Bölüm 159: Yeşil Cübbeli Yaşlı Adam

avatar
1377 0

Xian Ni - Bölüm 159: Yeşil Cübbeli Yaşlı Adam


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Yeşil cübbeli yaşlı adam su kabağının tepesinde oturuyor ve gökyüzüne bakıyordu. Su kabağına hafifçe vurdu, tam yükselecekti ki ifadesi değişti. İki parmağını kaldırdı ve aniden yüzünün önünde beliren bir kristal ışığı yakaladı. Alayla gülümsedi, lakin bu alayı anında değişti.

 

Parmaklarının arasındaki uçan kılıç yavaşça kayboldu. Bu bir ardıl görüntüydü!

 

Yaşlı adam kristal kılıç yüzünü sıyırırken aniden kafasını hareket ettirdi. Kristal ışık kaybolmadan önce birkaç kez daha yanıp söndü.

 

Yaşlı adam durmadı, lakin yüzü kasvetliydi. Parmağıyla yanağından kanı sildi, ardından bu parmağını ağzının yanına yerleştirdi ve gözlerini düşünmek için kapatmadan önce kanı yaladı.

 

‘’Bu küçük serseri son derece cesurmuş!’’ Uzunca bir süre sonra, gözlerini açtı ve su kabağına vurdu. Su kabağı asıl boyutuna geri küçüldü. Yaşlı adam su kabağını açtı ve bir yudum aldı. İçindeki sıvı tatlı bir koku saçıyordu.

 

Hou Fen

 

Ateş yaratıkları kargaşası 4.derece ölümsüz ülkesi tarafından çözülmüş olsa da, ateş elementiyle kaplı ruhsal enerji, gelişimi imkansız hale getiriyordu. Zeminin aşırı sıcak olduğu gerçeği de eklenince, ülke çoğunlukla lav içinde kalmıştı ve volkanlar patlamaya devam ederek, ölümlü krallıklarını çöle çeviriyordu.

 

Önceki imparatorluk şehri lavla kaplıydı ve bütün binalar yok olmuştu. Hou Fen’de yaşayan hiç canlı kalmamıştı; bütün ülke sessiz bir mezar gibiydi.

 

Wang Lin ve Li Muwan hızlıca ülkenin üzerinden uçuyordu. İkisi de Hou Fen’e ne olduğunu görürken sessizce düşünüyordu. Wang Lin bütün bunlar hakkında karmaşık duygulara sahip olsa da, Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un ateş ruhunu özümsediği gerçeği olmasaydı, o zaman özümsenen o olacaktı..

 

Bütün bunlar sadece bir tesadüf olarak düşünülebilirdi; yanlış veya doğru yoktu. O anda bir şans verilseydi, sonucu bilse bile, yine de aynı şeyi yapardı.

 

İkili gökyüzünde kayan bir yıldız gibi ilerliyordu. Çok geçmeden, ilk karşılaştıkları yeri geçtiler. Li Muwan Wang Lin’e baktı ama tek kelime etmedi.

 

Wang Lin’e gelirsek, arkasından gelen figürü düşünüyordu ve başka herhangi bir şeyi düşünecek zamanı yoktu. Wang Lin aniden kolunu arkasına doğru uzattı ve kristal kılıcı yakaladı.

 

Wang Lin uçan kılıcın üzerindeki kan izine bakarken aniden durdu. Kanı eline sürdü ve ardından, bir süre inceledikten sonra, ifadesi oldukça huzursuz bir hal aldı. Bu kandaki yoğun ruhsal enerjiyi hissedebiliyordu. Bu kadar küçük miktardaki kanda bu kadar çok ruhsal enerji vardı. Bu figür nasıl bir tür gelişim seviyesine ulaşmıştı?

 

Yeşim bir şişe çıkardı ve kanı içine koydu. Şu anda, kalbinin üzerine ağır bir dağ düşmüş gibi hissediyordu. Kafasının üzerindeki devasa ‘’Cezalandır’’ yazısına bakıp alayla sırıttı, ardından Li Muwan’ı tutarken daha da hızlı uçmaya başladı.

 

Hou Fen’in sınırını hızlıca geçtikten sonra, ikili Hou Fen Birliği’nin başlangıçta inşa ettiği üssü görebilmeye başlamıştı. Dağın tepesinin üzerinde Hou Fen’in dört bayrağı yükseklerde dalgalanarak, bu bölgenin Hou Fen Birliği’ne ait olduğunu gösteriyordu.

 

Buraya vardıktan sonra, Wang Lin duraksadı. Biraz düşündü ve ardından söylendi, ‘’Seni geri göndereceğim.’’

 

Li Muwan arkasına baktığı esnada alt dudağını ısırdı ve konuşmaya koyuldu, ‘’Lou He Tarikatı’na biraz saklanmak için benimle geri dönmeye ne dersin?’’

 

Wang Lin sakince yanıtladı, ‘’Gerek yok.’’ Bununla birlikte, Li Muwan’a bakarken biraz tereddüt etti. Genç adam alnına vurdu ve Li Muwan’ın ruh kanı özü dışarı süzüldü.

 

Wang Lin hemen arkasına dönmek yerine ayrılmadan önce içine Ji Alemi’nden bir parça bıraktı.

 

Wang Lin yavaşça konuştu, ‘’Geçen dört yıl için teşekkür ederim. Ruh kanı özünün içine ilahi hissimden bir parça bıraktım. Kadim Ruh aşamasının altındaki hiç kimse artık sana zarar veremeyecektir.’’

 

Li Muwan çetrefilli bir bakış sergileyerek sordu, ‘’Gelecekte karşılaşma gibi bir şansımız var mı?’’

 

Wang Lin derin bir nefes vermeden önce biraz düşündü. Bu soruyu yanıtlamak yerine boyutsal çantasından bir şey çıkardı ve Li Muwan’a uzattı. Bu Yüz Yaratık Hap Fırını’ydı. Kun Sang’ı öldürdükten sonra genç adam geri almıştı.

 

Li Muwan Yüz Yaratık Hap Fırını’nı aldı. Biraz baktıktan sonra, kafasını kaldırarak konuşmaya başladı, ‘’Burada geçen birkaç yılda yaptığım haplar var. Yeşim hepsinin açıklamasını içeriyor.’’ Bununla birlikte, 10’dan fazla küçük şişe çıkardı ve Wang Lin’e bir yeşim parçasının yanında uzattı.

 

Wang Lin kabul ettikten sonra, boyutsal çantasının içine yerleştirdi. Ardından Li Muwan’a baktı ve ellerini birleştirdi. ‘’Dört yıl önce, seni buraya güvenle getireceğime dair söz vermiştim. Şimdi sözümü tuttum, ardık birbirimize hiçbir şey borçlu değiliz. Görüşürüz!’’

 

//Şurayı yazarken benim içim acıdı be :/

 

Wang Lin ayrılmak üzereydi ki, Li Muwan aniden bağırdı, ‘’Kıdemli kardeş, bu benden sana bir hediye!’’ Bununla birlikte, beyaz bir yeşim çıkarıp Wang Lin’e attı. Ardından, arkasına bakmadan, Hou Fen Birliği’ne doğru uçmaya başladı.

 

Wang Lin yeşimi yakaladı ve inceledi. İçindeki Li Muwan’ın bıraktığı mesaj kulaklarında yankılandı.

 

‘’Kıdemli kardeş, Wang Er isminizi geçen dört yılda bana hiç söylemediğiniz için bilmiyor. Aynı şekilde sizin de benimkini bilmediğinizi düşünüyorum... Wan Er bu geçen dört yılda beni sayısız kez kurtardığın için size minnettar. Şeytanlar Denizi’nde geçirdiğim zamanı asla unutmayacağım… Ayrılığımız kaçınılmaz olduğuna göre, ve Wan Er kıdemli kardeşin birçok kez kapalı kapı eğitimine gideceğini bildiği için, Wan Er bu yeşimi hediye ediyor. Bu yeşim Wan Er’in formasyon yeteneklerinin özeti. Gelişimlerle birlikte Savaşan Şeytan Tarikatı’nın Savaş Ejderhası Formasyonu’nu bulunduruyor.’’

 

‘’Bu formasyon saldırı ve savunma birleşimi, lakin saldırıyla kıyaslandığında, savunma formasyonun gerçek amacı. Eğer tehlikeye girdiğinde kıdemli kardeşi bir süreliğine koruyabilirse, o zaman Wan Er memnun olacaktır…’’

 

Yeşimi tutarak, Li Muwan’ın sözlerini dinledi, ve figürünün mesafede kaybolduğunu izlerken, Wang Lin düşünmeye başladı. Yeşimi kaldırdı, ardından bedeni aniden yere indi. Bir adım attıktan sonra, genç adam kayboldu. Uzaklaştıktan sonra, alnına dokundu ve bir ışık parlamasında bedeni kayboldu.

 

Cennet’e Başkaldıran Boncuk’a girdi, ve o anda, varlığı kayboldu. Wang Lin Li Muwan’ı bıraktıktan sonra Cennet’e Başkaldıran Boncuk’a girmeye zaten karar vermişti. Öldürme Emri 100 gün sürecekti. Genç adam için, bu sadece Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un içinde birkaç gün fazladan gelişimdi.

 

Bu ayrıca, öldürme emrinin tehlikesini bildiği halde, yine de Qian Kun’u öldürme nedeniydi.

 

Wang Lin’i takip eden yaşlı adam hızlıca Hou Fen’e vardı. Genç adamın Cennet’e Başkaldıran Boncuk’a girdikten kısa süre sonra kaybolduğu noktaya ulaştı. Yaşlı adamın bedeni yeraltında daha ileri giderken yüzü kuşkuyla kaplandı. Bir süre aradıktan sonra, öncesinden daha güçlü bir kuşkuyla yeraltından çıktı. ‘’Gitmiş…ruh kanı özüyle arasındaki bağlantı bile gitti. Görünüşe göre bu küçük serserinin hakikaten birkaç sırrı var.’’

 

Tam o anda, aniden kafasını kaldırdı ve ifadesiz bir şekilde ona doğru uçan üç ışık huzmesine baktı. Çok geçmeden, üç ışık huzmesi gelerek, bir kadın ve iki erkeği gözler önüne serdi.

 

Kadın resmi bir elbise giyiyordu. Son derece uzun boylu gözüküyordu. Solunda siyah cübbeler içinde oldukça yakışıklı bir adam vardı. Tamamen nazik bir baskıya sahipti.

 

Kadının sağında uzun, kırmızı yüzlü yaşlı bir adam vardı. Yaşlı adamın yüzü normal insanlardan farklıydı. Gözleri iki geniş çan gibiydi ve gözbebekleri de iki yanan aleve benziyordu.

 

Yaşlı adam üçlüye bakarak sakince sordu, ‘’Neden üçünüz buradasınız?’’

 

O kadın Feng Luan’dan başkası değildi, ve nazik, bilge görünümlü adam da, hiç şüphe yoktu ki gelişim partneri, Yang Sen’di. Yaşlı adama gelirsek, Savaş Tanrısı Tapınağı’ndan Kadim Ruh atalardan biriydi. Gelişim seviyesi Yang Sen’inkiyle aynıydı.

 

Yang Sen yaşlı adamın gelişimini göremediğinden endişeyle bakıyordu. Ellerini birleştirdi ve sordu, ‘’Ölümsüzlük yoluna adım atmış dostum Xuan Wu’dan mısın?’’

 

Yaşlı adam gözlerini devirip gözlerini devirdi, ‘’Ölümsüzlük yoluna adım atmış dostun da kim? Defol, yoksa Kadim Ruh’unu alacağım ve hazine rafine etmek için kullanacağım.’’

