Bölüm 181: Kısıtlamaların Başlaması

avatar
1386 1

Xian Ni - Bölüm 181: Kısıtlamaların Başlaması


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Antik İmparator dikkatli bir bakış atarken bedeni hareketsizdi. İstemsizce sövmeden edemedi, ‘’Bu bir tane daha kısıtlama dizisi. Seni dolandırıcı!’’

 

Sağ elini salladı ve dört beyaz bayrak belirdi. Bu bayraklar bir tur etrafında dönüp dört köşesine  yerleştiler.

 

Antik İmparator’un aniden gözleri karanlıklaştı. Elinin yönlendirmesi altında, dört bayrak ansızın büyümeye başladı. Bayraklar Wang Lin’in konumuna doğru süzülen beyaz yılanlar oluştururlarken etraflarında döndüler.

 

Bu beyaz yılanlar bir süre etrafta daire çizdi, ta ki birisi yakındaki bir kayayı işaret edene kadar.

 

Wang Lin kısıtlamaları içinde oturduğu esnada sakindi. Hiç endişeli ya da şaşırmış değildi. Geçen on yılda geliştirdiği kısıtlama tekniklerinde kendine çok güveniyordu. Eğer kısıtlamalar son dakikada yerleştirilmiş olsa, hedefi kandıramayabilirlerdi. Ancak bu kısıtlamalar yerleştirmek için bir yılını almıştı.

 

Bu yüzden, Antik İmparator böyle eşsiz bir yöntem kullansa bile, Wang Lin endişeli değildi. Sadece alayla sırıtıyor ve hareketsiz duruyordu.

 

Antik İmparator’un fark ettiği nokta, Wang Lin’in bilerek zayıf bir nokta bıraktığıydı, ve eğer bunu fark etmeseydi, o zaman acı çekecekti.

 

Beyaz yılanlar birbirleriyle kıvrılarak, daha da hızlandılar, ve göz açıp kapayıncaya kadar, Wang Lin’in yerleştirdiği bir sürü kısıtlamadan birinin üzerine indiler.

 

Kaya oldukça sıradan gözüküyordu, lakin beyaz ışığın altında, yavaşça kaybolup, bir kişinin geçtiğine dair küçük bir izi gözler önüne serdi.

 

Antik İmparator küçük ize bakıyordu, lakin ize doğru ilerlemedi. Sağ elini sallayarak, beyaz sinekleri geri çekti, ardından dikkatle bölgeyi gözlemlemeye başladı.

 

Antik İmparator’un bu dağda yıllarca kısıtlama kırarak elde ettiği deneyimler düşünüldüğünde, bu kısıtlamanın içinde bazı hileli öldürme metodu olması gerektiğine karar vermesi kolay olmuştu. Eğer dikkatli olmazsa, daha büyük kısıtlamaları tetikleyebilirdi.

 

Dağın tepesine çok yakın olduğu için, bin yıllık çalışmasında öğrendiklerinin yanı sıra şimdiki kısıtlamalarla da mücadele ediyordu. Bu noktadan sonra, işler yalnızca daha da zorlaşıyordu.

 

Antik İmparator çok dikkatliydi. Zemine oturdu ve ellerini kullanarak beyaz yılanları yavaşça kısıtlamaları kırmak için kontrol etmeye başladı.

 

Wang Lin homurdandı. Antik İmparator ve genç adam arasındaki mesafe 3 metreden daha azdı, lakin Antik İmparator onu fark etmemişti. İlahi Hissiyle bile, Wang Lin’i fark etmesi zor olurdu. Wang Lin dışında, başka kimse buraya kaç tane kısıtlama yerleştirdi bilmiyordu.

 

Ancak, Wang Lin’in mizacı düşünüldüğünde,  çevresinde mutlaka bir sürü kısıtlama yerleştirilmiş olmalıydı. Aslında, geçen on yılda öğrendiği bütün bilgileri buraya yerleştirdiği söylenebilirdi.

 

Bir yıl sonra, izin önünde, yüzündeki çirkin ifadeyle oturuyordu. Başlangıçta bu kısıtlamanın çok karışık olmasının nedeni o dolandırıcı tarafından yerleştirildiğini düşünmüştü, lakin bir ay dikkatle çalıştıktan sonra, kısıtlamanın çok basit olduğunu bulunca şaşırmıştı. Böyle bir ani değişim çok sinirlenmesine sebebiyet vermişti. Neyse ki böyle durumlarla daha önce karşılaşmıştı. Derin bir nefes aldı ve dağın tepesine baktı. Eğer bu gizemli kişiyle karşılaşırsa, kesinlikle ona iyi bir ders vereceğine karar verdi. Bu figüre karşı olan nefreti çoktan bir saplantıya dönüşmüştü.

 

Lakin yine de, Antik İmparator hala çok dikkatliydi ve hala kendini tutuyordu. Bu gizemli figür ani değişimlerde bir numaraydı. Birçok kez doğru görünen şey yanlış olmuştu, lakin ne zaman tetikte olsa, yanlış olan şey aslında doğru oluyordu.

