Bölüm 185: Kan Denizinin Ustası

avatar
1300 0

Xian Ni - Bölüm 185: Kan Denizinin Ustası


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

 

Orada duran kişi üç metreden uzundu. Güçlü bir öldürme arzusu yayıyordu, çeşitli yerlerden çıkan aşırı keskin kemik dikenleri olan mor zırh giyiyordu.

 

Siyah saçı kafasının arkasında rüzgar olmadan süzülüyordu. Yüzü çok yakışıklı ve keskindi. Bir şeytan gibi gözüküyordu, özellikle de acımasız ifadesiyle.

 

Kırmızı parlayan gözleri Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun üzerindeydi. Bir süre düşündükten sonra, yavaşça konuşmaya başladı, ‘’Yi Er, hala öğretmenini hatırlıyorsun. Çok iyi. Ama artık benim ismim İblis Tanrı Ti Su.’’  

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu bu sözleri duyduktan sonra, içten sallanmıştı ve gözlerine inanamıyordu. Yalnızca ustasına benzeyen birisi olsaydı, bu kadar sallanmazdı, lakin bu kişi onu sadece birkaç kişinin bildiği takma adıyla çağırmıştı. Ustası, Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü, dışında, bu kişi başka kim olabilirdi?

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu derin bir nefes aldı. Yüzü, önündeki figüre bakarken tereddütle kaplıydı, söylendi, ’’Sen…sen…bir insan mısın yoksa iblis mi? Neden sen de Kambur Meng gibi bir iblise döndün? Ayrıca, bin yıl önce sen…’’

 

Gökyüzü Şeytanı gözlerini kapattı, lakin hızlıca yeniden açıp karşılık verdi, ‘’Söylemek istediğin şey benim bin yıl önce ölmüş olmam gerektiği, ardından da nasıl hayata döndüğümü soracaksın, doğru mu?’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu gizlice alarma geçmişti. Kambur Meng’in belirmesiyle ve ölü ustasının yeniden ortaya çıkmasıyla, bu yerin aşırı garip olduğunu hissetmişti. Burada büyük bir sır olması gerektiğini bildiğinden, içten içe ürküyordu.

 

Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin olayının, sadece Antik Tanrı’nın bedenine ulaşmak ve içindeki bütün hazineleri almak kadar basit olduğuna şüphe duyuyordu.

 

Bu şüphe bin yıl önce, ustası Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin miras hazinesini aldığında ve yeni birisi gibi olduğunda başlamıştı.

 

Bu nokta yıllardır onun kafasını kurcalamıştı, lakin artık, tıpkı bir yıldırım gibi, zihninde cüretkar bir tahmin belirmişti.

 

‘’Ele geçirilmedim!’’ Gökyüzü Şeytanı, Kambur Meng’in gittiği yöne yavaşça bakarken, söylendi.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu şaşırmıştı, lakin ustasına bakıp yavaşça geri çekilirken yüzü sakindi.

 

Gökyüzü Şeytanı Altı Arzunun Şeytan Lordu’na bakmadan bile söylendi, ‘’On adım daha çekil de saldırmak zorunda kalayım!’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu durdu ve fısıldadı, ‘’Usta, bütün bunlar neyle alakalı? Bu öğrencini öldürmek istiyorsan da, en azından bütün bunların neyle alakalı olduğunu söylemelisin.’’

 

Gökyüzü Şeytanı dönüp Altı Arzunun Şeytan Lordu’na baktı. Biraz düşündü ve konuşmaya başladı, ‘’Pekala, sana söylemenin zararı olmaz. Bu…’’

 

Sözlerini bitiremeden, Altı Arzunun Şeytan Lordu tuttuğu gencin bedeninin bir ‘bang’ ile patlamasına neden oldu. Genç bir süredir ölü olsa da, kanı daha kurumamıştı ve sanki yeni ölmüş gibi görünüyordu.

 

Beden patlarken, aniden bir kan sisi dağıldı ve anında Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun etrafını çevreledi. Bütün bedeni kan bulutuyla birleşmiş gibi gözüküyordu, üçüncü denemenin çıkışına hücum ederken kayboldu.

 

‘’Kan Arzusu Kaçışı…çok iyi. Tam da öğrencimden beklendiği gibi. Bir şeyler iyi gitmediği zaman, kaçıyor.’’ Gökyüzü Şeytanı Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gittiği yöne bakarken yüzündeki onaylayan bir gülümsemeyle söylendi.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun bütün tekniklerini şahsen o öğretmişti. Gelişim metodu olarak da ona Gizemli Gökyüzü Şeytanı Gelişim Metodu’nu öğretmişti. İnsanlar altı doğuştan arzuya sahipti. Bu gelişim metoduna çalışan kişiler kendi arzularını kontrol eder, ardından diğerlerinin arzularını etki altına almak için kişinin amaçlarını kullanırdı.

 

Ölümün Fısıltısı’na kıyasla, tek farkı hafifçe daha az vahşi olmasıydı. Gizemli Gökyüzü Şeytanı Gelişim Metodu’nun en önemli kısmı kişinin kendi arzularını kontrol etmesiydi. Kişi dört arzusunu tamamen kontrol edebilirse, Ruh Oluşturma aşamasına ulaşırdı, ve tüm arzularını kontrol edebilirse, Ruh Değişimi aşamasına ulaşırdı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu zaten beş doğuştan arzusunun kontrolünü kazanmıştı. Sonunca, daha kontrolünü kazanamadığı arzu, takıntıydı. Ne kadar çok çabalarsa çabalasın, bu arzunun kontrolünü kazanamıyordu. Kendisinin tek takıntısı gelişimiydi. Gelişime başladığı ilk günden beri, kendisine Ruh Değişimi aşamasına ulaşacağına dair söz vermişti.

 

Bu her zaman hayali ve hayatının amacıydı. Bir keresinde Gökyüzü Şeytanı bu takıntının Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun en büyük engeli olacağını tahmin etmişti, ve şimdi gerçekten söylediği olmuştu.

 

Gökyüzü Şeytanı Gelişim Metodu’nundan bu Kan Arzusu Kaçışı tekniği son çare olarak kullanılırdı. Kişi bir arzusunun üstündeki kontrolünü feda ederek, akılalmaz bir hız artışı yaşardı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu her zaman kararlı birisi olmuştu. Ustasını gördüğü anda, korkmuştu. Kurşunu ısırmaya ve hayatıyla kaçmaya karar vermişti.

 

(Ç.N:Kurşunu ısırmak (bite the bullet) : Çok zor bir karar almak, zorluğa vb katlanmak.)

 

O anda Wang Lin hızlıca kuzeybatıya, üçüncü denemenin çıkışına doğru hızla ilerliyordu. Yolundaki bütün avare ruhlar otomatik olarak yana çekiliyor, genç adam için bir yol açıyordu.

 

Çok hızlı ilerliyordu, neredeyse bir bulanıklık şeklinde. Çıkışa gittikçe yaklaşıyordu. Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ölüp ölmediğine gelirsek, Wang Lin’in bunu önemseyecek zamanı yoktu. Birbirlerini çok iyi tanımıyorlardı. Konu, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ölüp ölmemesi onun kaçışına yardımcı olacağı, veya olmayacağıydı.

 

Ancak, avare ruhlar vasıtasıyla, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ustasıyla karşılaştığını görünce hayal kırıklığına uğramıştı.

 

Ve Kambur Meng sadece bir anlık duraksamanın ardından takip etmeye devam etmişti.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı ve ruhsal enerji sıvısından bir ağız dolusu daha içti. Sağ elini salladı ve soğuk bir ateş belirdi. Boyutsal çantasına hafifçe vurduğunda, zehirli siyah kılıç dışarı çıkarak, soğuk baskısını yaymaya başladı.

 

Wang Lin mavi ateş ve zehirli siyah kılıcı arkasına fırlatırken, bir anlığına bedeni dengesizleşti, ardından ileri atılmaya devam etti. Mavi alev ve zehirli siyah kılıç iki yöne ayrıldı ve iki farklı yönden Kambur Meng’e doğru atıldılar.

 

Kambur Meng takip ederken, içten içe dayanamadığı iğrenç kokuyu yayan kişinin kim olduğu sonucuna varmıştı. Bu konu oldukça kafasını karıştırıyordu ve bu kişiyi yakalama ve öfkesini yatıştırmak için parçalara ayırma dürtüsüne kapılıyordu.

 

Lakin Kambur Meng, içten içe, aslında bu kişiyi takdir ediyordu. Onun sadece orta aşama Merkez Oluşturma aşamasına olduğunu ve bu kişinin çok kurnaz olduğunu söyleyebilirdi. Onu takip etmeye başlarlarsa, olabildiğince hızlı kaçıyordu. 

 

Kambur Mengi gerçekten sersemleten şey avare ruhların bu kişiye karşı bir saldırganlığı olmamasıydı. Bu kişi düşüncesizce üçüncü denemeye atılsa dahi, ona saldırmıyorlardı.

 

Bu içten içe çok garip hissetmesine neden olmuştu. Avare ruhların kendisine saldırmamasının tek sebebi ustasının ona ruhları yutan bir büyülü hazine vermesiydi.

 

Lakin nasıl olurdu da başkası aynısını yapardı? Kambur Meng’in kafası oldukça karışmıştı Derin bir nefes aldı. Ardından bir adım atıp hızlıca ileri atıldı.

 

Ancak, harekete geçmesinin ardından kısa süre sonra, hemen ona atılan mavi alevi hissetti. Alayla sırıttı ve daha da hızlı ileri fırladı.

 

Kaçınmakla bile uğraşması, direk kafa attı. Mavi alev birkaç kez titredi, ardından sayısız buz alevi çiçeğine patlayarak kayboldu.

 

Kambur Meng alayla sırıttı, tam hızlanmak üzereydi ki aniden ifadesi değişti. Buz alevi yavaşça dağılmış olsa da, göğsüne baktığında mavi olduğunu fark etmişti. Göğsünde bir buz katmanı vardı.

 

Buz hızlıca Kambur Meng’in bedenine yayılmaya başladı.

 

Kambur Meng duraksadı. Aşağıya baktı ve sağ elini buzun üzerine koyarak, çatlamasına ve yayılmasının durmasına sebebiyet verdi.

 

O anda, mesafede bir parlama dikkatini çekti. Parlamayı takiben, garip şekilli siyah bir kılıç anında Kambur Meng’in omzunun yanına ulaştı. Uçan kılıcın şekli oldukça garipti. Kısa bıçağın üzerinde, çok güçlü toksinler barındırdığını belli eden birçok ince mavi diken vardı.

 

Kambur Meng kılıcı gördüğünde, kalbi sallanmıştı. Kelimelerle anlatamayacağı çok güçlü bir tanıdıklık hissi içinde belirmişti, sanki bu onun için çok önemli bir şeydi.

 

Sadece kısa bir an için, Kambur Meng odağını kaybetti ve kılıç sağ omzuna saplandı. Kılıçla etkileşime geçtiği sırada ortaya çıkan ‘ping’ sesi duyulabilrdi. Kılıç çok hızlı olsa da, zar zor Kambur Meng’in derisini delebilmişti.

 

Lakin zar zor derisini delse de, kılıcın içindeki toksin Kambur Meng’in bedenine yayılmaya başlamıştı.  Kambur Meng toksinle ilgilenmedi bile ve kılıcı kavradı. Bu kılıcın aslında kendisinin olduğuna dair güçlü bir hisse sahipti.

 

Kambur Meng’in gelişimiyle, bir uçan kılıcı yakalamak çocuk oyuncağıydı. Kılıcı kavramak için elini uzatırken, Qi katmanları kılıcın etrafına sarılarak, kaçmasına engel olan bir girdap oluştudu.

 

Wang Lin neredeyse çıkışa ulaşmıştı ki aniden ifadesi değişti. Uçan kılıcın karşılaştığı tehlikeyi fark etmişti. Genç adam durmadı, lakin sonunda bir ağız dolusu altın Qi tükürmeden önce, iki eli de hızlıca işaretler oluşturdu. 

 

Aynı zamanda, Qi girdabına sıkışmış uçan kılıç hissetmiş ve kılıcın yüzeyindeki mavi toksin şiddetlenmişti.

 

Kambur Meng kılıca uzanırken, girdap bollaştı ve kılıç bir ‘pop’ sesi oluştururken kılıçtan sekiz diken fırladı ve olağanüstü hızlarda Kambur Meng’e atıldı.

 

Kılıçtaki toksin incelense, dikenlerdeki toksinle gerçekten kıyaslanamayacağını fark ederdi. Wang Lin bu uçan kılıcı yaparken, 99 dikene çok dikkat etmişti.

 

Neredeyse bütün toksin dikenlerdeydi, ve sonuç olarak, sekiz dikenin barındırdığı toksin miktarı çok yüksekti.

 

Başka birine karşı kullanılsaydı, çok etkili olurdu. Lakin Kambur Meng bir zehir gelişimcisiydi. Dikenlerdeki ana toksin Wang Ding Zehri’ydi. Bu zehir aslında Kambur Meng’in hazinesiydi, yani zehir Kambur Meng’e zarar veremezdi.

 

Biraz önce, kılıç Kambur Meng’in omzuna saplandığında, yaşlı kamburun toksini özümsemesi sadece bir anını almıştı.

 

Lakin dikenlerdeki toksin zararsız olsa bile, dikenlerin gücü yine de sekiz uçan kılıç gibiydi. Onun yerinde başkası olsaydı, avucu delinirdi, lakin Kambur Meng’in iblis vari bedeni çoktan akılalmaz bir sertlik seviyesine ulaşmıştı. Dikenler avucuna çarparken, çarpışmanın etkisi altında ikiye bölündüler.

 

Dikenler kırılmış olsa da, kılıca uzanan eli yavaşlatmışlardı. O anda, uçan kılıç kaçtı. Kambur Meng kılıç elinden kaybolmadan önce yalnızca kenarını kavrayabilmişti.

 

Ancak Kambur Meng’in gelişimi çok yüksekti. Sadece dokunmasıyla, kılıcın renginin donuklaşmasına ve bıçağının üzerinde bir çatlak belirmesine neden olabilmişti.

 

Uçan kılıç bir iz olmadan hızlıca kaybolurken Kambur Meng’den üç yüz metreden uzağa kaçtı.

 

Kambur Meng’in ifadesi kasvetli bir hal aldı. Uçan kılıcın kaybolduğu yöne bakıp, sağ elini salladı ve bir yarık açtı. 

 

Yarıktan otoriter bir İlahi His çıktı ve yakındaki bölgeyi süpürdü, ardından bütün üçüncü denemeyi kapladı. Ancak, ruh yutucunun uyuduğu yerin dikkatle etrafından dolandı.

 

‘’Bu ne?’’ İlahi His soğuk bir mesaj gönderdi.

 

Kambur Meng İlahi His dışarı çıktığında hemen diz çöktü ve konuştu, ‘’Usta, çıkışa çok yakın bir gelişimci var. Yardımınızı istiyorum.’’

 

‘’Tamam.’’ İlahi His yanıt verdi.

 

Yanıtı duyduktan sonra, Kambur Meng hemen Wang Lin’e doğru atıldı. Ustasının yardımıyla, bu orta aşama Merkez Oluşturma veledinin çıkabilmesinin mümkün olmadığına emindi.

 

İlahi His hızlıca üçüncü denemeyi taradı ve Wang Lin’le Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yerlerini buldu. İlahi Hissi ilk, kırmızı renkli bir ışık huzmesiyle kaplı, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun hızını büyük ölçüde arttıran ışık huzmesi, Altı Arzunun Şeytan Lordu’na odaklandı. Ancak, Altı Arzunun Şeytan Lordu derinlere ilerledikçe, daha fazla avare ruh karşısına çıkıyordu. Bu, hazinesinin dayanabileceği bir şey değildi.

 

Sonuç olarak, yolda bir sürü avare ruhtan hasar almıştı. Bedenine  saldıran avare ruhlara karşı koymak için ruhsal enerjisine güveniyordu.

 

İlahi His belirdiği anda, Altı Arzunun Şeytan Lordu fazlasıyla sallanmıştı. Nihayetinde avare ruhlardan kurtulduktan sonra, bu anormal İlahi His belirmişti. Bu ilahi hisse sahip kişinin gelişiminin, böyle güçlü bir İlahi His gönderdiğine göre anormal olduğunu fark etmişti.

 

İlahi His Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu taradıktan sonra, etrafındaki kan kırmızısı ışığın kaybolana kadar hafif hafif solmasına neden olan bir güç dalgası göndererek, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun korkuyla dolu yüzünü açığa çıkarmıştı.

 

‘’Ruh yutucunun etrafında harekete geçemem. Sadece bir kereliğine onu(Altı Arzunun Şeytan Lordu) durdurabilirim.’’ Hareketini bitirdikten sonra, güçlü İlahi His, kayıtsızca Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu takip eden Gökyüzü Şeytanı’na mesaj gönderdi.

 

Gökyüzü Şeytanı’nın ifadesi sakindi. Kafasını sallayarak onayladı ve hemen hızlandı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu haykırdı ve dişlerini sıktı. Tereddüt etmeden, tekrardan Kan Arzusu Kaçış Tekniği’ni aktif etmek için bir arzusundan daha vazgeçti. Bu sefer, bedeni tekniği zar zor kaldırmış, ve bir ağız dolusu kan kusmuştu. Bedenindeki avare ruhlar onu yemeye başlamıştı. Çarpık bir gülümseme takındı ve ileri atıldı.

 

İlahi His tekrardan Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu taradı, lakin bu sefer harekete geçmedi. Bir bakış attıktan sonra, ayrıldı. Üçüncü denemenin çıkışına ulaştı ve Wang Lin’in çıkıştan üç yüz metre uzakta olduğunu gördü.

 

İlahi His Wang Lin’i hedef alan bir dalga gönderdi. Wang Lin, İlahi His belirdiği anda farkına varmıştı. İlahi His çok güçlü olsa da, Wang Lin biraz garip hissetmişti. Sanki bu İlahi His’le alakalı bir şey yanlıştı.

 

İlahi His Wang Lin’e saldırırken, aniden neyin yanlış olduğunu fark etti. Bu İlahi His bir gelişimciye ait değildi, bir ruh yutucu olmak üzere olan bir avare ruha aitti.

 

İlk defa Wang Lin bu kadar büyük bir avare ruhla karşılaşıyordu, ancak, bir avare ruh hala avare ruhtu. Bir ruh yutucu olasıya kadar, ne kadar büyük olursa olsun, yine de bir ruh yutucudan zayıftı. Avare ruhun geçmesi gereken hala büyük bir boşluk vardı.

 

Bu büyük avare ruh bir ruh yutucu olan Wang Lin’e saldırma cüretinde bulunmuştu. Wang Lin’in görüşünde, bu büyük avare ruh temelde süper bir ölümsüz hapıydı. Wang Lin onu yutabilirse, ruhu sadece başlangıçtaki haline yenilenmezdi, akılalmaz bir derece aşabilirdi!

 

O anda, avare ruhun saldırısı Wang Lin’e vurarak, sersemlemesine neden oldu. Bu, avare ruhu bayağı şaşırtmıştı.

 

‘’Ruh yutucu! Sen…sen bir ruh yutucusun!’’ Avare ruh  haykırdı. Sesinde bir parça şaşkınlık olsa da, ayrıca heyecan da vardı.

 

Wang Lin içten içe şüphelere sahipti, lakin bedenine giren avare ruhu yutmaya başladı. Avare ruh hemen İlahi Hissi’ni geri çekmişti, ancak bir kısmı çoktan Wang Lin tarafından yutulmuştu.

 

Wang Lin dudaklarını yaladı. Ji Alemi Ruhu’nun hızla güçlendiğini, ama biraz yenilendiğini açıkça hissedebiliyordu. Bütün ruhu yutabilirse, kendi ruhu çok fazla güçlenirdi.

 

Büyük ruh kaçtıktan sonra, bir yarık açıp üçüncü denmeden kaybolmak için karışık bir metot kullandı.

 

O anda, İblis Tanrı’nın Kan Denizi’nde, gökyüzünde bir yarık açılırken büyük ruh belirdi. Hızlıca göklere uzanan en uzun sütuna ilerledi. Yaklaşırken, ruh genç bir adam şeklini aldı. Yüzündeki bakışı zayıftı, lakin ifadesi heyecanla kaplıydı; havada diz çöktü. 

 

‘’Lordum, üçüncü denemede, ben bir….ruh yutucu gördüm!’’

 

Sütunun üzerinde kızıl saçlı bir adam oturuyordu. Aşağıya baktı, bu yüzden de saçı yüzünü kapladı. Ancak, durmaksızın bedeninden kibir hissi yayılıyordu.

 

Avare ruhun sesini duyduğu anda, bedeni aniden titredi ve kafasını kaldırdı. Böylece kanlı yüzü ortaya çıktı. Kafasını kaldırdığında, Kan Denizi’nde yoğun bir kan sisi belirdi.

 

Bu sarada, sütundaki bütün gelişimciler ve hatta kanla kaplı zeminde oturanlar bile, hemen yüzlerindeki coşkuyla ona baktı.

 

‘’Ruh yutucu…emin misin?’’ Adamın sesi kısıktı, lakin yoğun bir görkemle kaplıydı.

 

Ruhun oluşturduğu uzun saçlı adam konuşmaya başladı, ‘’Usta, bu kişinin bir ruh yutucu olduğuna eminim. O, üçüncü denemenin çıkışının yakınında. Onu yakalamak istiyorsanız, şimdi gitmelisiniz!’’

 

‘’Ruh yutucu…’’ Kızıl saçlı adamın yüzünde donuk bir ifade belirdi. Elini salladı, ve yüzlerce metre uzunluğunda bir yarık belirdi.

 

‘’İblis Tanrı Ti Su, hepiniz, gidin yakalayın ve o ruh yutucuyu geri getirin!’’ Kırmızı saçlı adam söylendi, ardından tekrardan aşağıya baktı ve sessizleşti.

 

Sözlerini bitirdikten sonra, Kan Denizi’ndeki bütün gelişimciler zeminden veya sütunlardan kalktılar ve yarıkta kayboldular.

 

Büyük ruh da onları yarıkta takip etti. Bütün kan denizi anında boşalmıştı. Sadece kırmızı saçlı adam kalmıştı. Kırmızı elini kullandı ve nazikçe zemine bir dizi küçük sözcük yazdı.

 

‘’İblis Tanrı’nın Kan Denizi’nde on binlerce yıldır mühürlüyüm. Bugün, tekrardan bir ruh yutucunun belirdiğini duydum. Kalbim çok heyecanlı…’’ 

 

Küçük sözcük dizisinin yanında, birkaç yazı dizisi vardı.

 

‘’Üçüncü denemeye girince, anında bu yerin Çürük Dünyası’yla bağlantılı bir yarık olduğunu fark ettim. Araştırdıktan sonra, Çürük Dünyası’nın girişini buldum, ama girmedim.’’

 

‘’Bu Antik Tanrı’nın Bölgesi söylentilerde abartılıyordu. Biraz eğlenceli olan üçüncü deneme dışında, diğer alemler hayal kırıklığıydı. Başlangıçta ayrılmak istiyordum, ama burada olduğuma göre, kontrol edebilirim, yoksa sadece zamanımı harcamış olurum.’’

 

‘’Dördüncü alem sadece bir aktarım dizisi. Aktarım dizisi kişiyi üç alemi geçiş hızına göre ışınlıyor. Çok karmaşık. Uzun zaman incelemenin ardından, artık diziyi Antik Tanrı’nın herhangi bir kısmına girmek için kullanabiliyorum.’’

 

‘’Burası nasıl Antik Tanrı’nın Bölgesi? Açıkça burası bir İblis Tanrı’nın Bölgesi.’’

 

‘’Antik Tanrı Tu Si…bu kişi gerçekten büyük bilge bir gelişimci. Bu metotla çıkageldiğinden…ona hayranlık duyuyorum.’’

 

‘’Bu yerde binlerce yıl sıkışacağımı asla düşünmemiştin……’’

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18136 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr