştu.

 

Diğer iki Kadim Ruh gelişimcisi Teng Huayuan’ın hareketlerine karşı tamamen çaresizdi. Şu an ellerinden gelen tek şey, bir şey olmamış gibi davranıp, erken aşama Kadim Ruh’tan orta aşama Kadim Ruh’a atılım yaparak, ömürlerini uzatmaktı.

 

Ek olarak, her yıl, Teng ailesi onlara ruh bitkileri veya değerli haplar hediye ediyordu. Bu hediyeler de onların yaşananları görmezden gelmelerini kolaylaştırıyordu.

 

Wu Feng Vadisi’nin Teng Ailesi’nin şahsi tarikatı haline geldiği söylenebilirdi.

 

Wu Feng Vadisi’ndeki bazı gelişimciler ilk zamanlar da bu duruma karşı çıkmış ve hoşnutsuzluklarını dile getirmişlerdi, lakin geçen süreyle birlikte, artık karşı çıkan kimse kalmamıştı, hatta Wu Feng Vadisi’nin öğrencileri artık Teng Ailesi’nin bir parçası olduklarını düşünüyorlardı.

 

Sonuçta, geçen zaman, birçok şeyi değiştirebilirdi ve Wu Feng Vadisi’nin şu anki öğrencilerinin çoğu son birkaç yüz yılda kabul edilmiş yeni nesil öğrencilerdi.

 

Wang Lin sinek yaratığın üzerinde otururken ilahi hissiyle Wu Feng Vadisi’ni tarıyordu. Ejderha tendonuna bağlı yedi ceset ise rüzgarla birlikte arkasında dalgalanıyordu.

 

Wang Lin canavarımsı bir öldürme arzusuyla birlikte Wu Feng Vadisi’nin sınırına ulaştı.

 

Tarikatın ismi Wu Feng Vadisi olsa da, aslında tarikat bir dağ dizisine kurulmuştu. Bu dağ dizisine Beş Zirve Dağı deniliyordu. Dağ dizisi tıpkı yerden çıkan beş parmak şeklindeydi.

 

Ana tarikat ortadaki dağa kurulmuşken, geri kalan dört dağda ise tarikatın diğer yan dalları bulunuyordu.

 

Yıllar önce, Wu Feng Vadisi gücünün zirvesindeyken, beş dağ ruhsal enerjiyle doluydu. Binlerce gelişimci vardı ve Wu Feng Vadisi bölgenin derebeyiydi.

 

Lakin şu an, dağ dizisi ıssızdı ve ruhsal enerji de oldukça dağınıktı. Tarikatta artık bin öğrenci bile yoktu, tarikatın sahip olduğu öğrencilerin çoğu da sadece Qi Yoğunlaştırmasının 1. ve 2.katmanında bulunan yeni öğrencilerdi.

 

Wang Lin sinek yaratığıyla birlikte dağ dizisine ulaştı. Görünüşe göre birileri varlığını fark etmişti. Aniden camgöbeği renginde bir ışık perdesi Wang Lin’i engellemek için belirdi. Aynı zamanda, her dağ zirvesinden güçlü bir öldürme arzusu ortaya çıktı. Her bir zirvede, başlarının üzerlerinde mavi, kırmızı, mor, sarı ve beyaz renkte kılıçlar süzülen beyazlar içinde beş kişi vardı.

 

Dağlardan gelen engin ruhsal enerji dalgaları bu beşli tarafından emilerek, başlarının üstünde süzülen uçan kılıçlara aktarıldı ve onları daha güçlü hale getirdi.

 

Wang Lin alayla sırıttı. Bu beşlinin tamamı Teng Ailesi’ndendi ve Wang Lin'in geleceğini bildikleri için hazırlanmışlardı. Daha önceden öldürdüğü, Teng Ailesi’ne mensup o yaşlı adam tarafından uyarılmıştılar, böylece öncesinden hazırlıklarını yapmışlardı.

 

Lakin, Wang Lin zaten intikamının gizlemeye çalışmamıştı ki. Öldürdüğü yaşlı adamın gelişim seviyesi düşünülürse, Wang Lin o adamı istediği takdirde daha o kimseyi uyaramadan kolayca öldürebilirdi.

 

Ancak bu tam olarak Wang Lin’in istediği şeydi. Bütün Zhao ülkesinin Teng Ailesi’ni yok edeceğini bilmesini istiyordu. Onun intikamı gizlice olup bitecek bir şey olamazdı. Aksine, intikamını alırken ülke alev alev yanacaktı, çünkü şu anda, bunu yapacak güce sahipti.

 

Beş Teng Ailesi üyesinin içi epey kasvetliydi. Teng Gao tarafından güçlü bir düşmanın geleceğine dair uyarıldıktan sonra büyük formasyonu çalıştırmışlardı. Büyük formasyonun desteğine sahip olsalar da, kendilerini hiç rahat hissetmiyorlardı, tam tersine kalplerinden öfke yükseliyordu.

 

Beyazlı gencin arkasında süzülen ejderha tendonuna bağlı yedi cesedi gördüklerinden dolayı öfkelenmişlerdi.

 

Wang Lin durmadı. Savunma formasyonu ortaya çıktığı anda, antik kılıç kınını çıkardı. Gözleri acımasız bir ışıkla kaplıydı.

 

Wu Feng Vadisi savaşmak için Kılıç Qi’si kullandığına göre, o zaman gerçek Kılıç Qi’si neymiş görmelerine izin verecekti.

 

Wang Lin sağ eliyle bir uçan kılıç çıkardı. Şu anda, çok sayıda düşük kalite büyülü hazineye sahipti. Sonuçta, dört yüz yıl boyunca servet biriktirmişti ve bu servetin miktarı hiçte küçük değildi.

 

Hızlıca kılıcı kılıç kınına girmeye zorladı. Kılıç, kının 4/5’ine girdiği anda aniden güçlü bir direnç belirdi.

 

Dağ zirvelerindeki beş kişi bağırdı. Kafalarının üzerindeki kılıçlar uğuldadı ve beş kılıçtan havaya doğru kılıç Qi’si yükseldi. Yükselen kılıç Qi'si göğün rengini değiştirdi ve Wang Lin’e doğru atılırken beş ejderha gibi hareket ettiler.

 

Wang Lin kılıç kınının içindeki Kılıç Qi’siyle karışmış öldürme arzusunu hissedebiliyordu. Kılıcın, kından çıkmasına izin verdi ve birdenbire, beş Kılıç Qi’sinin birleşmiş halinden daha güçlü bir aura kılıç kınından dışarı çıktı.

 

Kılıç aurası gökyüzünde bir nehir misali akıyordu. Bu da insanların delirmek istemesine neden oluyordu.

 

Bir saat sonra, Wang Lin elinde bir kafayla birlikte bölgeden ayrılmak üzereydi. Bu kafa, Wu Feng Vadisi’ndeki en kıdemli Teng Ailesi üyesine, Teng Gao’ya aitti.

 

Teng Gao’nun gözleri korkuyla kaplıydı, fakat ismi Teng olduğu için kaçamamıştı.

 

Wang Lin’in arkasında ki ejderha tendonuna, artık yüz beden asılıydı.

 

Bu bedenler ve kafalar, Wang Lin uçarken çevresinde pervane gibi dönüyordu. Bu manzarayı görenler ise şok içerisinde kalıyorlardı.

 

Katliam bittikten sonra, Wu Feng Vadisi’nde iki yaşlı adam ortaya çıktı. Bu ikili Wu Feng Vadisi’nin Kadim Ruh gelişimcileriydi. Sadece öfkeli olmamakla kalmıyorlardı, ayrıca içlerinden birisi konuşurken gözlerinde heyecan alevleri yanıyordu, “Teng Ailesi bitti!”

 

Diğeri onayladı ve güldü. “Doğru. Bu kişinin gelişim seviyesi gerçekten yüksek. Yüksek dereceli bir gelişim ülkesinin şeytani tarikatlarından birinden olmalı. Hareketlerine bakılırsa, Teng Ailesi’ni dünyadan silmek istiyor. Punnan Zi harekete geçerse, ona direnebilir mi, merak ediyorum. Direnemese bile, bizi etkilemeyecektir.”

 

“Küçük öğrenci kardeşim, bu kişinin bakışları oldukça tanıdıktı ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bu kişiyi daha önce nerede gördüğümü hatırlayamıyorum.”

 

“Cidden mi! Kıdemli öğrenci kardeşim, sadece bana öyle geldiğini düşünüyordum ama bu kişiyle daha önceden karşılaşmış olmamız lazım!”

 

İkili uzun süre düşündü, lakin yine de bir şey hatırlayamadılar. Uzun zaman önce, Wu Feng Vadisi’nin dışında Teng Huayuan’a karşı savaşırken bedeni yok edilen genci unutmuşlardı.

