Bölüm 190: Antik Tanrı’nın Mirası (4)

avatar
1332 0

Xian Ni - Bölüm 190: Antik Tanrı’nın Mirası (4)


 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

 

Antik Tanrı’nın bedeninde, şeytani gelişimciler neredeyse her santimi araştırıyordu. Antik Tanrı’nın bedeni çok genişti, lakin gelişimciler için, araştırmak biraz can sıkıcı olsa da, hepsi bütün bölgeyi çok iyi biliyordu.

 

Qi Dalgaları’ndan bile korkmuyorlardı. Hatta bazıları araştırmak için Qi Dalgalarına bile atılıyordu.

 

Bu araştırmadan sonra dahi, yine de bir şey bulamamışlardı. Ancak, hiçbir şeytani gelişimci durmadı, çünkü Ruh Yutucu’yu bulup bulmamaları direkt geleceklerini etkileyecekti.

 

Wang Lin uzuvlar tarafından çevrelenirken, garip bir duruma girdi. Etrafındaki her şey sayısız yıldızla dolu karanlıkla kaplanmıştı.

 

Bedenini hissetmiyordu, lakin ruhu bedeninden ayrıldığındaki gibi de hissettirmiyordu. Kendisinin hızlıca ilerlediğini hissedebiliyordu.

 

Parlak yıldızlar devasa bir küre oluşturana kadar gittikçe büyüyordu. Kısa süre sonra, bir dev gördü. Dev devasa bir kürenin üzerinde bir araya getirdiği elleriyle oturuyor, bir mühür oluşturuyordu. Sağ elini hareket ettirdi ve mesafedeki kürelerden biri patlayarak, dehşet verici bir gürültü oluşturdu.

 

Dev umursamadı. Patlayan gezegenden devin sağ eline altın bir sıvı huzmesi uçtu. Çok geçmeden, dev göğsünü ovaladı ve rengarenk  bir ışık dışarı çıktı. Işık kaybolduktan sonra, devin elinde normal boyutta bir bebek belirmişti.

 

Dev, bebeğe soğuk bir bakış attı. Sağ eliyle altın sıvıyı sıktı ve bebeğin üzerine damlattı, ardından ayaklandı ve bebeği bir küreye doğru fırlattı.

 

Ansızın, altın sıvı bebeği çevrelemişti. Altın bir meteor gibi hareket eden bebek, hızlıca küreye çarptı. Hızı oldukça yüksekti ve darbe muazzamdı. Kürenin merkezine yaklaşana kadar yavaşlamamıştı.

 

Kısa süre sonra, dev bebeğe bir kere daha bile bakmadan kayboldu.

 

Önündeki manzarayı izlerken Wang Lin’in zihninde bir ampul yanmıştı. Gözlerinde, bir şok belirdi. Bu kişi bir Antik Tanrı olmalıydı! Wang Lin artık sonunda Antik Tanrı’nın gücünü anlamıştı. Bu küreler besbelli Si Tu Nan’ın önceden belirttiği şeylerdi. Gezegen diye adlandırılan, yaşadıkları küresel nesne.

 

Şimdi bakınca, her bir yıldız gerçekten bir gezegendi. Arada muazzam bir mesafe olduğundan çok küçük görünüyorlardı, lakin gerçekte anlayışının ötesinde bir boyuttaydılar.

 

Elini sallayarak, Antik Tanrı bir gezegeni yok edebilirdi. Ne tür bir güçtü bu? Ne tür bir büyü tekniğiydi?

 

Wang Lin’in kafasında bir düşünde belirdi. Antik Tanrılar’ın neredeyse hepsinin neden kaybolduğunu anlamıştı.  O kadar geni bir bedene ne kadar çok ruhsal enerji gerekirdi? Daha da güçlenmeye devam ederlerse, kaç tane gezegen yok olurdu?

 

Wang Lin bir süre sessiz kaldı. Genç adam, bebeğin olduğu gezegene baktı. Bu düşünceyle, aniden kendisini gezegendeymiş gibi hissetmişti. 

 

Bu gezegende birçok gelişimci vardı. Birkaç zirve gelişimci dışında, bebeğin varışının oluşturduğu kargaşayı, kimse fark etmemişti. Bu zirve gelişimciler bile, hiçbir şey bulamamıştı.

 

Giydikleri kıyafetlerden, Wang Lin’den çok farklı bir dünyadan oldukları açıktı.

 

Wang Lin hızlıca zemine gömüldü ve bebeğin olduğu yere vardı. Bebek altın sıvıyla sarılmıştı ve sessizce gezegenin çekirdeğinde uyuyordu.

 

Bilinmeyen bir zamanın ardından, yüzeyde daha da fazla gelişimci belirdi, gezegen oldukça kalabalıklaşıyordu.

 

Lakin aniden, bir gün, sayısız yıl uyumanın ardından, bebek gözlerini açtı. Etrafındaki altın sıvı hızla küçüldü. Büyümeye başlarken, bebek altın sıvıyı özümsemişti.

 

Ardından yaşanan şeyse bir felaketti. Wang Lin bebek büyüyerek bir çocuk olurken izliyordu. Çocuğun bir hareketiyle, gezegendeki bütün bitkiler olmuş ve çocuk tarafından özümsenmek için gezegenin çekirdeğine doğru akan bir yeşil sıvıya dönmüştü.

 

Süreç uzun zaman sürdü…

 

Gelişimciler nasıl araştırırlarsa araştırsınlar, hiçbir şey bulamadılar. Sanki bir şey tarafından kör edilmiş gibiydiler. Bütün bitki özünün nereye kaybolduğunu bulamıyorlardı.

 

Kısa süre sonra, sıra ruhsal enerjiye gelmişti. Gezegendeki bütün ruhsal enerji kısa bir zaman zarfında hızlıca kaybolmaya başlamış, ta ki gezegende daha fazla ruhsal enerji kalamayana kadar devam etmişti. Gezegendeki gelişimcilerin göç etmekten başka şansı kalmamıştı.

 

Bütün ruhsal enerjiyi genç özümsemişti. Bedeni gittikçe büyüyordu.

 

Ardından, yüzeyde daha da fazla doğal afet yaşandı. Dağlar çöktü, ve hatta yeterince erken göç etmeyen bazı gelişimciler beklenmedik bir şekilde ölmeye başladı. Ölüm sebebi bilinmiyordu. Çoğu zaman, kişi aniden bütün gelişimini hayatının yanı sıra kaybediyordu.

 

Yıllar sonra, bütün gezegen bir ölü gezegen halini almıştı. Ardından, genç aniden harekete geçti ve bütün gezegen patladı.

 

Patlayan gezegenin ortasından, genç çıktı. Üç yüz metre uzunluğundaydı ve gözleri, herhangi bir duygu olmadan, soğuktu.

 

Çocuk gözlerini kapattı. Görünüşe göre ilahi hissiyle bir şey arıyordu. Uzun bir zaman sonra, kendi kendine mırıldandı, ‘’Benim adım, Tu Si!’’

Aniden, gözlerini açtı ve Wang Lin’in olduğu boşluğa baktı, soğukça söylendi, ‘’Ben Antik Tanrı’nın varisiyim. Anılarımın bazılarını miras almış olmalısın, tetikte bekle!’’

 

Wang Lin bir anlığına sersemledi. Aniden, gözlerini açtı. Artık boşlukta değildi, bunun yerine saydam bir zarın içindeydi.

 

‘’Miras…’’ Zihninde bir düşünce geçti. Az önceki her şey buz kristalle alakalı olmalıydı.

 

O anda, zihninde üç altın kelime vardı. İlahi hissiyle kelimeleri taradığında, anında tanımıştı.

 

‘’Antik Tanrı Taktiği’’

 

Wang Lin gözlerini kapattı. Uzun bir zaman sonra, geri açtı ve garip bir gülümseme takındı. Wang Lin Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü’nün Antik Tanrı’nın mirasını elde etmek için o kadar çaba sarf etmesinin nedenini artık anlıyordu.

 

Hafızadan elde ettiği bilgiye göre, Wang Lin ne zaman bir Antik Tanrı ölse, bir mirasın oluşacağını, ve mirası kim elde ederse bir Antik Tanrı olacağını biliyordu.

 

Antik Tanrı’nın mirası iki kısma ayrılıyordu. Bir kısmı güç ve diğer kısmı bilgi.

 

Sadece iki kısmı da elde eden birisi hemen bir Antik Tanrı olabilir ve Antik Tanrı’nın sahip olduğu her şeyi elde edebilirdi. Lakin bütün Antik Tanrılar’ın bedenleri bir miras oluşturmuyordu. Ancak Antik Tanrı belli bir seviyeye ulaştıktan ve bedeni 100.000 yıl zarar görmeden kaldığı zaman bir miras oluşturma şansı olurdu.

 

Üstelik, bu şans muazzam değildi. Aslında, bu şansın çok az olduğu dahi söylenebilirdi. Bu günde, bir miras oluşturma kapasitesine sahip Antik Tanrı miktarı azıcıktı. 

 

Bunun çok önemli bir nedeni vardı. Bir miras oluşturmak için gereken bütün diğer gereksinimlerin yanı sıra, Antik Tanrı hayatından vazgeçmeye istekli olmalıydı. Bir Antik Tanrı’nın ömrü çok uzundu. Kazara ölürlerse, bir miras oluşturma şansları olmazdı.

 

Ancak özlerinde hayatlarını bir miras oluşturmanın bedeli olarak kullanan kişiler oluşturabilirdi.

 

Antik Tanrı’nın ailesine gelirsek, konu çocuk büyütmeye geldiğinde aşırı acımasızlardı. Genellikle çocuklarını sadece bir gezegene fırlatıyorlardı. Çocuklar bir gezegene bağlandıklarında, bir parazit gibi hareket ediyorlar ve besin olarak gezegeni özümsüyorlardı. Bebek belli bir yetişkinliğe ulaştığındaysa, gezegen ölüyordu. 

 

Tabii ki, bu metotta başarısızlık şansı vardı, lakin Antik Tanrılar acımasız bir ırktı. Bebeklerinin ölüp ölmediğini umursamıyorlardı. Bu da Antik Tanrıların bu kadar nadir olma sebeplerinden bir başkasıydı.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı. Zihninden bir düşünce geçti. Hafızaya göre, burada büyülü hazineler veya ölümsüz hapları yoktu, bunu öğrenmişti genç adam. Haplar ve hazineler olduğu insanları çekmek için uydurulmuştu. 

 

Ayrıca az önce elde ettiği anıları kullanarak, tabii Antik Tanrı’yla olan bağlantısını da, mirasın zaten on binlerce yıl önce birisi tarafından elde edildiğini fark etmişti.

 

Wang Lin için en önemli şey Antik Tanrı’nın bedeninden ayrılmak için bir yol bulmaktı. Anılar cevabı barındırıyordu, lakin bu cevap Wang Lin’in çaresiz hissetmesine neden olmuştu.

 

Sıradan birisi için bu yerden ayrılmak çok zordu, lakin varisler için oldukça basitti. Tek yapılması gereken Antik Tanrı’nın bedenindeyken ayrılmak istemekti.

 

Wang Lin Bilgi Denizi’ne normal yolla girmiş ve miras anısını elde etmiş olsaydı, o zaman her şey tamamdı. Lakin anıların bir kısmını alternatif bir yöntemle elde etmişti. Sonuç olarak, Bilgi Denizi’ne gitmek zorundaydı.

 

Ancak, öncesinde, Wang Lin Bilgi Denizi’ne girmenin ne kadar zor olacağını bilmiyordu. Lakin artık miras anısının bir kısmını almıştı, Antik Tanrı’nın Bölgesi’nde, Bilgi Denizi hakkındaki bilgisiyle kıyaslanabilecek kimsenin olmadığı söylenebilirdi. 

 

Bilgi Denizi’ne girmek için kişi Antik Tanrı’nın güç mirasını elde etmeliydi, ardından Antik Tanrı’nın bedeninde kalan ruhsal enerjiyi Bilgi Denizi’ni açmak için kullanmalıydı.

 

Ancak, Wang Lin’in elde ettiği anı parçasında bütün bunlarda küçük bir değişiklik vardı. Antik Tanrı Tu Si’nin bir miras yaratmak için hayatından vazgeçmesinin nedenine biraz değiniliyordu.

 

Antik Tanrı ırkına uzun zaman önce gizemli bir büyülü teknik geçmişti. İsmi, Akan Mürekkep Dönüşümü İlahi Tekniği idi.

 

Teknikte başarıyla ustalaşınca, Antik Tanrı ilahi bilincini ona bölerdi. Ardından ondan on binlere ve on binlerden milyonlara. Her ilahi bilinç asıl bedenin altında olmayan bir gelişime sahip olurdu. Bu tekniğin yaratıcısı bilinmiyordu. Bilinen tek şey sayısız yıldır, kimse bu tekniği başarıyla çalışamamıştı.

 

Tu Si gelişim konusunda bir dahi olarak görülebilirdi. Bu ilahi tekniğe çalışırken bir sonuç üretmede başarısız olduktan sonra, çılgınca bir fikirle ortaya çıkmıştı. Bu, gelişimi tersine çevirmekti. Uzun hayatından vazgeçmiş, ve ölümü anında, ruhu dağılmaya başladığı an sırasında, zorla ilahi tekniği ruhunun parçalarının dağılmasına engel olmak için kullanmıştı. Böylece gelişimini tutmuştu, ta ki Akan Mürekkep Dönüşümü İlahi Tekniği’yle aynı sonuçlara ulaşana kadar.

 

Ne yazık ki, Tu Si daha fazla zaman sahip olsaydı, gerçekten başarırdı. Ancak, bir değişiklik vardı, ve oda Antik Tanrı’nın bedeninde sorumlu olan kırmızı saçlı adamdı.

 

Bu kişinin gelişimi şok ediciydi. Zorla güç mirasını almış ve Antik Tanrı Tu Si’nin kalan ruhuyla bir savaşa tutuşmuştu. Sonunda, Tu Si zaten öldüğünden dolayı, kalan ruhu yok olmuştu.

 

Bilgi Denizi ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı kırmızı saçlı adamın ayrılamamasına sebep olan Kan Denizi kapanı halini almıştı. Diğer kısmı da kimsenin girmesine izin vermeyen Ölü Ruh Denizi halini almıştı. Orada tam bilgi mirası saklıydı.

 

Wang Lin’in zihninden bir düşünce geçti. Dikkatle miras aldığı anıları taradı. Ne kadar çok bilgiye sahip olursa, durumu o kadar iyi kavrardı.

 

Bütün bilgiye kıyasla, Wang Lin Antik Tanrı’nın Bölgesi’ne girdikten sonra en büyük kazancın zihnindeki üç kelime olduğunu hissediyordu: ‘’Antik Tanrı Taktiği’’ Antik Tanrı Tu Si’nin anılarının bir bölümüne ek olarak, ayrıca tamamlanmamış  Doğaüstü Güçlerin Yasaları’da zihnine eklenmişti. Bu Antik Tanrı Taktiği Antik Tanrı’nın gençliğinden beri kafasına kazınmış bir şeydi, ve bütün hayatları boyunca Doğaüstü Güçleri kontrol etmek için çalıştıkları bir teknikti.

 

Bu Doğaüstü Güç’ün özü tek kelimeydi, yağmala!

 

Her şeyi yağmala!

 

Wang Lin’in elde ettiği anılarda sadece ilk iki seviyenin ilahileri vardı. Ancak, inceledikten sonra, içten içe şok olmadan edememişti. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Eğer bu gelişim tekniğini takip ederse, o zaman Kadim Ruh’unu oluşturması bir rüya olmaktan çıkardı.

 

Bir süre düşündükten sonra, Wang Lin’in aklına bir şeydi. Elini uzatarak kendisini çevreleyen zara ulaştı. Bedeni rengarenk bir ışık yaydı. Birkaç oldukça karışık ilahi mırıldandı, ardından bütün bedeni kayboldu ve öncesinde kaybolduğu yerde tekrardan belirdi.

 

Bedeni belirdiğinde, anında mesafede bir Qi Dalgası gördü. Uçsuz bucaksız ve sonsuz Qi Dalgası ona doğru gürlüyordu. Wang Lin’in bedeni hareketsizdi. Gözlerini kapattı ve eliyle birkaç teknik sergiledi. Qi Dalgası ulaştığında, elini öne savurdu. Bedeni Qi Dalgası’yla birleşti ve dalga tarafından mesafeye taşınmaya başladı.

 

Eğer daha önce olsaydı, Wang Lin bunu yapamazdı, lakin şimdi Antik Tanrı’nın anılarının bir kısmını miras almıştı, Antik Tanrı’nın bedenine ondan daha aşina birisinin olmadığı söylenebilirdi.

 

Hatta saklanmak isterse, o zaman Kan Denizi’nde sıkışmış ve Antik Tanrı’nın gücünü miras almış kırmızı saçlı adam dışında, kimsenin onu bulamayacağı bile söylenebilirdi. Olağanüstü gelişimini kullanarak, kırmızı saçlı adam genç adamı bulabilirdi.

 

Qi Dalgası’nı sürerken aklına bir fikir geldi. Qi Dalgası belli bir noktaya vardıktan sonra, genç adam Qi Dalgası’ndan dışarı atıldı. Ardından, Qi Dalgası’nın gücünü ödünç alarak, gökyüzünün sonuna ulaştı. Sağ eliyle uzayı kavradı ve bir yarık açtı. Bir ışıltıyla, bedeni yarığa giriverdi.

 

Yeniden belirdiğinde, çoktan Qi Denizi’nden ayrılmış, Ata Noktası’ndaki Zifu Bilgi Denizi’ne doğru ilerliyordu. Wang Lin şahsen Ölü Ruh Denizi’ni dışarıdan gözlemlemeye karar verdi.  Sonuçta anılarda belirtiği gibiyse, o zaman son derece cüretkar bir plan uygulamaya hazırdı.

 

Qi Denizi’nden ayrıldıktan sonra, gözlerinin önünde ışıldayan bir dünya belirdi. Eğer geçmişte olsaydı, Wang Lin bu yerin sonsuz olduğunu, başlangıcı veya sonu olmadığını düşünüyor olurdu, lakin şimdi, Tu Si’nin anılarını miras almıştı. Bu yer artık gizemli ve kavrayışının ötesinde olacak kadar devasa değildi.

 

Uçuşu sırasında, Wang Lin’in ruh hali sakindi. Ara sıra, eliyle havayı kavrayarak, bir yarık oluşturuyordu. Yarığa girdikten sonra, öncesinde olduğu yerden binlerce metre ötede beliriyordu.

 

Bu, Antik Tanrı’nın anılarını öğrendikten sonra öğrendiği, Antik Tanrı’nın bedeninde ilerlemek için olan özel bir yöntemdi. Bütün anıları miras almış olsaydı, o zaman tek yapması gereken içinde hissetmekti ve ardından Antik Tanrı’nın bedeninde istediği yere varabilirdi. 

