Bölüm 206: İlahi Ceza

avatar
1780 0

Xian Ni - Bölüm 206: İlahi Ceza


 

 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Wang Lin’in ifadesi aynı kalmıştı, lakin bu, dikkatini çekmişti. Bu Gui Xi denilen şey bir Kadim Ruh gelişimci iblisler tarafından istila edildiğinde ve Kadim Ruh’unun içinde hapsedildiği zamana deniliyordu. Kadim Ruh bedenden ayrılamazdı ve beden de uyku vari bir duruma girerdi.

 

Bu duruma Gui Xi denirdi.

 

Bu sorunu çözmenin tek yolu gelişimciyi güvenli bir yere yerleştirmek ve iblisleri bedeninden dışarı kendi başına göndermesini sağlamaktı. Eğer birisi dışarıdan yardım etmek istiyorsa, o zaman Gui Xi durumunda sıkışmış gelişimciden birkaç kat, veya hatta bir alem daha güçlü olmalıydı, yoksa, sıkışmış gelişimci tek başına mücadele etmek zorunda kalırdı.

 

Eğer bir gelişimci Gui Xi durumunda çok uzun süre sıkışırsa, o zaman iblis tamamen kontrolü ele alırdı. En sonunda bu kişilerin ruhları kaybolur ve bedenleri çürürdü.

 

Lakin, genellikle, Gui Xi’ye giren çoğu gelişimci uyanırdı, ancak, gelişimlerinin bir kısmını kaybederlerdi, ki bu da hala hayatlarını kaybetme riski taşırdı.

 

Bu Gui Qi gelişim dünyasında çok yaygın bir şey değildi. En azından Wang Lin daha Gui Xi’de sıkışmış bir gelişimci duymamıştı.

 

Qiu Siping konuşmayı bitirdikten sonra, Wang Lin’e bakarak, ifadesinden bir şey çıkarmaya çalıştı, ancak, Wang Lin’in ifadesi bütün zaman boyunca hiç değişmemişti. Hala her zaman olduğu gibi sakindi.

 

Wang Lin biraz düşündü. Gözlerindeki kızıl ışık soluklaştı ve sordu, ‘’Gui Xi gelişimcilerinin nerede olduğunu nasıl biliyorsun?’’

 

Bir rahatlama dalgası Qiu Siping’in bedenini sarmaladı. Wang Lin soru sorduğu sürece, önceki sadece üç şans anlaşmasının geçersiz olduğu anlamına geliyordu. Qiu Siping, eğer az önceki üç şansı Wang Lin’i etkilemezse, Wang Lin’in onu tereddüt etmeden öldüreceğine şüphe duymuyordu.

 

İkisi de geç aşama Merkez Oluşturma’daydı, ancak güç konusunda aralarında büyük bir boşluk vardı. Qiu Siping içinden acı acı gülümsedi. Wang Lin’in daha güçlü olmasının tek nedeninin saldırı gücünü artırmasını sağlayan bir hazine olduğunu hissediyordu. Başka türlü nasıl olurdu da ona karşı savaşırken tamamen çaresiz olurdu? 

 

Wang Lin’in sorusunu duyunca, hızlıca yanıt verdi, ‘’Gelişimci dostum, bu uzun hikaye. Oturup anlatmama ne dersin?’’

 

Wang Lin ona baktı ve hafifçe kafasını salladı.

 

Qiu Siping çabucak dağa doğru uçtu. Ayaklarının altında siyah sis belirdi ve orta yaşlı adamı hızlıca dağın zirvesindeki köşke götürdü.

 

Qiu Siping ayrıldıktan sonra, Wang Lin nazikçe harekete geçti ve o da köşke vardı. Oturacağı taş sandalyenin üzerindeki bütün kiri süpüren hafif bir rüzgarın belirmesine neden olarak, kolunu salladı. 

 

Qiu Siping’den sonra ayrılmış olsa da, aynı zamanda varmıştı. Qiu Siping yüzeyde sakinliğini koruyordu, lakin içten içe şok olmuştu ve gözbebekleri küçülmüştü, ancak hızlıca normale döndü.

 

Bunun Wang Lin’den bir uyarı olması gerektiğini biliyordu, kaçmak için numara kullansa bile, kaçamayacağına dair bir uyarı.

 

Aslında, Wang Lin’in niyeti de buydu. Şimdi tüm dikkati Qiu Siping’deydi. Doğrusu, Kadim Ruh’unu oluşturmasına yardım edecek her şeyle ilgilenirdi.

 

Ne de olsa, Wang Lin zaten geç aşama Merkez Oluşturma’daydı. Kadim Ruh önemli bir konuydu ve bunu oluşturmak her zaman aklında olmalıydı.

 

Kadim Ruh’unu oluşturunca, o zaman yapması gereken tek şey Zhao ülkesine geri dönüp kan dökmekti. Zhao’nun gökyüzü kan rengine döndürmek ve yeri kanla kaplamak için dönecekti. Zhao ülkesindeki her gelişimcinin o kanlı günü asla unutamamasına neden olacaktı ve atalarına kurban olarak bütün düşmanlarının hatalarını hayatlarıyla ödemelerine sebebiyet verecekti.

