Bölüm 187: Antik Tanrı’nın Mirası (1)

avatar
1369 0

Xian Ni - Bölüm 187: Antik Tanrı’nın Mirası (1)


 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Sessizlik. Teknik doğrulanmıştı, lakin bu yerden daha ayrılması gerekli değildi. İlk olarak, Wang Lin Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayına girebilir mi görmek istiyordu.

 

Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayına girebilirse, o zaman kaçma şansı bayağı artardı. Elini kaşlarına uzattı. İfadesi sakindi, lakin gözlerinde şaşkınlığa dair bir iz vardı.

 

Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayında bir kırıslama yoktu. İstediği zaman girebilirdi.

 

Wang Lin rahat bir nefes verdi. Sağ elini salladı ve Antik İmparator’un boyutsal çantasını çıkardı. İlahi Hissi’yle taradığında, çantadan karşı çıkan bir güç yükselmişti.

 

Boyutsal çantanın ilahi hissi Wang Lin’in ilahi hissini engelliyordu. Bu, Antik İmparator’un hala hayatta olduğunu işaret ediyordu, ancak Wang Lin durumundan emin değildi. O zamanlarda, Kambur Meng’in boyutsal çantası ilahi hissini kaybetmişti, lakin Kambur Meng hala hayatta görünüyordu.

 

Şimdi Wang açamadığı iki boyutsal çantaya sahipti. Birisi Antik İmparator’un, ve diğeri de Savaş Tanrısı Tapınağı’nın mağarasındaki gizemli iskeletten aldığıydı.

 

İki boyutsal çantada da hala eski ustalarının ilahi hisleri duruyordu. Bu haliyle, Wang Lin çantaları açamazdı. Tabii, Wang Lin acele etmiyordu, boyutsal çantaya dokundu ve Antik İmparator’un hissetmesini engellemek için kendi ilahi hissiyle çevreledi.

 

Bunu hallettikten sonra, derin bir nefes aldı ve mesafeye bir ok gibi atıldı. Hedefi, Antik Tanrı’nın Bilgi Denizi’ydi.

 

Sonuçta, bir kısıtlama bayrağı yapmak için bir yeşim parçası almıştı, ve yapımına gereken materyalde Bilgi Denizi’ndeydi.

 

Bu bölgede, gökyüzü ve yeryüzü arasında hızlıca ilerledikten sonra, Wang Lin hala gökyüzünün sınırlarını görememişti.

 

Duanmu ve diğerlerinin Antik Tanrı’nın bedeninin çok geniş olduğunu söylediğini hatırlıyordu. Yetişkin bir Antik Tanrı Suzaku yıldızından daha büyük olurdu. Sadece iki kan damarı arasında ilerlerken bile, mesafe akılalmazdı.

 

Burası geniş olsa da, bir canlı veya bir kısıtlama yoktu, yalnızca sessizlik. Wang Lin durmadan ilerlemeye devam ediyordu.

 

Antik Tanrı’nın bedeninde, kişinin ilahi hissi üzerinde bir kısıtlama yoktu, tıpkı dış dünya gibiydi. Wang Lin’in ruhu üçüncü alemde oldukça çok gelişmişti, özellikle de neredeyse bir ruh yutucu olacak olan o büyük ruh, Wang Lin’in ruhunun hızla gelişmesini sağlamıştı.

 

İlahi hissini yaydığında, binlerce kilometreyi kaplayabiliyordu. Sonuç olarak, ileri uçarken ilahi hissiyle çevresini devamlı inceliyordu. Uzunca bir süre sonra, Wang Lin mesafeye bakarken şok olmuş bir ifadeyle duraksadı. Bedeninin içindeki Ling Qi sanki gizemli bir güç çekiyormuş gibi, vahşileşmeye başlayarak, ruhsal enerjisinin heyecanlı bir duruma girmesine neden oldu. 

 

Kısa süre sonra, ilahi hissiyle, mesafede dönen koyu mavi Qi dalgalarını tespit etmişti. Qi dalgaları tahmin bile edilemeyecek boylarıyla yüzlerce metre uzunluğundaydı. Qi dalgası gerçekten uzaktaydı, lakin yeryüzü parçalayan uğultuları hala duyulabiliyordu.

 

Birkaç saniye sonra, Qi bayağı yaklaşarak, ruhsal enerjisinin daha da şiddetli dalgalanmasına neden oldu. Tek kelime etmeden, Wang Lin arkasını döndü ve uzağa uçmaya başladı. Bu Qi dalgaları aşırı garipti, ve Wang Lin görünüşleri yüzünden alarma geçmişti.

 

Wang Lin’in kalbini tekleten şey, bedenindeki ruhsal enerjinin kontrolünü kaybediyor oluşuyordu. Ruhsal enerjisi şiddetle titrediğinde, hızı oldukça azalmıştı.

 

Qi Dalgası daha da yaklaşmıştı. Uğultu sesleri sanki Wang Lin’in arkasında gibi geliyordu. Wang Lin şaşırmıştı, lakin gözlerinden sakin kaldığı okunabiliyordu. Qi Dalgası’ndan zamanında kaçamayacağını biliyordu, bu yüzden sağ elini alnına yerleştirdi, ve Cennet’e Başkaldıran Boncuk dışarı çıktı. Wang Lin’in bedeni tamamen kaybolmadan önce hızlıca solmaya başladı.

 

Yaklaşık on nefes süresi sonra, Qi Dalgası Wang Lin’in kaybolduğu yeri geçerken uğuldadı, ve mesafede kayboldu. Birkaç dakika sonra, Wang Lin’in görüntüsü, tekrardan gerçek halini alana kadar yavaşça görünmeye başladı. Uzun bir süre geçen Qi Dalgası’na baktı, az önce neye tanıklık ettiğini sindirdi.

 

Bir süre baktıktan sonra, uçmaya devam etti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu üçüncü alemin çıkışının 300 metre uzağında belirmişti. Etrafında kan kırmızısı ışık solukça parlıyor, hüzünlü ve zayıf yüzünü gösteriyordu. Eliyle, kolu kayıp bir iskelet tutuyordu.

 

İskelette ince altın ışık huzmeleri yayan altın noktalar vardı.

 

Bedendeki çoğu et avare ruhlara karşı mücadele ederken gitmişti. Kadim Ruhu çökmenin eşiğindeydi. Bedeninde sayısız avare ruh vardı. Saldırdıklarında, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yaşam gücü oldukça azalmıştı.

 

Artık, Kan Arzusu Kaçış Tekniği’ni bile daha fazla aktifleştirecek enerjisi yoktu. Sadece, avare ruhların sessizce kendisini tüketmesini, veya ustasının yetişmesini bekleyebilirdi.

 

İçten içe, gerçekten, avare ruhlar kendisini tüketmeden ustasının yetişebilmesini umuyordu, bir iblise dönecek olsa bile, hayatını korumayı tercih ederdi.

 

Ne yazık ki, bu arzusunun gerçekleşmesi çok zordu, çünkü o anda, Kadim Ruhu savunmasının son hattındaydı, avare ruhlardan gelecek bir saldırıda çökerek, Zifu Ruhu’nu açığa çıkaracaktı.

 

Avare ruhlar açgözlü ifadeler takınmış ve ileri yığılmışlardı. Altı Arzunun Şeytan Lordu şu anda çaresizdi, lakin tuttuğu iskelet altın bir ışık yayıyordu.

 

Büyük miktarda altın ışık iskeletten yükseldi ve hemen Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun Kadim Ruhunu çevreledi. Şeytan Lordu’na saldıran avare ruhlar çığlık atmaya, ve altın ışıktan kaçmak için hızlıca bedeninden ayrılmaya başladı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu az önce önünde olana bakakalmıştı. Avare ruhlar gittikten sonra, hızlıca tekrardan bedeninin kontrolünü altı. Eliyle tuttuğu iskelete bakarken heyecanlı ifadesini gözler önüne serdi. Az önce kesin ölümden kaçmış gibi hissediyordu.

 

Lakin çok geçmeden, şüphelenmişti, lakin şu anda düşünmeye vakti yoktu. 

 

Onu çevreleyen bütün avare ruhlar gerilemeye başlamıştı, sanki altın ışıktan korkuyorlardı. Altı Arzunun Şeytan Lordu kararlı bir adamdı. Bunu fark ettiği anda, içindeki şüphe hislerini bir kenara koydu ve üçüncü alemin çıkışına yöneldi.

 

Çıkışın yakınındaki devasa yarık çoktan kapanmıştı. Avare ruhların engeli olmadan, neredeyse hemen çıkışa varmış ve girdaba atım atmıştı.

 

O anda son derece rahatlamış hissetti. Üçüncü alem aşırı korkutucuydu. Buradan kaçabilirse, asla geri dönmeyeceğine ant içti.

 

Bin yıl önce ilk buraya geldiğinde, yine üçüncü aleme ulaşmış olsa da, olaylar bu kadar garipleşmemişti. Ustası’nın dirilişi, Kambur Meng’in bir iblise dönmesi, ve içinde bir karmaşa sisi oluşturan birkaç olay. Bu sis yalnızca yayılıyor ve oldukça endişelenmesine neden oluyordu.

 

Girdabın içindeydi. Mor yıldırım geldiği anda, ellerini salladı ve bir dizi el tekniği sarf etti. Bitirdikten sonra, Kadim Ruh’u devasa miktarda küçüldü. 

 

Gözlerindeki ışık bir hayli donuklaşmıştı. Teknik, tuttuğu iskeletin üzerine yerleşti. Kemikler kırılmaya başlarken altın ışık daha da parlak ışıldadı, ardından patlayıp kuma dönüşerek her yöne dağılmaya başladı.

 

Kül bulutu arasında, sayısız altın ışık noktası vardı. Altı Arzunun Şeytan Lordu iki elini de sallayarak, altın noktalar ince altın bir kol kemiği oluşturmak için bir araya gelirken küllerin dağılmasına sebebiyet vermişti.

 

Ancak, bu kol kemiğinde, sadece dört buçuk parmak vardı. Yüzük parmağının yarısı kayıptı.

 

Kol kemiği belirdiği anda, girdaptaki sayısız mor ışık huzmesi olduğu yerde durdu, tamamen hareketsiz kaldı.  Altı Arzunun Şeytan Lordu neredeyse tam kollu tutup bir ağız dolusu ruhsal enerji tükürürken bakmamıştı bile.

 

Ruhsal enerji hızlıca kol tarafından özümsendi. Ardından, Altı Arzunun Şeytan Lordu kolla el mühürleri seti oluşturmaya başladı. Wang Lin burada olsaydı, bunun Antik İmparator’dan aldığı aynı el mührü seti olduğunu fark ederdi, lakin 400 veya daha fazla set olması yerine, Altı Arzunun Şeytan Lordu 1000’i aşkın set oluşturmuştu.

 

Bu bini aşkın el mührünün hepsini bu kolla yapmıştı. Çok geçmeden, önünde aniden bir girdap belirdi. Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gözleri ışıldamıştı. Buraya gelmeye cesaret etmesinin sebebi, çoktan bu kol kemiğini tamamen çözmesi, ve bununla birlikte, tıpkı bin yıl önceki gibi ayrılabileceğiydi.

 

Kol kemiği Wang Lin’in aradığı miras hazinesiydi. Bin yıl sonra, Altı Arzunun Şeytan Lordu sonunda kol kemiğinin gizemlerini çatlatmıştı.

 

Çalınırsa, veya beklenmedik bir şey olursa diye endişelendiğinden, zahmetle miras hazinesini öğrencisinin içine yerleştirmişti. Bir kişi bile miras hazinesinin boyutsal çantasında değil de, onu takip eden gencin içinde olduğunu hayal dahi etmezdi.

 

Kemikle olan bağlantısı sağ olsun, ne zaman istese kullanabilirdi, yani bu yaptığı güvenliydi. 

 

Ayrıca, kol kemiği Antik Tanrı’nın Bölgesi’sinin bir miras hazinesiydi, yani üzerine yerleştirilen bir sınırlama yoktu. Bu sayede, öğrencisi sorun olmadan Antik Tanrı’nın Bölgesi’ne girebilmişti.

 

Son el mührünü oluşturduktan sonra, bir daha asla bu garip yere tekrardan gelmemeye karar verdi. Lakin emin hissedip girdaba adım atarken, aniden girdap ta mönünde çöktü ve kayboldu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu bir süreliğine sersemlemişti, lakin aynı zamanda, havada durmuş mor yıldırım harekete geçmiş ve ona vurarak, kendisinin üçüncü alemin çıkışından kaybolmasına neden olmuştu. 

 

Şeytan Lordu kaybolduktan sonra, Gökyüzü Şeytanı belirdi. Garip bir gülümseme takınan Gökyüzü Şeytanı, kendi kendine konuşmaya başladı, ‘’İyi öğrencim, başarmalısın ki ustanın kolun sırrını seni avare ruhlardan kurtarmak için açıp ayrılmana engel olmak için harcadığı çaba boşa gitmesin.’’

 

Wang Lin2in bütün bedeni tıpkı yıldırım gibiydi. Hızlıca Antik Tanrı’nın Qi Denizi’nin dışındaki bölgede uçuyordu, ancak, gittiği yön değişmişti. İleri gitmek yerine, artık yukarı ilerliyordu.

 

Ne kadar süredir uçtuğunu bilmiyordu. Çevresi tam olarak öncesiyle aynıydı. İlahi Hissi olmasa, aynı yerde uçtuğunu düşünürdü.

 

Bu zaman sırasında, onu aşkın Qi Dalgası’yla karşılaşmıştı. Hepsini, Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayına girerek atlatmıştı. Yavaş yavaş, genç adam bazı ipuçları fark ediyordu. Nasıl bakarsa baksın, Qi Dalgaları ruhsal enerjiden oluşuyordu.

 

Wang Lin’in içinde zaten bir cevap vardı, lakin inanmayı reddediyordu. Bu Qi Dalgası açıkça Qi Denizi’nin ruhsal enerji girdabından geliyordu. Sadece girdap böyle güçlü Qi Dalgaları oluşturabiliyorsa, bütün Qi Denizi çoktan akılalmaz bir Qi seviyesine ulaşmış olmaz mıydı?

 

Bu Antik Tanrı ölmüşse, neden ruhsal enerjisi hala vücudunda dolaşmaya devam ediyordu? Ek olarak, Wang Lin ileri uçarken, her yönden gelen azalıp çoğalan dalgaları fark etmiş, bu da ruh halinin değişmesine sebebiyet vermişti. Bu dalgalar, ne var ki, Wang Ling’in gerçek bir zarar almasına neden olmamıştı. Sadece birazcıklardı, lakin Wang Lin daha da dikkatli hareket etmeye başlamıştı. Kendi Qi Denizi’ni örnek alarak, konumu kontrol etmişti. Ki Denizi’nin üzerinde, Ata Noktası vardı, ve buranın içinde Zifu Bilgi Denizi yer alıyordu.

 

Wang Lin uçarken, içinden hesaplamalar yapıyordu, lakin sahip olduğu bilgi çok çok azdı. Sanki gözlerinde her zaman bir sis vardı da, doğruyu görmesine engel oluyordu. Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin tamamı garip bir atmosfere sahipti.

 

Wang Lin uçtuğu esnada, aniden durdu. Tek kelime etmeden, alnını işaret etti ve Cenet’e Başkaldıran Boncuk’un uzayında kayboldu. Aynı zamanda, bir beyaz ışığı parıldaması yakında belirmişti. Beyaz ışık solarken, Altı Arzunun Şeytan Lordu belirdi.

 

Şeytan Lordu somurtuyordu. Elindeki altın kola baktı, ardından çevresine. Bir anlığına sersemlemişti. Kafasından bir düşünce geçti. Tekrardan çevresine baktı ve ifadesi aniden değişerek, coşkulu bir bakış takındı.

 

‘’Bu…bu Antik Tanrı açıkça ölü, lakin bu yer hala böyle güçlü arzu dalgalanmalarıyla mı dolu?’’ Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gözleri gittikçe parlaklaşıyordu. Her yönden gelen dalgalanmaları hissedebiliyordu.

 

Bu dalgalanmalar onun için açıkça bütün arzu türleriydi.  Zihninden bir düşünce geçti. Sağ eliyle bir mühür oluşturarak, havada bir büyü yaptı. İnce, yılan vari siyah Qi önünde belirmiş ve uzağa uçarak, mesafeye yönelmişti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gözleri ışıldadı. Ağzını açtı ve havayı içine çekti. Siyah ışık da anında arkaya döndü ve Şeytan Lordu’nun içine çektiği havaya karıştı. Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yüzünde bir kere daha coşkulu bir bakış belirmişti. Sadece bu kadarcık özümsediği arzu iziyle, ruhunun avare ruhlardan aldığı bütün hasarın yenilendiğini açıkça hissedebiliyordu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu, tek kelime etmeden, bölgeyi ilahi hissiyle taradı ve anormal olan bir şey bulamadı. Hemen kollarını açtı, iki kolu da farklı mühürler oluşturuyorken, bağdaş kurmuş oturuyordu. Bağırdı, ‘’Korku Arzusu, gel!’’

