Bölüm 167: Şeytanların Toplanması

avatar
1385 0

Xian Ni - Bölüm 167: Şeytanların Toplanması


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Parçalanmış kayaları yerde tutan gizemli bir güç vardı. Bu 300 metrelik geniş bölgeye ‘’Kaotik Kırık Yıldızlar’’ ismini veren de buydu.

 

Ayrıca burası bir ölü bölge olarak görülüyordu. Kadim Ruh aşamasındaki birileri o bir günü beklemeden kırmızı sisi güçle aşmak isterse, o zaman on kişiden, birkaçı başarılı olurdu.

 

Ancak, güçle Kaotik Kırık Yıldızlar’ı geçmek isterlerse, o zaman on kişiden, hepsi ölürdü. Burası Şeytanlar Denizi’ndeki en tehlikeli yerlerden birisi olarak dikkate alınıyordu.

 

Efsaneye göre Şeytanlar Denizi’ndeki bütün su sise dönüşmeden önce bu yer mevcutmuş. Sayısız yıllar boyunca, birçok gelişimci içine girmek istemiş, ama pes etmeye zorlanmışlar. Başarıyla girenlerse hiç geri dönmemiş.

 

5.derece ölümsüz ülkeleri bile bölgenin karmaşıklığından dolayı insan göndermeyi zor buluyordu. Ayrıca, kimse tam olarak içinde ne var bilmiyordu, bu yüzden bütün çabalarını içinde sadece hiçbir şey bulmak için harcarlarsa, gerçekten değmezdi.

 

Zaman geçerken, daha da az gelişimci içeri girmek ister olmuştu.

 

Ne var ki, bu durum 10.000 yıl önce değişmişti. Suzaku’daki tek 6.derece ölümsüz ülkesinden güçlü bir gelişimci gelmişti. Sayısız güçlü gelişimciyle mücadele etmiş ve hiçbirine kaybetmemişti. Sonunda, Kaotik Kırık Yıldızlar’a girmişti, lakin bir daha asla görülmemişti.

 

On yıl sonra, Suzaku Şeytanlar Denizi’ne Kaotik Kırık Yıldızları mühürlemek için sayısız uzman göndermişti. Buraya girmeye cesaret edenlerin merhametsizce öldürüleceğini duyurmuşlardı.

 

Sonuç olarak, bu yer bir yasak bölge halini almıştı. Geçen onca yılın ardından korkuları kaybolsa dahi, yine de 10.000 kilometre yakınında hiç gelişimci yoktu.

 

Bu günde, Kaotik Kırık Yıldızları’n dışındaki karanlık bir vadide, devasa bir girdap belirdi. Bu girdap zeminde bir giriş açılana kadar büyümeye devam etti. Zemindeki aşırı eski aktarım dizisi parlamaya başladı. İçinde üç figür belirene kadar parladıkça parladı.

 

Wang Lin aktarım dizisinde belirdiğinde, ilk gördüğü şey etrafta süzülen kayalarla dairesel bölgeydi. Çeşitli boyutlardaki taşlar dairesel bir yörüngede hareket eden mor yıldırım iplikleriyle bağlıydı.

 

Mesafeden, bu bölge tamamı bir insanın görünüşe sığmayacak boyutuyla 300 metre genişliğindeydi.

 

Bu Wang Qingyue’nin de burada olduğu ilk seferdi. Kaotik Kırık Yıldızlar’a bakarken gözleri parladı ve sordu, ‘’Bu yer Kaotik Kırık Yıldızlar mı?’’

 

Duanmu Ji pişmanlıkla yukarıya baktı. Uzun bir süre sonra, yavaşça konuştu, ‘’Evet, bu yer. Bin yıl geçse de, hiç değişmemiş.’’

 

Wang Qingyue’nin gözleri dudaklarını yaladığı esna da daha parladı, ‘’Söylentiye göre 10.000 yıl önce Suzaku’nun bir numaralı uzmanı Kaotik Kırık Yıldızlar’da kaybolmuş. Bu yer hakkında neyin bu kadar gizemli olduğunu görmek istiyorum.’’

 

Wang Lin Duanmu Ji’ye seslenmeden önce biraz düşündü, ‘’Kıdemlinin bahsettiği yer Kaotik Kırık Yıldızlar’ın içinde mi?’’

 

Duanmu Ji Kaotik Kırık Yıldızlar’a doğru bakarken onayladı. Konuştuğu esnada, endişeli bir ifade takındı, ‘’Bu kırık kayaların bölgesi gizemli bir güce sahip. Bölgeye girince, gizemli güç bedeninize girecek. O kırık kayalar sizinle aynı bir klon oluşturmak için olağandışı bir güç kullanacak. Bu klon ayrıca sizden gelişimde bir seviye yüksek olacak. Onun gelişimini aşmak için ne yöntem kullanırsanız kullanın, işe yaramaz. Klon belirince, 150 metre ilerlemek için klonu yenmelisiniz. 150 metreyi aştığınızda, iki klon daha belirecektir. Sadece onları yenerek Kaotik Kırık Yıldızları geçebilirsiniz."

 

Wang Lin kafasını kaldırdı ve yukarı baktı. Duanmu Ji Wang Lin’in en düşündüğünü biliyormuş gibi görünüyordu, konuşmaya başladı, ‘’Kayaları altından veya üstünden uçarak atlatabilseniz de, klonlar hala belirecektir, ve bir kerede on tane olacaktır.’’

 

Wang Lin bölgeye baktı ve sessizce düşündü.

 

Wang Qingyue gözleri parlamadan önce bir süre izledi ve ardından acımasız bir gülümseme takındı. Söylendi, ‘’Ne ilginç yer ama. Kendim kontrol etmek zorundayım!’’ Bununla birlikte, bedeni kayboldu ve Kaotik Kırık Yıldızlar’ın dışında belirdi. Tereddüt etmeden, içeri adım attı.

 

Wang Lin gözlerini bir kere bile kırpmadan dikkatle yukarı baktığı esnada odaklandı. Ancak Wang Qingyue tam olarak sınıra girdiğinde, birkaç kırık kayanın bir araya toplandığını ve mor bir yıldırım ağı oluşturduğunu gördü. Mor yıldırım ağının içerisinde, tam olarak Wang Qingyue’nin aynısı gibi görünen bir klon belirdi.

 

Yüzlerindeki gülümseme bile tam olarak aynıydı. Tek kelime etmeden, klon atıldı ve ikilinin olduğu yerden savaşma sesleri yankılandı.

 

Duanmu Ji homurdandı. ‘’Dönmesi çok sürmez. Senden bir seviye yüksek bir klonla nasıl dövüşebilirsin ki?’’

 

Wang Lin biraz düşündü ve sordu, ‘’Peki geçen sefer siz nasıl girdiniz?’’

 

Duanmu Ji aktarım dizisini işaret etti ve yanıtladı, ‘’Şunun vasıtasıyla! Geçen sefer aramızda bir aktarım dizisi uzmanı vardı. Kaotik Kırık Yıldızlar’dan, içeri bir aktarım dizisi oluşturmamızı sağlayan belgelenmiş bir metodunda dahil olduğu, birkaç miras elde ettik. Sadece 10 zirve kalite ruh taşı kullanarak girmeyi başardık.’’

 

Wang Lin hafifçe kaşlarını çatarak sordu, ‘’Kaotik Kırık Yıldızlar’ın içinde tam olarak en var?’’

 

Duanmu Ji elini sallayıp üzerine yerleştirdiği ilahi his damgasını geri çekmeden önce Wang Lin’e baktı. Yavaşça söylendi, ‘’Unut gitsin. Zaten burada olduğumuza göre, söylemem sorun olmaz. Bulduğumuz kayıtlara göre, Kaotik Kırık Yıldızlar’ın içinde bir antik tanrının cesedi var.’’

 

Wang Lin afalladı. ‘’Antik tanrı?’’

 

‘’Antik tanrı antik gökyüzü gelişimcilerine benzer bir varlıktır, ve hatta bazı kayıtlarda antik semavi gelişimcilerinden daha da güçlüdür!’’ Bunu söyleyen kişi Duanmu Ji değildi. Söyleyen kişi aniden Duanmu Ji’nini yanına varan siyahlara bürünmüş bir yaşlı adamdı.

 

Yaşlı adam oldukça uzun ve cılızdı. Uzun, beyaz sakalı rüzgarda dalgalanıyordu ve yüzü bir ölümsüzün havasıyla kaplıydı. Elindeki püskülle, gerçekten bir ölümsüz gibi gözüküyordu. Gülümseyerek Wang Lin’e kafa sallarken arkadaş canlısı bir ifade takınmıştı. ‘’Küçük dostum, antik tanrının gücü zaten bizim anlayışımızı kırıp geçmiş ve hayal edilemez bir sınıra ulaşmıştı. Antik tanrıların antik ölümsüz dünyasından bile önce yaşadığını da söyleyeyim.’’

 

Wang Lin’in ifadesi sakin duruyordu, lakin içinde aşırı ihtiyatlıydı. Bu kişi dost canlısı gibi dursa da, bu kişinin gelişim seviyesinin Duanmu Ji’den bile daha yüksek olduğuna dair, içinde belli belirsiz bir duygu vardı.

 

Yaşlı adam konuşmasını bitirdi ve yüzündeki gülümsemeyle püskülü salladı. Ancak, bu gülümseme bir parça kötü niyet barındırıyordu.

 

Wang Lin bütün zaman boyunca tetikteydi. Yaşlı adam püskülü salladığında, güçlü bir tehlike hissiyatı hissetmişti. Hızlıca geri çekilirken tereddüt etmedi. Boyutsal miktarını büyük miktarda tılsım çıkarmak için tokatladı. Bütün bu tılsımlar savunma türüydü.

 

Bütün tılsımlar parçalandığı sırada, bir dizi çatlama sesi duyulabildi.

 

Aynı zamanda, Duanmu Ji öne doğru bir adım attı ve Wang Lin’le yaşlı adamın arasında durdu. Bir yarım halka ışık perdesi belirdi. Püskülün saldırısını karşıladı. Duanmu Ji yaşlı adama Wang Lin’in hiç görmediği bir şekilde bakarken ışık perdesi bocaladı. Kelime kelime, söylendi, ‘’Antik İmparator, bu çocuk üçüncü alemi geçmemiz için aşırı önemli. Ortalığı karıştırma!’’

 

Antik İmparator bu sözleri duyduktan sonra, hareket etmedi, lakin yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. İlahi hava tamamen kayboldu ve sakince ‘’Emin misin?’’ derken daha da korkutucu göründü.

 

Duanmu Ji onaylayarak söylendi, ‘’Ölümün Fısıltısı’nı biliyor!’’

 

Antik imparator dönüp kenara ilerlemeden önce Wang Lin’e baktı. 10 metre uzaklaştıktan sonra durdu ve sessizce Kaotik Kırık Yıldızlar’a doğru baktı.

 

Wang Lin’in ifadesi oldukça kasvetliydi. Bu Antik İmparator açıkça bir deliydi. Bir an arkadaş canlısı bir tonda konuşuyordu ve sonraki an saldırarak, aksi doğasını sergiliyordu.

 

Duanmu Ji Wang Lin’in yanında durdu ve bir ses aktarımı gönderdi, ‘’Bu yaşlı adam Gun Lan diye çağrılıyor, lakin hepimiz ona Antik İmparator deriz. Gelişimi aşırı güçlü; ben bile onu yeneceğime dair güvene sahip değilim. Merhametli bir kişi gibi numara yapıyor, lakin aslında acımasızın teki. Sayısız kişiyi katletti ve tam bir deli. Şeytanlar Denizi’nde aşırı ünlüdür.’’

 

Wang Lin Antik İmparator’a bakarken, ve ardından ara sıra kana susamış sesler çıkartırken kendi klonuyla savaşarak eğlenen Wang Qingyue’ye baktı. İçine bir ağırlık çökmüş gibi hissediyordu.

 

Antik İmparator bir deliydi ve bu Wang Qingyue çılgının tekiydi. Sadece Duanmu Ji normal gözüküyordu.

 

Fısıldarken Duanmu Jie’nin ifadesi hafifçe değişti, ‘’Biri daha geldi.’’

 

Gökyüzünün kenarından bir ejderha teknesi geldi. Teknenin üzerinde çok yakışıklı bir adam duruyordu, lakin dudakları biraz ince olduğundan, acımasız bir his veriyordu. Elleri arkasındaydı ve yukarıya bakıyordu.  Altın işlemeleriyle açık kırmızı kıyafetler giyiyordu. Uzun, siyah saçı arkasında dağılmıştı ve rüzgarla birlikte hareket ediyordu.

 

Yanında bir figür duruyordu. Bu figür çok gençti, yirmi yaşları civarında gösteriyordu. Bu genç adam süssüz görünüyordu, lakin ara sıra gözlerinde kırmızı bir ışık beliriyordu. Ejderha teknesi yaklaştıktan sonra, kırmızılar içindeki adam aşağı atladı ve genç adam da arkasından hızlıca takip etti.

 

Wang Lin kırmızılar içindeki adamı inceledi. Bu figür soğuk bir aura yayıyordu. Bu soğukluk asla erimeyen bir parça buz gibi kemiklere işliyordu.

 

Kırmızılar içindeki adam indikten sonra, soğukça etrafına bakıştı.  Bakışları Kaotik Kırık Yıldızlar’ın içindeki Wang Qiangyue’de durdu, ardından Duanmu Ji’ye dönmeden önce Wang Lin’e baktı. Sesi buz kadar soğuktu, ‘’Şu festivale bak be!’’

 

Duanmu Ji kahkaha attı ve konuşmaya başladı, ‘’Sekiz Arzu Şeytan Lordu, 100 yıldır görüşmüyoruz. Görünüşe göre gelişim seviyen artmış!’’ Bununla birlikte, kırmızılar içindeki adama bir ses aktarımı gönderirken ağzı hafifçe oynadı. Sekiz Arzu Şeytan Lordu aniden şaşırıp bakışlarını Wang Lin’e çevirene kadar dinledi. Bir süre baktıktan sonra, söylendi, ‘’Küçük kardeş, eğer üçüncü alemi geçmemizi sağlayabilirsen, o zaman ben, Xu Liqing, güvenliğini koruyacağıma dair söz veririm!’’

 

Tam konuşmasını bitirmişti ki, arkasındaki genç adamın ifadesi değişti. Wang Lin’e doğru olan bakışları yavaş yavaş düşmanca bir hal aldı.

 

Wang Lin ellerini birleştirdi ve karşılık verdi, ‘’Çok teşekkürler!’’

 

Kırmızılar içindeki adam bakışlarını çekmeden önce onayladı ve Duanmu Ji’ye seslendi, ‘’Tek kalan Hunchback Meng. 300 yıl önce Devasa Şeytan Klanı’nı rahatsız ettiğini ve on savaş şeytanı tarafından takip edildiğin duymuştum. Hala hayatta mı değil mi bilmiyorum.’’

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18424 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37654 Bölüm Sayısı


creator
manga tr