Bölüm 208: Ji Alemi’nin Son Varış Noktası

avatar
1490 0

Xian Ni - Bölüm 208: Ji Alemi’nin Son Varış Noktası


 

 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Wang Lin kaşlarını çattı. Bakışları yaşlı adamın altındaki devasa kaplumbağaya kaydı. Bu devasa kaplumbağanın hissettirdiği aura Antik Tanrı Bölgesi’ndeki devasa ejderhaya çok benzerdi.

 

En önemlisi de, bu devasa kaplumbağa Antik Tanrı’nın anılarındaki bir devasa kaplumbağayla tamamen aynı gözüküyordu.

 

‘’Xuanwu!!’’ Qiu Siping’in gözbebekleri küçülürken gözleri aniden genişçe açıldı ve yüzünün rengi birden değişti. Eliyle birçok farklı mühür oluşturdu ve önündeki heykele bu mühürleri yolladı.

 

Ansızın, dönmeye başladı, böylece yaşlı adamın etrafından geçebilirdi.

 

‘’Xuanwu…’’ Wang Lin bir süre kaplumbağaya baktı ve düşündü. Anılarında, Xuanwu diye bir şey yoktu, bunun yerine Ti Shou denilen bir yaratık vardı.

 

Bu yaratık ruhsal enerji yerdi. Normal bir gelişimci duyduğunda, ruhsal enerjisinin kontrolden çıkarak, bedeninin çökmesine ve yaratığın yemeği olmasına neden olan bir kükremeyle saldırırdı.

 

Lanet okuyan yaşlı adam büyük pis bir su kabağı çıkardı. Büyük bir yudum aldıktan sonra, tekrardan sövmeye başladı. Wang Lin ve Qiu Siping’in olduğu tekneye bakmamıştı bile.

 

Qiu Siping’in alnında ter damlacıkları belirdi. Yaşlı adamın etrafından yavaşça dolaşmak için tekneyi ihtiyatla kontrol ediyordu. Ancak yaşlı adamdan uzaklaştıktan sonra nihayet rahat bir nefes verebildi ve Wang Lin’e döndü. ‘’O kişi bir Xuanwu’yu binek olarak kullanabildiğine göre, gelişimi akılalmaz bir seviyede olmalı. Görünüşe göre Şeytanlar Denizi’ndeki bu değişim birçok güçlü yaşlı canavarın ortaya çıkmasına neden oldu. Neyse ki, bizimle uğraşmadı, yoksa şanssız olurdu.’’ dedi Qiu Siping.

 

Wang Lin Qiu Siping’e baktı ve kasvetli bir ifadeyle söylendi, ‘’Belki de öyle olmayabilir.’’

 

Qiu Siping sersemledi. Wang Lin sağ eliyle işaret etti. Qiu Siping o yöne döndüğünde, önceki manzarayı gördü.

 

Yaşlı adam devasa kaplumbağanın üzerinde duruyor, yüksek sesle sövüyordu.

 

Qiu Siping bir süre düşünüp tek kelime söyledi, ‘’Formasyon?’’

 

Wang Lin Qiu Siping’le ilgilenmedi. Teknenin önüne ilerledi ve etrafa bakındı. Az önce tekne döndüğünde, garip bir şey hissetmişti, tıpkı kaplumbağanın bacaklarından gelen bir güç dalgalanması gibi.

 

Bir süre düşündükten sonra, Wang Lin konuştu, ‘’Bu bir formasyon değil, aksine bir tür kısıtlama!’’

 

Qiu Siping hafifçe kaşlarını çattı. Etrafına bakındı ve acı acı söylendi, ‘’Küçücük gelişimimizle, bu kıdemlinin kısıtlamayı sadece bizim için oluşturmasına neden olmuş olamayız, değil mi?’’

 

Wang Lin konuşmadı, lakin ilahi hissi bölgeyi taramaya devam ediyordu. Bu yaşlı adam onları öyle nedensizce durdurmuş olamazdı. Görünüşe göre önlerinde bir sorun olabilirdi.

 

Yaşlı adam sövmekten yorulmuş gibi görünüyordu. Su kabağından bir yudum daha aldı ve oturdu. Bakışları Qiu Siping ve Wang Lin’in olduğu tekneye yerleşti.

 

Yaşlı adam sağ eliyle bir kavrama hareketi yaptı ve tekne aniden ona doğru uçtu. Çok geçmeden, tekne ondan sadece 3 metre uzak olacak mesafeye geldi.

 

Qiu Siping çabucak saygılı bir ifade takındı ve konuştu, ‘’Küçüğünüz Qiu Siping kıdemliyi selamlar.’’

 

Yaşlı adam gözlerini kırptı ve söylendi, ‘’Beni tanıyor musun?’’

 

Qiu Siping sersemlemişti, çabucak yanıt verdi, ‘’Kıdemli…’’

 

‘’Seni tanımıyorum, yani nasıl beni tanıyacaksın ki? Eğer beni tanımıyorsan, o zaman neden bana kıdemli diyorsun? O kadar yaşlı mıyım? Pekala. Sana ben üç yaşındayken olanları anlatmama izin ver. Geçen birkaç bin yılda olan her şeyi anlatmayı bitirdikten sonra, beni tanıdığını söyleyebilirsin. Üç yaşındayken…’’ Yaşlı adam konuşmaya başladığında, durmadan devam ederek, Qiu Siping’in tamamen sersemlemesine ve tek kelime edememesine neden oldu.