 

Bu sözler ağzından çıktığı anda, elleriyle mühürler oluştururken, etrafında siyah Qi maddeleşti. Bütün siyah Qi Altı Arzunun Şeytan Lordu’na doğru atılmıştı.

 

Yavaş yavaş, daha da siyah Qi birikti, ta ki Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun bedeninin etrafında devasa bir bölgeyi kaplayana kadar. 

 

İfadesi gittikçe daha da emin bir hal alıyordu. Yüzüne şaşırmış bir ima yerleşmişti. Antik Tanrı’nın bedenindeki Korku Arzusu’nun hayal edebildiğinden daha devasa olduğunu, beklentilerin çok çok ötesinde olduğunu açıkça hissedebiliyordu.

 

Zaman yavaşça geçti. 30.000 metre uzaktan, Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yönüne bakarken heyecanlı bir ifade takınmıştı. Kendi kendine mırıldandı. ‘’Özümse, iyi öğrencim, özümsemeye devam et. Ustamın planı için, iyi bir performans sergilemelisin!’’

 

Gökyüzü Şeytanı garip bir gülümseme takındı. İki elini birbirine geçirerek, mavi bir ışığın her yöne dağılıp, anında bir buçuk kilometre içindeki her şeyi kaplamasına neden oldu. Bitirdikten sonra, kafasından bir düşünce geçti. Gülümsemesi daha da genişlemişti. Düşündü, ‘’İyi öğrenci. O zamanlar, öğretmenin doğru hesaplamış. Deli doğan gelişim yolunu engelleyen bir duvar olacaktı. Lakin şimdi bakınca, bu deli doğan bu yaşlı adamın planının en sonunda başarılı olmasına yardım edecek.’’

 

Zaman yavaşça geçti. Sonsuz siyah sis artık bir buçuk kilometrelik bir alanı kaplıyordu. Eğer Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü engellemiyor olsaydı, siyah sis yayılmaya devam ederdi.

 

Bilinmeyen bir zaman miktarı ardından, siyah sis soluklaştı. Altı Arzunun Şeytan Lordu gözü dönmüş bir ışık sergiledi. Gelişimi inanılmaz bir seviyeye ulaşmıştı.

 

‘’Açgözlülük Arzusu, gel!’’ Başka bir cümle daha bağırdı. Çok geçmeden, aniden kırmızı sis belirip etrafındaki bir buçuk kilometrelik etrafa yayılana kadar devam etti.

 

Ardından, Cüretkarlık Arzusu, Kıskançlık Arzusu, Keyif Arzusu, Takıntı Arzusu, ve bu gibi arzuların hepsi Altı Arzunun Şeytan Lordu tarafından yutulmuştu. Ustası, Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü’nün söyledikleri doğruydu; en büyük zayıflığı gelişimini yükseltme arzusuydu. Gelişimini arttırma şansı verilirse, kesinlikle hayır demezdi.

 

Şimdi bile, durmayı aklına dahi getirmemişti, bunun yerine bütün arzuları durmadan özümsüyordu. Takıntı Arzusu’nu özümsediğinde, bedeni dehşet verici bir koku saldı.

 

Antik Tanrı’nın bedenindeki altı arzu ölmeden önce Antik Tanrı’nın ruhunda olan bazı değişikliklerden dolayı dağılmıştı. Altı Arzunun Şeytan Lordu şimdi Antik Tanrı’nın arzusunun bir kısmını özümsemiş ve Gizemli Gökyüzü Şeytanı Gelişim Metodu’nda yaratıcıyı, Gökyüzü Şeytanı’nı aşan bir seviyeye ulaşmıştı, beklentileri olduğu son seviyeye.

 

O anda, Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü bir gülümseme sergiledi. Normalde kasvetli olan yüzü bile istemsizce gülümsüyordu. Hızlıca Altı Arzunun Şeytan Lordu’na atıldı.

 

‘’İyi öğrencim, görevin tamamlandı. Görünüşe göre bu yaşlı adam seni boşuna evlatlık almamış. Bu sefer, gerçekten minnettarlığını gösterdin!’’








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr