Bölüm 215: Lou Yue

avatar
1222 0

Xian Ni - Bölüm 215: Lou Yue


 

 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Şarap baharatlı değildi. Biraz kuru bir hoşluğu vardı, lakin ruh sıvısından farklıydı. Ancak, şarap boğazından geçtiği anda, sıcak bir hissiyat bedenini kapladı.

 

Wang Lin bedenindeki ruhsal enerjinin arttığını açıkça hissetti ve bu da şaşırmasına neden oldu.

 

Cheng Xian bir kahkaha patlattı, ‘’Bu, ustamın hap rafine etmek için hazırladığı ruhsal enerjiyle dolu özel su. Chu ülkesinde bundan çok fazla yok. Bu iki maymunun meyvelerini biraz şarap yapmak için depolamıştı. Kardeşim, eğer başka birisi olsaydı, bu kadar iyi bir şey içmesine izin vermezdim.’’

 

Bu sözleri söylediği anda, iki maymun birkaç kez öfkeyle hırıldadı. Açıkça Cheng Xian’ın yaptığı konusunda mutsuzdular.

 

Kısa süre sonra, ruh maymunlarının hızıyla, zaten uzakta olmayan batı avlusu önlerinde belirdi.

 

Batı avlusu güney avlusundan çok farklıydı. Batı avlusunun tamamı havada süzülüyordu ve bulutlarla çevriliydi. Eğer birisi dikkatli bakmazsa, bulutların içindeki beyaz yeşimden yapılma binayı bile göremezdi.

 

Turnalar bulutlar boyunca uçuşuyor ve batı avlusundan kıkırdama sesleri yankılanıyordu. Batı avlusunun belli bir menzilinde, hava hoş bir kokuyla kaplıydı.

 

Cheng Xian sersem sersem batı avlusuna baktı. Derin bir nefes verip mırıldandı, ‘’Neredeyse bütün kadın gelişimciler batı avlusunda. İçerideki o kadar güzelliği düşünsene. Eğer orada sadece bir yıl bile yaşayabilirsem, başka bir şey istemem.’’ 

 

Wang Lin’in gözleri hafifçe ışıladadı. Cheng Xian’ın sözlerini görmezden geldi ve dikkatini batı avlusunun altına yerleştirilen kısıtlamaya odakladı. Kısıtlamanın etkisi batı avlusunu havada tutmaktı ve ayrıca dışarıdan görüşü engelleyen bazı etkileri de vardı.

 

Sisten bir grup turna çıktı. Turnaların üzerinde 7-8 kız oturuyordu, her biri çiçek kadar güzeldi ve hoş kıvrımlara sahipti, özellikle de diğerlerinden bir kademe yüksek olan öndeki kız. Turnanın üzerinde ikilinin önüne ulaştı. Onlara baktıktan sonra, bağırdı, ‘’Batı avlusu kısıtlı bölgedir!’’

 

Sözlerini bitirdikten sonra, Cheng Xian’a öfkeli bir bakış atıp homurdandı, ‘’Cheng Xian, neden yine buradasın! Eğer tekrardan kardeş Tong’la uğraşmak için buradaysan, acımasız olacağım için beni suçlama.’’

 

Cheng Xian dudaklarını büzdü. Ruh maymunun kürkünü okşarken, söylendi, ‘’Cheng Lin, aynı köyden geliyoruz, neden böyle yapıyorsun? Seni bebekken bile tuttum. Hatırlıyor musun? Seni tutarken üzerime işediğini hala hatırlarım.’’

 

Wang Lin bu sözleri duyduğunda, hemen ruh maymunun kafasına dokundu. Maymun da zekiydi ve çabucak birkaç adım geri çekildi.

 

Az öncek onuşan kızın yüzü hızlıca kırmızıya, ardından yeşile döndü. İfadesi anında öfkeyle kaplandı. Boyutsal çantasına vurup üç uçan kılıç çıkardı, ve bağırdı, ‘’Hala bunu anlatıp duruyorsun! Bu iş bitmedi!’’

 

Üç uçan kılıç Cheng Xian’a yıldırım misali atıldı.

 

Cheng Xian birkaç adım yana attı ve uçan kılıçlardan kaçındı. Bir yeşim parçası çıkardı ve biraz içine ruhsal enerji gönderdi. Aniden, bir ışık perdesi oluşarak, bölgeyi çevreledi. ‘’Delirme, alt tarafı işedin canım. Abiciğin Xian için önemli değil. Hatta şimdi, istersen işe...’’

 

Sözlerini bitirme fırsatı dahi olmadan, kızın öfkesi sınırına ulaştı. Elini salladı ve üç çan belirdi. Çanlar tiz bir ses yaydı.

 

Wang Lin’in gözleri ciddileşti. Bu sefer, ruh maymunu komut vermesine gerek kalmadan daha da geri çekildi. Ayrıca Wang Lin hızlıca elini hareket ettirdi ve bir kısıtlama oluşturdu.

 

Bütün bunlar neredeyse anında meydana gelmişti. Kız çanları çaldığı anda, Wang Lin kısıtlamayı bitirdi.

 

Çandan tiz ses dalgaları geldi. İlk başta, yumuşaktı, lakin gök gürültüsü gibi önüne gelen her şeyi ezene kadar gittikçe daha da yüksek bir ses halini aldı.

 

Kızın öfkesinin sınırına ulaştığı açıktı. Öfkesini Wang Lin’in üzerine de kusuyordu. Onun bakış açısından, Cheng Xian’la olan birisi iyi olamazdı.

 

Cheng Xian yüksek sesle haykırdı. Çarpıkça gülümseyip şakayı çok abarttığını düşündü. Çocukluğundaki bir işeme olayından dolayı her şeyini ortaya koyacağını beklemiyordu.

 

Önündeki ışık perdesi, gök gürültüsü vari kükremenin altında birkaç kez sallandıktan sonra çöktü. Cheng Xian derin bir nefes aldı ve yeşil bir ışık ağzından çıkarak ileri atıldı. Yeşil ışıkla birlikte bitki kokuları belirdi ve hemen bir ruh maymununa dönüştü.

 

Ruh maymunun bedeni büyük değildi, lakin vahşi bir aura yayıyordu. Ruh maymunu belirdiği anda, Cheng Xian’ın sürdüğü ruh maymunu öfkeyle kükredi ve Cheng Xian’ı üzerinden attı. Yerde diz çöktü ve sarı ışığın oluşturduğu ruh maymununa doğru secde etmeye başladı.

 

Bu sırada, küçük ruh maymunu da aynı şeyi yaptı, fakat Wang Lin Cheng Xian gibi fırlatılmadı, bunun yerine kendi indi.

 

Sarı ışığın oluşturduğu ruh maymunu yaklaşan çan sesiyle uğraşmadı. Karnı şişti ve yoğunlaştırılmış hava üfledi. Aniden, çan sesi geriye savruldu.

 

Kızın yüzü birdenbire solgunlaştı ve az miktarda kan kustu. Öfkeyle Cheng Xian’a baktı. Arkasındaki bütün kızların gözlerinden öfkeleri okunuyordu, hazineleri çıkardılar, saldırmaya hazırdılar.

 

Wang Lin’e doğru giden çan sesiyse, bedeninin önünde hafifçe duraksamış ve bir iz bırakmadan garip bir biçimde yok olmuştu. Wang Lin’in gelişimi düşük olsa da, keskin algısı ve kısıtlama bilgisi hala yerindeydi. Bu, sadece Merkez Oluşturma aşamasında olan bir küçüğün saldırısını durdurmaya yeterdi de artardı da. Kısıtlamlar çanın ses dalgalarının bütün zayıf noktalarına yerleşmişti.

 

Yeşil ışığın oluşturduğu maymun aniden kafasını çevirdi ve garip bir ifadeyle Wang Lin’e baktı. Ardından, bedeni kayboldu ve Cheng Xian’ın özümsediği yeşil ışığa geri döndü.

 

‘’Saldırma. Buraya dövüşmeye gelmedim, aksine birisine bakmak için ona eşlik etmeye geldim.’’ Cheng Xian’ın yüzü hüzünlüydü. Avluya giremeyeceğini düşünüyordu. Her şey kendi hatasıydı. Eğer bu kızı, Cheng Lin’i rahatsız etmeseydi, şu anki sorunu yaşıyor olmazdı.

 

‘’Kimi arıyorsun? Büyük kardeş Tong olabilir mi bu kişi!?’’ Cheng Lin boyutsal çantasından bir hap çıkardı ve yuttu. Wang Lin’e tiksinmeyle bakarken yüzü normale döndü.

 

Kıza baktığı esnada Wang Lin’in ifadesi sakinliğini korudu. Söylendi, ‘’Aradığım kişi büyük kardeş Tong değil.’’

 

Cheng Xian çabucak söze karıştı, ‘’Lou Yue’yi arıyor.’’

 

Cheng Lin isimli kız kaşlarını çattı. Wang Lin’e baktı ve öfkeyle sordu, ‘’Küçük kardeş Lou Yue’yi ne için arıyorsun?’’

 

Wang Lin kıkıradı ve sertçe cevap verdi. ‘’Seni ilgilendirir mi?’’

 

Kızın gözlerindeki öfke arttı, ancak zorla bastırdı. Boyutsal çantaısndan bir yeşim parçası çıkardı. Biraz elinde tuttuktan sonra, arkasına fırlattı. Yeşim parçası hızlıca batı avlusuna geri uçtu.

 

Bunu yaptıktan sonra, kızın bakışları Cheng Xian’a döndü ve, ‘’Cheng Xian, böyle şeyler yapmaya devam edersen, eve gideceğim ve babana bana zorbalık ettiğini söyleyeceğim!’’ dedi.

 

Cheng Xian afalladı. İfadesi aniden değişti, ‘’Neden böyle yapıyorsun, kuzen? Burada kim kime zorbalık yapıyor? Küçükken yaptığımdan dolayı...’’ O noktada, çabucak konuşmayı kesi. Cheng Lin’in ifadesinin değiştiğini görünce hızlıca devam etti, ‘’Onca zaman sana hep özel davrandım. Her zaman sana güzel yiyecekler ve oynaman için eğlenceli oyuncaklar getirdim. Bu sefer, gerçekten Lou Yue’yi aramasına yardım etmesi için buradayım ve...ayrıca seni görmek için geldim, kuzen.’’

 

Cheng Lin homurdandı. Cheng Xian’a bir bakış attı ve beraber olduğu kızlarla konuşmaya başladı. Bazen, bakışları Wang Lin’e kayıyordu.

 

Cheng Xian gizlice iç çekti ve Wang Lin’in yanına yürüdü. Çarpıkça gülümseyip, fısıldadı, ‘’Kardeşim, hepsi ağzımın hatası. Ah, ne zaman bu kızı görsem, sataşasım geliyor. Bugün görev sırasının onda olduğunu bilsem, yarın gelirdim.’’

 

Wang Lin’in ifadesi sakindi. Yavaşça söylendi, ‘’Elimden geldiğince yardım ettim. Lou Yue ister gelsin ister gelmesin, sözümü yerine getirdim.” 

 

Cheng Xian iç çekti. Boyutsal çantasından bir ses aktarım yeşimi çıkardı ve Wang Lin’e uzattı. Bir şey söyleyebilme fırsatı olmadan önce, batı avlusundan bir turna, sırtında tatlı bir kızla geldi. Kızın gözleri genişçe açılmış, inanamayarak Wang Lin’e bakıyordu.

 

Yakınlaştıktan sonra, turandan atladı ve Wang Lin’e seslendi, ‘’Beni aramaya mı geldin?’’

 

Cheng Lin isimli kız kaşlarını çattı, ‘’Küçük kardeş Yue, bu kişiyi tanıyor musun?’’

 

Lou Yue çabucak arkasını döndü ve yanıt verdi, ‘’Onu tanıyorum, kıdemli kardeş. Tarikata benimle aynı zamanda katıldı.’’

 

Cheng Lin Wang lin’e birkaç bakış attı, ardından diğer herkesle ayrılıp sadece üçünü orada bırakmadan önce gözleriyle Cheng Lin’i uyardı.

 

Lou Yue birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Cheng Xian’ı tamamen görmezden geldi ve Wang Lin’e sordu, ‘’İsmimi nasıl oldu da öğrendin?’’

 

Wang Lin biraz düşündü ve sakince konuştu, ‘’Sorun olmazsa, lütfen bu kişiyi batı avlusuna götür. Büyük kardeş Tong’u görebilirse, süper olur. Eğer böyle bir şey mümkün değilse, o zaman uğraşma.’’ Bununla birlikte, genç adam kafasını bile çevirmeden ayrıldı ve Lou Yue ve Cheng Xian’ı afallamış bir şekilde bıraktı. İkisi de uzun süre orada, tek kelime edemeden kaldı.

 

Lou Yue ayağını yere vurdu, ‘’Hadi ama! Beni sadece bunun için mi çağırdın!?!’’ Ne yazık ki, Wang Lin dönmedi ve figürü hızlıca kayboldu. 

 

Cheng Xian gizlice iç çekti, kardeş Wang Lin’in gerçekten bir usta olduğunu düşünüyordu. Önünde böyle tatlı bir kız varken, yine de hiç etkilenmemişti. Cheng Xian hayatında asla bu seviyeye ulaşamayacağını hissetti.

 

Cheng Xian derin bir nefes aldı ve söze girdi, ‘’Lou Yue, küçük kardeş...büyük kardeş, büyük kardeşin zamanı var mı? Kardeş Wang Lin’in çok iyi arkadaşlarındanım. Tarikata katıldığında onunla ilgilendim, az önce söylediği şeyler konusunda bana yardım edebilir misin?’’

 

Lou Yue Cheng Xian’a baktı ve  canı sıkkın bir şekilde homurdandı, ‘’Sensin büyük, hmph.’’ Öfkeyle Wang Lin’in gittiği yöne baktı. Kendi kendine bir şeyler mırıldandıktan sonra, elindeki çanı çaldı. Aniden bir turna geldi ve yanına indi. Turnanın sırtına çıktı ve uçmaya koyuldular.

 

Cheng Xian hüzünlü bir ifadeyle iç çekti, ancak, tam ayrılmak üzereydi ki, Lou Yue’nin tatlı sesi yukarıdan kulaklarına ulaştı. “Kendi yöntemlerinle takip et,. Ancak, bu sadece bir kereliğine ve asla bir daha olmayacak.”

 

Cheng Xian aniden heyecanlandı. Çabucak turnayı batı avlusuna takip etti.

 

Wang Lin batı avlusundan ayrıldıktan sonra, kuzey avlusuna geri döndü. Bıraktığı kısıtlamaları kontrol etti, kısıtlamaların üzerinde birinin girdiğine dair bir işaret yoktu.

 

Eve döndükten sonra, Li Muwan’ın verdiği hap kazanını çıkardı ve tekrardan simya çalışmaya başladı.

 

Zamanının kısa olduğunu ve çabucak gelişim seviyesini yükseltmesi gerektiğini biliyordu. Kendini Li Muwan’a tanıtmamıştı çünkü çok uzun zaman geçmişti. Wang Lin o zamanki tutkunun ne kadarının kaldığından emin değildi.

 

Wang Lin Kadim Ruh’a ulaşmadan kimliğini açığa çıkartmayı planlamıyordu. Eğer ani değişiklikler olursa, o vakit Bulutlu Gök Tarikatı öğrencisi olarak zor kazandığı kimliği boşa giderdi.

 

Sonuç olarak, Wang Lin kimliğini açığa çıkartmamıştı, ve, onun bakış açısından, 200 yıl çok çok uzundu ve bir şeyi zorlamaya gerek yoktu. Her şeyi sadece kendi haline bırakması gerektiğini hissediyordu.

 

Li Muwan’ın önceki bedeninin ismini bilmesine gelirsek, açıklaması çok kolaydı. Sonuçta, 200 yıllık zamanda birçok şey yapılabilirdi, özellikle de konu o kadar önemli olmayan basit bir isme gelince.

 

Tabii, Li Muwan isminin Wang Lin olduğunu bulmuş olsaydı, o zaman iş garipleşirdi.

 

Wang Lin Li Muwan’a karşı çok karışık duygular hissediyordu. Gelişim dünyasına adım attığından beri, birçok kadınla karşılaşmıştı, lakin Li Muwan onunla yıllarca yaşayan tek kişiydi.

 

Aslında, Wang Lin ona karşı hislere sahip olsa bile, belirdikleri anda, zorla onun tarafından yok edilmişlerdi.

 

O anda, Wang Lin’in kalbi eski bir dostla karşılaştıktan sonra karmaşaya düşmüştü. Uzun bir zaman zarfının ardından, Wang Lin bu meseleyi kenara itti ve tekrardan odaklandı.

 

Zaman yavaşça aktı. Kaşla göz arasında, birkaç ay daha geçmişti.

 

Zhou Lin’in kapalı kapı eğitimi hala bitmemişti. Wang Lin’in simya kabiliyeti epey artmıştı, lakin simyada gerçekten pek yeteneği olmadığını hissediyordu. Li Muwan’ın verdiği hap fırınında ancak 93 kez başarısız olduktan sonra ateşi kontrol etmede sonunda ustalaşmıştı.

 

Sonuç olarak, Zhou Lin’in bıraktığı yeşimdeki bilgileri kullanarak hap arıtmaya başladı.

 

Bahçedeki bitkileri kullanarak, Wang Lin yavaşça hap arıtmaya koyuldu. Ancak, başarı oranı aşırı düşüktü. On demede, sadece bir kere başarıyordu, ve bazen, bir kere bile olmuyordu.

 

Böyle devam ederse, o zaman, bahçede ne kadar bitki olursa olsun, bu tür bir kullanıma dayanamazlardı.

 

Sonunda, bitkilerden birisi tükendiği için, Wang Lin bir süre düşünmenin ardından ruh sıvısını kullandı.

 

Ve bu sadece başarıyla sonuçlanmadı. Sıvı arıtım sürecinde kullanıldığı sürece, başarı oranı akılalmaz derecede artıyordu. On denemeden dokuzu başarılı oluyordu. Epey denedikten sonra, Wang Lin ruhsal sıvının bir etkisinin de hap arıtımında başarı oranını arttırmak olduğunu onayladı.

 

Sonuç olarak, ruh sıvısının ve Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un yardımıyla, gelişimi inanılmaz bir hızda yükseldi. Şimdi 15.katmana ulaşmış ve Temel Oluşturma’ya yaklaşıyordu.

 

Wang Lin ana bedeninin Temel Oluşturma’ya girdiği zamanı açıkça hatırlıyordu. Ne denerse denesin, her zaman başarısız oluyordu. En sonunda, Si Tu Nan Temel Oluşturma aşamasına ulaşmanın sadece üç yolu olduğunu söylemişti. Birisi bir Temel Oluşturma hapı elde etmek, bir diğeri başkasının temelini çalmak ve sonuncusu da Temel Oluşturma’ya ulaşmana yardım eden bir Kadim Ruh gelişimcisinin olmasıydı.

 

Temel Oluşturma hapları aşırı nadirdi ve ona yardım edecek Kadim Ruh gelişimcisi yoktu, dolayısıyla Wang Lin o zaman başka birinin temelini çalmayak karar vermişti.

 

Temelini çalacağı kişi birçok koşuldan dolayı, Teng Huayuan’ın torunu, Teng Li olarak sonlanmıştı.

 

Klonu da bu aşamaya ulaşmıştı, lakin başka birinin temelini çalmasına veya yardım etmek için Kadim Ruh gelişimcisi bulmasına gerek yoktu, çünkü simya öğrenmişti.

 

Lakin Temel Oluşturma hapı tarifini elde etmek kolay değildi. Normalde, ustanın hapı yapıp öğrencisine hediye ederdi, lakin Zhou Lin hala kapalı kapı eğitimindeydi. Sadece 3.katmanda olan Wang Lin’in, çoktan 15.katmana ulaşacağını hiç düşünmezdi.

 

Wang Lin avluda, düşünürken, oturdu. Elini salladı ve Cheng Xian’ın ses aktarım yeşimini çıkardı. Geçen birkaç ayda, Cheng Xian sık sık Wang Lin’i ziyaret etmiş ve epey konuşmuştu..

 

Cheng Xian’a göre, o zaman, Lou Yue’nin yardımıyla, büyük kardeş Tong’la buluşabilmiş ve gerçekten iyi anlaşmışlardı.

 

Wang Lin’in ifadesi kasvetlendi. Ses aktarım yeşimini gönderdi ve yeşim parçası mesafeye uçtu. Wang Lin acele etmiyordu, oraya oturarak, Cheng Xian’ı bekledi.

 

Çok geçmeden, mesafeden bir yaratığın kükremeleri duyulabilir hale geldi. Kısa süre sonra, sırtında Cheng Xian’la bir ruh maymunu avluya atıldı. Cheng Xian Wang Lin’i gördüğünde gülümsedi ve seslendi, ‘’Kardeşim, ne için beni arıyorsun?’’

 

Wang Lin kafasını kaldırdı ve yavaşça sordu, ‘’Temel Oluşturma hapı için sende tarif var mı?’’

 

Cheng Xian şaşırdı, ‘’Bu temel oluşturma hapı bir ruh hapı, benim yapabileceğim bir şey değil. Öyle tariflere sahip değilim.’’

 

Wang Lin hafifçe kaşlarını çattı. Gizlice iç çekti ve Li Muwan’ı tekrardan bulmak zorunda olduğunu düşündü.

 

‘’Ama kardeşim sorduğuna göre, en azından yardım etmeyi denemeliyim. Bende olmasa da, ustamda kesinlikle olmalı. Bana üç gün ver. Kesinlikle üç günde çalabilirim.’’ Cheng Xian gururla gülümsedi, ardından Wang Lin’le biraz konuştu. Göğe baktı ve söylendi, ‘’Bugün, büyük kardeş Tong benimle dışarıda buluşma ayarladı. Temel Oluşturma hapına gelirsek, endişelenme. Halledeceğim!’’ Heyecanla isteksiz ruh maymunun üzerinde ayrıldı.

 

Cheng Xian’ın dediği gibi üç gün yerine, iki gün sonra, tarif gelmişti. Cheng Xian kendi gelmemişti, bunun yerine hafifçe büyük ruh maymunu gelmiş, yeşimi bırakmış, ve ayrılmıştı.

 

Wang Lin dışarı çıktığında, asdece ruh maymunun sırtını gördü. Gözleri aniden ruh maymununa odaklandı ve sağ ayağının açıkça yaralandığını fark etti. Yürüyüş tarzı biraz garipti, sanki sağ bacağına yüklenmeye cesaret edemiyordu.

 

Wang Lin kafasını eğdi ve yeşimi aldı. Bir süre düşündü, ardından avluya döndü. 

 

Sonraki on günde, Wang Lin neredeyse sadece simya çalıştı. Temel Oluşturma hapı bir ruh hapıydı. Wang Lin’in şu anki simyadaki yeteneğiyle, başarı oranı aşırı yüksekti.

 

Lakin, ruh sıvısı ekledikten sonra, başarı oranı büyük oranda artmıştı, ancak, yine de Pei Yuan Hapı’yla kıyaslanamazdı.* Ruh sıvısını kullandıktan sonra, Pei Yuan Hapı yapma başarısı on kerede dokuzdu, lakin Temel Oluşturma hapında, sadece 10 denemede 5-6’ydı. (Ç.N:Pei Yuan hapları eğitimi hızlandırmak için kullandığı haplar.)

 

Wang Lin biraz düşündü. Yüksek kalite haplarda ruh sıvısının daha az etki gösterdiğini fark etmişti.

 

Lakin Cennet’e Başkaldıran Boncuk hala tamamlanmamıştı. Wang Lin kayıp elementleri aramayı denemişti, fakat bu elementlerin bulunması çok, çok zordu. Ateş Elementini tamamlamak için, vahşi bir ruh yaratığını tamamen özümsediğini söylemek lazımdı.

 

Sonuç olarak, kalan toprak, tahta ve metal elementlerini tamamlamak basitçe olağanüstü derecede zordu. En azından şimdilik, Wang Lin bunu yapmak için iyi bir yöntem bulmamıştı.

 

Elementler arasında, sadece su elementini ele geçirmek kolaydı ve tahta elementi de fena değildi. Tahta elementi tamamlanmamış olsa da, Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un üzerinde yedi yaprak belirmişti.

 

Metal ve toprak elementinde hiç hareket yoktu. Wang Lin birçok şey denemişti, lakin hiçbiri etki etmemişti.

 

Wang Lin çoktan Cennet’e Başkaldıran Boncuk’dan gelen sıvıyı çözmüştü. Cennet’e Başkaldıran Boncuk su elementini tamamlamadan önceki haliyle devasa bir kalite farkı vardı.

 

Ve ateş elementi tamamlandıktan sonra, ruh sıvısının kalitesi bir kat artmıştı. Öncesinden çok daha iyiydi.

 

Sonuç olarak, beş element tamamlandığında, Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un kazanacağı diğer etkileri görmezden gelirsek bile, sadece ruh sıvısı yüksek kademe hap arıtmada bir etki yaratabilirdi.

 

Her grupta sadece iki Temel Oluşturma hapı vardı ve bir grubu arıtmak bütün gün sürüyordu. On gün sonra, Wang Lin Temel Oluşturma hapları için kullanılabilecek bahçedeki neredeyse bütün bitkileri toplamıştı. En sonunda, 13 Temel Oluşturma hapı yapabildi.

 

Wang Lin’in klonunun yeteneği ana bedeninden çok da farklı değildi. İkisi de oldukça sıradan yeteneğe sahipti, özel bir şey yoktu. Bu yüzden Wang Lin sadece bir Temel Oluşturma hapının yeterli olmayacağını biliyordu. Bu yüzden bu kadar çok yapmıştı, daha fazlasına ihtiyacı olursa diye.

 

Her şeyi bitirdikten sonra, derin bir nefes verdi. Elini alnına bastırdı ve Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayına girdi. Cennet’e Başkaldıran Boncuk’a girdikten sonra, bir ruh maymunu avlusunun dışına ulaştı. Maymun yaralarla kaplıydı. Dışarıda durdu, hayal kırıklığı içinde ayrılmadan önce, bir süre kükredi.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18136 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr