Bölüm 234:  Teng Huayuan

avatar
1359 0

Xian Ni - Bölüm 234:  Teng Huayuan


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Bir gün sonra, şeytani bir aurayla kaplı bir genç bitkilerle kaplı yere soğuk bir bakışla baktı.

 

Bu kişi Hou Fen’den buraya yardırmış yetişimciydi. Bu kişinin Hou Fen’den Şeytanlar Denizi’nin iç denizine gitmek için sadece birkaç ay harcadığını birileri bilseydi, dehşete düşerlerdi. Hou Fen ve Şeytanlar Denizi arasındaki mesafe muazzamdı.

 

Sonuç olarak, bu gencin hızı akılalmaz bir seviyedeydi.

 

Aslında, bu gencin bu kadar çabuk buraya gelmesinin nedeni Ruh Değişimi yetişim seviyesiyle alakalı değildi. Bu,  başlıca ailesinin gizli tekniği sayesindeydi: Hayalet Ruh Arayış Tekniği.

 

Teknik her yöne yürüyen bir sürü klonu kullanıp, ardından geri birleşerek her klonun yürüdüğü bütün mesafeyi ana bedene veriyordu. Bu yolla, hızı binlerce kat artıyordu ve sadece iki ayda buraya varmasını sağlamıştı.

 

Bu kişinin bakışları yavaşça aşağıya süzüldüğü esnada altındaki bitkilere bakarken ifadesi karanlıktı. Bitkilerin hepsi hareketsiz kaldı, adeta o yere inerken ölüydüler.

 

Kırık aktarım dizisine baktı. Aktarım dizisi ağır hasarlıydı ve artık tamir edilemezdi. Heba olmuş bir aktarım dizisi olarak görülebilirdi.

 

Genç içten içe derin bir nefes aldı ve kendi kendine mırıldandı, ‘’Bu gezegende boyutsal çantamı açabilecek çok kişi yok. Tek sorun şu anki dengesiz yetişimimle, eğer yakında gezegenime dönmezsem, yetişimim daha da düşecek...’’ Hafifçe kaşlarını çattı ve kayboldu.

 

Kong kıtası, Suzaku gezegeninin altı ana kıtasından biri.

 

Kong kıtasında sayısız yetişim ülkesi vardı, lakin bazısı üçüncü derece birkaçı da dördüncü derece olan ülkelerle birlikte çoğu birinci veya ikinci dereceydi. Sonuçta, bu kıtadaki kaynaklar aşırı yetersizdi.

 

Kong kıtasının ve Şeytanlar Denizi’nin sınırında, küçük bir sınır kasabası vardı. Bu kasapa pek büyük değildi. En güçlü kişi sadece Merkez Oluşturma aşamasındaydı. Bu kasabada antik bir aktarım dizisi vardı.

 

Bu aktarım dizisi birden ışıldadı ve çok geçmeden, Wang Lin’in figürü ortaya çıktı.

 

Belirdikten sonra, hemen ilahi hissini yaydı ve bütün kasabayı kontrol etti. İlahi hissini yaydığı anda, kasabadaki herkes enselerinden aşağıya inen bir soğukluk hissetti, lakin bu hissiyat belirdiği kadar çabuk kayboldu.

 

Wang Lin ilahi hissini çekti, ardından bulunduğu noktadan kayboldu. Zihnindeki haritaya göre hareket etti. Kasabadan binlerce kilometre uzaklaşınca, boyutsal çantasına vurdu ve önünde sinek yaratığı belirdi.

 

Wang Lin sırtına zıpladı. Sinek yaratığa bir mesaj gönderdi. Yaratık, kükredi ve ileri atıldı.

 

Genç adam son derece çabuk ilerledi. Çok geçmeden, Wang Lin güçlü yetişimcilerle dolu bir sürü yer hissetti. Açıkça, bu yerler yerel tarikatların konumlarıydı.

 

Wang Lin durmadı, hızlıca bu ülkeden ayrıldı. On gün sonra, saysız birinci ve ikinci derece ülke geçmiş ve hedefine ulaşmıştı: ikinci aktarım dizisi.

 

Bu aktarım dizisiyle, Zhao ve kendisi arasındaki mesafeyi çabucak düşürebilirdi. Ancak, aktarım dizisinden bin kilometre uzaktayken, kaşlarını çatmaya başladı.

 

Haritaya göre, aktarım dizisi bir dağdaydı, lakin Wang Lin bölgeye sayısız binanın inşa edildiğini açıkça hissedebiliyordu. Ayrıca bölge ruhsal enerjiyle doluydu. Buranın şimdi bir yetişim bölgesi olduğu belliydi.

 

İlahi hissiyle taraması sırasında, ana salonun dışında birkaç Qi Yoğunlaştırma öğrencisiyle birlikte epey kararlı gençler görmüştü. Bir giriş töreni yapıldığı açıktı.

 

Aynı zamanda, dağ yollarında, meşakatle dağa tırmanan bazı gençler vardı.

 

Önündeki tanıdık sahneye bakınca, Wang Lin içten içe kederlendi. Heng Yue Tarikatı’nın şu günlerde ne durumda olduğunu bilmiyordu. Heng Yue Tarikatı’na olan hisleri derin olmasa da, yine de bu tarikat onu yetişim dünyasına sokan tarikattı.

 

Wang Lin içinde karmaşık duygularla sinek yaratığını tarikata doğru sürdü. Tarikattan yaklaşık yüz metre uzaktayken, kısa bir beyaz ışık belirerek, tarikata girmelerine engel oldu.

 

Bir şey yapmasına gerek kalmadan, sinek yaratığı kükredi ve keskin ağzıyla ışığı deldi. Ardından, yaratık içindeki havayı dışarı soludu ve ışık sütunu çatlayıp sonunda parçalandı.

 

Sonuç olarak, çabucak dışarı çıkarlarken kapalı kapı eğitiminde olan birkaç Merkez Oluşturma yetişimcisinin ifadesi aniden değişti. Wang Lin’e ve altındaki yaratığa aptala dönmüş şekilde baktılar. Hızlıca öğrencilerine alım törenini durdurmaları için bağırdılar ve çabucak Wang Lin’in varışını beklemek amacıyla ana salonun önüne gittiler.

 

Wang Lin geldiği anda, üç Merkez Oluşturma yetişimcisi hızlıca öne çıktı ve saygıyla konuştu, ‘’Kıdemliyi selamlarız.’’ Üçlü dehşete düştü. Wang Lin ruhsal enerji yaymasa da, genç adamdan kalplerinin titremesine neden olan bir baskı hissetiler.

 

Özellikle de Wang Lin’in altındaki yaratıktan. Onlara büyük bir felaket geleceğinden korkmalarına neden oldu.

 

Üç Merkez Oluşturma yetişimcisinden ikisi erkek ve biri kadındı. Erkeklerden beyaz saça sahip olan dışında, diğer ikili son derece genç gözüküyordu, özellikle de kadın yetişimci. Oldukça güzel ve zarif gözüküyordu.

 

Ancak, bir yetişimci görünüşüyle yargılanamaz. Sadece Wang Lin örneğini vermek yeterliydi bu konuda. Genç gibi gözükse de, çoktan dört yüz yaşından büyüktü.

 

Wang Lin içlüyü incelerken ifadesi sakindi, sordu, ‘’Burası hangi tarikat?’’

Üçlü arasındaki yaşlı adam hızlı ve saygılı bir şekilde yanıtladı, ‘’Kıdemli, tarikatımıza Zi Yun derler. Eğer kıdemli bir şeye ihtiyaç duyuyorsa, yardım etmek için elimizden geleni yaparız.’’ 

 

Wang Lin yaşlı adama baktı ve sakince devam etti, ‘’Burada bir antik aktarım dizisi varmış. Hala duruyor mu?’’

 

Yaşlı adam sersemledi. Biraz düşündü ve karşılık verdi, ‘’Kıdemli, burada bir antik aktarım dizisi yok.’’ Sözlerini bitirdiği anda, ensesinden aşağıya inen bir soğuk hissetti.

 

Wang Lin’in bütün aurası yavaşça söylenirken birdenbire soğuklaştı, ‘’Emin misin?’’

 

Yaşlı adamın alnı soğuk terle kaplandı. Biraz düşündükten sonra, tam konuşmak üzereyken, zarif kadın yetişimci sözünü kesti ve zindeleştiren bir sesle, konuştu, ‘’Kıdemli, antik aktarım dizisinin konumu bir dağın tepesinde mi?’’

 

Wang Lin’in bakışı kadın yetişimciye kaydı. Kadının bakışları Li Muwan’la kıyaslanamasa dahi, yine de epey tatlıydı, özellikle de yeşim kadar beyaz olan yüzü.

 

Wang Lin’in bakışlarıyla yüzleşince, kadının yüzü hafifçe kızardı. Çabucak konuştu, ‘’Kıdemli, aktarım dizisi eğer dağın tepesindeyse, o zaman küçüğünüz biliyor.’’

 

‘’Yolu göster!’’ Wang Lin dağın tepesine doğru uçtu. 

 

Kadın hızlıca takip etti. Diğer iki Merkez Oluşturma yetişimcisi biraz tereddüt etti, ardından onlar da takip etti.

 

Kadının rehberliği altında, çok geçmeden dağın tepesine ulaştılar. Burada binanın köşelerinden sarkan çanlarla birlikte büyük haşmetli bir bina vardı. Çanlar son derece zindeleştiren ve güzel tonlarda çalıyordu.

 

Kadın yetişimci yere indikten sonra, konuşurken yüzü kızardı, ‘’Kıdemli, burası küçüğünüzün evi. Bu bölge aslında Zi yun Tarikatı’nda değildi. Bu yüzden kıdemli öğrenci kardeşim antik aktarım dizisini bilmiyor. Küçüğünüz şans eseri bir gizli geçit buldu ve binanın altında antik bir aktaırm dizisi olduğunu keşfetti.”

 

Wang Lin onayladı. Öncesinde, bölgeyi ilahi hissiyle taradığında, burayı kontrol etmiş, lakin bir şey bulamamıştı.

 

Şimdi, yakın mesafeden kontrol edince, ilahi hissiyle taradığında hemen yeraltında küçük bir ruhsal enerji dalgalanması fark etti. Açıkça, birisi aktarım dizisini saklamak için bir teknik kullanmıştı.

 

Genç adam son derece şoke oldu. Haritaya göre, burası sadece ikinci derece bir yetişim ülkesiydi, ancak neredeyse ilahi hissini kandırabilen bir teknik bulunuyordu.

 

Kadın yetişimcinin yönlendirmesi altında, binaya girdiler. Genç adam içeri girdiği anda, hoş bir koku burnuna ulaştı. İçerisi son derece zarif ve kadınımsı gözüküyordu.

 

Wang Lin’in bakışları odayı taradı. Bakışı birazcık bir yere takıldı, lakin çabucak gözlerini çekti.

 

Kadın yetişimcinin yüzü daha da kızardı. İki kıdemli öğrenci kardeşi kapıdan girmeden önceki anı dolabı kapatmak ve kapağında sarkan neredeyse saydam iç çamaşırı kaldırmak için kullandı. Kafasını eğdi, yüzü kırmızıydı ve Wang Lin’e bakmaya cesaret edemedi.

 

Wang Lin bir şey görmemiş gibi davrandı. Kadın yetişimcinin yönlendirmesi altında, aktarım dizisine doğru yürüdüler. Oldukça sakin gözüküyor olsa da, Wang Lin devamlı tetikteydi. Yanlış bir şey olursa, o vakit tereddüt etmeden harekete geçerdi.

 

Binanın altında, Wang Lin aktarım dizisini gördü. Antik aktarım dizisi iyi korunmuş ve kullanılabilir gibi gözüküyordu.

 

Düşük kademe iki ruh yaratığı çekirdeği çıkardı ve kadın yetişimciye attı. Söylendi, ‘’Bunlarla hap arıt. Yetişimine yardım edeceklerdir.’’

 

Kadın yetişimci çekirdeklere baktı ve şoke oldu. İçlerindeki ruhsal enerji akınını hissederken coşkulu bir bakış sergiledi. Bunlardan arıtılmış hapı tüketirse, geç aşama Merkez Oluşturma’ya ulaşabilirdi.

 

Dikkatle çekirdekleri kabul etti ve boyutsal çantasına yerleştirdi.

 

İki Merkez Oluşturma yetişimcisi kıskanç bakışlar sergilemeden edemedi.

 

Wang Lin ikiliye baktı, arıdndan aktarım dizisine ilerledi. Elini salladı ve bir sis dışarıdakilerin içeri bakmasını engelledi. Ardından, zirve kalite bir ruh taşı çıkardı ve oyuğa yerleştirdi. 

 

Aktarım dizisi ışıldadı ve Wang Lin aktaırm dizisinde kayboldu.

 

Kadın yetişimci boş aktarım dizisine içindeki bir parça üzgünlükle baktı. Birden, bir şey hatırladı ve yüzü yine kızardı.

 

Zhao Kong kıtasının tam köşesindeydi. Aslında, Zhao, Hou Fen’in sadece yarısı kadardı.

 

Ruh damarları olsa da, üretim son derece azdı ve sadece ülkeyi desteklemeye yeterliydi, yani hasat için açıldıklarında bile, hasatta bir sınırlama vardı.

 

Ruh damarlarının yetersizliğinden dolayı, ruh bitkileri de son derece nadirleşmişti. Zhao’nun çok, çok küçük bir sınır ülkesi olduğu söylenebilirdi.

 

Bu günlerde, Zhao’daki bir numaları tarikat Xuan Dao Tarikatı’ydı ve tarikatın atası, Punnan Zi, onca yıl önce geç aşama Kadim Ruh’a ulaşmıştı. Bu dört yız yılda, Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmamış olsa da, yetişimi büyük ölçüde artmıştı ve diğer geç aşama Kadim Ruh yetişimcileri onun bir dengi değildi.

 

Xuan Dao Tarikatı’na ek olarak, Zhao’nun akılcı tarikatları, Semavi Tarikat gibi, önceki kadar iyi devam etmemiş ve yavaş yavaş ikinci sınıf bir tarikat halini almıştı. Aynı zamanda, Nirvana Tarikatı ve Yuan Kui tarikatı da aynı kaderden acı çekmişti. Punnan Zi’nin varlığından dolayı, onların tarikatları da ikinci sınıfa itilmişti. (Ç.N: Bunlar hangi tarikatlar demeyin ben bile hatırlamıyorum :D Ne zaman Semavi Tarikat veya Nirvana tarikatı geçti bilen var mı ya?)

 

Şeytani Tarikatlar gelirsek, Cennet’in Yolu Tarikatı, He Huan Tarikatı ve Wu Feng Tarikatı; daha iyi devam etmişlerdi. Punnan Zi’yle kıyaslanamasalar da, akılcı tarikatlardan bir tık yukarıdaydılar.

 

Ancak Punnan Zi’nin güçlü kontrolü altında, şeytani ve akılcı tarikatlar birbiriyle savaşmayı kesmişti. Hala bazı tartışmalar olsa da, hepsi asla büyük anlaşmazlıklar olmayacak küçük tartışmalardı.

 

Şu anki Zhao’nun Punnan Zi’nin tam kontrolü altında, yavaş yavaş dördüncü derece bir yetişim ülkesi olmaya doğru ilerlediği söylenebilirdi. Punnan Zi Ruh Oluşturma aşamasına ulaşınca, dördüncü derece olmak gerçeğe dönüşecekti.

 

Bu tarikatlara ek olarak, bu dört yüz yılda epey birçok ünlü kişi belirmişti.

 

Mesela Xuan Dao Tarikatı’nın dahisi, Wang Zhuo. Bu kişinin Merkez Oluşturma aşamasına ulaşması sadece iki yüz yılını almış ve bir iki yüz yılda daha geç aşama Merkez Oluşturma’ya ulaşmıştı. Bu tür bir yetişim hızı Zhao’da son derece nadirdi.

 

Bunun ardında, bütün diğer tarikatlarda dahiler belirmişti, lakin Teng Ailesi’ne kıyasla, hiç de aynı seviyede değillerdi.

 

Geçmiş dört yüz yılda, Punnan Zi’nin çok bilinmesinin yanı sıra, diğer dikkate değer kişi Teng Ailesi’ndendi.

 

Teng Ailesi’nin atası, Teng Huayuan, dört yüz yıl önce erken aşama Kadim Ruh’daydı. Ardından, Punnan Zi’nin yardımıyla, geç aşama Kadim Ruh’a ulaşmış ve Zhao’nun zirve yetişimcilerinden birisi olmuştu.

 

Zhao’da, birisi Kadim Ruh aşamasına ulaştığı sürece, epey bir güce sahip ve yüksek statülere sahip olurdu. Tabii ki, bu sadece Punnan Zi’nin emirlerini dinlediklerinde geçerliydi.

 

Punnan Zi Zhao’daki herkesin takip etmesi gereken bir kural koymuştu. Ne kadar kaynak kullanıldığı önemsenmemeliydi; Zhao’yu dördüncü derece bir ülke yapmak için Kadim Ruh yetişimcilerinden bir Ruh Oluşturma yetişimcisi çıkmak zorundaydı.

 

Teng Huayuan’ın yetişim seviyesindeki artışla birlikte, Teng Ailesi’nin statüsü de artmıştı. Ailenin etkisi artmış ve bir sürü genç doğarak, Zhao’daki bir numaralı yetişim ailesi olmuşlardı.

 

Neredeyse her bir tarikatta öğrencileri vardı ve hatta bazısı bu tarikatlarda oldukça yüksek pozisyonlara sahipti.

 

Aynı zamanda, Teng Huayuan bir sürü kızını Teng Ailesi’nin temelini sağlamlaştırmak adına dahilerle evlendirmişti. Wang Zhuo Teng Ailesi’nin damatlarından birisi olmuştu.

 

Teng Ailesi’nin çoktan Zhao Ülkesi’yle derinden birleştiği söylenebilirdi. Teng Ailesi hakkında kötü düşünceleri olmayan yok değildi, lakin çoğu zaman, Teng Huayuan’ın harekete geçmesine bile gerek kalmıyordu. Teng Ailesi’ne karşı olan fikirler kayboluyordu.

 

Teng Huayuan’ın ne yaptığına gelirsek, Punnan Zi biraz dahi sorgulamıyordu. Tüm kalbiyle Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmaya çalışıyordu.

 

Teng Aile Şehri çokktan dört yüz yıl önceki halinin altı katına genişlemişti. Şimdi Zhao boyunca bilinen devasa bir şehirdi.

 

Teng Aile Şehri’nin otuz metre altında gizli bir salonda. Salon dışarıdan on kat ruhsal enerjiye sahipti. Bunun nedeni bir ruh damarının üzerinde olmasıydı.

 

Bu ruh damarı büyük olmasa da, yetişim için yeterdi de artardı da. Teng Aile atası bu ruh damarını bulduğu için, şehrin her genişlediği zamanı kendisine gizli bir salon oymak için kullanmıştı.

 

Bu Punnan Zi’nin bile bilmediği bir şeydi ve Teng Ailesi’nin sadece birkaç üyesi biliyordu. Ancak birisi atılım yapmak üzereyken salonu kullanmalarına izin verilirdi.

 

Bu günde, yeraltındaki gizli salonda, tamamen beyaz saçlı yaşlı bir adam gözlerini açarak, keskin bakışlarını sergiledi.

 

Bu kişinin kaşları çatıktı. Yetişim yaparken, aniden bir kana susamışlık hissi sezmişti. Bu hissiyat bedenindeki ruhsal enerjinin kaosa sürüklenmesine neden oldu.

 

Yaşlı adam biraz düşündü. Sağ eliyle bir mühür oluşturdu ve önünde süzülen bir beyaz ışık fırladı.

 

Çabucak birkaç karmaşık söz söyledi ve çok geçmeden, beyaz ışık titreşti ve önünde sallandı. Yavaş yavaş, ışığa bakarken ifadesi daha da ciddileşti.

 

Lakin tam o anda, beyaz ışık vahşice titredi. Kontrolünden çıktı ve bir iz bırakmadan kayboldu. Yaşlı adamın yüzü birden kasvetlendi. Kendi kendine mırıldandı, ‘’Garip, Punnan Zi’nin ruh tespit etme tekniği bile kana susamışlığın nereden geldiğini söyleyemiyor...’’

 

Biraz düşündü ve gözlerinde soğuk bir ışık yanıp söndü. Düşündü, ‘’Şu anki yetişim seviyem ve Zhao’daki bağlantılarımla, bu kanasusamışlığın sahibi buraya gelse bile, kolayca kurtulabilirim.’’

 

Bu kişi Wang Lin’i öldüren Teng Ailesi’nin atası, Teng Ailesi’nin sembolü: Teng Huayuan idi.

 

Zaman geçişi sayesinde, daha yaşlı gözüküyordu. Yetişim seviyesi daha yüksek olsa da, açıkça Wang Lin’in patlamasına neden olan kişiden çok farklı değildi.

 

Kişiliği çok daha kurnaz hissettiriyordu. Bu hissiyat savaştan eğlenen birisinin kısa sürede son derece sinsi ve kurnaz birisi halini almış gibiydi. Son derece katı bir zıtlık vardı.

 

Derin bir nefes aldı ve gizli salondan kayboldu. Yeniden belirdiğinde, Teng Ailesi’nin atasal evindeydi. Teng Ailesi’nin atasal evi içine oyulmuş bir ejderhayla birlikte üç kat uzunluğundaydı. Bir uçtan bir uca, son derece haşmetli gözüküyor ve ruhsal enerji dalgaları yayıyordu.

 

Teng Huayuan belirdiğinde, üçüncü kata geldi. Üçüncü katta üzerlerine isimler oyulmuş sayısız tablet vardı. Bütün bu isimler Teng Ailesi’nin ölen çekirdek üyelerinin isimleriydi.

 

Teng Huayuan’ın bakışları tabletleri taradı ve üst rafttaki birinin üzerine yerleşti. Bu tablette açıkça ‘’Teng Li’’ yazdığı okunuluyordu.

 

Geçmiş dört yüz yılı aşkın zamanda, ne zaman rahatsız veya hüzünlü hissetse, buraya gelip bu tablete bakardı. Bu basitçe alışkanlıklarından birisi olmuştu. Uzun bir süre sonra, elini salladı ve tablet eline uçtu. Tableti sildi ve kendi kendine mırıldandı, ‘’Li Er, çok genç öldün. Yeteneğinle birlikte, hala hayatta olsaydın, çoktan Kadim Ruh aşamasında olurdun...’’

 

İç çekti, tableti geri koydu ve ayrılmak için arkasını döndü.

 

O anda, Teng Aile Şehri’nin dışında, iki kılıç ışığı şehre doğru uçuyordu. Teng Aile Şehri’nden otuz metre uzakta, iki kılıç ışığı yere inerek, bir adam ve kadını açığa çıkardı. 

 

Adam orta yaşlı ve hafifçe büyüktü, lakin yine de son derece yakışıklı gözüküyordu. Gençliğinde açıkça yakışıklı ve sersemleticiydi. Bu kişi tamamen beyaz bir cübbe giyiyordu ve bir yetişimci hissiyatına sahipti. Kadın sersemletici değildi, lakin son derece nazik bir aura yayıyordu. O da beyaz bir cübbe giyiyordu. Kaşlarını çattı. Açıkça, kafasını kurcalayan bazı sorunlar vardı.

 

Orta yaşlı adam kafsını kaldırdı ve Teng Aile Şehri’ne bakarken gözlerinden karmakarışık bir bakış geçti. 

 

Kadın iç çekti ve fısıldadı, ‘’Wang Zhuo, o zamandan beri bir sürü yıl geçti. Hala kinini bir kenara bırakamaz mısın?’’

 

Orta yaşlı adam kıkırdadı ve sakince söylendi, ‘’Nefretimi bir kenara mı bırakayım? Eğer annemin, babamın ve bütün klanımın öldürülmesinin kinini bir kenara bırakabilirsem, o zaman ben, Wang Zhuo, insan değilim.’’

 

Kadın biraz düşündü ve fısıldadı, ‘’Sadece genç kız kardeşimi görmeye geldim. Üç gün içinde, ayrılacağız. Bu üç günde, lütfen fevri davranma, tamam mı?’’

 

‘’Rahatlayabilirsin. O yaşlı şerefsizi öldürecek güce sahip olmadan, harekete geçmeyeceğim.’’ Orta yaşlı adamın sesi yumuşaktı ve konuşmayı bitirince, ilerledi.

 

Kadın çabucak takip ederken gizlice iç çekti ve Teng Aile Şehri’ne Wang Zhuo’yla birlikte ilerledi.

 

Kadın yürürken, fısıldadı, ‘’Wang Zhuo, gerçekten bu konuda atayı suçlamamalısın. Nefret etmen gereken kişi o Wang Lin olmalı. Ölmüş olsa bile, bütün olanlar onun yüzünden oldu.’’

 

Orta yaşlı adam aniden duraksadı. Arkasını döndü ve kelime kelime, konuştu, ‘’Teng Xiuxiu, sana çoktan asla Wang Lin ismini önümde söylememeni belirtmişti. Bugün, son kez uyarıyorum. Onu tekrardan dile getirmeye cüret edersen, acımasız olacağım için beni suçlama.’’

 

Kadın biraz düşündü ve daha fazla konuşmadı, bunun yerine Wang Zhuo’yla birlikte Teng Aile Şehri’ne girdi.

 

O anda, Zhao’nun sınırında, bilinmeyen bir vadide, aniden parlak bir ışık yanıp söndü. Yavaşça, ışık soldu.

 

Beyaz saçlı bir genç vadiden dışarı çıktı. Alnında mor bir yıldız vardı.

 

Mesafedeki bölgeye baktı ve ardından doğuya döndü. Diz çöktü ve merhametsizce birkaç kez secde etti. Dört yüz yılı aşkın nefreti sergileyen bir öldürme arzusu gözlerinde belirirken mırıldandı, ‘’Anne, baba, Tie Zhu geri döndü. Bu sefer, Zhao’da kan nehirlerinin akmasını sağlayacağım! Bu yeminimi bozarsam, ruhum yok olsun!’’

 

Gökyüzünde bir yıldırım parlayarak, gök gürültüsü dalgaları gönderdi. Yağan yağmur damlaları dalgası arasında, bir sis katmanı oluştu... 

 

(E.N: O zaman bir intikamımız var ya :D ) 








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19450 Üye Sayısı
  • 803 Seri Sayısı
  • 39031 Bölüm Sayısı


creator
manga tr