Bölüm 172: Toprak Deneme

avatar
1501 0

Xian Ni - Bölüm 172: Toprak Deneme


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Genç adam burada uzun süre kalmıştı. Sütunların kıvrılarak yukarı çıktığı yol. Wang Lin yarım aydır uçmaya devam ediyordu. En tepeye ulaşana kadar taş sütunları takip etmişti.

 

Bu taş sütunların varış yeriydi. Burada devasa bir girdap vardı, ve bütün taş sütunlar girdapta kayboluyordu.

 

Wang Lin girdaba baktı ve düşünmeye başladı. Çantasından bir uçan kılıç çıkıp hareketsizce önünde süzülürken eliyle bir mühür oluşturdu. Uçan kılıcı girdaba göndermeden önce üzerine ilahi hissinden küçük bir parça yerleştirdi.

 

Wang Lin hafifçe gözlerini kapattı. Uçan kılıç girdaba doğru atıldı ve hiç dirençle karşılaşmadan girdi.

 

Uçan kılıç girdaba ulaştığında, sanki çamura batmış gibiydi. Bir süre sonra, yavaşça geçti ve diğer taraftan çıktı. Wang Lin’in önünde parlak ışıkla kaplı bir dünyaydı. Zemini kalın bir buz katmanı kaplamıştı. Gökyüzü karanlıktı, ancak yine de ışık yeri aydınlatıyor ve buzdan yansıyordu.

 

Mesafeye ilerlemeden önce rüzgar biraz etrafta dolaştı.

 

Bu yer sonu görüşüne giremeyecek kadar büyüktü, lakin kişi mesafedeki siyah kuleleri açıkça görebilirdi. En yakındaki siyah kule sadece 0 metre uzunluğundaydı, lakin daha uzaklardaki siyah kuleler, daha uzundu. Wang Lin’in görebildiği en uzaktaki kule 120 metreyi aşıyordu.

 

Bu siyah kuleler düz bir çizgi oluşturuyordu.

 

Siyah kuleler siyah taştan yapıldıklarından dolayı oldukça dikkat çekiyordu. Hatta ışık buzdan yansıdığında ve kuleye düştüğünde, hepsi özümseniyordu; hiçbir ışık kuleden yansımıyordu.

 

Uçan kılıç girdaptan geri çıkıp Wang Lin’in eline dönmeden uçan biraz orada durdu.

 

Devasa girdabın dışında, Wang Lin ilahi hissini uçan kılıçtan çekerken gözlerini açtı ve kılıcı boyutsal çantasına geri koydu. Biraz düşündükten sonra, ejderha tendonunu çıkardı, salladı, ve şeytan hemen dışarı fırladı. Wang Lin’e bakarken heyecanla sarılıydı, bağırdı, ‘’Bu sefer kimi öldürüyoruz?... Ehh…bu yer de ne?’’ Heyecanlı şeytan etrafına birkaç bakış attıktan sonra afallamıştı.

 

Hızlıca bölgenin etrafında süzüldü. Ardından devasa girdaba baktı, sonra da geri Wang Lin’e döndü. Ellerini ovuşturdu ve ihtiyatla konuştu, ‘’Sen…oranın içine gitmemi istiyor olabilir misin? Hayır, mümkün değil! Kesinlikle mümkün değil!’’

 

Wang Lin girdabı işaret edip soğuk bir bakışla şeytana bakarken tek kelime etmedi.

 

Bu yer tehlikelerle doluydu. Bölgeyi araştırana kadar, içine balıklama atlamayacaktı.

 

Şeytan hüzünlü bir ifade takındığı esnada, kesin konuştu, ‘’Kim bilir içeride ne var? Bu lanet yer bana garip bir his veriyor. Gitmeyeceğim. Kesinlikle gitmeyeceğim!’’

 

Wang Lin boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve birkaç ruh bayrağı çıkardı. Bütün bunların hepsi başkalarından geliyordu. Wang Lin bayraklardan birisini aldı. Gözleri parladığı sırada uzandı ve Sang Muya’nın ruhunu kavradı.

 

Geçmişte Wang Lin temelini çalmak için kendi kıdemli kardeşini öldüren Sang Muya’yla karşılaştığında, genç adam önu öldürüp kendi ruh bayrağına mühürlemeden önce birçok şey sormuştu.

 

Wang Lin’in elinde beyaz bir ışık titreşerek, Sang Muya’nın dehşete düşmüş yüzünü gözler önüne serdi. Wang Lin sağ elini salladı ve beyaz ışık şeytana doğru süzüldü.

 

Şeytan gözlerindeki açgözlülükle ruha bakarken dudaklarını yaladı ve tereddüt etmeden ruhu sömürdü. Karnını ovuşturduktan sonra, kafasını bir çıngırak gibi iki yana salladı ve söylendi, ‘’Gitmeyeceğim, yine de gitmeyeceğim!’’

 

Ji Alemi İlahi Hissi fırlarken Wang Lin’in gözleri aniden soğuklaştı. Şeytan acılı bir uluma koyverdi ve tekrardan bedeninde yeşil gaz belirdi. İsteksizce girdaba doğru ilerlemeden önce yalvarmaya başladı.

 

Şeytanın içine bıraktığı ilahi his işaretini kullanarak, bir kere daha girdabın diğer tarafındaki manzarayı gördü, lakin ardından aniden ifadesi değişti.

 

Girdabı bu sefer aştığında, az önceki buz dünyası yerine karşısında bir ateş denizi vardı. Bu gerçekten bir ateş deniziydi. Daha uzağa baktıkça, daha koyu alevler görüşüne giriyordu. Mesafeye baktığında, gökyüzünü mora boyayan, şiddetli siyah ateş denizini görüyordu. Bir sıcak hava dalgası yükseldi.

 

Bütün bunlara ek olarak, ateşten oluşmuş çeşitli yaratıkların ateşin içinde gezindiği görülebiliyordu. Tıpkı buz dünyasındaki gibi, bu ateş dünyasında da siyah kule çizgisi mesafede uzanıyordu.

 

Şeytan acı dolu bir çığlık attı. Sıcak dalgasından korkuyor gibi görünüyordu, bu yüzden hızlıca geri çekildi.

 

Wang Lin biraz düşündü. Tekrar girdabı işaret edip şeytana doğu bakarken gözleri parladı. Şeytan hemen haykırdı, ‘’Bana bir ruh daha ver!’’

 

Wang Lin bir ruh daha çıkarıp fırlatmadan önce şeytana bir bakış attı. Şeytan hemen ruhu yuttu ve girdaba doğru atılırken ölüme hazır bir kahraman ifadesi takındı.

 

Bu sefer, içerideki dünya tekrardan değişti, şimdi karşısında bir kum dünyası vardı. Mesafedeki birçok kasırgaya ilave olarak sayısız büyük kaktüsle doluydu.

 

Diğer iki yerdekiyle aynı olan siyah kule çizgisi mesafede sonsuzmuşçasına uzanıyordu.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Takip eden testler bir bıçak dağında ve bir ormandaydı. Her şeyi birleştirince, metal, tahta, su, ateş, ve toprağı; beş elementi temsil ediyorlardı.

 

Wang Lin aniden Duanmu Ji’nin neden Wang Qingyue’yi aramaya gittiğini anladı. Wang Qingyue’nin Beş Element Kaçış Tekniği’yle, hangi deneme olursa olsun, ister bıçak dağı, orman, buz dünyası, ateş denizi, veya sonsuz çöl olsun, hepsini aşmak oldukça kolay olurdu.

 

Wang Lin seçebilirse, o zaman kesinlikle çölü seçerdi. Sonuçta, orada son derece kullanışlı olan, Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni biliyordu.

 

Wang Lin yakındaki bir taş sütunun üzerine uçup girdaba doğru sürmeden önce biraz düşündü. Yukarı baktı ve şeytana kısa bir bakış attı. Şeytan iç çekti ve uysalca girdaba girdi.

 

Çok geçmeden, tam taş girdaba girmek üzereyken, Wang Lin geri bir taşın arkasına zıplamak için atladı. Şeytan üzgün bir ifade dışarı çıktı ve geri girdaba girdi.

 

Bu böyle devam etti ve şeytan dördüncü kez içeri girdiğinde, Wang Lin’in gözleri parladı ve girdabın içine atıldı.

 

Önünde ona doğru gelen şiddetli çöl rüzgarlarıyla sonsuz bir çöl belirmişti. Mesafede sayısız siyah kasırga vardı. Zeminden gökyüzüne kadar uzanıyorlardı. Her yerde olduklarını söylemek yanlış olmazdı.

 

Rüzgarın yanında, birine çarpması durumunda sert bir yumruk hissi yaşatacak olan kum da vardı.

 

Şeytan geri ejderha tendonuna döndü. Genç adam yerdeki kuma dokundu, ileri bir adım attı ve zeminde kayboldu. Yeniden belirdiğinde, çoktan 300 metre uzağa varmıştı.

 

300 metre uzakta toprak denemesinin ilk kulesi yer alıyordu. Kulenin içine ilerlediğinde, dışarıdaki kanat sesleri aniden kayboldu. Kulenin içi tamamen sessizdi.

 

Wang Lin dikkatle kuleyi incelerken, ifadesi ciddileşti. Bu kule toplamda üç kata sahipti. İlk iki katta hiçbir şey yokken, üçüncü katta kalın bir kum katmanıyla kaplı bir masa vardı. Wang Lin etrafına bakındı ve tam geri aşağı inmek üzereydi ki, masaya baktığında aniden gözleri parladı.

 

Yandan baktığında, masanın bir noktasının kalanından daha yüksekte olduğunu fark etmişti. Elini sallayarak kum katmanını uzağa savuran bir meltem oluşturamadan önce, bir bakış atmak için yakınlaştı.

 

Masada bir kelime dizisi belirmeye başladı. Wang Lin elini birkaç kez daha salladı ve yavaş yavaş meltemler oluşturarak, kelimelerin daha da görünür olmasını sağladı.

 

Bu sözlerin buraya daha önce gelen birisi tarafından bırakıldığı ve uzun bir zaman zarfının ardından tozla kaplandığı açıktı.

 

‘’Bu yere girdiğimden dolayı, imzamı bırakmaya karar verdim!’’ Bu birkaç söz, genç adamı ittiren bir kuvvet gibi, güçle kaplıydı. Wang Lin siyah kuleden ayrılmadan önce biraz düşündü.

 

Siyah kuleden ayrıldığı anda, uluyan rüzgar tekrardan ortaya çıktı. Kum gökyüzüne yükselerek, her şeyi kaplıyor ve gökyüzünün kararmasına neden oluyordu.

 

Wang Lin sadece Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni kullanarak yeraltından ilerliyordu. Gökyüzünde güçlü kısıtlamalar olduğundan uçmaya cesaret edemiyordu, zira havalandığı anda ölürdü. Biraz düşündü, sonrasında bir uçan kılıç çıkarıp gökyüzüne fırlattı. Uçan kılıç gökyüzüne atıldı. 300 metre yüksekliğe ulaştığında, hiçlikten bir siyah rüzgar belirdi ve uçan kılıcı toza çevirdi.

 

Wang Lin’in ifadesi aynı kaldı. Zaten böyle bir şeyin yaşanacağını tahmin etmişti, ve uçan kılıç sadece bir onaydı. Etrafa bir bakış attı. Bu yer sıradaki kuleden yaklaşık 100 kilometre uzaktaydı. Biraz düşündükten sonra, bir adım attı ve Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni kullanarak yeraltından ilerlemeye başladı.

 

Bu sefer, Wang Lin Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni kullanmasına engel olan bir kuvvetin varlığını açıkça hissedebiliyordu. Ne var ki, bu kuvvet çok güçlü değildi, yani Wang Lin’in karşı koymak için sadece birazcık ruhsal enerji kullanması yeterliydi. Bu da, bu 100 kilometrelik mesafeyi güvenle geçmesine izin verdi.

 

İkinci kuleye vardıktan sonra, her yerini araştırdı ve hiçbir şey bulamadı. Antik İmparator’un ve diğerlerinin de bu toprak denemesinden geçip geçmediğine emin değildi. Ancak, duyduklarından ve bahsettikleri buz kalkanıyla, görünüşe göre burası yerine su denemesinden geçecekler gibiydi.

 

Tam da o anda, Wang Lin’in birkaç on bin kilometre ilerisinde, Kambur Meng siyah bir kulede kasvetli bir ifadeyle duruyordu. Dışarı baktığında, siyah rüzgarların bölgeyi çevrelediğini gördü. Rüzgarların uluma sesleri kulenin içine gelirken tıpkı hayat haykırışlarını andırıyordu.

 

Şu anda oldukça sefil bir durumdaydı. Omzundaki kara kurbağası bile oldukça zayıf görünüyordu; zayıfça vıraklarken kafasını sallıyordu.

 

Omzundaki kara kurbağasına dokunurken, kalbinde derin bir nefret belirdi. Birkaç ay önce, o, Altı Arzunun Şeytan Lordu, ve diğerleri kırmızı ejderha tarafından takip edilmişti. Hiçbiri ejderhaya denk değildi, ve birlikte çalıştıklarında bile, yine de dayanamıyorlardı. Nihayetinde, her birisi tek başına kaçabilmişti.

 

Herkesin hedefi geçidin üstündeki girdaptı. Sadece girdabın içine giderek ve ilk denemeye girerek bu tehlikeden kaçabilirlerdi, lakin arkalarındaki kırmızı ejderha çok yakındı, bu yüzden asıl planları suya düşmüştü.

 

Başlangıçta ilk denemeye birlikte girmeyi ve aşmak için herkesin gücünü kullanmayı planlamışlardı. Bu yolla, ilk denemenin zorluğu büyük oranda azalacaktı. Ayrıca ruhsal enerjilerini saklayabilecekler ve ikinci denemede kullanacaklardı.

 

Ne yazık ki, kırmızı ejderha basbayağı aşırı güçlüydü, ve yeteneği herkesin baş etmesini zorlaştırıyordu, bu yüzden tek yapabildikleri kaçmaktı. Girdabın önüne vardıklarında, herkes kaçmaktan başka bir düşünceleri olmadan atılmıştı. Sonuç olarak, herkes zor bir ortama denk gelmişti.

 

Aralarından Kambur Meng toprak denemesine girmişti. Çölü gördüğünde, kalbi teklemişti. Başlangıçta buz dünyası olan, su denemesine girmeyi planlamışlardı. Buraya geçen gelişlerinde, birçok ölümden sonra su denemesini geçebilmişlerdi. Tehlikeli olsa da, dörtlü zaten bir kere geçtiği için şanslıydılar. Ayrıca bütün hazinelerini o yere direnmek için hazırlamışlardı, yani geçeceklerine emindiler.

 

Ne var ki, Kambur Meng daha önce hiç toprak denemesini deneyimlememişti. Sonuç olarak, sadece zor bir karar alıp kendisini ilerlemeye zorlamıştı. İlk 10.000 kilometre nispeten güvenliydi, lakin ardından, siyah rüzgar gökyüzünü kaplamış ve kamburu yere vurmuştu. Ek olarak, siyah rüzgarın içindeki gizemli yaratıklar ses saldırısı kullanarak, karşısında kendisini korumayı oldukça zorlaştırmıştılar.

 

Başlangıçta, o kadar çok yaratık yoktu, bu yüzden hepsini birer birer zehirle öldürmüştü. Ancak, çok geçmeden ne kadar çok öldürürse, daha fazlasının belirdiğini fark etmişti. Son büyük savaşta, o yaratıklardan en azından 10.000’i haykırıyordu.

 

Lakin, Kambur Meng bir Ruh Oluşturma gelişimcisiydi, ve de zehirlerde uzmanlaşmış birisiydi. Ses saldırısı savunmasını indirmesine neden olsa bile, en sonunda yine de hepsini öldürmüştü. Lakin çok uzaklaşamadan, 10.000’i aşkın yaratık tekrardan belirmişti.

 

100.000 tane öldürdükten sonra, 1 milyon tane gelmişti. 1 milyon tane öldürdükten sonra da, 10 milyon tane. Her siyah kasırganın içinde sayısız yaratık vardı. Gerçekte, bu siyah rüzgarlar o yaratıklarının kanat hareketleri tarafından oluşturuluyordu.

 

Daha da fazla öldürmeye devam etti, ta ki kaç tane öldürdüğünün sayısını unutana kadar. Bedenindeki ruhsal enerji tükendi ve dengesiz bir durum aldı. Sonunda son yaratıkları geçmesini sağlayan bir yol açabildi ve siyah kuleye girdi. Şimdi de ayrılmaya cesaret edemiyordu.

 

Bir Ruh Oluşturma gelişimcisi olduğu ve zehirlere sahip olduğu düşünülse bile, sarsılmıştı. Basbayağı aşırı fazla düşmanı vardı, ve eğer dışarıdaki bütün hepsini öldürmeyi başarırsa, hemen ardından on kat daha fazlasının belirmesinden korkuyordu.

 

Sonsuz çölde sayısız siyah kasırga vardı. 10 kat daha fazlasından bahsetmiyordu, 100 katını, 1.000 katını, hatta daha çok 10.000 katını belirtiyordu. Bunu düşünürken, Kambur Meng’in kalbi soğuklaştı.

 

Yaratıkların hiçbiri tek başına güçlü olmasa da, onlardan 1 milyar ya da 10 milyar tane olursa, o zaman birleşik ses saldırıları kendisi gibi bir Ruh Oluşturma gelişimcisinin bile ruhunu parçalayabilir hatta bedenini parçalayabilirdi.

 

Wang Lin daha ileri ilerledikçe, kafası da bir o kadar karışıyordu. Çoktan 1.000 kilometreyi aşkın mesafe kat etmişti, lakin birkaç büyük kasırga dışında, başak hiçbir tehlike yoktu. Sadece yeraltının direnci daha da güçlü bir hal alarak, genç adamı yavaşlamaya zorlamıştı. Bu güce karşı koyarken bedenindeki ruhsal enerjinin yarısından fazlasını kullanmıştı.

 

Wang Lin siyah kulelerden birinin önünde belirdi. Bu siyah kule 300 metre uzunluğundaydı ve gökyüzünü delip geçiyordu. Wang Lin tam kuleye girecekken, yere baktığında ifadesi değişti. Kalın kum katmanında birkaç hareket izi vardı. Sanki bir şey nazikçe dokunup geçmişti.

 

Wang Lin yavaşça ilerledi ve yere baktı. Hızlıca ve dikkatlice kulenin her katını kontrol ederken gözleri ışıldadı. Kulenin tepesinde, bir kum yığını oluşturmuş birçok ayak izi buldu.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı. Ondan önce toprak denemesine birisinin girdiğine emin değildi. Buradaki izlere bakarak, uzun zaman önce burada olmadıkları belliydi.

 

Wang Lin kulenin tepesinde durdu ve dışarı baktı. Buradan baya uzağı görebiliyordu, mesafede, sayısız siyah kasırga dışında, hiçbir şey yoktu.

 

Biraz düşündükten sonra, kayıtsızca ilerlerken oldukça yavaşladı. Önünde kim olduğu önemli değildi; bir kere onlarla karşılaşınca, genç adam kesinlikle onlar tarafından kontrol edilecekti. Ancak, aralarındaki mesafeyi kontrol edebilirse, o zaman bu toprak denemesini geçmek için güçlerini ödünç alabilirdi.

 

Bu düşüncelerle, Wang Lin yavaşça Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni kullanarak ilerledi. Sonuç olarak, başlangıçtan 10.000 kilometre uzaktaki siyah kuleye vardı. Yol boyunca, bir siyah kuleyle her karşılaşmasında ilk şeytanı gönderiyordu. Sadece şeytan kontrol ettikten sonra dikkatle giriyordu.

 

Zaman yavaşça geçti. Yarım ay sonra, kulelerin uzunluğu 2500 metreye ulaşmıştı. Wang Lin kulenin tepesinden aşağıya baktı.

 

Yol boyunca, her kulenin tepesine çıkıp oradan mesafeye bakmaya alışmıştı. Sanki bir şey çağırıyormuş gibi çeşitli boyutlarda kasırgaların tek bir yöne doğru gittiğini görünce aniden gözbebekleri küçüldü.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Kulenin altına gitmeden önce bir süre izledi. Kulenin altından, yeraltına girdi ve ilerlemeye devam etti.

 

Yeraltının direnci şimdi daha da güçlüydü. Artık kuvvete karşı koymak için ruhsal enerjisinin %80’ini kullanması gerekiyordu. Böylece Yeryüzü Kaçış Tekniği’ni kullanmaya devam etti. Wang Lin ilahi hissiyle önündeki kumun içinde siyah bir ışık fark etti. Birdenbire pis bir koku belirdi, ve Wang Lin tereddüt etmeden Kambur Meng’in verdiği hapı ağzına attı. Ardından, yukarı çıktı ve yerüstüne belirdi.

 

Bu bir siyah kuleye ulaşmadan önce yüzeye çıktığı ilk seferdi.

 

Yüzeyde belirdiği anda, rüzgarın uluma sesleri arttı. Rüzgarın neden olduğu baskı bedenine vurarak canını acıttı. Lakin o anda, Wang Lin eliyle bir mühür oluştururken böyle şeyler hakkında daha fazla endişelenecek durumda değildi. Bağırdı, ‘’Git!’’

 

Aniden garip bir rüzgar belirdi. Siyah kasırganın arasında hareket etti ve ardından çölün etrafında hareket etmeye başladı. Yavaş yavaş, çöl görünmez bir el tarafından araştırılıyor gibi görünmeye başladı. Bu el sayısız siyah yaratık cesedi buldu.

 

Bu yaratıklar arkalarındaki bir çift kanatla sadece bir yumruk büyüklüğündeydiler. Dişleri keskindi ve yüzleri vahşiydi.

 

Wang Lin’İn ilahi hissi yayıldı. Burada 10.000’den az ceset yoktu, ve bedenlerin hepsi siyahtı, bu güçlü bir zehir yüzünden öldükleri anlamına geliyordu.

 

Wang Lin anında önündeki kişinin Kambur Meng olduğunu fark etti.

 

Kambur Meng’i düşünürken, Wang Lin alayla sırıttı, lakin içinden daha da tetikteydi. Tekrardan yeraltına daldı ve sıradaki kuleye doğru ilerlemeye devam etti.

 

Birkaç saat sonra, Wang Lin’in ilahi hissi, önünde sadece ileri geri hareket eden küçük bir kasırga olan sıradaki kuleyi buldu.

 

Wang Lin geri çekilirken biraz düşündü. Etrafından gitmeyi ve sıradaki kuleye doğruca gitmeye karar verdi. Ancak, tam o anda, siyah kasırga yavaşça ona doğru gelmeye başladı.  Kasırga yerden kum kaldırdı. Biraz kum kuleye çarparak, bir dizi tıkırdı sesi oluşturdu.

 

Wang Lin alayla sırıttı. İlahi hissini yaydı ve bu yönde sadece tek bir kasırga olduğunu keşfetti. Ji Alemi İlahi Hissi belirdi ve siyah kasırgaya girdi. Genç adam kasırganın içinde 1.000’i aşkın ilahi his olduğunu fark etti.

 

Her bir ilahi his yaklaşık olarak bir Merkez Oluşturma geliştiricisine eşdeğerdi. Kadim Ruh aşamasının üzerinde olmadıkları sürece, Wang Lin’e bir tehdit yaratmıyorlardı. Sadece bir süpürüşle, yaklaşık yüz ilahi his yok oldu. Ancak, kalan 900 ilahi his Wang Lin’in ilahi hissine doğru atılan bir kılıç oluşturmak için bir araya toplandı.

 

Kasırga aniden bir anlığına durdu, ve bu duraksama kasırganın kaybolarak, içindeki sayısız küçük yaratığın görünmesine neden oldu.

 

Bu küçük yaratıklar tam olarak Wang Lin’in daha önce gördükleriyle aynıydı. Hepsi kanat çırpışlarıyla ve garip haykırışları bir araya gelerek topluluk oluşturmuşlardı.

 

Bu sesler toplanarak devasa bir ses dalgası oluşturdu. Aynı zamanda, ilahi hisler karışarak bir kılıç şekli aldı. Kısa süre sonra, kılıç oluşarak, hemen arkasındaki ses dalgasıyla Wang Lin’e doğru saldırdı.

 

Wang Lin hızlıca ilahi hissini çekerken kaşlarını çattı. Boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve şeytan dışarı uçtu. İlahi histen oluşan kılıcı görünce, şeytan hemen heyecanlandı ve Wang Lin’in emrini beklemeden atıldı.

 

Şeytan atılırken, ilahi his kılıcı ve ses dalgası ardı ardına vardı. Şeytan bedeni bir duman bulutuna dönerken heyecanlı bir kükreme savurdu. Duman bulutu yayıldı ve hızlıca bütün küçük yaratıkların ilahi hissinden oluşmuş kılıcı çevreledi. Ses dalgası saldırısına gelirsek, gerçekten bir bedeni olmadığından şeytanın üzerinde etkisizdi, yani içinden geçip gitmişti.

 

Aynı zamanda, Wang Lin ağzını açtı ve kristal bir ışık tükürdü. Kristal kılıç yaratık grubuna doğru atıldı. Yaklaştığında, bütün küçük yaratıklar dağıldı. O kadar fazlaydılar ki gökyüzünü kaplıyorlardı.

 

Bütün bunlar bir anda yaşandı. Wang Lin küçük yaratıkların dağıldığını gördükten sonra, hızlıca boyutsal çantasına vurdu ve yüzlerce uçan kılıç dışarı uçtu. Wang Lin’in ilahi hissi her kılıca bağlandı. Ji Alemi İlahi Hissi’nin gücünü kullanarak, uçan kılıçlar küçük yaratıklara doğru yağmur olup aktı…

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37504 Bölüm Sayısı


creator
manga tr