 

Sonuç olarak, Antik İmparator ilerlemeye başlarken tüm dikkatini çevresine odakladı.

 

İze doğru yürüdü, lakin daha 1 metre bile ilerlememişken, etrafındaki kayalar kaymaya başladı. Birer birer, taş dikenler yıldırım vari bir şekilde Antik İmparator’a doğru atılmıştı.

 

Antik İmparator taş dikenleri gördüğünde, şaşırmamıştı, bunun yerine rahatlamıştı. Sağ elini salladı ve mavi bir ışık bedenini çevreledi. Taş dikenler mavi ışığa çarptığı anda, onlar da maviye dönüşüyordu.

 

Bir mesafeden bakıldığında, mavi taş dikenleri arasında uzun bir çizgi görülebilirdi.

 

Ardından, aniden bir rüzgar esti ve bütün taş dikenler parçalanıp yere düştü. İz artık donmuş kaya parçalarıyla doluydu.

 

Antik İmparator ayağını kaldırdı ve çıkışa doğru yürüdü. Tam çıkışa ulaşmak üzereydi ki, kısıtlamanın derininde, Wang Lin’in elinde illüzyon vari bir çember belirdi. Çemberi fırlattığı sürece, yakındaki bütün kısıtlamaları saldırması için tetikleyebilirdi.

 

Antik İmparator’u öldürme şansı düşük olsa da, en azından yaralayabilirdi.

 

Bir süre fikrini düşündükten sonra, Wang Lin illüzyon vari çemberi yok etti ve Antik İmparator’un kısıtlamadan ayrılmasına izin verdi. Kısıtlamaları tetiklememesinin nedeni dengeyi etkilememek istememesiydi. Eğer Antik İmparator yaralanırsa, iyileşmek için bir yer arayıp, hayatını tehdit eden bir şey olmadığı sürece, hareket etmeyebilirdi. Bu Wang Lin’in bağlı kalmak istediği son şeydi.

 

Ne var ki, Wang Lin yine de Antik İmparator’a karşı hareket etmeye karar vermişti. Bir tane daha illüzyon vari çember oluşturdu ve çemberi gönderdi. Çember yayılarak, sonsuz ardıl görüntüler oluşturdu. O anda, Wang Lin’in yerleştirdiği bütün kısıtlamalar aktifleşmişti.

 

Antik İmparator kısıtlamalar konusundaki geniş çaplı bilgisi sayesinde, yolun yarısından fazlasını geçtiğinde bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmişti. Katmanlarca kısıtlamaların yıkıldığını tespit etmişti. Kısıtlamaların miktarı kafatasını hissizleştirmeye yeterliydi. Çıkışa doğru atılırken ifadesi aniden çirkinleşti.

 

Bu sırada, bütün kısıtlamalar aktifleşmişti.

 

Rengarenk ışık huzmeleri dağda belirdi. Hepsi Antik İmparator’a doğru uçuyordu.

 

Antik İmparator’un yüzü solgun görünüyordu. Bu rengarenk ışıkların saldırı gücüne sahip olmadığını biliyordu. Ancak, bir darbe aldığı anda, kısıtlamayı yerleştiren kişinin istediği yere ışınlanacaktı.

 

Antik İmparator hızlıca sağ elini salladı ve dört küçük bayrak belirdi.  Üzülerek bayraklara baktı ve bir ağız dolusu ruhsal enerji tükürdü. Dört bayrak dönmeye başladığı gibi, önünde siyah bir tünel belirdi.

 

Rengarenk ışıklar varmadan hemen önce, Antik İmparator karanlık tünele zıpladı ve üç metre uzakta belirdi.

 

Kısıtlamadan ayrıldıktan sonra, aniden ileri hızlandı; kaşlarındaki ter damlacıkları parlıyordu. Somurtkan bir ifadeyle arkasını döndü ve kısıtlamanın çoktan normale döndüğünü gördü.

 

Sessiz kaldı, ardından arkasını döndü ve dört bayrak etrafında dönerken ilerlemeye başladı.

 

Bütün zaman boyunca, Wang Lin’in gözleri bayraklardaydı. Saldırmasının sebebi bütün bu yaşlı dostların aşırı kurnaz olmasıydı.  Eğer bir engel olmadan geçerlerse, değişiklikten şüphelenirlerdi.

 

Saldırmak ve biraz saldırmak herhangi bir şüpheyi yok edebilirdi. Sonuçta, bu dağ kısıtlamalarla doluydu. Geçmek için kısıtlamaları kırmaları doğaldı.

 

Ancak, Wang Lin bayrakların ne kadar güçlü olduğunu fark etmemişti. Işıklardan kaçmak için kısıtlamalarda bir delik açabilmişlerdi. Bu bayraklar kısıtlamaları geçmek için Antik İmparator’un gizli kartı olmalıydı.

 

Wang Lin bir an düşündü ve oturmaya devam etti. Gözleri dağın tepesindeki devasa girdaba odaklanmıştı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu şu anda dağın tepesinden otuz metre yüksekteydi. Yüzü karanlıktı. Eğer yanındaki delikanlı olmasaydı, bu noktaya iki yıl önce varmış olurdu.

 

O bile, bu noktada kısıtlamaları tetiklemeye cesaret edemiyordu. Öncesinde, bir kısıtlamayı kırmada başarısız olarak bir ışınlama ışığının fırlamasına neden olmuştu. Bu tür bir şey en çok nefret ettiği şeydi. Eğer ışınlanırsa, hayatta kalması zor olurdu. Kaçınmaya zamanı olmadığından, getirdiği genci kaçmak için kalkan olarak kullanmıştı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu gencin hayatta olup olmamasını önemsemiyordu. Ancak, onun için çok fazla ter ve kan harcamıştı. Bu yüzden genç ışık tarafından götürüldüğünde, peşine takılmış, ve bir sürü tehlikeden sonra, genci kurtarabilmişti.

 

Yanında duran gencin gözleri yaşadığına dair bir işaret olmamasıyla birlikte, kapalıydı. Aslında, ışınlanma ışığı ona vurduğu anda, çoktan kısıtlama tarafından öldürülmüştü.

 

Lakin garip bir şekilde, genç hala Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu takip ediyordu. Altı Arzunun Şeytan Lordu geriye baktı ve kısıtlamalarından bir tanesi daha arkasındaki figür tarafından kırıldığını hissederken alayla sırıttı.

 

Bu figür durmaksızın yerleştirdiği kısıtlamaları kırıp geçiyordu. İçinde çoktan bu figür en büyük düşmanı olmuştu. Dudaklarını yaladı ve kendi kendine düşündü, ‘’Arkamdaki kesinlikle Antik İmparator olmalı. Eğer etrafımdaki bu kısıtlamalar olmasaydı, seni öldürmek için güzel bir zaman olurdu. Yine de bu 30 metreye birkaç süper güçlü kısıtlama yerleştirdim. Onları da kırabilecek misin görmek istiyorum.’’ Bakışları yanındaki gence kaydı ve sırıtışı genişledi.

 

Ardından gözleri girdabın üzerindeki kısıtlamaya geri döndü. Muazzam yetenekleriyle bile, bu kısıtlamayı kırması imkansızdı. Ustası dahi bu noktada durmuştu.

 

Bu sefer, Altı Arzunun Şeytan Lordu buraya emin olarak gelmişti. Nasıl olurdu da hazırlanmamış olabilirdi? Yanındaki gence bakıp,  kendini beğenmiş bir gülüş takındı, ‘’Yüzlerce yılımı bu katili yaratmak için harcadım. Kesinlikle Antik Tanrı’nın bedenine girmemi sağlayacaksın.’’

 

Bağdaş kurarak oturdu. Sol elinin bir dalgasıyla, genç de bağdaş kurarak oturdu. Altı Arzunun Şeytan Lordu iki elini ikisini de saran bir sarmal kısıtlama oluşturmak için hareket ettirdi.

 

Antik İmparator’un tarafında, kısıtlamalar ilerledikçe zorlaşıyor ve daha da zorlaşıyordu. Eğer şu anki gücü olmamış olsaydı, çoktan ölmüş olurdu.

 

Böyleyken bile, bu kısıtlamalardan canlı çıkmak için bir sürü hazine harcıyordu.

 

Bazı kısıtlamalar artık sadece kırılarak geçilmiyordu, bazısı geçmek için büyük miktarda ruhsal enerji gerektiriyordu. Antik İmparator’un durumu oldukça kasvetliydi.

  

Antik İmparator bir kısıtlamadan daha dışarı çıkarken, dağın tepesine 60 metreden daha yakındı. Görüşünü kısıtlayan daha fazla kısıtlama olmadığından, kasvetli bir ifade takınmış Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu fark etmişti. Arkasında kim bilir nereye açılan siyah bir girdap vardı, ve girdabın ortasında Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu takip eden genç duruyordu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu Antik İmparator’a baktı. Buraya bu kadar çabuk gelmesini beklemiyordu. Eğer bir tütsü çubuğunun yanmasına yetecek kadar vakti olsaydı, girdap kısıtlamasını bitirebilirdi. Sadece üç nefes sürecek olsa da, bu onun için yeterince fazlaydı.

 

Lakin o anda, Antik İmparator beklentilerinin dışında belirmişti. Bu da planını değiştirmek zorunda kalması demekti.

 

Antik İmparator’un gözleri, girdabı gördüğünde kısıldı. Bunun tam olarak Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ustasının, Gökyüzü Şeytanı’nın kullandığı teknikle aynı olduğunu hatırlıyordu. Bu kişinin yüzlerce kısıtlamayı es geçebilmesini sağlayan bir kısıtlama tekniğiydi.

 

‘’Altı Arzunun…’’ Antik İmparator öfkesini bastırırken gözleri donuklaştı. Altı Arzunun Şeytan Lordu’na kıyasla,  gizemli genci bulmayı daha çok istiyordu. Gözleri alanı süpürdü ve gencin üzerine yerleşti. Kaşlarını çatıp söylenmeye başladı, ’’Gizemli genç o mu? Ama, neden ondan yaşadığına dair bir his alamıyorum...’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ağzı titredi ve nazikçe konuşmaya başladı, ‘’Kardeş Antik İmparator’un da buraya varacağını beklemiyordum. Bunu kutlamalıyız!’’

 

Antik İmparator zorla gülümsedi. Öfkesini bastırırken, karşılık verdi, ‘’Bütün bunlar senin ve bu gencin arkasında bıraktığı şu kemik torbasının ‘yardımı’ sayesinde oldu.’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu gence baktı, gözleri soğuklaştı ve söylendi, ‘’Kardeş Antik İmparator, ne demek istiyorsun?’’

 

Antik İmparator somurtkan bir şekilde, Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yerleştirdiği kısıtlamala dönüp, tek kelime etmedi.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu içten içe alayla sırıttı, lakin ifadesinde hiçbir değişim olmamıştı; gülerek karşılık verdi, ‘’Kardeş Antik İmparator, burada sadece ikimiz varız. Gücümüz düşünülürse, ikimiz de savaşırsak, kesinlikle birçok büyük kısıtlamayı tetikleriz.’’

 

Antik İmparator sessizliğini korudu, ardından tekrar konuştu, ‘’İlk, kısıtlamaları kaldır ve oraya gelmeme izin ver.’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu Antik İmparator’un etrafında dönen dört bayrağı görünce bocalamıştı.

 

Antik İmparator girdaba hızlıca bir bakış attı ve alayla sırıttı, ’’Bu tünel kısıtlaması tamamlanmış gibi durmuyor. Eğer yakındaki kısıtlamaları tetiklersem, geçit tamamen kapanmaz mı?’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ifadesi değişmedi. Kafasıyla onayladı ve gülümsedi. Elinin sallanışıyla birlikte, kısıtlamalar ikiye bölündü. Bu kısıtlamaları o kırdığından dolayı, doğal olarak tekrardan kurabilirdi de.

 

Antik İmparator tek kelime etmeden ilerledi. Gözleri bir an bile Altı Arzunun Şeytan Lordu’ndan ayırmıyordu. Kısıtlamaları geçerek yolun yarısını yürüdükten sonra, Antik İmparator aniden harekete geçmişti. Dört beyaz bayrak bir tünel oluşturdu ve Antik İmparator hızlıca içine girdi.  

 

Antik İmparator aniden harekete geçtiği anda, Altı Arzunun Şeytan Lordu elini kapattı ve kısıtlamaları tekrardan yerleştirip aktifleştirdi.

 

Lakin Antik İmparator’un bayraklarının bu kadar güçlü olmasını hiç düşünmemişti. Kısıtlamalar kurulduğu ve aktif edildiği anda, Antik İmparator tünelden dışarı çıkmıştı ve sadece 3 metre uzağındaydı.

 

Belirdiği anda, Antik İmparator tereddüt etmedi. Ağzından bir ışık huzmesi atıldı. Işık Altı Arzunun Şeytan Lordu’na odaklı değildi, bunun yerine girdabın ortasındaki gence yönelmişti. Antik İmparator’un hayat kurtaran hazinesini sergileme nedeni gence karşı duyduğu nefret muazzam miktarda olduğu içindi.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ifadesi değişti. İki eliyle de basılı bir kağıda vurdu ve haykırdı, ‘’Arzu!’’ Birdenbire, gencin karnından yeşil bir ışık çıkarak, bir kılıca dönüştü. Hemen ardından yeşil kılıç Antik İmparator’un gönderdiği ışıkla çarpıştı.

 

Bir ruhsal enerji dalgası dışarı yayılmış ve anında yakındaki bazı kısıtlamaları aktifleştirdi. Aktifleşen kısıtlamaların baskısıyla, Antik İmparator daha fazla saldıramamıştı. Aktifleşen kısıtlamaları durdurmak için hızlıca kendi kısıtlamasını kurdu.

 

Antik İmparator karanlık bir ifade takınmıştı. Genci işaret ederek konuşmaya başladı, ‘’Ben, Antik İmparator, o genci bana verirsen, üçüncü denemeye ulaşana kadar seninle savaşmayacağıma dair göklere yemin ederim.’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu kaşlarını çattı ve kendi kendine düşündü, ‘’Acaba gerçeği gördü mü?’’ Ne var ki, solgun yüzüyle, karşılık verdi, ‘’Nasıl oldu da ölü birisi seni rahatsız etti?’’

 

Antik İmparator yüksek sesli bir kahkaha attı. ‘’Ölü mü? Ölü olsa bile, bu yaşlı adam hala onunla ilgilenmek istiyor."

 

‘’Bedeni olduğu sürece, eğer tüm gücümü kullanırsam, ruhunu buraya geri çekebilirim. Beni rahatsız mı etti? Bu yaşlı adamın nefreti karşısında kelimeler bile kifayetsiz kalır!’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun iyice kaşları çatıldı. Gence baktı ve mırıldandı, ‘’Kardeş Antik İmparaotr, bu bir yanlış anlaşılma olmalı.’’

 

Duyduğu sözlerle, Antik İmparator alayla sırıttı, ‘’Yanlış anlaşılma? Bu yaşlı adam ikinci denemeye girdiğinden beri, iki tür kısıtlamayla karşılaştı. Birisi senin yerleştirdiklerinde. Diğeriyse onun yerleştirdikleri değilse, o zaman başka kim böyle bir şey yapmış olabilir? Ayrıca, onun bir sürü kısıtlamasını geçtim ve gücünün Kadim Ruh aşaması’nın altında olduğunu iyi biliyorum, peki o zaman söyle bana, kim, onun dışında, başka kim çoktan Kadim Ruh aşamasını geçmeden bu yere girdi? Eğer  şu velet Wang Lin olduğunu söylemek istiyorsan, ikimizin de onun boşluğa düştüğünü gördük, bahsetme bile. Ölmemiş olsa dahi, sadece Merkez Oluşturma aşamasındaki birisinin ilk denemeyi ve köprüyü geçip, önüme geçebileceğini düşünüyor musun?’’

 

Antik İmparator geçmiş birkaç yıldaki bütün düşüncelerini hızlıca ortaya döktü. Bu gizemli gencin kim olabileceğini inceliyordu ve sonunda, Altı Arzunun Yanındaki gencin olduğuna karar vermişti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu dikkatle Antik İmparator’un söylediklerini inceledi ve Antik İmparator’un sözleri doğruysa, o zaman bu denemede sadece üçünün olmadığını, dördüncü birinin de olduğunu fark etti.

 

Eğer bu doğruysa, gelecekte birçok şanssızlığa neden olacaktı. Ayrıca bu kişi kendi başına ilerlememişti, aksine Antik İmparator’un kendisini geçmesine izin vermişti. Hedefi besbelli ortadaydı.

 

Bunları düşünürken, gizlice Antik İmparator’un ne kadar salak olduğuna sövdü. Tek kelime etmeden, girdaba doğru atıldı. Antik İmparator haykırdığı gibi, elini salladı ve Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yolunu engelleyen bir ışık oluşturdu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu kalbinin derinliklerine kadar ondan nefret ediyordu, lakin burası savaşmak için doğru yer değildi. Arkasındaki Antik İmparator’a bir bakış attı ve zihinsel bir mesaj gönderdi.

 

Antik İmparator’un ifadesi değişti ve karşılık verdi, ‘’Emin misin?’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu konuşmadı, böyle yapmak yerine bir damla kan için parmağını kesti. Parmağını salladı ve kan bir alev yaydı. Alev yavaşça Antik İmparator’a doğru kaydı.

 

Antik İmparator sessizdi, ardından o da bir damla kan gönderdi. İki kan damlası çarpışırken, bir sembol oluşturdular ve ayrı ayrı sahiplerinin ellerine geri döndüler.

 

Bu Şeytanlar Denizi’nin en yüksek yemini olarak bilinen, Şeytan Kalbi Yemini’ydi. Antik İmprator konuşurken ifadesi karanlıklaştı, ‘’Gerçekten o mu? İmkansız!’’

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu da somurtkan bir bakış takınmıştı. Alayla sırıttı, ‘’Mümkün mü değil mi önemli değil, en iyisi hızlıca buradan ayrılalım.’’

 

Tam konuşmasını bitirirken, aniden ifadesi değişti. Antik İmparator’u önemsemeden, birdenbire gencin yanında belirip, kolundan kavradı ve girdaba adım atmak için atıldı.

 

‘’Çok geç!’’ Her yönden soğuk bir ses yayılmıştı. Ansızın, dağın tepesinden yüz metre içinde, sayısız illüzyon vari çember belirdi. Çemberler yakındaki bütün kısıtlamalara çarptılar.

 

Wang Lin 150 metre uzakta büyük bir kayada oturuyordu. Geçmiş yılda, birçok kısıtlamasına illüzyon vari kısıtlama depolamıştı. Şimdi aniden kısıtlamaları salmış ve bütün illüzyon vari çemberler ortaya çıkıp 60 metre içindeki bütün kısıtlamalara çarpmıştı.

 

Normal birisi bile Wang Lin’in her kısıtlamasında illüzyon vari çemberler olduğunu söyleyebilirdi. İllüzyon vari çemberlerin neden olduğu bütün bu baskı altında, Altı Arzunun Şeytan Lordu ve Antik İmparator aniden dezavantajlı duruma düşmüştü.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu insanları kandırma da oldukça iyiydi, lakin nihayetinde kandırılan o olmuştu. Antik İmparator’a gelirsek, içten içe hep Wang Lin’in aşırı zayıf olduğunu düşündüğünden başından beri zaten yanlış yoldaydı. Bu yanlış anlaşılmanın yaşanmasına şaşmamak gerekiyordu.

 

O anda, sonunda anlamıştı. Gözlerinde derin bir nefret belirdi.

 

Dağın zirvesinin 100 metre yukarısındaki bütün kısıtlamalar aktifleşmişti. Birdenbire, ışık huzmeleri, devasa ateş topları, ölümsüz tanrıların bile başını ağrıtacak büyülü kılıçlar, ve son derece güçlü ölüm aurası taşıyan rengarenk ışık noktaları her yönden gelmeye başladı.

 

Bütün geniş sınırlara yayılmış kısıtlamaların aktifleşmesiyle, gökyüzündeki kısıtlama bile aktifleşmişti. Aniden, muazzam siyah bulutlar belirerek, dağın zirvesine doğru alçalmaya başladı. İçlerindeki yıldırımların parlayışları görülebilirdi.

 

Daha da fazlası vardı; dağın zirvesinin 100 metre çevresinde siyah ışıktan oluşmuş bir halka yukarıya fırladı ve küçüldü. Siyah halkanın temas ettiği her şey yok oluyordu, dağdaki kısıtlamalar bile bu yıkımdan kurtulamıyordu.

 

Wang Lin dahi yaşananlardan dolayı sersemlemişti. Çok fazla kısıtlama aktifleştirmenin böyle garip bir etkisi olacağını hiç hayal etmemişti, özellikle de muazzam bir yıkıcı güç barındıran bu siyah halkayı.

 

Dağın zirvesine yakın kısıtlamalar tetiklenince, sahip oldukları tek görevi uyguluyorlardı: bölgedeki yaşayan her şeyi öldürmek.

 

Wang Lin’in incelemesine göre, diğer ikiliyle arasında birçok kısıtlama vardı. Eğer Antik İmparator ve Altı Arzunun Şeytan Lordu pes ederse ve onu bulmak için aşağıya inerlerse, o zaman etrafındaki hala sahip olduğu yüzlerce illüzyon vari çemberi, dağdaki bütün kısıtlamaları tetiklemeye yeterli olurdu.

 

Herhangi bir şeyde, istediği gibi dağda ayrılabilir ve dağa tekrardan tırmanmadan önce kısıtlamaların sakinleşmesini bekleyebilirdi.

 

Ancak artık, bütün hazırlıkları gereksiz gibi duruyordu. Altı Arzunun Şeytan Lordu ve Antik İmparator deli olmadıkları sürece,  hızlıca uçan ve uzaktan bile göz korkutucu olan siyah ışık halkasından dolayı asla geri dönmeyi düşünmezlerdi.

 

Wang Lin’in planına göre, Altı Arzunun Şeytan Lordu veya Antik İmparator’un ikinci bariyeri geçip geçmemesi önemli değildi. Antik İmparator’un geçmesine izin vermesinin sebebi önündeki kısıtlamaların kırmak için aşırı zor olmasıydı. Ayrıca gelecekte kırarken yardımı olması için son 150 metredeki kısıtlamaların gücünü denemek istemişti.

 

Wang Lin’in hedefi tamamlanmamış olsa da, genç adam silah ışık halkasına bakmadan edememişti. Siyah ışık halkası tamamen beklentilerinin dışındaydı. İstemsizce halkayı izliyordu.

 

‘’Bu şey de ne?!’’ Altı Arzunun Şeytan Lordu siyah halkaya sadece bir bakış atmıştı ve kafa derisi sızlamaya başlamıştı. Tek kelime daha etmeden, genci kavradı. Bedeni girdaba bedeni değmek üzereydi ki, çevredeki bütün kısıtlamalar girdaba vurarak, çökmesine neden oldular. Çöken girdaba bakarken, Şeytan Lordu afallamıştı. Kafasını öfkeyle çevirip, Wang Lin’in olduğu yere baktı. Ancak, bölge bir sisle çevrilmişti, bu yüzden genç adamı görememişti.

 

Zamanının tükendiğini biliyordu. Hızlıca çantasından beş taş fırlattı. Dağın zirvesine doğru atılırken, taşlar hızlıca etrafında beş ışık perdesi oluşturmuştu.

 

Antik İmparator’a gelirsek, o da siyah ışığı görmüş ve ihtiyatlı ruh haline bürünmüştü. Dört bayrak daha çıkarttı. Önceki dört bayrağa eklediğinde, artık bedeninin etrafında hızla dönen sekiz bayrağı olmuştu. Yakındaki kısıtlamaların saldırıları bayraklar tarafından özümseniyordu. Düşünceleri Altı Arzunun Şeytan Lorduy’yla aynıydı: ilerle ve arkanı dönme!

 

İkili neredeyse aynı şekilde tepeye hücum etmeye başladı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu, onu kısıtlamalardan koruyan, etrafında bir ışık perdesi oluşturan beş taşla birlikte çok hızlıydı. Ne var ki, birkaç saldırı yine de ışık perdesini geçmiş ve ona çarparak, birkaç metre ileri atılırken kötü bir duruma düşmesine neden olmuştu.