 

Wang Lin sinek yaratığın üzerindeydi. Bakışları 8.000 kilometre uzaktaki bir köye odaklıyken gözleri hala soğuktu.

 

Teng Aile Şehri.

 

Teng Huayuan Teng Ailesi’nin atasal evinin ana salonunda oturuyordu. Yüzü kasvetliydi ve önünde üç kişi diz çökmüş halde duruyordu.

 

Üç kişinin yanı sıra, salonun etrafında düzinelerce insan vardı. Hepsi başlarını eğmişti. Sessizlerdi ve gözleri korkuyla doluydu.

 

“Dört gün içerisinde, bu kişi Teng ailesi’nden 961 kişiyi öldürdü!” Teng Huayuan gözleri daha da soğuklaştığı sırada histerik bir kahkaha patlattı. Yerde diz çöken adamlardan birine bir yeşim parçası fırlattı ve söylendi, “Xun Er, konuş! Getirdiğin haberleri paylaş!”

 

Yerde diz çöken gencin yüzü yeşim kadar beyaz ve pürüzsüzdü. Yavaşça konuştuğu esnada ifadesi değişmedi, “Dört gün önce, bu kişi Tian Tao Tarikatı’nda belirdi. Teng Ailemizin yedi üyesini öldürdü ve oradan ayrıldı.”

 

“Aynı günde, Wu Feng Vadisi’nde belirdi ve savunma formasyonunu yok etmek için bir kılıç kını kullandı. Bin kilometrekarelik bir kısıtlama bölgesi kurdu ve Teng Ailemizin 93 üyesini öldürdü.”

 

“Üç gün önce, Teng Ailemizin yan dal evlerinden birinde belirdi. Oradaki 174 Teng Aile üyesini, yani hepsini öldürdü.”

 

“Aynı gün içerisinde, bu kişi Tian Yin Şehri’nde de belirdi ve orada iki yüz yıl önce kurulan yan dal ailemizi yok etti. Toplam 104 Teng Aile üyesi öldürüldü.”

 

“İki gün önce, başkente yakın bir bölgede, Teng Aile üyeleri katledildi. Bir saatte 211 kişi öldürüldü.”

 

“Aynı gün, Yuan Kui Tarikatı yolunda 27 Teng Aile üyesi öldürüldü.”

 

“Dün... Eğitim için Jie Mie Tarikatı’na gönderdiğimiz grup katledildi. 345 Teng Aile üyesi öldürüldü. Kanları bir nehir misali aktı.”

 

Genç adam konuşurken, odadakilerin nefesleri ağırlaştı. Bu numaralardan her biri bir Teng Aile üyesinin hayatını temsil ediyordu.

 

Teng Huayuan yumruklarını sıktı. Derin bir nefes aldı ve sordu, “Kim olduğunu buldunuz mu?”

 

Hala ifadesiz olan genç, kafasını iki yana salladı ve yantıladı, “Kim olduğunu bulamadım. Onunla karşılaşan bütün Teng Aile üyeleri öldürüldü. O adamı görenler ise, tarikatlarından tek kelime etmeme emri almış. Küçüğünüz bir resmini almak için epey çaba sarf etti. Ata, lütfen bakın.”

 

Bununla birlikte, boyutsal çantasına vurdu ve bir parşömen çıkardı. Yavaşça parşömeni Teng Huayuan’ın görmesi için açtı. Parşömende birisinin son derece kaba bir çizimi vardı.

 

Bu kişi arkasında dalgalanan beyaz saçlara ve alnında mor bir yıldıza sahipti. İfadesi tamamen öldürme arzusuyla kaplıydı. Altında devasa bir sinek yaratığı vardı. Yaratığın en dikkat çekici özelliği ise uzun ağzıydı.

 

Uzun ağzıyla bir zincir tutuyordu.

 

Zincirin ucu birçok parçaya bölünmüştü. Her parçaya bağlı sayısız ceset vardı.

 

Sadece bir resim görmüş olsalar da, odadaki tüm insanlar dehşete düşmüş ifadeler takınmıştı. Bazılarının yüzü öyle solmuştu ki, yüzlerinde adeta bir damla kan kalmamıştı.

 

Resme bakan Teng Huayuan’ın gözleri gencin çehresine yapıştı kaldı. Uzun bir süre sonra, inanamayan bir ifade yüzünde yer edindi.

 

Tereddüt etmeden parşömeni çekip aldı. Parşömene bakarken alnında damarlar belirmişti.

 

“Demek sensin!” Teng Huayuan’dan aniden güçlü bir aura yayıldı ve etrafındaki eşyalar toza dönüştü. Hatta yeterince hızlı uzaklaşamayan bir  bir Teng Aile üyesi bile toza dönmüştü.

 

Diz çöken üçlü ilk geri çekilenler arasındaydı. İfadesiz genç dışında, diğer ikili dehşete düşmüş durumdaydı.

 

Salondaki herkes atalarının öfkeli olduğunu biliyordu.

 

Dokuz yüzü aşkın Teng Aile üyesinin ölümünden sonra bile ata öfkelenmemişti, lakin parşömendeki resmi gördükten sonra, ataları ruhsal enerjisinin kontrolünü kaybetmişti.

 

Teng Huayuan resimdeki gence baktı. Gözlerinde bir parça korku vardı. Resimdeki kişinin kim olduğunu biliyordu.

 

Bu kişi Wang Lin idi!

 

Wang Lin’in ölümünü hatırlıyordu, bu yüzden resmi gördüğünde şoke olmuş ve ruhsal enerjisinin kontrolünü kaybetmişti.

 

Teng Huayuan bugün bile, Wang Lin’in ölürken ona attığı dehşet verici bakışlarını hatırlıyordu. O bakışlar dört yüz yıldır kabuslarına giriyordu.

 

Teng Huayuan mırıldandı, “Geri döndü...”

 

O esnada, salondakilerin tamamı bu kişinin kim olduğunu merak ediyordu. Atalarının bu kişiyi tanıdığı açıktı, aksi halde nefreti bu kadar derin olmazdı.

 

Ancak salonda bulunan çoğu kişi son 400 yıl içerisinde doğmuştu, dolayısıyla dört yüz yıl önce ne olduğunu bilmiyorlardı. Bu konuyu bilenler ise bu konudan bahsetmiyordu. Sonuçta, bir Kadim Ruh gelişimcisinin ölümlü bir aileyi yok etmesi övünülecek bir şey değildi.

 

Teng Huayuan’ın ifadesi çirkindi. Tam konuşmak üzereyken, orta yaşlı bir adam salona daldı. Bu kişinin siması Teng Huayuan’a benziyordu. Salona girdikten sonra, diz çöktü ve şoke olmuş bir ifade sergiledi. Dehşete düşmüş bir sesle, konuştu, “Ata, biz... Biz ayrılamıyoruz...”

 

Teng Huayuan kaşlarını çattı ve bağırdı, “Ne diye panikliyorsun? Ne diyorsun? Ayrılamıyoruz derken ne demek istiyorsun?”

 

Orta yaşlı adam yutkundu, derin bir nefes aldı ve hızlıca konuştu, “Birkaç gün önce, Teng Aile üyeleri arasında, Teng Aile Şehri’nden on bin kilometre uzakta olan ve kimsenin ayrılmasına izin vermeyen bir ışık perdesi hakkında söylentiler yayılmaya başladı. Küçüğünüz başlangıçta bu söylentileri umursamadı, lakin şehirden ayrılmak istediğimde, bu küçüğünüz olanların gerçekten söylentilerdeki gibi olduğunu gördü. Teng Aile Şehri’nden on bin kilometreden daha fazla uzaklaşamıyorum.”

 

Bu sözler söylendiği anda, bütün oda sessizleşti. Teng Huayuan orta yaşlı adama baktı ve tek kelime etmeden atasal salondan ayrıldı. Salondan ayrıldıktan sonra, anında kayboldu ve yüz kilometre uzakta yeniden belirdi, ardından Teng Aile Şehri’nden uzaklaştı.

 

Şehirden on bin kilometre uzaklaştığı anda, Teng Huayuan’ın önünde kırmızı bir ışık perdesi belirdi. Teng Huayuan tüm gücüyle ışık perdesine vurdu. Işık perdesinden dalgalanmalar yayıldı, lakin ışık perdesi kırılmadı. Teng Huayuan ne kadar denerse denesin, ışık perdesi her zaman normale dönüyordu.

 

Teng Huayuan’ın ifadesi daha da karardı. Ardından, güçlü büyülü hazineler çıkardı ve birer birer hazinelerini kullanmaya başladı fakat ışık perdesi yine de kırılmadı.

 

Teng Huayuan’ın içinde bir parça endişe yavaş yavaş belirmeye başladı. Ona göre, bu kısıtlamayı, başka biri Wang Lin için yerleştirmişti. Bu kısıtlamanın amacı Teng Aile Üyelerini şehirde kıstırmaktı, böylece Teng Huayuan, ailesinin katledilişini izlemek zorunda kalacaktı.

 

Ayrıca ışık perdesinin başka bir amacı daha vardı. Wang Lin'in yaptığı katliam, Teng Aile üyelerini korkutarak onların Teng Aile şehrine gelmelerini sağlayacaktı. Tüm Teng Aile Üyeleri, Teng Aile Şehri’nde toplandığı zaman, Wang Lin saldırmaya gelecekti.

 

Teng Huayuan, Wang Lin’in bu kısıtlamayı yerleştirecek kabiliyeti olduğuna inanmıyordu. Wang Lin o zamanlar ölmemiş olsa bile, şimdi ki gelişimi en fazla geç aşama Merkez Oluşturma veya en kötü durumda erken aşama Kadim Ruh’da olurdu.

 

Teng Huayuan sahip olduğu geç aşama Kadim Ruh gelişimiyle, Wang Lin pek de dikkate aldığı söylenemezdi. Asıl korkuğu kişi bu kısıtlamayı yerleştiren kişiydi. Bu kişinin gelişiminin Ruh Oluşturma aşamasında olabileceğini tahmin ediyordu.

 

Bir süre düşündükten sonra, Wang Lin’in o kıdemliyle ne kadar derin bir ilişkiye sahip olduğunu merak etti. Eğer ilişkileri aşırı derin değilse, o zaman bu durum ailesinin dayanamayacağı bir şey olmazdı.

 

Teng Huayuan bu kısıtlamayı Wang Lin’in yerleştirdiğini kesinlikle düşünmüyordu.

 

Biraz düşündü, ardından kasvetli bir ifadeyle oradan ayrıldı. Geri döndükten sonra, ödeyeceği bedeli umursamadan, Teng Aile Şehri’nin bütün koruma formasyonlarını aktif etti.

 

Ardından gücünü zirvede tutabilmek için kapalı kapı eğitimine girdi, böylece her an savaşa hazır olabilirdi.

 

Wang Lin için, dört günlük katliam ve öldürdüğü bin kişi sadece başlangıçtı. On binlerce Teng Ailesi üyesine kıyasla, öldürdüğü kişi sayısı hala düşüktü.

 

Wang Lin sinek yaratığın üzerinde otururken, arkasında neredeyse bin beden taşıyordu. Bin beden yaklaşık olarak yüz metrelik bir bölgeyi kaplıyordu ve yeryüzünde büyük bir gölge oluşturuyordu.

 

Bakışları hala soğuktu. Sanki on binlerce yılda bile erimeyecek buzdan bakışlardı o bakışlar. Sıradaki hedefi He Huan Tarikatı’ydı.

 

He Huan Tarikatı Zhao’daki bir numaralı şeytani tarikattı. Çok sayıda uzmana ve binlerce öğrenciye sahiplerdi. He Huan Tarikatı’nda toplam 481 Teng Aile Üyesi vardı.

 

Bu kişilerin hepsi He Huan Tarikatı’nda öğrenci değildi, lakin şu anda bir nedenle He Huan Tarikatı’nda bulunuyorlardı.

 

Birkaç gün önce, Wang Lin Ji Mie Tarikatı’nda üç yüzü aşkın Teng Aile Üyesini öldürmüştü. Öldürdüğü tüm insanlar Qi Yoğunlaştırma aşamasındaydı. Wang Lin oradaki insanları sorgulamıştı ve Teng Ailesi üyelerinin eğitim için gönderildiğini öğrenmişti.

 

Görünüşe göre He Huan Tarikatı’ndaki Teng Ailesi üyeleri de eğitim için oradaydı.

 

Wang Lin yavaşça He Huan Tarikatı’na doğru uçarken acımasızca gülümsedi.

 

Lakin tam o esnada, doğuya doğru bakarken ifadesi değişti. Mesafede, rengarenk bir araç birkaç gencin kontrolü altında ona doğru süzülüyordu.

 

Mesafeden bir ses geldi. “Ölümsüz Ji Mo burada. Kabiliyeti olmayanlar, lütfen yoldan çekilin!”

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18168 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37444 Bölüm Sayısı


creator
manga tr