 

Teng Ailesi’ndeki herkesi öldürmek istiyordu, üstatlardan çocuklara kadar. Hayatta tek bir hayvan dahi bırakmayacaktı.

 

Yaşlı adam Jimo’nun mezarı olmadan ölmesini ve bütün öğrencilerinin acınası bir ölümle hayattan ayrılmasını istiyordu.

 

Teng Ailesi’ne gizlice yardım eden bütün herkesin cezalandırılmasını istiyordu. Hepsinin kaldıramayacakları bir bedel ödemesini istiyordu.

 

Daha da önemlisi, Teng Huayuan’ın ruhunu sökmek istiyordu. Onun derisini yüzmek, bedenini parçalara bölmek, ve Wang Lin’in dayandığı 400 yıllık işkenceye neden olmasının bedelini ödemek için düşünebildiği başka her şeyi yapmak istiyordu.

 

Qiu Siping sağ elini salladı ve bir şarap şişesiyle iki kadeh belirdi. Şahsen iki kadehe de şarap koydu, ardından birini kaldırıp bir yudum aldı. Gülümseyerek konuştu, ‘’Gelişimci dostum, bu, Şeytanlar Denizi’nin kuzey kısmında olan Can Yun meyvesinden yapılma yüksek kalite bir şarap. Tek bir yudumla, kişi tadını uzun süre hissedecektir. Neden gelişimci dostum denemiyor?’’ 

 

Wang Lin sorusunun cevabında ısrar etmedi. Kadehi kaldırdı ve dikkatle inceledi, adeta şarap hakkında çok ilginç bir şey vardı.

 

Kadehteki yüksek kalite şarap kristal netliğinde, yeşim yeşili rengindeydi. Çok güzel.

 

Qiu Siping uzun bir süre şarabını yudumladı, ve Wang Lin’in böyle şeylerle ilgilenmiyormuş gibi göründüğünü gördükten sonra, çarpıkça gülümsedi ve söylendi, ‘’Gelişimci dostum, eğer başka birisi bu konuyu sorsaydı, kesinlikle anlatmazdım. Ama sen farklısın. İkimiz de geç aşama Merkez Oluşturma’dayız ve ikimiz de o yüksek ve uzaktaki Kadim Ruh Aşaması’na ulaşmayı hayal ediyoruz.’’

 

‘’Gui Xi’de sıkışmış Kadim Ruhlar hakkındaki konuya gelirsek, birisi benim ustam!’’

 

Bununla birlikte, Qiu Siping’in bakışı Wang Lin’in üzerine düştü.

 

Wang Lin geri yerine koymadan önce kadehe biraz daha baktı. Sakince konuştu, ‘’Kendi ustanı öldürmek? Büyük bir şey değil. Daha önce ben de yaptım.’’

 

Qiu Siping bir kahkaha attı ve devam etti, ‘’Bunu gelişimci dostumdan saklamayacağım, ama o beni öğrencisi olarak kabul ederken iyi niyetli değildi. O ve kıdemli kardeşim, ikisi de, Kadim Ruh gelişimcileri. İkisi de kapalı kapı eğitimindeyken, gizlice sabote ettim. Bunu şimdi düşünüyorum da, otuz yıldır Gui Xi’deler. Benim tahminlerime göre, bu ikisi neredeyse iblisler tarafından tamamen ele geçirilmek üzere olmalı, yani Kadim Ruhlarını almak için bu mükemmel zamanlama demek. İkimiz de içinde birer tane, bununla birlikte Kadim Ruh aşamasına atılım yapma şansımız büyük ölçüde aratacaktır.’’

 

Wang Lin kaşlarını kaldırdı. Bir süre düşündü, ardından yavaşça konuştu, ‘’Bunda antik kısıtlamayla alakalı bir şey göremiyorum.’’ 

 

Qiu Siping çarpıkça gülümsedi. Şarabının kalanını içti, sonra da söylendi, ‘’Ustamın gelişim yaptığı yer antik bir gelişim mağarası. Orayı yanlışlıkla buldu ve kendinin yaptı.’’

 

‘’Yıllarca hazırlandığımdan dolayı kapalı kapı eğitimi yaptığı sırada sabote edebildim. Mağarada antik kısıtlamalara çalışmak için birçok yıl harcadım.’’

 

‘’Ama mağara kapandıktan sonra, tekrardan açmak son derece sıkıntılı. İblisin tetiklediği kısıtlamanın diğer kısıtlamaların da tetiklenmesine neden olacağını beklemiyordu. Bu yüzden şu anda mağaraya girmek neredeyse imkansız.’’

 

Wang Lin hafifçe kaşlarını çattı ve düşünmeye başladı.

 

Qi Siping sağ eliyle boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve birkaç yeşim parçası çıkartıp masaya koydu. ‘’Bunlar mağaradan kopyaladığım kısıtlama sembollerinin bazısı. Antik kısıtlamalar hakkındaki bilginle, sahte olup olmadıklarını söyleyebilmelisin.’’ Dedi.

 

Bunu duyduktan sonra, Wang Lin bir yeşim parçası aldı ve ilahi hissiyle taradı. Kısa bir süre sonra, geri bıraktı ve başka bir yeşim parçası aldı. Epey sonra, bütün yeşim parçalarını taramıştı. Yeşimlerin içindeki semboller bir koruma kısıtlamasıydı. Bir yeri korumak için kullanılan bir kısıtlama olmalıydı.

 

Qiu Siping sordu, ‘’Gelişimci dostum, ne düşünüyorsun?’’

 

Wang Lin uzun bir süreliğine düşündü ve kafasını kaldırdı. Qiu Siping’e bakarak sordu, ‘’Bu iki Kadim Ruh gelişimcisi hangi seviyede?’’

 

Qiu Siping hemen yanıtladı, ‘’Ustam eke aşama Kadim Ruh’tayken, kıdemli kardeşim daha yeni kendisininkini oluşturmuştu. Eğer gelişimci dostum mağarayı açabilirse, o zaman ustamın Kadim Ruh’u sizin olacaktır.’’

 

Wang Lin bir süre daha düşündü, ardından söylendi, ‘’Bu konuda hemen karar veremem. Birkaç gün düşünüp, sonra bir karar vereceğim.’’

 

Qiu Siping önemsemedi. Kafasını sallayarak onayladı ve söyledi, ‘’Bunu anlayabilirim. Benim de birkaç büyülü hazine hazırlamak için birkaç güne ihtiyacım var. Senle ben düşmandan dosta döndüğümüze göre, daha önce yaşanan bütün yanlış anlama için tekrardan özür dilemek istiyorum.’’ Bununla birlikte, ayaklandı, birkaç adım geri çekildi, ve Wang Lin’e doğru kafasını eğdi.

 

Wang Lin’in ifadesi aynıydı, lakin zaten tetikteydi. Qiu Siping’in hareketleri, zihninde, eski defterleri kapayabileceğini göstermişti.

 

Lakin Wang Lin’in şu anki kişiliğiyle, böyle hareketler tarafından kandırılması mümkün değildi. Genç adam ayaklandı, ellerini birleştirdi, ve söylendi. ‘’Gelişimci dostum, durum böyle olduğuna göre, yedi gün içinde burada buluşalım. Ben ayrılıyorum.’’

 

Qiu Siping gülümsedi. Kafasını salladı ve o da ellerini birleştirdi.

 

Wang Lin zıpladı, bir gökkuşağına döndü, ve kayboldu.

 

Wang Lin ayrıldıktan sonra, Qiu Siping’in yüzündeki gülümseme kayboldu. Gözlerinde soğuk bir ışık belirip kayboldu. Birkaç kez gözlerini kırptı, ardından Wang Lin’in zıttı yönüne ilerledi.

 

Lakin fark etmediği şey, ifadesini açıkça görmüş olan ve ayrıldıktan sonra sessizce peşine takılan saydam bir yaratıktı.

 

Çok geçmeden, Wang Lin Qi Lin şehrine geri döndü. Şeytan Xu Liguo vasıtasıyla, yakından Qiu Siping’i gözlemleyebiliyordu. Wang Lin Gui Xi Kadim Ruh gelişimcisinin gerçekten Qiu Siping’in ustası olup olmadığını önemsemiyordu. Antik gelişim mağarasında Gui Xi’de sıkışmış bir Kadim Ruh gelişimcisi olduğunu onaylayabildiği sürece, bu yeterdi de artardı da.

 

Yedi günlük anlaşmaya gelirsek, Wang Lin Xu Liguo’yu, Gui Xi’de sıkışmış Kadim Ruh hakkında olan bütün şeylerin doğru olduğunu kontrol etmek için kullanmak istiyordu.

 

Qİ Lin şehrindeki mağaraya döndükten sonra, Wang Lin bağdaş kurdu. Boyutsal çantasına dokunuverdi ve elinde iki eşya belirdi.

 

Bu eşyalardan birisi Yun Fei’nin boyutsal çantasıydı ve diğeri de gizemli hap fırını.

 

Wang Lin ilahi hissiyle boyutsal çantayı taradı ve epey çöple dolu olduğunu fark etti. Bir kere tarayıp birkaç yeşim çıkardıktan sonra boyutsal çantayı görmezden geldi. Yeşimleri birer birer kontrol etti.

 

Bir süre kontrol ettikten sonra, Wang Lin’in ifadesi hafifçe değişti. Bu yeşimler bir dizi simya tarifi ve prosedürü açıklıyordu. Birlikte, bir simya ustasının bilgisini oluşturuyorlardı.

 

Beyaz bir yeşim parçasını çıkartıp ilahi hissiyle taramayı denediğinde, sersemledi. Yeşimin üzerine, içinde ne olduğunu insanların incelemesini engelleyen bir kısıtlama yerleştirilmişti.

 

Bu, Wang Lin’in biraz ilgisini çekmişti. Yeşimi aldı ve kısıtlamaların ardını görebilen ilahi ruh gözleriyle inceledi. Hemen, gözleri parlamaya başladı ve hafifçe oval bir şekle döndüler. Birçok garip kısıtlama sembolü gözlerinde uçuşuyordu.

 

Uzun bir süre sonra, Wang Lin sağ işaret parmağını kaldırdı ve havayı işaret etti. Havada birkaç diğer noktayı da işaret etti. Aniden, ince bir çizgi belirdi ve işaretlediği yerleri bağlayarak, iki üst üste binen üçgen model oluşturdu.

 

Model belirdiği anda, eliyle uzandı ve modeli kavradı, ardından yeşimin üzerine yerleştirdi.

 

Hemen, yeşim parlak bir ışık saçmaya başladı. Gittikçe parlaklaştı, ta ki zirveye ulaşana kadar, ardından söndü. Yeşim şimdi beyaz bir yeşimden siyah bir yeşime dönmüştü.

 

Wang Lin yeşimi tekrardan taradı. Bu sefer, kolayca içinde ne olduğunu görebiliyordu. Bir süre inceledikten sonra, içten içe alayla sırıttı. Görünüşe göre Yun Fei gerçekten ölümü hak ediyormuş. Daha önce, Wang Lin’le ilk karşılaştığında, hayatı için ailesinden kalanları takas etmeyi denemişti.

 

Wang Lin o yeşim parçasını gördükten sonra, önemsemedi. Birkaç hap onun için cazip olsa da, öyle büyük bir şey değildi. Eğer mirası almadan önce olsaydı, o zaman bir yapmayı deneyebilirdi, lakin mirası aldıktan sonra, gereken bitkileri direkt alarak aynı sonuçlara ulaşırdı.

 

Ancak şimdi, gerçek yeşimi gördükten sonra, tarifler için gereken malzemeler aynı olsa da, değerlerin hafifçe farklı olduğunu söyleyebilirdi.

 

Bu küçük değişiklikler hapı alan kişinin yaşamına ve ölümüne karar verebilirdi.

 

Ek olarak, gerçek yeşimde, hap tarifleri dışında, hapların açıklamaları da vardı, ve bunlarla, Wang Lin hap yapmak ve materyalleri direkt olarak tüketmek arasında görülür bir fark olduğunu fark etti.

 

Önceki düşünceleri tamamen yanlıştı. Eğer önünde malzemeler olsaydı, bir hap rafine etmek ile direkt malzemeleri almak arasında bir fark olurdu.

 

Simya malzemelerin farklı etkilerini kullanıp birleştirerek farklı bir etkinin belirmesini sağlıyordu.

 

Wang Lin’in bunları bilmemesi garip değildi. Antik Tanrılar nadiren hap yapardı, ve bunu yapsalar bile, yutmak için malzemeleri tek yaptıkları şey malzemeleri ezerek birleştirmekti.

 

Ve önceki deneyimlerinin neredeyse hiçbirinin simyayla alakası yoktu. Sadece Li Muwan’la simya hakkında konuşmuştu, lakin o zamanlar Wang Lin çekirdeğini oluşturmaya odaklanmıştı, yani pek bir şey sormamıştı.

 

Bir hazine gibi yeşimi kaldırdı. Simyada ustalaşmak zorunda olduğuna karar vermişti.

 

Derin bir nefes aldı ve hap fırınına baktı. Boyutsal çantasını çıkardı ve fırını içine koymayı denedi, lakin ne olursa olsun, hap fırınını içine yerleştiremediğini fark etti. Bu, Wang Lin’in ilgisini büyük ölçüde arttırdı.

 

Biraz inceledikten sonra, Wang Lin aceleyle hareket etmedi, bunun yerine hap fırınını kolunda tuttu. Boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve küçük, beyaz bir bayrak belirdi.

 

Bayrağı çıkardı ve bir gözü Xu Liguo vasıtasıyla Qiu Siping’deyken bayrağı rafine etmeye başladı.

 

Xu Liguo şu anda oldukça heyecanlıydı. Ustasının kalbindeki yerinin numara ikiden çok daha üstün olduğunu hissediyordu. Bu, son derece gururlu olmasına neden oluyordu.

 

Numara ikinin belirişinin onu epey endişelendirdiği söylenmeliydi. O bile numara ikinin vahşiliğinden biraz çekiniyordu. Lakin ustayı takip eden ilk o olduğundan, numara ikinin onu geçemeyeceğini hissediyordu.

 

Yoksa, bir gün, numara 3, numara 4, numara 5, ….numara 90’ın belirip onu ezeceğinden endişelenmek zorunda olurdu. Bu, Wang Lin’in onu öylece öldürmesinden daha kötü hissettirirdi.

 

Xu Liguo gizlice bunun yaşanmasına izin vermeyeceğine karar vermişti. Hala numara birdi. Şu anki yerini korumalıydı. Zihninde bu düşünceyle, Xu Liguo daha da itaatkar olmuş ve Wang Lin’in söylediği herhangi bir şeyi kökünden bitirmek için sıkı çalışmaya başlamıştı.

 

İçten içe, tembel çözümlerinden de kurtuluyor ve daha da sıkı çalışıyordu. Ayrıca artık yemekte seçicilik yapmıyordu. Bir ruh olduğu sürece, çalmak için atılıyordu.

 

Bu sırada, her yakalayışından sonra, Wang Lin’e götürdüğü kısım delirmek istemesine neden oluyordu, adeta her verdiği parça kendi etindendi.

 

Lakin genele bakarsak, önceye kıyasla, çok daha itaatkar olmuştu.

 

Şimdi Qiu Siping’i yakından takip ediyordu. Qiu Siping ne kadar hızlı uçarsa uçsun, kolayca yetişebiliyordu. Qiu Siping’i takip ederken, hala siyah giyimli kişinin tadının keyfini çıkarıyordu.

 

Bu siyah giyimli kişi orta aşama Merkez Oluşturma’daydı. Bu kişinin ruhunu sonunda yiyebilmesi için epey çaba sarf etmişti. Çekirdeğine gelirsek, ustası istemediğinden, gizlice yemişti…

 

Xu Liguo önündeki Qiu Siping’e baktı. Kafasında birazcık açgözlü düşünceler oluşmaya başladı. Ustası bu geç aşama Merkez Oluşturma gelişimcisini öldürse ve ödül olarak ona verse, mükemmel olurdu.

 

Onun görüş açısına göre, bu kişi son derece kurnazdı. Neredeyse hiç düz bir çizgide ilerlemiyordu, aksine birçok kez oraya buraya dönüyor ve durmaksızın kontrol etmek için arkasını dönüyordu, yine de Xu Liguo’nun takip etmesi zor değildi. Xu Liguo rahatça arkasından geliyordu, içinden düşündü, ‘’Uçmanın bu kadar çok yöntemi ve numarası olduğunu bilmiyordum. Gelecekte, numara 2’yle kapıştığımda, bunları kullanmayı deneyeceğim.’’

 

Tam o anda, Qiu Siping aniden yavaşladı ve yere indi. Qiu Siping etrafına bakındı. Şeytanlar Denizi’nde varlığını sürdüren doğal sis dışında, etrafta başka bir şey yoktu.

 

Qiu Siping yere indikten sonra, alayla sırıttı, ‘’Gelişimci dostum, zaten çok uzun süredir saklı duruyorsun, bence kendini gösterebilirsin!’’

 

Şeytan Xu Liguo sersemledi. Şu anda Qiu Siping’in arkasında duruyordu ve bağırışından dolayı şoke olmuştu. Açığa çıkmasının kötü olduğunu düşündü.

 

Geri çekilmek üzereydi ki ansızın duraksadı, çünkü Qiu Siping arkasını dönmüş ve onun tarafına doğru bakmıştı.

 

Xu Liguo’nun ifadesi vahşileşti Eğer Qiu Siping’le savaşır ve Qiu Siping’in çekirdeğini özümserse, daha da güçlenirdi. Usta bunu sorsa bile, ilk saldıranın Qiu Siping olduğunu söyleyebilirdi. Önce, Qiu Siping’i yutmak zorundaydı.

 

Harekete geçmek üzereydi ki ansızın tekrardan durdu çünkü Qiu Siping başka bir yöne dönmüş ve tekrardan bağırmıştı, ‘’Gelişimci dostum, eğer şimdi kendini göstermezsen, beni harekete geçmek zorunda bırakacaksın.’’

 

Şeytan Xu Liguo’nun kafası son derece karışmıştı, içinden düşündü, ‘’Tam buradayım, az önce görmedin mi? Nasıl hala kendimi göstermediğimi söyleyebilirsin?’’

 

Öfkelendi ve Qiu Siping’e doğru ilerledi. Aralarında 3 metreden az kaldığında, düşündü, ‘’Harekete geç! Harekete geçtiği an, seni yutacağım. Tamamını yutamasam bile, yarını yutacağım, hadi harekete geç!’’ 

 

Ancak, Qiu Siping bir süre bekledikten sonra, tekrardan döndü.

 

Bu sefer, Xu Liguo yavaşta tepki vererek bir şeyin yanlış olduğunu fark etti ve bir kere daha Qiu Siping’in önünde ilerledi. Bir süre inceledikten sonra, içinden bağırdı, ‘’Seni piç, beni bulmadın bile ve yine de bulmuş gibi harekete etmeye cüret ettin!’’

 

Qiu Siping bir süre bekledi. Sonunda etrafta kimse olmadığına ve kimse peşinden gelmediğine karar verdi, lakin hala endişeliydi, bu yüzden zaman geçsin diye beklemek için bağdaş kurarak oturdu.

 

Xu Liguo yanda öfkeyle süzülüyor, ustasının emrine uymayıp bu kişiyle savaşıp savaşmaması gerektiğini merak ediyordu.

 

Bu kişi basitçe aşırı cüretkardı. Büyük Xu Liguo’yla uğraşmaya cüret etmişti!

 

Lakin uzun bir süre düşündükten sonra, sonunda öfkesini bastırdı. Şu an son derece önemli bir zamandı. Eğer şimdi bir hata yaparsa, iki numara onu baskılardı. Yeri daha sağlamlaşana kadar beklemeye karar verdi, ta ki böyle bir sorun bile olmayacağı zamana kadar.

 

Zaman aktı ve iki gün geçti. Bu iki günde, Wang Lin mağaradan ayrılmadı, bunun yerine bayrağı rafine etmeye odaklandı. Bayrağın üzerine sayısız kısıtlama yerleştirmişti. Önünde süzülen beyaz bayrağın üzerinde şimdi sayısız siyah nokta vardı.

 

Bir bakışla, yaklaşık 200-300 siyah nokta görülebilirdi.

 

Bayrağın üzerinde dokuz nokta kümesi vardı. Kümelerden hiçbirisi bir başkasını tekrar etmiyordu. Bu kısıtlama bayrağı için, gerçekten bulunması zor olan birkaç malzeme dışında, rafine etme süreci aşırı zor değildi.

 

Kısıtlama kullanabilen her gelişimci bir tane rafine edebilirdi.

 

Lakin gereken bilgi dağarcığı muazzamdı. Eğer normal bir gelişimci bu bayrağı oluşturursa, yerleştirdiği kısıtlamalar o kadar zayıf olurdu ki bayrak başarıyla oluşturulsa bile, güçlü olmazdı.

 

Ek olarak, bu kısıtlama bayrağı tıpkı kendisi bir kısıtlama gibiydi. Her şey yapan kişinin süreç sırasındaki düşüncelerine dayanıyordu. Eğer yaratıcı birbirleriyle benzerliği olmayan 999.999 ardışık saldırı kısıtlaması yerleştirebilirse, o zaman oluşan bayrak akılalmaz derecede saldırı gücü barındırırdı.

 

Buna karşılık, 999.999 ardışık savunma kısıtlaması yerleştirilirse, o zaman akılalmaz derecede savunma gücü de barındırırdı.

 

Benzer şekilde, hedef rakibi kıstırmaksa, o zaman 999.999 kısıtlamaya ulaştıktan sonra, kıstırma kabiliyeti dehşet verici olarak görülürdü.

 

Temelde, kısıtlama bayrağının gücü yaratıcının isteğine dayanıyordu. Teoride kulağa kolay gelse de, bu duruma gelmek çok zordu.

 

Mesela: ilk seviye olarak 999 kısıtlamadan bahsedelim, her 9 kısıtlama bir grup oluşturuyordu, yani 111 farklı kısıtlama gerekiyordu.

 

Eğer tek bir rota istenilirse, bayrağın üzerine 111 farklı saldırı kısıtlaması yerleştirmek gerekliydi, bu da çok zor olabilirdi. Fakat, kısıtlamalara dair derin bir anlayışı olan birisi için, bu mümkündü.

 

Lakin 9.999 kısıtlama gerektiren ikinci seviyeye ne denmeliydi? Bu 1.111 grup olduğu anlamına ve tek bir rotayla yapmanın zorluğunun 10 kat daha fazla olduğu anlamına geliyordu.

 

99.999 kısıtlama gereken üçüncü seviyeden bahsetmiyoruz bile. Saf tek tür birçok bilen çok kişi olmadığından ilk seviyeye göre 100 kat daha zordu.

 

Son seviyeye gelirsek, 999.999 kısıtlama gerekiyordu. Zorluk 1000 kat daha yüksekti. Bir 999.999 kısıtlama bayrağı zaten efsanevi bir eşyaydı, ve Wang Lin’in elde ettiği anılarda bulunuyorlardı, ancak, saf saldırı veya savunma kısıtlamalarından yapılmış bir 999.999 kısıtlama bayrağı hiç olmamıştı.

 

Saf saldırı veya savunma kısıtlama bayrakları en fazla üçüncü seviyeye ulaşırdı, lakin güçleri neredeyse 999.999 kısıtlamayla kısıtlama bayrağının son seviyesine rakip olabilirdi, ve, hatta, bazı yönlerden, aşabilirdi.

 

 Tabiri caizse, bir kısıtlama bayrağı oluşturma süreci basitti, lakin eğer güçlü bir kısıtlama bayrağı oluşturulmak isterse, çok zor olurdu.

 

Wang Lin’in yaptığı kısıtlama bayrağı tek bir rota bayrağı değildi. Saldırı, savunma, koruma, araştırma, kıstırma, ve böyle kısıtlamaları içeriyordu.

 

Bu, hızlıca bir kısıtlama bayrağı yapmak için tek yoldu. Wang Lin Şeytanlar Denizi’nde, her an hayatını tehdit eden bir krizle karşılaşabilirdi, yani çabucak bu kısıtlama bayrağını gücünü test etmek için yapmalıydı, ardından tek bir rota kısıtlama bayrağı yapmak için zamanını harcamalı mı karar verecekti.

 

Ne de olsa, üç mürekkep taşı vardı, yani toplamda üç kısıtlama bayrağı yapabilirdi.

 

Wang Lin odaklandı. Elleri harekete geçti ve bir kısıtlama daha oluşturdu. Aynı zamanda, Xu Liguo’yla bağlantısını kullanıp Qiu Siping’in ne yaptığını kontrol etti. 

 

Qiu Siping aynı yerde iki gündür oturuyordu, ardından aniden o noktadan kayboldu. Xu Liguo panikledi ve hızlıca yer altına daldı. Bayağı derinlere indikten sonra, Qiu Siping’in figürünü gördü.

 

Bu ıssız yerde, yeraltının derinliklerine gömülü bir mağara vardı. Bu mağara büyük olmasa da, çok iyi saklanmıştı. Xu Liguo kolayca mağaraya girebildi. Kısıtlamaların hiçbirini tetiklememişti.

 

Mağaraya girdikten sonra, Qiu Siping’in kitapları incelediğini gördü. Bu oda, her yere yığılmış sürüyle kitapla, adeta bir kitap deniziydi. Kitapların çoğu son derece eskiydi ve yeşim parçası formunda değil de, bambuya oyulmuştular.

 

Qiu Siping dikkatle her kitabı okudu ve nazikçe kenara kaldırdı. Aniden, gözleri ışıldadı ve hızlıca yandan bambudan yapılma bir parşömen çıkardı ve masanın üzerine açtı, ardından dikkatle incelemeye başladı.

 

Xu Liguo tam öne ilerlemek üzereydi ki aniden, nazik bir ışık odadan yükseldi. Işık yabancıların girmesini engelliyordu. Işık parladığı anda, Qiu Siping aniden yukarı baktı. İlahi hissiyle bölgeyi taradı, lakin bir şey bulamadı. Ancak, hala ara sıra etrafa bakınarak, bir şey bulmayı deniyordu.

 

Uzun bir süre sonra, kafasını eğdi ve bambuyu incelemeye başladı, lakin sağ eli bir mühür oluşturmuştu, her an saldırmaya hazırdı.

 

Xu Liguo’yu engelleyen yumuşak ışıktan dolayı, daha iyi bakmak için yaklaşamıyordu. Şeytan Xu Liguo bayağı uğraştı, lakin sadece bambunun üzerindeki küçük, ‘’Antik Kısıtlama’’ sözcüklerini görebildi.

 

Üç saat sonra, Qiu Siping kaşlarını çattı. Sorgulayan bir ifadeyle bambuyu kapattı. Bambuyu kaldırdıktan sonra, bir süre daha aradı ve iki gri yeşim parçası aldı, ardından odadan çıktı.

 

Kapının ardındaki taş odada, bağdaş kurarak oturdu ve gri yeşimi alnına yerleştirdi, ardından meditasyon yapmaya başladı.

 

Zaman akarak geçti. Buluşmaya kadar olan 7 günden, 5 gün geçmişti. 5.gün öğleninde, Qiu Siping aniden gözlerini açtı ve yeşimi boyutsal çantasına yerleştirdi. Eliyle bir mühür oluşturdu ve duvarın üzerine yerleşen bir ışık huzmesi fırladı. Ansızın, açılırken bütün duvardan çatlama sesleri çıkarak, bir toplantı masasını gözler önüne serildi.

 

Masada üç figür vardı. Ortadaki beyaz saça ve öfkeyle kaplı gözlere sahipti, bir ihtişam hissiyatı yayıyordu.

 

Yanlarında bir erkek ve bir kadın duruyordu. Erkek somurtuyordu ve gözleri soğuktu. 20 yaşlarında görünüyordu. Kadın son derece güzel bir yüze ve zarif bir figüre sahipti. Gözlerinde hüzün parçacıkları vardı, bu görünüşünün daha göz alıcı olmasını sağlıyordu.

 

Qiu Siping sessizce üç figüre baktı. Bakışları kadının üzerine düştüğünde, gözleri hassasiyetle kaplandı, lakin yaşlı adama kaydığında, gözleri nefretle doldu.

 

‘’Yaşlı kumandan, büyük kardeş. Sonunda antik kısıtlamaları nasıl kullanacağını bilen birini buldum. Oraya tekrardan girebileceğimi hiç düşünmemişsinizdir. Bu sefer, o hazine benim olacak!’’

 

Qiu Siping aniden bir kahkaha patlattı. Kahkahası bir parça delilik barındırıyordu. Eliyle uzandı ve dikkatle kadın figürün yüzüne dokundu ve mırıldandı, ‘’Seni hayata getireceğim, bedeli tüm Şeytanlar Denizi’ne patlasa bile yapacağım!’’

 

Derin bir nefes aldı ve sağ elini geri çekti. Bir ışık huzmesi daha gönderdi ve duvar tekrardan kapandı.

 

Wang Lin mağarada bağdaş kurmuş oturuyordu. Her şeyi Xu Liguo vasıtasıyla görmüştü. Bir süre düşündü ve bir karar verdi.

 

İki gün sonra geceleyin, Wang Lin bayrağa son kısıtlamayı yerleştirdi. Birdenbire, küçük bayrak harekete geçti ve üzerini kaplayan siyah noktalar genişlemeye başladı. Bayrak beyazdan tamamen siyaha döndü.

 

Bayraktan antik atmosfer şeritleri yayılıyordu. Kısıtlamalar bayrağın üzerinde birer birer ışıldayarak, gizemli altın semboller oluşturuyordu. Bu semboller bayrağın etrafında dönüyor ve yavaşça yukarı çıkıyorlardı. Çok geçmeden, tüm bayrak altın sembollerle kaplanmıştı.

 

O noktada, hala sayısız sembol bayraktan beliriyordu. Bayrağın etrafını çevreleyen bir hat oluşturdular.

 

Bu sırada, Qilin Şehri’nin tepesindeki kalın bulutların on binlerce kilometre üzerindeki yıldız bölgesinde.

 

Yıldızlar arasında, kızıl bir bulut toplanmaya başladı. Kızıl bulut büyümeye başladı. Yüzlerce kilometre çapına ulaşana kadar, büyüdükçe büyüdü.

 

Kızıl bulutun içinde, gaz şeritleri aşağı yağmaya koyuldu. Gaz Şeytanlar Denizi’nin üzerindeki kalın sise dokunduğu anda, sis cızırdamaya ve erimeye başladı, sanki bir kar yığınına sıcak demir değdirilmişti.

 

O anda, Şeytanlar Denizi’nin iç kısmının doğu bölgesinde, kurukafalardan oluşma bir dağdan birisi çıktı. Bu kişi ölüm kokusuyla kaplıydı ve figürü açıkça görülemiyordu.

 

Kafasını kaldırdı ve kalın sise, adeta ardını görebiliyormuş gibi baktı, ve üzerindeki kızıl bulutu gördü. Mırıldandı, ‘’İlahi Ceza? Mümkün değil. Antik gelişim dünyası bir felaket tarafından yok edildiğinden beri, daha fazla ilahi ceza olmamalı. Bütün gelişimciler şimdi gelişmek için gökleri takip ediyor. Nasıl olabilir de ilahi ceza ortaya çıkabilir? Ölmemiş antik gelişimciler olabilir mi? Eğer bu doğruysa, o zaman çok yüksek kalite bir destek olur!’’ Konuşmayı bitirdikten sonra, aniden kızıl bulutun oluştuğu yere doğru atıldı.

 

Şeytanlar Denizi’nin doğu bölgesinde bir havza vardı. Bu havzanın içinde deniz suyu vardı. Sisin daha deniz suyuna dönme vaktinin gelmediğinin söylenmesi gerekliydi, yani bu son derece inanılmaz bir manzaraydı.

 

Deniz suyu birdenbire şiddetle çalkalanmaya başladı. Ansızın, suyun içinden mavi bir cübbe giyen bir adam belirerek, birçok dalganın oluşmasına neden olurken, yavaşça yukarı doğru süzüldü. Gökyüzüne baktı, yüzünde şok olmuş bir ifade belirdi. ‘’İlahi ceza? Ne zamandan beri Şeytanlar Denizi’nde böyle heyecanlı şeyler meydana geliyor? Bu ilahi ceza saklanan bütün yaşlı canavarları ortaya çıkarmalı.’’ Hafifçe gülümsedi. Bedeni suyun üzerinde süzülüyordu, elini salladı ve havzanın içindeki suyun süzülmeye başlamasına neden oldu.

 

Bu manzara herkesi şok ederdi. Adam suyunun içine geri eridi. Elini hareket ettirdi ve su dört nala giden atların çektiği bir araba gibi kızıl bulutlara doğru atıldı.

 

Anında ışınlanma kullanan bir Kadim Ruh gelişimcisinin hızına kıyasla, birkaç kat daha hızlıydı, ve su gittikçe hızlanıyordu, ta ki aniden kaybolana kadar böyle devam etti.

 

Şeytanlar Denizi’nin güney kısmında, sıradan bir şehrin Hazine Rafine Etme Köşkü’nün üçüncü katında, kırışıklarla kaplı, beyaz saçlı yaşlı bir adam elinde bir yaratık kemiği tutuyor, kemiği bir Temel Oluşturma gelişimcisine övüyordu.

 

‘’Kardeşim, bu şey gerçekten bir hazine. 74.kullanımını söyleyeceğim, dikkatle dinle…’’

 

Bu Temel Oluşturma gelişimcisi sinirden mosmor kesilmişti. Eğer Hazine Rafine Etme Köşkü’nün kurallarına aykırı olmasaydı, o zaman, birinci kattan üçüncü kata kadar onunla uğraşan bu yaşlı adamın suratına tükürürdü. Onun bakış açısından, bu yaşlı adam sadece Qi Yoğunlaştırma’nın 8.katmanındaydı.

 

Özellikle dayanamadığı şey yaşlı adam konuşurken, tükürüğünün yüzüne fırlayarak, büyülü hazinesini çıkartıp yaşlı adama saldırmak istemesine neden olmasıydı.

 

Sonunda, öfkesini daha fazla tutamadı. Kollarını savurdu ve hızlıca Hazine Rafine Etme Köşkü’nden ayrıldı, lakin yaşlı adam hala onunla uğraşıyordu. İzleyen onca kişi arasında, Temel Oluşturma gelişimcisi sanki hayvanlara yemek veriyormuş gibi yere düşük kalite bir ruh taşı fırlattı, ve yüzünde soğuk bir gülümsemeyle yaratık kemiğini alıp ayrıldı.

 

Çoktan bu akşam yaşlı adama bir ders vermeye karar vermişti.

 

Beyaz saçlı adam yüzünde bir gülümsemeyle düşük kalite ruh taşını aldı. Üzerindeki tozu üfledi ve cebine koydu. Tam o anda, bulutlara doğru dönerken birden ifadesi değişti.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18424 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37654 Bölüm Sayısı


creator
manga tr