 

Antik İmparator da aynı durumdaydı, sadece aralarındaki fark, saldırılar ne zaman bayraklarına çarpsa, yüzünün çirkinleşmesiydi.

 

Siyah ışık tek bir adım arkadaydı, hızla yaklaşıyordu. Gökyüzündeki bulutlar da mor bir yıldırım küresi uçuşa geçerken kalınlaşmıştı.

 

Yıldırım aniden bulutta belirdi ve ardından dağın zirvesine doğru çaktı.

 

Gök gürültüsü sesi, mor yıldırım küresi hızla Altı Arzunun Şeytan Lordu’na yaklaşırken yankılanmıştı. Işık perdesi darbeye dayanamazdı, bu yüzden beş taş birer birer kırılmaya başladı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gözleri kan çanağına dönmüştü. Yanındaki genci sağ eliyle kavradı ve mor yıldırım küresini engellemek için havaya kaldırdı.  Yıldırım çarpmak üzereyken, gencin gözleri birdenbire açıldı. Bu gözlerde bir ışık yoktu. Ağzını açtı ve yıldırım küresini yuttu.

 

Çok geçmeden, derisi çatlarken gencin içinden gök gürültüsü vari bir kükreme yükseldi. Altı Arzunun Şeytan Lordu bu şeyin mor yıldırımı engelleyebileceğini beklemediğinden dolayı çok heyecanlanmıştı. Hızlıca ilerlemeye devam etti.

 

Wang Lin gencin bedenine bakarken göz bebekleri küçülmüştü. İçinde bir korku hissi belirmişti. Altı Arzunun Şeytan Lordu açıkça mor yıldırımdan korkuyordu, ancak bu gencin bedeni yıldırım tarafından yok edilmemişti.

 

Wang Lin iç çekti. Gözleri tekrardan siyah ışığa dönmüştü. Dişlerini sıktı ve onu aşkın illüzyon vari çember oluşturarak siyah ışığa gönderdi ve incelemeye başladı.

 

Antik İmparator gence bir bakış attığında, içi korkuyla dolmuştu. Görünüşe göre Altı Arzunun Şeytan Lordu yalan söylememişti, ve genç gerçekten o şeydi…

 

Gözlerinde açgözlü bir bakış belirdi. Dağın zirvesinden sadece 15 metre yüksekteydi. Derin bir nefes aldı ve elini salladı. Sekiz bayrak daha da hızlı dönmeye başlayarak aniden önünde siyah bir tünel oluşturdu.

 

Siyah tünelin içine girip dağın tepesinde belirmişti. Bir kahkaha attı. İkinci alemin çıkışına girmek üzereydi ki, Altı Arzunun Şeytan Lordu da oraya ulaşmıştı.

 

Dağın sonundaki kısıtlamalar nasıl olabilmişti de bu kadar kolay geçilmişti? İkilinin buraya atılabilmesinin tek sebebi sadece gelişim seviyeleri değildi, ayrıca sahip oldukları hazinelerdi.

 

Bu sefer alemleri aşmak için getirdikleri bu iki şey iki gizli silahtı.

 

//Bu alem dedikleri şey denemeler. İngilizce çevirmen değiştirmiş.

 

Gencin bedeninden bahsetmiyordu, Antik İmparator’un bayrakları kısıtlamalarıyla ünlü olan 5.derece bir ülke olan Xiu Zhen’deki bir tarikattandı.

 

Sekiz bayrak kombinasyonlara dayanan sayısız farklı kısıtlama oluşturabilirdi. Eğer buradaki kişi Antik İmparator yerine kısıtlamalar hakkında çok şey bilmeyen başka birisi olsaydı da, dağa tırmanırken içler acısı bir durumda olmazdı.

 

Ancak, üçlü arasında kavrayış hızı konusunda, Antik İmparator hala en hızlıydı. Bu kendi içerisinde bir sorun oluşturuyordu.

 

Bu bayrakları elde etmek için Antik İmparator büyük bir çaba sarf etmişti.

 

Eğer bin yıl önce, bu bayraklar olsaydı, o zaman ölüm ve yaralanma oranı çok yüksek olmazdı.

 

Söylemek gereksizdi ancak, son 30 metredeki kısıtlamalar hafife alınamazdı. İkili girdaba adım atmak üzereydi ki, gökyüzündeki bulut yıldırımlar yollarken bir kere bütün saldırılar ortaya çıkmıştı.

 

Hatta siyah ışığın bile hızı artmıştı, artık daha hızlı yaklaşıyordu.

 

Wang Lin aniden ayaklandı ve ileri atıldı. Aslında, yüz metre yaklaşmayı düşünmüyordu, lakin şimdi karşısında nadir bir fırsat vardı, ve eğer şu anda bu fırsatı kaçırırsa, belki sonsuza kadar pişman olabilirdi. Wang Lin kendisini çevreleyen düzinelerce illüzyon vari çember oluştururken gözlerinde olağanüstü derecede odaklandığına dair bir ışık belirmişti. Lakin hemen ardından, aniden durdu ve sadece ileri bakınmakla yetindi, ardından yavaşça çemberlerin dağılmasına izin verdi.

 

Wang Lin kendisini durmaya zorlamıştı, çünkü eğer bir tane bile yıldırım kendisine çarparsa, yok olacağını biliyordu. Riske atmaya değmezdi.

 

Ayrıca, Altı Arzunun Şeytan Lordu da Antik İmparator da Ruh Oluşturma aşamasındaydı. Aceleyle hareket etmemeliydi. Zaman değeri olsa da, ikisinin sahip olduğu nefret derindi. Belki ölümden kurtulamazdı. Ayrıca eğer siyah ışık kendi kendine kaybolmazsa, onu aşabileceğine dair kendine bir güveni yoktu.

 

İkiliye bakarken Wang Lin sakinleşti. Çok ihtiyatlı olması gerektiğine karar vermişti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu girdaba girmek üzereyken, onu aşkın yıldırım saldırısı üzerine odaklanmıştı. Şeytan Lordu hızlıca gencin bedenini engellemek için kullandı, lakin yine de kendi bedenine çarpan birkaç yıldırım olmuştu. Bir ağız dolusu kan kusmasıyla birlikte, anında gelişimi kalıcı olarak bir seviye düştü ve gencin kollarından birisi yıldırım tarafından kopartıldı. Ancak, Altı Arzunun Şeytan Lordu dişlerini sıktı ve girdapta kayboldu.

 

Kol havada savrulurken, siyah ışığa çarpmış ve dumana dönüşmeye başlamıştı. Siyah ışığın dışına çıktığında, üzerinde artık ne et ne kan kalmıştı. Geriye kalan şey üzerindeki altın ışık noktalarıyla birlikte kemikti. Ancak, kemik kırılmıştı. Görünüşe göre siyah ışık kemiğe bile zarar verebiliyordu.

 

Aynı zamanda, Antik İmparator da onu aşkın yıldırım küresi tarafından hedef alınmıştı. 8 bayrağı dağılmıştı. Girdaba atılırken dört bayrağını feda etmek zorundaydı. Ancak, onu yakından takip eden yıldırım kürelerinden birisi tam girdaba girerken vücuduna çarpmıştı.

 

Wang Lin kola baktığı esnada keyifliydi. Hızlıca zeminde tuttuğu çantaya vurdu. Küçük yaratıklar dışarı çıkarken kükremeleri duyulabilir hale gelmişti. Küçük yaratıklar hemen yüz santim boyutunda bir kasırga oluşturuverdi.

 

Wang Lin sağ eliyle kemiği işaret ederek, kasırgayı hızlıca sisten çıkardı ve dağın zirvesine yolladı. Siyah ışığı yakından takip ettiğinden önüne hiçbir şey çıkmamıştı, ardından Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun yanında tuttuğu gençten kopan kolu almış ve hızlıca geri çekilmişti.

 

Ancak, geri dönemeden, bir yıldırım küresi kasırgayı yok ederek, geriye sadece kemiği bırakmıştı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu ve Antik İmparator’un dağdan atılıp girdaba girdiği zamanda, çok az bir süre geçmişti. Aslında, her şey o kadar hızlı yaşanmıştı ki normal insanlar idrak bile edemezdi. İkili girdaba girince, çevre hemen sakinleşmeye başlamıştı. Siyah bulutlar kaybolmuş ve dağın tepesindeki siyah ışık da yavaşça dağın aşağına inmeye başlamıştı. Bütün kısıtlamalar normale dönmüştü. Ancak, ruhsal enerji dalgalanması düşünülürse, tam güçlerini yeniden kazanmaları en azından bin yıl sürecekti.

 

Wang Lin kemik parçasına baktı. Kemik parçasının ikinciye siyah ışığa dayanamayacağını biliyordu. Siyah bulutların kaybolmaya başladığını fark etmişti, bu yüzden atıldı ve siyah ışık geri dönmeden önce hızlıca kemiği kavradığı.

 

Genç adam durmadan anında geri dönüvermişti.

 

Siyah ışık 150 metreye kadar yayıldı, ardından aniden kayboldu. Wang Lin’in alnı soğuk terle kaplanmıştı. 150 metredeki kısıtlamaları kontrol ettiğinde, hemen farkı algılamıştı.

 

Wang Lin oturduğu kayaya geri döndü ve tekrardan yerine yerleşti. İlk başta altın noktaları gördüğünde, aklına anında Yaratıkustası’nın alnından çıkan altın boynuz gelmişti.

 

Kemiğe baktı ve hafif bir baskı uyguladı. Kemik yıldırımdan ve siyah ışıktan zaten hasar almıştı, bu yüzden aşırı zayıftı. Wang Lin’in baskısı altında, kemik çatlayıp parçalanarak, geriye sekiz altın parçacık tanesi kalmıştı.

 

Kemikte ruhsal güce dair bir işaret yoktu. Wang Lin düşünmeye başladı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37504 Bölüm Sayısı


creator
manga tr