 

Yang Sen’in ifadesi değişti. Alayla sırıttı ve tam konuşacaktı ki, kırmızı yüzlü adam onu durdurdu. Çan vari gözleri yaşlı adamın kıyafetlerindeki yedi altın rengi erik çiçeğine odaklanmıştı ve sordu, ‘’Ekselansınız Şeytanlar Denizi’nden mi?’’

 

Yaşlı adamın kıyafetindeki altın rengi erik çiçeğine bakmadan önce Yang Sen ve Feng Luan birbirlerine baktı.

 

Yaşlı adam kaşlarını çattı, sabrı tükeniyordu. Elini salladı ve üçlü geriye itildi. Güçlü bir rüzgar üçlüyü uzaklara itmişti. Hatta bedenlerindeki Kadim Ruh’ları bile uçurulacakmış gibi hissetmişti.

 

Nihayetinde kendilerini durdurabildikten sonra, üçünün ifadesi de kasvetli bir hal aldı ve Yang Sen sordu, ‘’Gelişim seviyesi ne?’’

 

Kırmızı yüzlü yaşlı adam hüzünle yanıtladı, ‘’En azından geç aşama Kadim Ruh…’’

 

Feng Luan kaşlarını çatıp fısıldadı, ‘’Zou Bin, o altın rengi erik çiçeği neydi?’’

 

‘’Bunu daha önce duyduğunuzu düşünüyorum. 300 yıl önce, Savaş Tanrısı Tapınağı’na girmeden önce, Şeytanlar Denizi boyunca seyahat ettim. Erken aşama Kadim Ruh gelişimim tehlikeli bölgelere girmediğim sürecek kendimi güvende tutacak kadar yeterliydi."

 

‘’Şeytanlar Denizi’nin toplam 999 şehri var, ve 300’den biraz daha fazlası iç denizde. Bu 300 civarı şehir arasında, yedi tanesi Yedi Erik Çiçeği’nin Bölgesi olarak adlandırılıyor.’’

 

‘’Yedi şehir bir erik çiçeği taç yaprağı oluşturarak bağlanıyor. Mesafeden bakarsanız, bunu andırıyor. Toplamda akılalmaz gelişim seviyesine sahip yedi şehir lordu var. Söylentilere göre çoktan Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmışlar, lakin bu söylentiler onaylanmamış.’’

 

Feng Luan’ın kaşları daha da çatıklaştığı esnada sordu, ‘’Az önceki o kişi…’’

 

Yaşlı adamın ifadesi ciddileşirken söylendi, ‘’Eğer yanlış değilsem, o zaman az önceki o figür yedi şehrin birinin şehir lordu! Ancak, Şeytanlar Denizi’nin şeytani gelişimcileri, özellikle de iç denizden olanlar, Şeytanlar Denizi’nden öyle kolay kolay ayrılmaz. Burada uzun süre kalacağını düşünmüyorum."

 

Üçü birbirine baktı. Üçü de kalbinin ağırlaştığını hissedebiliyordu. Hou Fen Birliği’nin dağına dönerlerken yaşlı adamın etrafından dolaştılar.

 

Üçü biraz önce yabancı bir Kadim Ruh gelişimcisinin aurasını hissetmişti, bu yüzden kontrol etmek için gelmişlerdi; ne var ki, böyle uğraşması zor biriyle karşılaşmayı beklemiyorlardı.

 

Yaşlı adam homurdanmadan önce bölgede biraz daha dolaştı ve ilahi hissini yaydı. Bu sefer bir şeyi gözden kaçırmayacaktı. Gökyüzünden bölgeyi dikkatle incelemeye başladı.

 

Yaşlı adamın ilahi hissi yavaşça bölgeyi süpürdü. Yavaş yavaş daha uzaklara yayılmaya başladı, ta ki Hou Fen Birliği’ni bile etkileyen kadar. Ancak, yaşlı adam umursamadı; bölgeyi birkaç kez daha inceledi lakin yine de hiçbir şey bulamadı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr