Bölüm 219: İki Ay

avatar
1163 0

Xian Ni - Bölüm 219: İki Ay


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Aslında Wang Lin Li Muwan’a hissettirdiği kadar acımasız değildi, lakin klonunun Kadim Ruh aşamasına ulaşması lazımdı. Eğer şimdi Li Muwan olaylara karışırsa, o zaman asıl planında kaçınılmaz değişikliklere, ciddi sonuçlara sebep olabilecek değişiklere, neden olurdu.

 

Sonuç olarak, Li Muwan da bu işin içine sürüklenebilirdi ve bu, Wang Lin’in görmek istediği bir şey değildi.

 

İç çekti. Ruh hali dalgalanmaya ve kendini sakinleştirememeye başladı. İçinde karışık duygularla güney avlusundan ayrıldı.

 

15 dakikanın yarısından az kaldığını hesap etti, bu yüzden hızlıca hareket etmeliydi. Bedeni aniden yıldırım misali hareket etti ve çok geçmeden batı avlusunun dışına ulaştı. 

 

Wang Lin oradaya ulaştıktan sonra, hemen girmedi. Bunun yeirne, çabucak batı avlusunun etrafında dolaştı ve kısıtlamalar yerleştirdi. Ardından çabucak avluya girdi. Güçlü ilahi hissiyle, devriye gezen öğrencilerden hiçbiri onu tespit edemezdi. Bütün turnalar yere indi ve sırtlarındaki kızlar ne kadar teşvik ederse etsin, uçmayı reddettiler.

 

Wang Lin’in figürü hızlıca sis boyunca ilerledi ve batı avlusuna girdi.

 

Dışarıdan bakıldığında, bu yer tıpkı bir peri bölgesi gibiydi ve hatta içeride daha da böyle gözüküyordu. Buradaki binaların zarifliği dışarıdaki binalardan birkaç kat daha yüksekti.

 

Avlunun derinlerinden rengarenk bir ışık huzmesi gelerek, batu avlusundaki bütün kızlar onunla süzülürken bir köprü vasıtası görüyordu.

 

Lakin ne yazık ki, bütün turnalar yerde, titriyordu. Dolayısıyla, bu yer güzel bir manzara eksikliği çekiyordu.

 

Cheng Xian’ın anlattığı yolu takip ederek, Wang Lin çabucak avlu boyunca ilerledi ve Gongsun Tong’un avlunun batı kısmındaki odasına ulaştı. İlahi hissini yaydı ve çok garip bir manzara keşfetti.

 

Hafifçe kaşlarını çattı, ardından sıçradı ve odanın içine ulaştı. Odanın bir kısmında bir perde vardı ve perdenin arkasında iki nefes kesen figür banyo yapıyordu.

 

Perdenin ardındaki manzaraya bakılırsa, birbirlerinin bedenlerine dokunurlarken iki kadın çok hoş kıvrımlara sahipti. Çok geçmeden, hareket etmeye başladıkları esnada bedenleri birbirlerine yapıştı.

 

Aynı zamanda, perdenin arkasından inlemeler geldi.

 

Wang Lin’in ilahi hissi altında, iki kızın hareketleri açıkça görülüyordu. Şu anda, nefes nefese kalan kız konuştu, ‘’Kardeş Tong, o Cheng Xian...ah!’’ Tam konuşurken, diğeri hassas bir noktaya dokunduğu esnada hareketlendi. Uzun bir süre sonra, perdenin arkasından tembel ve hassas bir ses geldi, ‘’Ling Er, hala Cheng Xian konusunda endişeleniyor musun? Evet, onu kandırdım, ama bütün bu senin hap tarifin için çekirdeğe ihtiyacın olduğundandı. Sadece ruh maymunlarına göz diktim.’’

 

‘’Ama... Lu Song’a ne olacak?’’ Ling Er diye çağrılan kız Cheng Ling idi. (Ç.N: Geçen bölümlerde Cheng Lin diyor buradaysa Ling diyor, muhtemelen aynı kişiler. Her zaman olduğu gibi yine İngilizce’ye göre yazıyorum.)

 

‘’Sadece güven bana. Lu Song yarın gelince, onunla ilgileneceğim. Sorun olmayacağına söz veririm. Bu Lu Song...en fazla, biraz tadıma bakmasına izin veririm. Ling Er, büyük kardeşin sana iyi hizmet etti. Şimdi sıra sende.”

 

Wang Lin içeri gitmedi, bunun yerine alnını işaret etti. Xu Liguo Wang Lin’in alnından dışarı çıktı. Gözlerinde heyecanlı bir bakışla perdeye baktı.

 

‘’Nasıl halledeceğini umursamıyorum, sadece ruh maymununa ne olduğunu öğren ve ikisinin de ruhunu al.’’ Wang Lin arkasını döndü ve yavaşça odadan çıktı.

 

 Xu Liguo daha önce hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Wang Lin’i takip etmenin kesinlikle doğru şey olduğunu hissetti. Şu anda, bir şeytan olduktan sonra hiç kanı olmasa bile kanı kaynıyormuş gibi hissediyordu.

 

Lakin bu nasıl hissettiğini etkilemedi.

 

Xu Liguo sinsice güldü ve perdenin ardına geçti. 

 

Çok geçmeden, yüzünde son derece tatmin olmuş bir bakışla dışarı çıktı. İki ruhu çıkardı, ardından Wang Lin’in alnına geri döndü.

 

Aynı zamanda, bir mesaj gönderdi. ‘’O ruh maymunu ölü.’’

 

Wang Lin elini salladı ve bir ruh bayrağı belirdi. İki ruhu bayrağa attı, sonra da odaya girdi. İki kızın bedenlerini boyutsal çantaısna kaldırdı, ardından odadan ayrıldı.

 

O anda, 15 dakika geçmişti. Wang Lin kısıtlama bayrağını geri çağırdı. Bayrak siyah bir sise dönüştü ve çabucak güney avlusundan ayrıldı.

 

Aynı zamanda, Kadim Ruh yetişimcisi öfkeyle kükredi. İlahi hissini yaydı, batı avlusuna odaklandı ve çabucak atıldı.

 

Kısa sürede, batı avlusundan, öfkeli bir ilahi his de yayıldı. Wang Lin’i bulduktan sonra, avlunun ortasından bir kadın geldi.

 

Tek kelime etmeden, Wang Lin ayrılmak için döndü.

 

Bu kadının bedeni sisle kaplıydı, dolayısıyla görünüşü gizliydi. Belirdiği anda, Wang Lin’in peşinden yıldırım gibi atıldı.

 

Wang Lin’in ifadesi sakindi. Kadının yaklaştığını görünce, soğukça gülümsedi. Elini salladı ve kadına doğru kısıtlama dalgaları yolladı.

 

‘’Yerini bilmiyorsun!’’ Kadın soğukça homurdandı. Elini salladı ve elinde bir çiçek sepeti belirdi. Sepeti salladığı anda, sayısız renkte çiçek yaprağı belirdi. Her yaprak kısıtlamalara doğru süzülürken yıkıcı bir güç taşıyordu.

 

Bu kadının yetişimi erken aşama Kadim Ruh’daydı. Wang Lin’in ifadesi sakin olsa da, içinden alayla sırıttı. Kısıtlamalar çiçek yapraklarına yaklaştığı anda, anında sayısız küçük kısıtlamalara dağılıp yayıldılar. Bazısı çiçekler tarafından yok edilse dahi, çoğu çiçek yapraklarını geçtikten sonra yeniden kısıtlama çemberleri oluşturdu. 

 

Kısıtlamalar çok hızlıydı. Yeniden kısıtlama çemberleri oluşturklarında, batı avlusuna indiler.

 

Wang Lin zaten bütün batı avlusunun devasa bir kısıtlama tarafından havada taşındığını biliyordu. Wang Lin’in zamanı olsaydı, tamamen bu kısıtlamayı kırabilirdi. Ancak, Wang Lin’in amacı kısıtlamayı krımak değil, dengesini kaybettirmekti.

 

Normalde, sıradan kısıtlamalar bunu bile yapamazdı, ancak Wang Lin’in kısıtlamaları antik kısıtlamalardı. Zaten önceden bazı kısıtlamalar yerleştirdiği gerçeğiyle birleşince, kısıtlama çemberleri oraya yerleştiği anda, batı avlusu boyunca sarsıntılar yayıldı.

 

Büyük kısıtlama anında dengesini kaybederek, batı avlusunun yana yatmasına neden oldu. Batı avlusundan çığlıklar yükseldi ve büyük miktarda kadın gelişimci gözlerinde korkulu bakışlarla dışarı uçtu.

 

Wang Lin bütün bunları yaptığı esnada, hızlıca uzaklara uçarken hiç duraksamadı. Peşindeki kadın dişlerini çıkarttı. Wang Lin’i takip etmeyi kesti ve hızlıca büyük kısıtlamayı desteklemek için geri döndü. 

 

Wang Lin başka bir şeyle oyalanmadan batı avlusundan ayrıldı. Lakin, çok yakında, Bulutlu Gök Tarikatı’nın orta aşama Kadim Ruh yetişimcilerinin geleceğini biliyordu.

 

Tam o anda, uzaktan çok güçlü bir ilahi his geldi. İlahi his Wang Lin’i geçtiği anda, soğukça homurdandı. Wang Lin sakinliğini korudu. Eğer yerinde başkası olsa, ruhu hasar görürdü, fakat Wang Lin’in ruhu olağanüstü derecede büyüktü. Ruhu bedeninden çıkacak olursa, Ruh Oluşturma yetişimcilerinin ruhlarından daha zayıf olmazdı. Ruhu şu anda bedenine sıkışmış ve ayrılamıyor olsa da, nasıl sadece bir Kadim Ruh yetişimcisi zarar verebilirdi ki?

 

İlerlemeye devam ederken aslında hiç duraksamadı.

 

Bu ilahi hissin sahibi sersemledi, Wang Lin’in ana bedenine yaklaştığı esnada çabucak Wang Lin’e kilitlendi.

 

Siyah bir gölge hızlıca geldi ve Wang Lin’in eline indi. Bu siyah gölge kısıtlama bayrağıydı ve arkasında Wang Lin’in kıstırdığı öfkeli Kadim Ruh yetişimcisi vardı.

 

Kısıtlama bayrağı eline geldikten sonra, Wang Lin soğukça gülümsedi. Yere indi ve döndü. Anında, ayaklarının altında bir kısıtlama belirdi ve bedeni bir iz bırakmadan kayboldu.

 

Ona kilitlenen ilahi his bile izini kaybetti.

 

Wang Lin’in ana bedeni çoktan tarikatın dışındaki mağaraya dönmüştü, ve bu mağara ilahi hissi engelleyen kısıtlamalarla kaplıydı.

 

Bu sırada, Wang Lin’in yaşadığı avluda, odasında kısıtlama çemberinden klonu belirdi. Klonu hızlıca biraz temizlendi, ardından yetişim yapmak için oturdu.

 

Bu mesele bitmiş sayılırdı. Sonraki yarım ayda, Wang Lin’in ana bedeninin hikayesi tarikat boyunca yayıldı. Her yerde çeşitli söylentiler bulunabilirdi.

 

Bulutlu Gök Tarikatı’nda böyle bir şeyin uzun zamandır yaşanmadığı söylenmeliydi. Birisi gündüz vakti tarikata girmiş, birini öldürmüş, ardından herkesin gözü önünde kaybolmuştu. Bu adeta Bulutlu Gök Tarikatı’nın yüzüne tokat atmak gibiydi.

 

Hatta bu Ruh Oluşturma aşamasına atılım yapmaya hazılranan birkaç Kadim Ruh atasını bile alarma geçirmişti. İncelemeye gelmişler ve öldürülen ikilinin Gongsun Tong ve Cheng Ling olduğunu bulmuşlardı.

 

Onlarla alakalı herkes, mesela Cheng Xian ve Lu Song, sorgulandı. Hatta Wang Lin bile sorgulandı. En sonunda, bir Kadim Ruh yetişimcisi Wang Lin yalan söyllüyor mu diye ilahi hissini bile kullandı. Ne var ki, Wang Lin’in ruhu o Kadim Ruh yetişimcisinin ruhundan çok daha büyüktü, bir şey bulamamıştı.

 

Bilinmeyen nedenlerden dolayı, bu konu öylece bırakılmıştı.

 

Li Muwan’a gelirsek, buna bakmadı. Bu, kıdemli kardeşinin çalışması sayesindeydi. Planları son derece derindi. Bundan sorumlu kişinin Li Muwan’ın arkadaşı olduğunu biliyordu. O kişinin tekniği korkmasına neden olmuştu. Üç Kadim Ruh yetişimcisi bile istediği gibi Bulutlu Gök Tarikatı’na girip çıkmasına engel olamamıştı. Sonuç olarak, nasıl bir şey söylemeye cüret ederdi? Eğer konuşursa, o vakit bu kişi fark etmeden belirir ve kendisini öldürürdü.

 

Wang Lin’in hayatı tekrardan sakin haline döndü, lakin zihninde, Li Muwan’ın üzgün gülümsemesi belirip duruyordu. Bu gülümseme her gözlerinin önüne gelişinde, adeta kalbi deliniyor gibi hissediyordu.

 

Bu hissiyat Bulutlu Gök Tarikatı Chu ülkesinin üç, beşinci kademe simyacısından, Li Muwan’ın, dış tarikat üstadı Sun’un oğlu, Sun Zhanwei ile iki ay içinde yetişim çifti oluşturacağını açıkladığında sınıra ulaşmıştı. 

 

Wang Lin sessizce odasında oturdu. Bir gün bir gece düşünmenin ardından, derin bir nefes verdi ve gözlerinde kararlı bir bakış belirdi. Ayaklanıp güney avlusuna doğru yürürken gözlerinde soğuk bir ışık belirip kayboldu.

 

Beyaz sis yolunu engellediğinden yolculuğu düzgün geçmedi. Ancak, ismini belirttikten sonra, birisi Li Muwan’ı bilgilendirmeye gitti ve bir yol açıldı.

 

Wang Lin yavaşça ilerledi. Adımları yavaş olsa da, her birinde kararlı bir his vardı.

 

Li Muwan’ın evinin dışına vardıktan sonra, Li Muwan’ın sesi duyuldu, ‘’Ustanın kapalı kapı eğitimi neredeyse bitti. Sorun varsa, eğitiminden çıkınca ona sorabilirsin. Bundan sonra, seni çağırmadığım sürece, buraya bir daha gelme.’’

 

Wang Lin bir süre düşündü, ardından yavaşça konuştu, ‘’Bir hap istiyorum. Yetişimimi iki ay içinde Kadim Ruh seviyesine yükseltebilecek bir hap.’’

 

Li Muwan afalladı. Ayaklandı, kapıyı açtı ve Wang Lin’e baktı. Titreyen bir sesle, sordu, ‘’Kim...kimsin sen?’’ 

 

Wang Lin nadir bir manzara olan, nazik bir bakışı gözler önüne serdi. Ne var ki, bu naziklik sorarken yerini sakinliğe bıraktı, ‘’Böyle bir hap var mı?’’

 

Li Muwan alt dudağını ısırdı. Wang Lin’e bakarken gözlerinde daha önce hiç görülmemiş bir mutluluk belirdi. Kalbinde hala belirsiz bir hissiyat vardı, lakin çok geçmeden, gözleri soğuklaştığı sırada ifadesi aniden değişiverdi. Bağırdı, ‘’Sen de kim oluyorsun?’’

 

Li Muwan anında kan damlasının tepki vermediğini hatırladı. Açıkça, bu kişi düşündüğü kişi değildi. Yavaşça, o kişiye olan nefreti belirdi ve neredeyse tamamen o kişi gibi gelen Wang Lin’e yöneldi.

 

Wang Lin Li Muwan’a baktı ve derin bir nefes verdi. Elini boyutsal çantasının üzerine koydu ve bir yeşim parçası çıkardı. Yeşime biraz baktıktan sonra, Li Muwan’a fırlattı.

 

Yeşim belirdiği anda, Li Muwan’ın bedeni yumuşadı. Yeşimi yakaladıktan sonra, yüzünden sevinç gözyaşları akarken duvara dayandı.

 

‘’Sun Zhanwei’yi öldürmek kolay, ama yetişimim Bulutlu Gök Tarikatı’nda kimsenin konuşmaya cesaret edemeyeceğine emin olacağım kadar yükselene kadar beklemelisin. Kadim Ruh aşamasına ulaştığımda, Chu ülkesinde seni istediğin her yere götürebilirim ve kimse yolumda durmaya cüret edemez.’’ Wang Lin sesi donuktu, lakin sözleri kibirle kaplıydı.



 





Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18165 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37441 Bölüm Sayısı


creator
manga tr