Bölüm 205: Gui Xi’de Kadim Ruh

avatar
1292 0

Xian Ni - Bölüm 205: Gui Xi’de Kadim Ruh


 

 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Şeytanlar Denizi’nde, ay görülemezdi. Ancak kalın sisin ardından parlayan ay ışığı huzmeleri görülebilirdi. Lakin gelişimciler için, bu küçük ay ışığı huzmeleri onlara rehberlik etmeye yeterliydi.

 

Yun Fei mağaradan ayrıldıktan sonra, hızlıca şehri çevreleyen dağın içindeki bir kapıya doğru direkt hızlıca ilerledi. Kapıyı geçerken, duraksadı ve birisinin öne çıktığını gördü. Bu kişi siyah kıyafetler ve altın rengi bir pelerin giyiyordu. Bütün bedeni kıyafetle sarılmış gibi görünüyordu.

 

Bu siyah giyimli kişi Yun Fei’ye baktı ve tek kelime etmeden, arkasını dönüp şehirden dışarı çıktı. Yun Fei tereddüt etti, lakin dişlerini sıktı ve çabucak peşine takıldı.

 

İkili rahatça kapıdan geçtiler. Qi Lin şehir muhafızlarından hiçbiri onları durdurmadı.

 

Wang Lin ikinci şeytanı kullanarak, bütün bunları mesafeden izliyordu. Tekrardan alayla sırıttı ve bedeni hayalet vari bir form aldı. Sessizce peşlerine takılıverdi.

 

İkinci şeytan vasıtasıyla, Wang Lin bu siyahlar içindeki kişinin sadece orta aşama Merkez Oluşturma’da olduğunu görebiliyordu. Eğer Wang Lin bu kişiyi öldürmek isterse, tek yapması gereken ilahi hissini gönderip ruhunu yok etmekti.

 

Fakat Yun Fei’nin hareketleri bu akşam son derece gizemliydi, bu yüzden üzerine yerleştirdiği kısıtlamayı aşmak için kimi bulduğunu görmek istiyordu.

 

Siyahlar içindeki kişi ve Yun Fei şehirden ayrıldıktan sonra, direkt doğuya yöneldiler ve siyah sisle kaplı bir dağda durakladılar. Bu noktada Qi Lin şehrinden yaklaşık 5000 kilometre uzaktaydılar.

 

‘’Ata, öğrenciniz o kişiyi getirdi.’’ Siyah giyimli kişi bir dizinin üzerine çöktü. Ellerini göğsüne yerleştirerek, bir lotus şekli oluşturdu ve oldukça saygılı bir ifade takındı.

 

Dağdan gök gürüldemesi vari bir ses patlak verdi, ‘’Geri dönebilirsin.’’ Dağın üzerindeki siyah sis ayrıldı ve zirvedeki küçük bir köşkü açığa çıkardı.

 

Siyah giyimli kişi ayaklandı ve arkasına bile bakmadan ayrıldı.

 

Wang Lin şu anda yaklaşık 1.500 kilometre ötedeki bir uçurumda duruyordu. Siyah kıyafetli adamın ayrıldığını gördükten sonra, parmağıyla alnını işaret etti ve Şeytan Xu Liguo belirdi.

 

Xu Liguo belirdikten sonra, Wang Lin’in emrini aldı. Kıkırdayıp, siyah kıyafetli kişiye doğru ilerledi.

 

Yun Fei siyah sisin dışında duruyordu. Tekrardan endişelendi ve tereddüt etmeye başladı. Bu akşam yaşanan her şeyi kendi aradığı bir şey değildi.

 

Wang Lin kendini odaya kilitlediği günlerde, Yun Fei kısıtlamayı kaldırmasına yardım edecek birçok gelişimci bulmuştu, lakin hepsi başarısız olmuştu. Aslında, çoktan vazgeçmişti, lakin beklenmedik bir şekilde, şehrin orta kısım muhafızlarından birisi onu bulmuş ve üzerindeki kısıtlamayı kaldırabilecek biri olduğunu, lakin bedelini ödemesi gerektiğini söylemişti. 

 

Sonuç olarak, Yun Fei endişeyle düşünmüştü. Eğer altında bir orta aşama Merkez Oluşturma gelişimcisine sahipse bu kişi, o zaman gizemli kişi zayıf olamazdı.

 

Ancak, bu, bu kişinin kısıtlamayı kaldırabilecek kabiliyete sahip olduğu anlamına gelmiyordu, çünkü ona göre, Wang Lin2in gelişimi zaten hayal edilemez bir seviyeye ulaşmıştı.

 

Bu sabah, tam iyice düşünürken, orta aşama Merkez Oluşturma gelişimcisi bu kısıtlamanın bütün etkilerini barındıran detaylı bir yeşim parçası vermişti. Genç kadın sersemlemişti.

 

Kısıtlamayı kırmak için birçok gelişimciden yardım istese de, asla detaylarına kadar etkileri hakkında konuşmadığı söylenmeliydi. Bu detayları bilenler ancak kısıtlamayı yerleştirenle kırabilecek olan kişi olabilirdi.

 

Bu yeşimi gördükten sonra, Yun Fei’nin tereddütlü kalbi kararlı bir hal almış ve riske atmaya karar vermişti. 

 

Ve olaylar böyle bu noktaya ulaşmıştı.

 

O anca, Yun Fei kafasını kaldırdı ve dağ tepesindeki köşke baktı, ancak, sis dağı çevrelediğinden, oradaki kişinin nasıl göründüğünü açıkça göremiyordu.

 

Yun Fei alt dudağını ısırdı ve fısıldadı, ‘’Kıdemli gerçekten küçüğünüzün üzerindeki kısıtlamayı kırabilir mi?’’

 

‘’Yukarı gel de öyle konuş!’’ Ses  ezici güç barındırıyordu. Konuştuğu anda, siyah sis aniden harekete geçti ve kafası dağın zirvesinde olan ve kuyruğu Yun Fei’nin önünde olan bir ejderha şekli oluşturdu.

 

Yun Fei içindeki korkuyu bastırdı ve merdivenlerden çıkmaya başladı.

 

Çok geçmeden, dağın zirvesindeki köşke ulaştı. Köşkün içindeki kişi bir cübbe giyen orta yaşlı bir adamdı. Çok iyi görünüyordu ve başkalarının onun güçlü bir aileden geldiğini hissetmesine neden olan bir aura yayıyordu. Yun Fei’yi gördüğü anda, gözleri ışıldadı.

 

Bu kişi içinden düşündü, ‘’Bu gerçekten bir antik kısıtlama!’’ Lakin ifadesi normal kaldı ve yumuşakça konuştu, ‘’Üzerindeki kısıtlamayı kaldırabilirim, lakin onu kimin yerleştirdiğini söylemek zorundasın.’’

 

Yun Fei biraz tereddüt etti ve fısıldadı, ‘’Kıdemli, küçüğünüz bunu söyleyemez. Bir yığın pille takas etmeye ne dersiniz?’’

 

Orta yaşlı adam biraz düşünüp kafasını iki yana salladı, ‘’Eğer söylemeyeceksen, kısıtlamayı kaldırmayacağım. Şeytanlar Denizi’nde, bu kısıtlamayı çok kişinin kaldıramayacağını söyleyebilirim. İlk bunu bir düşün.’’

 

Yun Fei’nin ifadesi huzursuzlaştı. Bir süre düşündükten sonra, söylendi, ‘’Tamam. Kıdemliden ilk kısıtlamayı kaldırmasını isteyeceğim. Eğer başarırsanız, o zaman küçüğünüz anlatacak.’’

 

Orta yaşlı adam bir kahkaha patlattı. Elini salladı ve elinde mor bir kaya belirdi. Kaya son derece yuvarlaktı ve pürüzsüz bir küreydi.

 

Kayayı çıkardıktan sonra, hızlıca üzerinde bir ruh tekniği kullandı. Kaya rengarenk bir şekilde ışıldamaya başladı. Kısa süre sonra, kırmızı bir ışık belirdi ve Yun Fei’nin alnına yerleşti.

 

Yun Fei titredi. Kırmızı ışık bedenine girdiği anda, birçok kırmızı şeride dağıldığını ve bedeninin her bölgesine ulaştığını hissedebiliyordu.

 

O noktada, orta yaşlı adamın ifadesi ciddileşti. Dikkatle Yun Fei’yi inceledi.

 

Çok geçmeden, Yun Fei’nin kaşlarının arasında soluk bir sembol belirdi. Sembol oldukça antik bir hissiyat veriyordu. Orta yaşlı adam sembolü gördüğünde, keyifli bir ifade takındı ve mırıldandı, ‘’Bu gerçekten bir antik kısıtlama! Cidden bu tür bir kısıtlama kullanan birisi olacağını beklemiyordum.’’

 

Gözleri ışıldadı. Orta yaşlı adam parmağının ucunu ısırdı ve kayanın üzerine bir damla kanından damlattı. Kaya şiddetle parlamaya başladı ve siyah ve beyaz ışık saçılmaya başladı. Işık, Yun Fei’nin kaşlarının arasındaki sembole doğru ilerledi.

 

Lakin aynı zamanda, aniden bir değişiklik meydana geldi. Yun Fei’nin saçlarında bir gölge belirdi. Gölge bir yaratığın kafasını gözler önüne serdi. Yun Fei’nin kaşlarının önüne geçti ve beyazla siyah ışığı yuttu.

 

Ardından, gölge Yun Fei’nin yüzüne doğru döndü ve bir nefes çekti. Yun fei’nin gözleri kanla kocaman açıldı ve ruhu yaratığın ağzına çekildi.

 

Bütün bunlar aşırı hızlı meydana gelmişti, neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar, Yun Fei’nin ruhu yutulmuştu.

 

Aslında, ejderha şekilli yolda yürümeye başladığı anda, kaderi mühürlenmişti. Onun için sadece ölüm seçeneği kalmıştı. Eğer Wang Lin’i dinlemiş olsa ve sessizce Wang Lin’in Şeytanlar Denizi’nden ayrılmasını bekleseydi, o zaman hayatta kalmak için bir şansı olurdu.

 

Aynı zamanda, yaratığın bedeni genişledi ve Yun Fei’nin bedenini çevreledi. Bir boyutsal çanta, bir hap fırını, ve bir altın çekirdeği, yaratık ayrılmak üzereyken aldı.

 

Orta yaşlı adam yaratığı gördüğünde, ifadesi değişti. Birinin ruhunu çekebilme gibi garip bir kabiliyete sahip olan bu yaratığın ne olduğunu gerçekten bilmiyordu.

 

Bu yaratığın her zaman orada olduğuna ve bir ustası olduğuna dair bir varsayımı vardı. Bu, orta yaşlı adamı endişelendiriyordu.

 

Lakin çok geçmeden, sıradan haline döndü. Yaratığın ayrılmak üzere olduğunu görünce, gözleri soğuklaştı. Elini salladı ve ejderha şeklinde yol uluşturmuş sis yaratığı çevreledi.

 

Kısa süre sonra, boyutsal çantasına vurdu ve bilinmeyen bir hayvan derisinden yapılma küçük bir davul çıkardı. Yaratığa baktı ve parmağıyla, hafifçe davula vurdu.

 

Bir patlamayla, siyah sis titremeye başladı ve farklı büyülü hazineler tutan, siyah zırhlı askerlere dönüştü. Askerler yaratığa doğru hücuma geçtiler.

 

İkinci şeytanın önünü siyah sis kesmişti ve arkasından da siyah zırhlı askerler yaklaşıyordu. Askerleri silahlarından birçok renkte ışık yayılıyor ve ikinci şeytanın üzerine yağıyordu.

 

Lakin bu yaratık Wang Lin’in ikinci şeytanıydı. Çok güçlü olmasa da, muazzam kaçış kabiliyetleri vardı. Wang Lin onu ilk yakaladığı zaman bile, neredeyse kaçabiliyordu. 

 

İkinci şeytan tereddüt etmedi ve Yun Fei’nin çekirdeğini yuttu. Aniden iki katına çıktı ve ardından birden ona bölündü, sonra da ondan yüze. Ansızın, köşkte sıkışan 100 yaratık belirmişti.

 

100 yaratığın hepsi keskin bir çığlık kopardı. Ses dalgaları etrafta yankılandı. Ardından, yaratıkların hepsi bir birlik içinde kanatlarını güçlü bir kasırga oluşturmak için çırptılar ve bunu sisin dışına atılmak için kullandılar. 

 

Yolu açan bir ses dalgası ve arkadan takip eden kasırgayla, yolu kapayan sis fiziksel formunu tutamadı ve çöktü. Hatta arkadan takip eden askerlerin bazısı bile yok edilmişti.

 

Ardından, kasırga geldi ve çökmüş sisi tamamen süpürdü.

 

Orta yaşlı adam yaratığın oluşturduğu kasırgaya büyük bir ilgiyle bakıyordu. Sağ elini hareket ettirdi ve davula birkaç kez daha vurdu.

 

Boom, boom, boom, boom. Art arda dört patlama sesi yankılandı ve sis daha da şiddetlendi ve dağın kenarında her türden garip yaratıklar oluşturdu.

 

Bütün bu yaratıklar son derece büyüktü ve kasırgaya bakarken öldürme arzusuyla kaplıydılar.

 

‘’Ustanın kim olduğu umurumda değil. Dikkatimi çeken hiçbir ruh yaratığı kaçamadı. Beni anlayabildiğini biliyorum, bu yüzden iyi dinle. Az önce, sadece kaçmanı engellemeyi denedim, saldırmadım, lakin üç nefes süresi içinde, eğer bana itaat etmezsen, saldırmaya başlayacağım.’’

 

İkinci şeytan bir kahkaha patlattı. Oluşturduğu bedenler kasırganın içinde geri bir araya gelerek birleştiler ve aniden orta yaşlı adama bir ruh saldırısıyla saldırdı.

 

Yıldırım şeklindeki ruh saldırısı yolunu engelleyen her şeyi yok edip geçti. Siyah sis bile yıldırım temas ettiğinde anında dağılmıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar, yıldırım çoktan orta yaşlı adamın önüne ulaştı.

 

Orta yaşlı adamın ifadesi aniden değişti. Geriledi, dudakları ısırdı ve biraz taze kan tükürdü. Ruh saldırısı kanın üzerine indiğinde, bir cızırdama sesi duyulabildi ve saldırı hafifçe duraksadı.

 

Aynı zamanda, orta yaşlı adam boyutsal çantasından siyah renkli bir odun parçası çıkardı. Yüzünde korkak bakışlarıyla, kükredi, ‘’Özümse!’’

 

O anda, ruh saldırısı istemsizce siyah renkli oduna doğru yön değiştirdi, lakin saldırı hedefine ulaşmak üzereyken, ikinci şeytan bir kükreme savurdu ve ruh saldırısı yüz parçaya bölündü ve hızlıca geri çekildi.

 

Orta yaşlı adamın alnı ter içinde kalmıştı. Az önce biraz daha yavaş olsaydı, o zaman tehlikeye girerdi, lakin şu anki ifadesi son derece güçlü bir heyecanı açığa çıkarıyordu. Dudaklarını yaladı ve boğuk bir sesle, söylendi, ‘’Ruh saldırıları bile kullanabiliyor demek. Bu ruh yaratığının bir ustası olsa bile, ne olursa olsun kendim için çalacağım.’’

 

Bu sözleri söylediğinde, mesafeden kulaklarına ulaşan son derece soğuk bir ses duydu. ‘’Demek öyle?’’

 

Bu ses belirdiği anda,  bir uğultu da belirdi. Orta yaşlı adam çabucak kafasını kaldırdı ve ufukta devasa bir kasırganın belirdiğini ve hızlıca sise doğru hücum ettiğini gördü.

 

Siyah sisin oluşturduğu yaratık kasırgaya saldırmak üzereydi ki kasırganın içinden tiz bir çığlık duyulabildi ve bir rüzgar infilak etti. Bu rüzgar, sisin oluşturduğu bütün yaratıkları yok etti. 

 

Bu sırada, ikinci şeytan bir kahkaha atıp dışarı atıldı. Kasırgayla birleşti. İkinci şeytan oldukça öfkeliydi. Kasırganın kontrolünü kazandıktan sonra, deliler gibi sağ sola atıldı ve çevredeki sis yok etmeye başladı.

 

Orta yaşlı adam kasırgaya bakmadı bile, aksine dikkatli bir bakışla ufka bakıyordu.

 

Siyah kıyafetler giyen beyaz saçlı bir adamın, yavaşça ona doğru yürüdüğünü gördü. Beyaz saçlı adam yavaşça ilerliyor gibi görünse de, aslında çok hızlı ilerliyordu. Birkaç kere göz açıp kapayıncaya kadar, beyaz saçlı adam dağın zirvesinde belirmişti.

 

Orta yaşlı adamın gözbebekleri küçüldü. Tekrardan davula vurdu ve çevredeki bütün sis hızlıca  siyah sis küresine yoğunlaştı. Küreler etrafında süzülüyordu.

 

Qiu Siping’in gözleri ışıldadı. Sakince konuştu, ‘’Antik kısıtlamaları kullanmayı bilen kişi sen olmalısın.’’

 

Beyaz saçlı adam Wang Lin’di. Elini salladı ve devasa kasırgadan iki eşya süzüldü. Bunlar bir boyutsal çanta ve hap fırınıydı. Eşyalara bakmıyordu, lakin elinde tutuyordu. Ancak iki eşyayı güvene aldıktan sonra orta yaşlı adama baktı. Wang Lin bu orta yaşlı adamın çoktan geç aşama Merkez Oluşturma’nın zirvesine ulaştığını ve Kadim Ruh aşamasından tek bir adım uzakta olduğunu gördü.

 

Lakin karşısında bir Kadim Ruh gelişimcisi olmadığı sürece, Wang Lin öldürme konusunda bir sorun yaşamazdı. Gözleri soğuklaştı ve soğukça söylendi, ‘’Bu yaratığın ustası benim. Biraz önce çalmak istediğini söylemiştin, doğru mu? Pekala, gel ve çalmayı dene. Sana bir şans vereceğim.’’

 

Wang Lin sağ elini salladı. İkinci şeytan kasırgadan dışarı çıktı ve orta yaşlı adamın önünde, hareketsizce süzülmeye başladı.

 

Qiu Siping kaşlarını çatmıştı. Wang Lin’in de geç aşama Merkez Oluşturma’da olduğunu görebiliyordu, lakin bu kadar kibirli olabildiğine göre, başka bir şey olmalıydı.

 

Qiu Siping son derece ihtiyatlıydı. Gözleri biraz titreşti ve önündeki yaratığa baktı. Kafasını iki yana sallayarak, söylendi, ‘’Gelişimci dostumun böyle bir şaka görmesine neden olduğum için özür dilerim. Az önce, sadece dalga geçiyordum. Bu yaratık gelişimci dostuma ait olduğuna göre, nasıl çalabilirim? Bütün bunların hepsi bir yanlış anlama. Umarım gelişimci dostum olan küçük şeyleri kafasına takmaz.’’

 

Wang Lin sakince elini salladı ve ikinci şeytan geri döndü. Ansızın, Ji Alemi Ruhu belirirken gözlerinde kızıl yıldırım belirdi.

 

Birdenbire, güçlü, baskılayıcı bir kuvvet belirdi.

 

Qiu Siping konuşmak üzereydi ki aniden Wang Lin’in gözlerindeki kırmızı parıltıyı gördü. Kalbi tekleyiverdi. Wang Lin’in onu öldürmeden önce konuşmasını bitirmesini bile beklemeyeceğini hiç düşünmemişti. İçten içe öfkelendi. Wang Lin onunla aynı gelişim seviyesindeydi. Wang Lin büyülü bir hazineye sahip olsa bile, bu onun da kendi büyülü hazineleri olmadığı anlamına gelmiyordu.

 

Homurdandı. Hızlıca geri çekildi ve elini salladı. Sekiz sis küresi hızlıca kalın bir sis katmanı yaydı.

 

Qiu Siping’in gözleri soğuk bir hal aldı. Wang Lin onu dinlemediği bile düşünülürse, ilk savaşmaya sonra konuşmaya karar vermişti. 

 

Lakin tam bu fikir zihninde şekil alırken, cehennemdeki buz vari rüzgarlar kadar soğuk Wang Lin’in sesini duydu.

 

‘’Yok et!’’

 

Wang Lin’in Ji Alemi sise yıldırım misali atıldı. Sis, Ji Alemi’yle kıyaslanamazdı ve çarpıştıkları anda çökmüştü.

 

Sekiz sis küresinin hepsi çökerken ancak bir dizi patlama sesi duyulabildi.

 

Qiu Siping’in ifadesi aniden değişti. Gerilerken, tereddüt etmeden, eliyle bir mühür oluşturdu ve kızıl yıldırımı engellemek için birkaç ağız dolusu kan kustu. Lakin kan belirdiği anda, sise dönüştü ve yana ittirildi. 

 

Kızıl yıldırımı bir saniye bile durdurmamıştı.

 

Uzun zamandır belirmemiş olan ölümün gölgesi Qiu Siping’in içinde belli belirsiz dolaşıyordu. Tek kelime etmeden, az önceki siyah odun parçasını çıkardı. Odun parçasını çıkardığı anda, Wang Lin’in Ji Alemi üzerine indi.

 

Siyah odun parçasından çıkan çatlama sesleri duyulabiliyordu, ardından, bir bang ile, odun parçası patladı. Kızıl yıldırım odun parçasından çıktı ve Qiu Siping’in bedenine girdi.

 

Qiu Siping’in bedeni titredi ve gözleri bulanıklaştı, lakin birkaç ağız dolusu kan kustuktan sonra, gözleri tekrardan berraklaştı. Ancak, bu sefer korkuyla doluydular.

 

Tek kelime demeden, kaçmak için çabucak arkasını döndü.

 

Wang Lin şaşırmış bir ses çıkardı. Bu kişi Ji Alemi’nin saldırısı altında ölmemişti. Bu gerçekten genç adamı şaşırtmıştı, çünkü bunun yaşandığı diğer tek zaman Şeytanlar Denizi’nin dış kısmında kaçmak için gizemli bir yeşim parçası kullanan Shang Guan Mo isimli adamla olan savaşı sırasındaydı.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Qiu Siping’in peşine yıldırım vari bir şekilde takıldı ve arkasında belirdi.

 

Qiu Siping dehşete düşmüştü. Çarpıkça gülümsedi. ‘’Gelişimci dostum, senle aramızda bir garez yok. Neden beni öldürmek zorundasın?’’ İçten içe epey pişmandı. Bunu düşününce aklına bir şey geldi, bu kişi antik kısıtlamalar kullanabildiğine göre, nasıl zayıf olabilirdi? Sadece geç aşama Merkez Oluşturma seviyesinde olsa da, karşısında dahi duramadığı bir ruh saldırısına sahipti. Eğer orta yaşlı adamın kendisini koruyan garip bir hazinesi olmasaydı, çoktan ölmüş olurdu.

 

Onun bakış açısına göre, bu kişi Kadim Ruh aşamasında olmasa da, bir Kadim Ruh gelişimcisinin saldırı gücüne sahipti. Bu noktada nasıl kaçmayabilirdi?

 

Lakin Wang Lin’in böyle güçlü bir saldırı kullanmak için çok güçlü bir hazineye sahip olduğunu düşünüyordu. 

 

Wang Lin2in ifadesi soğukluğunu korudu. Gözlerinde alaya dair bir işaret vardı. Sakince konuştu, ‘’Antik kısıtlamayı yerleştiren kişiyi bulmak için o kadını birçok kez cezbetmek amacıyla insanlar yolladın. Şimdi o kişi bulmuşken, neden kaçıyorsun?’’

 

Qiu Siping acı bir gülümseme takındı ve yanıt verdi, ‘’Gelişimci dostum, kötü bir niyetim yoktu, sadece…’’ Bir süre tereddüt etti ve hızlıca devamını getirdi, ‘’Sadece, büyük bir fayda sağlayacak bir şey var ve de bunun için antik kısıtlamalar bilen birinin yardımına ihtiyacım var.’’

 

Qiu Siping zeki bir adamdı. Wang Lin’in sözlerini duyduktan sonra, siyahlara bürünmüş astının tehlikede olduğunu fark etmişti, lakin bir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu.

 

Wang Lin sakindi. Gözleri tekrardan kırmızı bir şekilde ışıldadı. Qiu Siping gizlice dişlerini sıktı ve aceleyle konuştu, ‘’Gelişimci dostum, ikimiz de geç aşama Merkez Oluşturma seviyesindeyiz. Eğer beni dinlersen, o zaman Kadim Ruh’umuzu ha oluşturdu ha oluşturacak duruma geliriz.’’

 

Wang Lin’in gözlerindeki kırmızı ışık soldu. Qiu Siping’e baktı ve karanlık bir şekilde söylendi, ‘’Sabrımın bir sınırı var. Açıklaman için üç şans vereceğim. Eğer ilgimi çekmezse, o zaman merhametsiz olacağım için beni suçlama.’’

 

Qiu Siping içinden lanet etti, lakin ifadesi normalliğini koruyordu. Derin bir nefes aldı ve söylendi, ‘’Gelişimci dostumun Merkez Oluşturma ve Kadim Ruh aşaması arasındaki farkın çok geniş olduğunu bildiğini düşünüyorum. Birisi çok yoğun ruh gücü olan bir yer bulsa bile, Kadim Ruh aşamasına atılım yaparken başarısızlık oranı yine de çok yüksek olacaktır.’’

 

Wang Lin’in ifadesi hala donuktu, homurdandı, ‘’İlk şansın!’’

 

Qiu Siping bir anlığına duraksadı ve ardından çabucak devam etti, ‘’Kadim Ruh’umuzu oluşturmamıza yardım eden bazı haplar olmazsa, o zaman çekirdeğimizin oluşturacağı güç miktarı yeterli olmayacaktır.’’

 

Wang Lin Qiu Siping’e bakarak söylendi, ‘’İkinci şansın!’’

 

‘’Bu sürece yardımcı olacak haplarım yok, ama bu haplardan çok daha iyi bir yol biliyorum. Eğer birisi bunu yutarsa, o zaman Kadim Ruh aşamasına ulaşması kolay olacaktır. Konuştuğum şey bir Kadim Ruh gelişimcisinin Kadim Ruh’u. Gui Xi’de olan en az iki Kadim Ruh gelişimcisinin olduğu bir yer biliyorum!’’ Qiu Siping son cümlesini tek nefeste bitirdi.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37504 Bölüm Sayısı


creator
manga tr