 

Wang Lin yeni bir yarıktan çıkmıştı ki, ifadesi aniden değişti alayla sırıttı. Aniden, önünde, uzay bozuldu. Takiben bir şeytani gelişimci belirdi. Gelişimci Wang Lin’e şaşkınlıkla baktı, ardından dudaklarını yalayıp bir kahkaha patlattı. ‘’Küçük velet, bu yaşlı adam sonunda seni buldu!’’

 

Konuşurken, sağ elini Wang Lin’i kavramak için kullandı. Wang Lin’in ifadesi sakindi, ve paniklemeden, geriye bir adım attı ve karışık bir ilahi söyledi.

 

Hemencecik, çevre belirsizce gerilip uzamış gibi göründü. Daha doğrusu, şeytani gelişimci ve Wang Lin arasındaki mesafe anında gerilip uzadı. Göz açıp kapayıncaya kadar, ikili arasındaki mesafe birkaç metreden on binlerce metreye çıkmıştı.

 

Şeytani gelişimcinin sağ eli boş havayı kavradı. Gelişimci sersemlemişti. Bir haykırış koparırken yüzü ansızın karanlıklaştı. Sağ elini öne savuurken bütün bedeni aniden Wang Lin’e doğru on binlerce metre atıldı.

 

Wang Lin soğuk bir gülümseme sakındı. Elini önüne salladı ve bir yarıkta kayboldu.

 

Şeytani gelişimci tekrardan sersemlemişti. Gözlerini kırpıştırdı, ve tek kelime etmeden, bölgeyi ilahi hissiyle taramaya başladı. İlahi hissi hızlıca yoldaşlarıyla bağlandı ve Wang Lin’i bulduğu haberini yaydı. Birkaç kısa nefes süre içinde, herkse mesajı göndermesiyle birlikte, Antik Tanrı’nın Bölgesi’ndeki neredeyse bütün şeytani gelişimciler bu konuma doğru atıldı.

 

Bu sırada, birkaç düzine Şeytani Gelişimci çoktan burada Wang Lin’i aramak için ilahi hissini yaymıştı. Hızlıca Wang Lin’i buldular ve inanılmaz bir hızla ona doğru uçmaya başladılar. 

 

Antik Tanrı’nın anılarının bir kısmını miras almak Wang Lin’in gelişimini arttırmamıştı, lakin Antik Tanrı’nın bedeninde, nereye isterse gidebilirdi. Ondan başka kimse bu yeri bu kadar iyi bilemezdi.

 

Antik Tanrı’nın gücünü miras almış kırmızı saçlı adam bile bu konuda genç adamla karşılaştırılamazdı. Söylemeye gerek yok ama, bu iki miras türü çok farklıydı.

 

Şeytani Gelişimciler Wang Lin’i bulduklarında, tüm hızlarıyla hücum ediyorlardı. Ancak, ilahi hisleri Wang Lin’e kilitli olsa bile, aniden genç adamın bütün izini kaybettiklerini fark ettiklerinde sersemliyorlardı. Sanki bu yeri onlardan daha iyi biliyor gibiydi.

 

Qi Denizi ve Ata Noktası arasındaki konuma daha da fazla şeytani gelişimci ulaşırken, birleşmiş ilahi hisleri muazzamdı ve kolayca Wang Lin’i bulabiliyorlardı, lakin Wang Lin’e ilahi hisleri odaklandığı anda, garip bir şekilde Wang Lin kayboluyordu. Bu birkaç kez yaşandıktan sonra ne kadar bakarlarsa baksınlar, Wang Lin’in bir izini bulamıyorlardı.

 

Wang Lin alayla sırıttı. Sağ elini sallayarak bir yarığa girdi, genç adam. Yarıktan çıktıktan sonra, Zifu Bilgi Denizi’nin dışı olan Ata Noktası’na ulaşmıştı.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18167 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37441 Bölüm Sayısı


creator
manga tr