 

Uzun süre sonra, yaşlı adam sonunda konuşmayı kesti ve su kabağından bir yudum daha şarap içti. Su kabağı artık boştu ve yaşlı adamın dudakları seğirdi, mırıldandı, ‘’Bu kadar konuşacağımı bilseydim, daha fazla şarap getirirdim. Şimdi geriye hiç kalmadı, ikiniz benimle şarap almaya geleceksiniz ve ben de yolda 75 yaşındayken yaptıklarımı anlatacağım.’’ 

 

Qiu Siping’in yüzü seğirdi. Hızlıca boyutsal çantasından şarap çıkardı ve konuşmaya daldı, ‘’Kıdemli…küçüğünüzün şarabı var, yani gidip almaya gerek yok.’’

 

Yaşlı adamın yüzü ışıldadı ve elini uzattı. Qiu Siping’in elindeki şarap hemen kayboldu.

 

Wang Lin bütün bu zaman boyunca sessizdi. Yaşlı adamın gelişimini göremiyordu, ve konuşma konusunda iyi olmadığı düşünülürse, her şeyi Qiu Siping’e bırakmak mükemmeldi.

 

Ayrıca, Wang Lin bu kişinin neden onları durduğunu düşünüyordu. Sebebinin ilahi ceza veya yaptığı katliam cümbüşünden dolayı olduğunu hissediyordu. Tabii ki, bu kişinin Qiu Siping için burada olma şansı da vardı, lakin yaşlı adam konuştuğu esnada, Wang Lin bu yaşlı adamın burada olma nedeninin Qiu Siping değil de, kendisinin olduğuna dair içinde bir his oluşmuştu.

 

Yaşlı adam şişeyi açtı. Şarabı kokladı, ardından devam etti, ‘’Can Yun meyvesinden yapılma güzel şarap. Fena değil. Küçük adam, bu yaşlı adama uyuyorsun. Ne dersin, öğrencim olmak ister misin?’’

 

Wang Lin’in zihni deli gibi hızlı çalışmaya başladı. Yaşlı adam bu sözleri öylesine, nedensizce söylemiş olamazdı. Arkasında gizli bir anlam olmalıydı.

 

Qiu Siping bu sefer tamamen afallamıştı. Eğer bu kişinin önceki davranışları soluk aldırmayacak cinstense, şimdi tamamen delirmiş gibi görünüyordu. Kim böyle öğrenci kabul ederdi?

 

Qiu Siping aniden boğazına bir şey oturmuş gibi hissetti ve tek kelime edemedi. Bir süre sonra, acı acı gülümsedi ve mırıldandı, ‘’Kıdemli, ben…’’

 

Yaşlı adam gözlerini devirdi ve homurdandı, ‘’Ne? Beğenmedin mi? O zaman sen, evet sen, öğrencim olmak ister misin?’’ Yaşlı adam Wang Lin’e döndü ve hafifçe gülümsedi.

 

Wang Lin’in ifadesi sakindi. Yaşlı adamın bu konuyu kendisine getireceğini zaten biliyordu, saygıyla yanıt verdi, ‘’Küçüğünüz zaten bir tarikata ait.’’

 

‘’Hangi tarikatmış?’’ Yaşlı adamın yüzü hala gülücüklerle doluydu, lakin Wang Lin’in bakış açısından, genç adam çoktan yaşlı adamın gözlerindeki soğukluğu görmüştü. Anında bu yaşlı adamın hedefinin kendisi olduğunu onayladı.

 

Wang Lin’in ifadesi aynı kalmıştı, saygıyla cevapladı, ‘’Zhao Ülkesi, Heng Yue Tarikatı.’’

 

Yaşlı adam düşünceli düşünceli Wang Lin’e baktı ve gülümsemesi daha da soğudu. ‘’Üç günde, binlerce Merkez Oluşturma gelişimcisi öldürdün. Bayağı cüretkarsın!’’ dedi.

 

Bu sözler ortaya çıktığı anda, Qiu Siping’in yüzü birden solgunlaştı. Birkaç adım geri çekildi ve inanamayan bir bakışla Wang Lin’e baktı.

 

Wang Lin ifadesinde sakinliğini korudu, lakin kalbi teklemiş ve kafasından sayısız fikir geçmişti. Yaşlı adamın söylediği her şeyi ve söyleme tonunu düşündükten sonra, Wang Lin derin bir nefes aldı. Daha saygılı bir tavır takındı ve konuştu, ‘’Küçüğünüz sizi ustası olarak almaya istekli.’’

 

Yaşlı adam sersemlemişti. Wang Lin’e uzun süre baktıktan sonra, biraz biraz, gözlerindeki soğukluk kayboldu. Ardından, bir kahkaha patlattı ve elini salladı. Bir kısıtlama Wang Lin’in alnına yerleşti, sonrasında da yaşlı adam sözlerine devam etti, ‘’Güzel! Gerçekten zekisin! Bu yaşlı adam seni öğrencisi olarak alacak. O zaman, benimle gel.’’

 

Kısıtlama Wang Lin’in bedenine yerleştikten sonra, hemen devasa bir nilüfere döndü, Wang Lin’in kanallarını kökleri olarak, kan damarlarını damarları olarak, ve kanını besin olarak kullandı.

 

Wang Lin’in ifadesi değişmedi, karşılık verdi, ‘’Öğrencinizin zaten Qiu Siping’le planları var, bir şey konusunda ona yardım etmeliyim, bu yüzden ustamdan bana birkaç gün vermesini isteyeceğim.’’

 

Yaşlı adamın bakışları Qiu Siping’in üzerine kaydı. Qiu Siping biraz çırpındı. Dişini sıktı ve konuşmaya katıldı, ‘’Kıdemli, söyledikleri doğru. Kıdemlinin anlayışlı olmasını isterim.’’

 

Yaşlı adam gözlerini devirdi ve homurdandı, ‘’Sana bir ay veriyorum. Bir ay sonra, herhangi bir şehirdeki Hazine Rafine Etme Köşkü’ne git ve ismimi, Sun Dian, söyle, haberim olacaktır.’’

 

Bununla birlikte, yaşlı adam Wang Lin’e baktı ve bir kahkaha patlattı. Ayağıyla kaplumbağaya yüklendi ve göz açıp kapayıncaya kadar kayboldu.

 

Qiu Siping bir süre düşündü. Wang Lin’e dehşete düşmüş bir bakış attı. Yaşlı adam hakkında bir şey sormadı, bunun yerine, ağır ağır konuştu, ‘’Kardeş Wang, teknenin hızını arttıracağım, böylece iki günde varabiliriz. Mağaradaki kısıtlamaları kardeş Wang’a bırakacağım.’’

 

Wang Lin kafasını sallayarak onayladı. Çabucak teknenin kıç kısmına oturdu ve alnın işaret etti. Şeytan Xu Liguo ve ikinci şeytan dışarı çıkıp etrafında süzülmeye başladı. 

 

Aynı zamanda, boyutsal çantasına hafifçe  vurdu ve kısıtlama bayrağını çıkardı. Bu sefer, kontrolü altında, kısıtlama bayrağı bedenini çevreledi.

 

Kısa bir süre sonra, siyah sisten soğuk bir ses geldi. ‘’Gelişimci dostum Qiu, iki günlüğüne kapalı kapı eğitimine gireceğim, bu yüzden lütfen beni rahatsız etme.’’

 

Qiu Siping hemen onayladı. Siyah sise baktıktan sonra, arkasına döndü ve daha hızlı gitmek için tekneyi kontrol etmeye odaklandı.

 

İki gün sonra, tekne ıssız bir bölgeye ulaştı. Qiu Siping arkasını döndü ve Wang Lin’e baktı. Bir süre düşündükten sonra, oturdu ve rahatsız etmek yerine, Wang Lin’i beklemeye başladı. 

 

Birkaç saat sonra, Wang Lin’in etrafındaki kısıtlama bayrağı harekete geçti. Çok geçmeden küçük bir bayrak boyutuna geri döndü ve kaldırıldı.

 

Wang Lin oldukça solgundu. Yaşlı adamın yerleştirdiği nilüfer kısıtlama o kadar katı değildi, dolayısıyla çoktan bir parçasını çatlatmıştı, ancak, tamamen kaldırmak için, daha fazla zamana ihtiyacı vardı.

 

Lakin bu iki günde, Wang Lin kısıtlamayı tamamen çözmüştü. Bu kısıtlama bir iz sürücü olarak etki ediyordu, ve Wang Lin’in anladığına göre, etki alanı aşırı genişti.

 

Qiu Siping Wang Lin’in siyah sisten çıktığını gördükten sonra, ayaklandı ve konuştu, ‘’Kardeş Wang, mağara altımızda duruyor.’’

 

Wang Lin onayladı ve aşağıya baktı. Birden tekneden ayrıldı ve havada süzüldü.

 

Qiu Siping sağ eliyle bir mühür oluşturdu ve teknede bir teknik kullandı. Tekne avucu boyutuna küçüldü ve Qiu Siping tekneyi kaldırdı.

 

Bunu yaptıktan sonra, hızlıca aşağı indi. Etrafa bakındıktan sonra, birkaç tas basamağın üzerine indi. Sağ elini siyah bir kayanın üzerine yerleştirdi ve içine bir ağız dolusu altın çekirdek enerjisi gönderdi. Siyah kaya parlamaya başladı.

 

Qiu Siping elini salladı ve kaya havada süzüldü, ardından, eliyle birçok mühür oluşturdu ve siyah kaya parlarken dağa doğru süzüldü.

 

Siyah kaya dağa doğru süzülürken, dağın yamacında dalgalanmalar belirip yayılmaya başladı.

 

Su dalgalarından, dağda yarım çember bir delik açıldı.

 

Qiu Siping derin bir nefes aldı ve Wang Lin’e doğru baktı.

 

Wang Lin biraz düşündü. İlahi gözü parladı. Bir süre su dalgasına baktıktan sonra, üç illüzyon vari çember oluşturdu ve su dalgalarına doğru yolladı.

 

Çember hedefe ulaştığında, su dalgaları titremeye başladı. Dağda tümsekler belirmeye başladı.

 

Bu tümseklerin bazıları geniş bazılarıysa küçüktü. Oldukça gariptiler.

 

Wang Lin gözünü bile kırpmadı. Eli hareket etmeye devam ederek, art arda illüzyon vari çemberler oluşturuyordu.

 

Tam o anda, su dalgasının içindeki tümseklerden birisi aniden parçalandı. Wang Lin’in gözleri ışıldadı ve tümseğin patladığı yere bir illüzyon vari çember yolladı.

 

Lakin ardından, daha fazla tümsek patladı. Wang Lin birer birer, hızlıca illüzyon vari çemberler gönderiyor ve bu çemberlerin hepsi patlayan tümseklerin olduğu yerlere yerleşiyordu. 

 

Zaman akıp geçerken, daha da tümsek patlıyordu. Wang Lin yavaş yavaş tümseklerin patlama hızını yakalayamamaya başladı. Qiu Siping her zaman endişeliydi, Wang Lin’in daha fazla yetişemediğini gördükten sonra, istemsizce endişesi tavan yaptı. Boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve on siyah kaya dışarı çıktı.

 

Kısa süre sonra, iki eliyle de siyah kayaların üzerinde çalıştı. Çok geçmeden, siyah kayalardan birini patlayan ve Wang Lin’in bir illüzyon vari çember göndermekte çok geç kaldığı tümseklerden birine doğru gönderdi.

 

Siyah kayayı gönderirken hüzünlü bir bakış sergiledi, lakin kısa sürede ciddileşti. Eli durmaksızın hareket ediyordu. Ne zaman Wang Lin yetişemese, boşluğu siyah kayalarla dolduruyordu.

 

Wang Lin bunu gördükten sonra, gözleri ışıldadı. Bilerek biraz yavaşlayarak, Qiu Siping’i boşlukları doldurmak için siyah kayaları kullanmaya zorladı.

 

En sonunda, on siyah kaya da kullanılmıştı ve Wang Lin’in eli aniden hızlandı ve düzinelerce illüzyon vari çember gönderdi. Su dalgalarında bir patlama belirdi ve yarıya bölerek, bir giriş oluşturdu.

 

Qiu Siping heyecanlandı ve girişe atıldı. Wang Lin’in gözleri ışıldayıverdi ve genç adam peşine takıldı.

 

Giriş büyük değildi. Mağaranın içinde dört taş kapı vardı. Wang Lin girdikten sonra, Qiu Siping’in yüzünde korkmuş bir bakışla taş kapılardan birinin önünde durduğunu gördü.

 

Wang Lin’in Qiu Siping’i görmezden geldi ve kapıya baktı. Kapıları inceledikten sonra, dördüne de kısıtlamalar yerleştirildiğini keşfetti.  Bakışı soldaki bir kapıya yerleşti ve bu kapıdaki kısıtlamanın kırılması en kolay olduğunu fark etti.

 

Bir süre düşündü. Eli harekete geçerek, bir illüzyon vari çember oluşturdu, ve çemberi kapıya gönderdi.

 

Birdenbire, taş kapı titreşmeye başladı ve yavaşça açıldı. Wang Lin odanın içine baktı ve gözleri aniden kocaman açıldı.

 

Taş odanın içi sadece ortada duran dairesel dizi dışında tamamen boştu. Bu dizi epey eski görünüyordu, lakin yakından inceleyince, Wang Lin bu diziyi yapmada kullanılan malzemenin hala iyi durumda olduğunu fark etti.



Ve Wang Lin anında bu dizinin içini de görebildi. Bu dizi insanları milyonlarca kilometre aktarabilirdi!

 

Qiu Siping kafasını çevirdi ve diziye baktı. Sakince konuştu, ‘’Bu bir antik aktarım dizisi. Ustam bu mağarayı bulduğunda, aktarım dizisini de buldu. Aktarım dizisi mağaranın içinde olduğundan iyi durumda olsa da, aktifleştirmek için zirve kalite ruh taşı gerektiriyor. Şeytanlar Denizi’nde zirve kalite ruh taşı olan birini hiç duymadım, bu yüzden bu aktarım dizisini hiç çalıştırmadım.”

 

Wang Lin konuşmadı, lakin gizlice oldukça heyecanlanmıştı. Antik Tanrı Bölgesi’nden ayrıldıktan sonra, ana hedeflerinden birisinin bir antik aktarım dizisi bulmak olduğunu söylemek lazımdı, ancak Qilin Şehri’nde bununla alakalı pek bir şey bulamamıştı.

 

Asıl planı antik aktarım dizileri hakkında bilgi bulmak ve kendi başına bir antik aktarım dizisi arayıp tamir etmekti. Lakin önündeki aktarım dizisi, bunların hiçbirine gerek duymuyordu.

 

Tek kötü şey bu aktarım dizisinin nereye götürdüğünü bilmiyordu.

 

Qiu Siping odalardan birini işaret etti ve konuşmaya devam etti, ‘’Soldaki taş oda birçok kitap bulunan bir depoydu, ama çoktan hepsini aldım.’’ Bununla birlikte, eliyle birkaç mühür oluşturdu ve taş odalardan birine gönderdi.

 

Aniden, taş kapı açılarak, boş bir odayı gözler önüne serdi.

 

‘’Bu oda antik gelişimcinin kalıntılarını barındırıyordu, fakat artık bir şey kalmadı. Ustam kalanları hap yapmak için kullandı.’’ Bununla birlikte, bir oda daha açtı ve bu oda da boştu. 

 

Qiu Siping Wang Lin’e baktı ve yavaşça konuştu, ’’Ustam ve kıdemli kardeşim sağdaki odada. Oda açılınca, her birimiz bir Kadim Ruh alacak. Ustamın Kadim Ruh’u sana ait ve ben de kıdemli kardeşiminkini alacağım. Kardeş Wang, biliyorum ilk karşılaştığımızda birkaç yanlış anlaşılma oldu, ama buraya olan yolculuğumuz sırasında, bu yanlış anlaşılmaların çözüldüğünü düşünüyorum.’’

 

Wang Lin sakince söylendi, ‘’Eğer tahminin yanlışsa ve ikisi de Gui Xi’de değilse, o zaman ne olacak?’’

 

Qiu Siping kafasını iki yana salladı ve yanıtladı, ‘’Kardeş Wang, ikisinin de Gui Xi’de olduğuna emin olabilirsin, ama sırf bu durum için bir şey hazırladım.’’ Bununla birlikte, derin bir nefes aldı ve mor bir tütsü çubuğu çıkardı. Tütsüyü yaktı ve mağarayı bir sandalağacı kokusu kapladı.

 

‘’Kalp Karıştıran Koku?’’ Wang Lin’in gözleri ışıldadı ve bunun ne olduğunu hemen fark etti. Bu Kalp Karıştıran Koku bir hap yapma malzemesiydi. Eğer diğer malzemelerle karıştırılırsa, kalbi sakinleştirebilir ve dış şeytanlara karşı direnmeye yardım edebilirdi. Lakin tek başına kullanılırsa, özellikle de bir şeytan tarafından istila edilen birisi üzerinde kullanılırsa, o zaman o kişinin yaraları artar ve şeytan dıştan yardım almış olurdu.

 

Qiu Siping onayladı ve sakince sözlerine devam etti,’’ Evet, Kardeş Wang artık rahat edebilir. Ancak, bu kısıtlama aşırı tehlikeli, yani Kardeş Wang dikkatli olmalı.’’ Bununla birlikte, birkaç adım geri çekilerek, Wang Lin’e yer açtı.

 

Wang Lin bir süre kapıya baktı, ardından sağ elini savurdu ve bir illüzyon vari çember gönderdi. Ancak, illüzyon vari çember kapının üzerine yerleştiği anda, kapıda bir yaratık kafası belirdi. Yaratık kükredi ve Wang Lin’i yutmayı denedi.

 

Wang Lin’in ifadesi aynıydı. Boyutsal çantasına vurdu ve kısıtlama bayrağı belirdi. Genç adam homurdandı, ‘’Yut!’’ ve devasa bir el bayraktan çıkıp yaratığı bayrağın içine çekti.

 

Kısa süre sonra, Wang Lin’in eli hareket etmeye devam etti ve illüzyon vari çemberler birer birer belirip kapının üzerine yerleşmeye başladı. Her çember yerleşirken, başka bir yaratık kafası beliriyordu. Yavaş yavaş, yaratık kafası sayısı artıyordu, lakin kısıtlama kırılma belirtisi göstermiyordu.

 

Qiu Siping hafifçe kaşlarını çattı. Bir süre düşündü, ardından dört siyah kaya daha çıkardı. İçi acıyan bir bakışla kayalara baktı. Eliyle biraz okşadıktan sonra, kayaları dört yöne gönderdi ve dört siyah kapa taş kapının üzerine yerleşti.

 

Qiu Siping bağırdı, ‘’Kardeş Wang, yaratık kafalarını sadece 10 nefes süresi boyunca baskılayabilirim! Çabuk!’’

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Elinde tuttuğu kısıtlama bayrağını salladı. Hemen, kısıtlama bayrağının üzerindeki yüzlerce, binlerce kısıtlama dışarı çıktı ve taş kapıya doğru fırladı.

 

Wang Lin bu taş kapıdaki kısıtlamayı kısa zamanda kırabileceğine emin değildi, bu yüzden ikinci yöntemi, güçle kırmayı kullanmaya karar vermişti.

 

Binlerce kısıtlama kapıya çarptı ve sayısız yaratık kafası dışarı çıkmak için mücadele etti, lakin  kapıdaki dört siyah kaya yaratık kafalarının dışarı çıkmasını engel olan nazik bir ışık yayıyordu.

 

Kısıtlama kapıya çarptığı anda, aniden bir dizi sarsıntı başlayarak mağaranın tavanından toz toprağın düşmesine neden oldu. Bütün mağara çökecekmiş gibi hissettirmişti.

 

Kapı kısıtlama bayrağı tarafından açıldığı anda, iki sönük, sarı ışık odadan süzüldü ve mağaradan kaçmayı denedi.

 

Lakin tam o anda, iki sarı ışık yavaşlamaya ve bocalamaya başladı. Işıklar daha da sönükleştiler, adeta kaybolmak üzereydiler.

 

Bu Kalp Karıştıran Koku’nun etkisiydi.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. İki sönük, sarı ışık ortaya çıktığı anda, sarı ışıkların içinde neredeyse saydam iki Kadim Ruh olduğunu görmüştü.

 

Renklerinin soluşuna bakılırsa, her an çökebilirmiş gibi görünüyorlardı, ve, Kalp Karıştıran Koku’nun etkisiyle, sınırlarına ulaşmışlardı.

 

Wang Lin ve Qiu Siping neredeyse aynı anda harekete geçti. Wang Lin biraz daha hızlı hareket etti ve büyük Kadim Ruh’u kavradı. Tek kelime etmeden, Wang Lin mağaradan dışarı atıldı.

 

Wang Lin mağaradan dışarı atıldığı anda, mağara çökmeye başladı ve bir dizi sarsıntı meydana geldi. Qiu Siping de hızlıca mağaradan ayrıldı. Dışarı çıktıktan sonra, Wang Lin’e doğru ellerini birleştirerek selam verdi ve hızlıca ayrıldı, sanki Wang Lin’in ona karşı hareket edeceğinden korkuyordu.

 

Wang Lin Kadim Ruh’u tutuyordu. Alnına dokundu ve şeytan Xu Liguo dışarı çıktı. Xu Liguo Kadim Ruh’u gördüğü anda, yüzü açgözlülükle doldu.

 

Wang Lin homurdandı. Xu Liguo aniden titreyiverdi ve korku dolu bir bakış takındı. İtaatkarca Kadim Ruh’u aldı ve Wang Lin’in bilincine geri döndü.

 

Bunun ardından, Wang Lin çökmüş mağaraya baktı ve ardından Qiu Siping’in ayrıldığı yöne baktı. Düşünürken birkaç göre gözlerini kırptı. En sonunda, Qiu Siping’in peşine takılmak ve onu öldürmekten vazgeçti, çünkü, sonuçta, ruhu aynı anda sadece bir Kadim Ruh gücünü tutabilirdi. Eğer buna bir tane daha eklerse, o zaman kontrolü kaybetme ve bir şeytan tarafından da ele geçirilme ihtimali olurdu.

 

Wang Lin gözlerinde bir ışık yanıp söndü. Oldukça heyecanlıydı. Bu Kadim Ruh’u özümsedikten sonra, Kadim Ruh Alemi’ne atılım yapabilmeliydi. Kendisini sakinleştirdi ve hızlıca ayrıldı.

 

Bir gün seyahat ettikten sonra, Wang Lin bir çölün ortasında durdu. Özellikle son derece ıssız bir uçuş rotasından ilerlemişti. Etrafına bakındı, 10.000 kilometre çapında, çok az insan ve yaratık olduğunu biliyordu. Ayağını yere vurdu ve bedeni hemen yeraltına gömüldü.

 

600 metre derinliğine ulaştıktan sonra durdu. Ardından bir mağara oluşturdu ve bağdaş kurdu. Parmağıyla alnını işaret etti ve şeytan Xu Liguo dışarı çıktı.

 

Wang Lin Xu Liguo’ya baktı, Xue Liguo itaatkar bir şekilde çökmek üzere olan Kadim Ruh’u çıkardı ve sonra da, yanda durdu, Kadim Ruh’a bakıyordu.

 

Wang Lin Xu Liguo’ya bakmadı bile. Birkaç nefes zamanı boyunca gözlerini kapattı, ardından kararlı bir bakışla geri açtı. Ağzını açtı ve Kadim Ruh’u yuttu.

 

Kadim Ruh bedenine girdiği anda, Antik Tanrı Taktiği büyük bir değirmen taşı gibi hemen çalışmaya başladı. Kadim Ruh dağılırken, Wang Lin’in bedenini dolduran büyük miktarda enerji salıyordu.

 

Wang Lin hemen Antik Tanrı Taktiği’ni bütün enerjiyi bedenini rafine etmeye engel olmasına engellemek için durdu. Sonuç olarak, kontrolü altında, bu güçlü ruhsal enerji bedeni boyunca hareket etti ve çekirdeğine yöneldi.

 

Çekirdeği aniden genişlerdi ve rengi koyulaştı. Yüzeyinde çatlaklar belirene kadar, boyutu genişlemeye devam etti.

 

Bir Kadim Ruh belirtisi yavaşça bedeninde belirmeye başladı.

 

Lakin tam o anda, bilincindeki Ji Alemi kontrolü olmadan aktifleşti. Hızlıca bilincinden ayrıldı ve çekirdeğine doğru bedeni boyunca ilerledi.

 

Wang Lin şiddetle gözlerini açtı. Ne kadar çok Ji Alemi’ni kontrol etmeyi denerse denesin, kontrolü eline alamıyordu. Ji Alemi çekirdeğine ulaştığı anda, çekirdeği patladı.

 

Wang Lin’in içinde yaşanan patlamanın ardından, çekirdeğinin patlamasından salınan ruhsal enerji yuttuğu Kadim Ruh’un ruhsal enerjisiyle çarpıştı.

 

İki ruhsal enerjinin çarpışması enerjiyi Wang Lin’in meridyenlerinden dışarı gönderirken bu enerjiler bedeninin her bölgesinden geçti.

 

Wang Lin’in bedeni bedeninin içindeki patlama yüzünden kenara savrulmuştu. Birkaç ağız dolusu kan kustu ve yüzü hemen soluklaştı.

 

Kalmak için çabaladı. Wang Lin’in gözleri donuk ve kendisi sessizdi. Uzun süre sonra, gözlerine biraz ışık döndü ve göz kapaklarını kapattı. Bedenini kontrol ettikten sonra, gözü dönmüş bir şekilde kahkaha attı. Uzun süre deli deli güldükten sonra, birisi nasıl dinlerse dinlesin, sesindeki keder parçasını hissedebilirdi.

 

Wang Lin mırıldanırken gözleri kan çanağına dönmüştü, ‘’Ji Alemi Ruhu…Ji Alemi Ruhu…Ji Alemi Ruhu…’’

 

Bedeninin içindeki çekirdek tamamen patlamamıştı, ama başparmak tırnağı boyutuna küçülmüştü.

 

Wang Lin zaten Ji Alemi’nin Kadim Ruh’a ulaşmasına engel olacağını beklemişti. Öncesinde emin olmasa da, az önce Kadim Ruh’a ulaşmadaki en muazzam bariyerin Ji Alemi olduğunu onaylamıştı.

 

Wang Lin’in başarısı Ji Alemi sayesindeydi ve düşüşü de Ji Alemi yüzündendi, lakin Wang Lin’in gerçekten bilmek istediği şey neden bu yaşanıyordu. Neden Ji Alemi Kadim Ruh’a ulaşmayı denerken kontrolden çıkıyor ve çekirdeğine saldırıyordu?

 

Acı acı derin bir nefes aldı ve bedenini iyileşmesi için gelişim yapmaya başladı.

 

Üç gün sonra, Wang Lin gözlerini açtı. Mağaradan ayrıldıktan sonra, hızlıca bir şehir bulmak için harekete geçti.

 

Yarım ay sonra, Wang Lin bölgedeki neredeyse her şehre gitmişti, lakin, tabii ki, hiçbir Hazine Rafine Etme Köşkü’ne gitmemişti.

 

Bu şehirlerde, Ji Alemi hakkında bir bilgi izi bile bulamamıştı.

 

Kargaşa içinde, birden Qiu Siping’in mağarasını hatırladı. Mağaranın içinde birçok kitap vardı, hatta bambuya kaydedilmiş olan kitaplar, ne kadar eski olduklarını gösteriyorlardı. Bu kitaplar bir ruhsal enerji dalgalanmasında yok olurlardı, bu yüzden bir yeşim parçasında depolanamıyorlardı.

 

Bunu düşünürken, Wang Lin hızlıca Qiu Siping’in mağarasına doğru ilerledi.

 

Beş gün sonra, Wang Lin varmıştı. Qiu Siping burada mı umursamıyordu. Eğer onu durdurmaya çalışırsa, Wang Lin onu tereddüt etmeden öldürürdü.

 

Qiu Siping bir Kadim Ruh ele geçirmiş olsa da, bir Kadim Ruh oluşturmak yarım aydan uzun sürerdi, bu yüzden Wang Lin şu anki Qiu Siping konusunda endişelenmiyordu.

 

Wang Lin yeraltına gömüldü ve mağarayı buldu. Mağaranın kısıtlamasına gelirsek, Wang Lin için sorun yoktu. Hepsini kırdıktan sonra, içeri girdi.

 

Wang Lin mağarayı ilahi hissiyle taradı ve Qiu Siping’in içeride olmadığını fark etti. Kitaplarla dolu odaya doğru ilerledi. Odanın kısıtlamasıysa, Wang Lin’in bunu kırıp içeri girmesi üç saatini aldı.

 

İçeri girdikten sonra, Wang Lin derin bir nefes aldı ve kitapları araştırmaya başlamadan önce kendini sakinleştirdi.

 

Bu bambu kitapların çoğu kısıtlamalar hakkındaydı. Onları taradıktan sonra, Wang Lin kaldırdı, zira hiçbiri Ji alemi sözlerini bile barındırmıyordu.

 

Wang Lin’in içine bir kaya oturdu ve aramaya devam etti. Aniden, bakışı bir bambu parçasına kaydı. Bambu aşırı eski duruyordu ve hatta hasar belirtileri gösteriyordu.

 

Bambuyu aldıktan sonra, Wang Lin açtı ve bedeni titredi. Bir masaya koydu ve yavaşça açtı.

 

Bambudaki çoğu şey kısıtlamalarla alakalıydı, lakin, arkada, bir dizi küçük kelimeler oyulmuştu.

 

‘’Gelişim dünyasında, Ji Alemi denilebilen bir şeyin sonucunda ruhsal enerjide bir değişiklik olabilir. Ji Alemi’ne yıllarca çalıştım ve araştırmamı gelecek nesiller için bırakıyorum.’’

 

‘’Ji Alemi olarak bilinen bu gizemli güç, bana göre, bir ilahi teknik olmalı! Sadece bir ilahi teknik aynı alemdeki bir gelişimciyi anında öldürecek güç verir!’’

 

‘’Birçok diğer araştırmacı Ji Alemi’nin son gelişiminin Kadim Ruh aşaması olduğuna inanıyor, lakin, biraz tarihsel metinler okuduktan sonra, oldukça ilginç bir olay buldum.’’

 

‘’İlk olarak, şunu söylemek istiyorum, tarihsel metinde, kimin Ji Alemi’ne sahip olduğuna sahip direkt belirti yok, lakin, dokümanın kaynağından, Ji Alemi olan birkaç gelişimcinin izini bulmayı başardım.’’

 

‘’Bu insanlar arasında, bazısı Merkez Oluşturma’da durmuş, bazısı Kadim Ruh’da, ve bazısı Ruh Oluşturma’da durmuş. Buna dayanarak bir kalıp olmadığı ve her şeyin bireye dayandığı söylenebilir. Aslında, Ji Alemi araştırmamdaki bütün gelişmelerin hepsi bir kişi sayesinde. Bu kişinin ismini söylemeyeceğim, ama bu kişi karşılaştığım ilk Ji Alemi gelişimcisi!’’

 

‘’Gelişim seviyesi Kadim Ruh.’’

 

‘’Bu kişi Kadim Ruh aşamasını aşmak ve Ruh Oluşturma’ya ulaşmak istiyor, bu yüzden yardımım için geldi, fakat, en sonunda, yine de başarısız oldum…’’

 

Wang Lin metine odaklandı, kelime kelime okuyordu. Uzun bir süre sonra, kafası epey karışmış bir ifade takındı.

 

Bambu kitaptaki kayıta göre, Wang Lin anında Ji Alemi sınırının Merkez Oluşturma olduğunu fark etti, yoksa Kadim Ruh’unu oluşturmayı denediğinde Ji Alemi kontrolden çıkmazdı.

 

Sonuç olarak, gelişimi gelecekte bir atılım şansı olmadan geç aşama Merkez Oluşturma seviyesinde sıkışacaktı. Wang Lin bunu kabul edilemez buluyordu!

 

Eğer atılım yapamazsa, o zaman 400 yıllık acısı asla serbest kalamaz, Si Tu Nan uyanamaz ve yaptığı her şey tam orada dururdu.

 

Teng Huayuan hala hayatını devam ettirebilirdi ve asla intikamını alamazdı. Ayrıca Teng Huayuan gitmesine izin vermeyeceğinden bir daha Zhao ülkesine dönemezdi.

 

O anda bütün hayalleri paramparça olmuştu.

 

Başarısı Ji Alemi’nden geliyordu…düşüşü de Ji Alemi’nden…Wang Lin yumruğunu sıktı ve canavarımsı bir inatçı ifade takındı.

 

Eğer Kadim Ruh’a ulaşmak istiyorsa, o zaman Ji Alemi’nden vazgeçmeliydi. Kadim Ruh’a ulaşabilmesinin tek yolu Ji Alemi’nin bütün gücünden vazgeçmekti.

 

Bu oldukça zor bir karardı. Bambu kitapta bilgileri bırakan kişi Kadim Ruh gelişimcisine yardım edecek bir fikir bulmuştu ve bu da gelişimini yok etmekti.

 

Gelişimi dağılırken, Ji Alemi de dağılarak, tekrardan gelişime başlama ve atılım yapma fırsatı olacaktı.

 

O Kadim Ruh gelişimcisi en sonunda bu yöntemi seçmemişti.

 

Şimdi, Wang Lin bu zor kararla yüzleşiyordu.

 

Eğer Ji Alemi’nden vazgeçmezse, atılım yapamayacaktı. Kadim Ruh’unu oluşturmak için deneyeceği her şey Ji Alemi tarafından engellenecekti. Lakin eğer vazgeçerse, geçmiş dört yüz yılda elde etmek için o kadar sıkı çalıştığı bütün gelişimi boşa gidecekti. Ayrıca, şu anda Şeytanlar Denizi’nde, gelişimi geri şu anki seviyesine ulaşmadan ölebileceği, çok tehlikeli bir yerdeydi.

 

Epey uzun bir zaman sonra, Wang Lin’in gözlerinde kararlı bir bakış belirdi. Derin bir nefes aldı ve yavaşça mağaradan dışarı yürürken bambuyu kaldırdı.

 

İlk bedenindeki nilüfer kısıtlamasını tamamen kaldırmalıydı.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr