Bölüm 122: Öldür Onu

avatar
1648 0

Xian Ni - Bölüm 122: Öldür Onu


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Dört yıl önce ayrılan Mai Liang dışında, Savaş Tanrısı Tapınağı öğrencisi on kişiden yalnızca üç tanesi hayatta kalmıştı. Zhou Zihong arkasındaki iyice yaklaşmış garip yaratıklara bakarken iç çekti. İstemsizce Mai Liang aklına geldiği sırada, gözlerini umutsuzluk içinde kapadı.

 

‘’Mai Liang her zaman fare gibi ürkek davranıyordu ve ölümden korkuyordu, ancak vurdumduymaz da çıktı. Küçük çırak kardeşim Tong daha fazla dayanamayınca, dış savaş alanına gönderip kurtulmayı düşünmüştü.  Eğer ona acıyıp yardım ettiği gerçeği olmasaydı, zaten ölmüş olurdu. En azından hala vicdanı var. Birkaç gün önce bana gençliğimi geri kazandıracak bir hap vermişti. Acaba doğru muydu…’’

 

Kalbi umutsuzlukla doluydu. Çılgınca düşüncelerin zihnine girmesine engel olamadı. Tam o anda, yanındaki kıdemli kardeşi Yang’ın bağırışını duydu, ‘’Mai Liang! Çabuk, kaç!’’

 

Zhou Zihong afalladı ve gözlerini açtı. Onlara doğru uçan bir genç görüşüne girmişti. Bu genç aşırı yakışıklıydı, lakin gözleri bir parça soğukluk içeriyordu ve göğsünde kan lekeleri vardı.

 

‘’Küçük kardeş Mai, bu felaketten kaçmamız zor olacak gibi görünüyor. Ah…’’ Kıdemli kardeş Yang içn çekti. Otuzlarında gözüküyordu ve yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.

 

Wang Lin üçlüye baktı ve bir şey söylemedi. O anda, peşlerindeki yaratıklar Wang Lin’i görürken durdular ve ifadeleri tereddüt eder bir hal aldı.

 

Wang Lin homurdandı ve ilahi hissiyle bir mesaj gönderdi.

 

‘’Defolun!’’

 

Onu aşkın avare ruh aniden panikledi ve kaçmaya başladı. Bir anda arkalarında iz bırakmadan kayboldular.

 

Zhou Zihong önünde yaşanan manzarayı şaşkınca izledi. Bu korkutucu yaratıkların neden aniden ayrıldığını anlamamıştı.  Wang Lin’e doğru kafasını çevirirken, aklına çılgınca bir düşünce geldi. ‘’Bu yaratıklar Mai Liang’dan korkmuş olabilir mi?’’

 

Ancak kısa süre sonra, bu tahminini eledi. Diğer iki öğrencinin de kafası karışmıştı, lakin böyle tehlikeli bir durumdan hayatta kurtulmanın getirdiği rahatlıkla, nihayet rahat bir nefes alabildiler.

 

Kıdemli Kardeş Yang en büyükleriydi. Durumu tarttı ve konuşmaya başladı, ‘’Küçük çırak kız kardeşim, o garip yaratıklar ayrılmış olsa da, burada kalmamız hala güvenli değil. Aktarım dizisine gitmeli ve hızlıca buradan ayrılmalıyız.’’

 

Zhou Zhiong ürpererek onayladı, ardından konuşmaya koyuldu, ‘’Küçük kardeş Mai, aramızda en güçsüz sensin, bu yüzden o şeylerin dokunmasına izin vermemelisin. Eğer sana dokunurlarsa, ölürsün!’’

 

Savaş Tanrısı Tapınağı’nın diğer öğrencisi merakla söylendi, ‘’Çocuklar ne hakkında gevezelik edip duruyorsunuz?  Eğer gelmeyecekseniz, kendi başıma gideceğim.’’ Bununla birlikte, harekete geçti ve hızlıca öne atıldı. Wang Lin’in aklına, Mai Liang’ın anıları sayesinde bu kişinin Ling Tao diye çağrıldı geldi.

 

Kıdemli kardeş Yang da burada kalmak istemediği için harekete geçti. Zhou Zihong biraz tereddüt etti ve ‘’Dikkatli ol!’’ dedikten sonra o da diğerlerinin peşine takıldı.

 

Bütün zaman boyunca, Wang Lin konuşmak için bir şans bulamamıştı, ancak ilgisizce peşlerine takıldı. Üçlüyü kurtarmasının sebebi, kendi sebeplerinden dolayı değildi, kurtarmıştı çünkü Mai Liang’ın anılarından Zhong Zihong’a karşı oldukça minnettar olduğunu öğrenmişti. Mai Liang’ın bedenini aldığından beri, Mai Liang için birkaç şey yapması gerekiyormuş gibi hissediyordu.

 

Üçlü, ilerlerken son derece ihtiyatlıydı. Ruhsal enerjilerini yenileyen hapları dağıtırken bile aşırı dikkatliydiler. Zhong Zihong  bir tane fazladan hap alıp Wang Lin’e verdi. Genç adam hapa baktı ve Cennet’e Başkaldıran Boncuk’u düşünmeden edemedi. Boncuğun sıvısı en iyi ilaçtı.

 

Ne yazık ki, sukabaklarının ve bütün hazinelerinin olduğu boyutsal çanta Teng Huayuan tarafından parçalanmıştı.

 

Wang Lin gizlice iç çekti. Cennet’e Başkaldıran Bonck’u ruhunda hissedebiliyordu. Kanıyla rafine ettiği kılıcı da ruhunda hissedebiliyordu. Ancak, şu an hala onlara sahip mi diye kontrol etmek için uygun zaman değildi. Bir süre düşündükten sonra, Wang Lin buradan ayrılınca kapalı kapı eğitimi yapmak için bir yer bulma konusunda daha da kararlı bir hal almıştı.

 

Dış savaş alanının içindeki gelişimciler geçen son birkaç günde, boşluğun çöküşünün biraz yavaşlamış gibi göründüğünü fark etmişti. Lakin bu anlamsızdı, çünkü dış savaş alanının çöküşüyle karşılaştırıldığında, garip yaratıklar daha korkutucuydu.

 

Boşluğun bir yeri çöktüğü zaman, en fazla sadece insanların kaybolduğunu görürdünüz, ancak birisi garip yaratıklar tarafından saldırıya uğradığında, gözlerinizin önünde acı içinde çığlık atardı. Ardından yaratıklar arkalarında mumyalanmış bir ceset bırakırdı.

 

Eğer dış savaş alanının içindekiler nasıl öleceklerini seçebilseydi, yutulmak yerine dış savaş alanının çökmesi yüzünden ölmeyi seçerdi.

 

Dış savaş alanında toplam 4 büyük aktarım dizisi vardı. Wang Lin’in grubunun uçtuğu yön en yakın olanlardan bir tanesiydi. Wang Lin hangi aktarım dizisine gittiklerini cidden önemsemiyordu.  Aktarım dizileri sadece belli bir gereksinimi karşılayan kişileri aktarabilirdi.

 

Dış savaş alanına giren herkes bir yeşim parçası alırdı. Çelik rüzgarlardan korumanın yanı sıra, diğer özelliği de birinin aktarım dizisini kullanmasını sağlamasıydı.

 

Wang Lin Zhao’dan bir yeşim almamıştı, bu yüzden aktarım dizisiyle görü dönme şansı yoktu. Ayrıca, şu anda Mai Liang’ın bedenini kullanıyordu, yani en iyisi Mai Liang’ın evine, Hou Fen ülkesine gitmekti.

 

Bu Zhou Zihong’un gurubunu kurtarmasının diğer sebebiydi, yeşimlerden birini çalmak.

 

Tabii ki, eğer Xu Hao ve Ge Yang’ı bulabilirse, o zaman en iyisi olurdu.

 

O ikili çoktan Wang Lin’in öldürülmesi gereken hedefler listesine girmişti. Bu Mai Liang’ın intikamını almak için değildi, bunun yerine o ikili Mai Liang’ın ölmüş olması gerektiğini biliyordu. Gelecekte ortaya çıkacak herhangi bir sorunu engellemek için, o ikili ölmeliydi.

 

Yolda, Wang Lin Mai Liang’ın anılarını kullanarak üç komşusuna Xu Hao ve Ge Yang hakkındakileri anlatmıştı. Dış savaş alanındaki bütün avare ruhlar genç adamın gözleri ve kulakları olmuştu. Eğer ikili kendilerini gösterirse, üç komşusu anında genç adama haber verecekti.

 

Eğer en sonunda hala ikiliden haber alamazsa, bu Xu Hao ve Ge Yang’ın çoktan öldüğü anlamına gelirdi.

 

Bütün bir hafta uçtuktan sonra, Zhou Zihong’un gurubundaki üçlü avare ruhların onları tamamen görmezden geldiğini fark etince aşırı afallamıştı.

 

Bazıları açıkça onlara karşı atılıyordu, ancak ani bir dönüş yapıyorlar ve etraflarında dolaşıyorlardı.

 

Yol boyunca, üçlünün korktuğu, ancak asla tehlikede olmadıkları söylenebilirdi. Sonunda, bu duruma o kadar alışmışlardı ki garip yaratıkları şu anda gördüklerinde, daha fazla durmuyorlardı. Sadece yaratık ayrılana kadar yavaşlıyorlar, ardından tekrar hızlanıyorlardı.

 

Daha da garip olan şey bir keresinde, yaratıklardan birisi aniden ortaya çıkmış ve Zhou Zihong’a doğru atılmıştı. Ancak tam genç kıza değmek üzereyken, ansızın korkunç bir çığlık atmış ve umutsuzca kaçmıştı.

 

Üçü aptal değildi, yani neler döndüğüyle alakalı şüpheleri vardı. Neler olduğunu düşündüklerinde, anında cevabın Wang Lin’de yattığını anlamıştılar.

 

Lakin bir keresinde sanki bir şey söylemek istiyormuş gibi ağzını açan Zhou Zihong dışında, diğer ikisi hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu.

 

Sormak istemediklerinden dolayı böyle hareket etmiyorlardı, soramadıklarından böyle hareket ediyorlardı. Eğer istemeden Wang Lin’i rahatsız ederlerse, hayatlarını burada kaybederlerdi.

 

Lin Tao isimli öğrencinin gözleri Wang Lin’in sırtına bakarken parlıyordu. Bir anlığına bir şeyler planlıyormuş gibi görünmüştü, lakin ifadesi çok geçmeden eski haline dönmüştü.

 

En yakın aktarım dizisine yaklaştıklarında, yakındaki gelişimci sayısının arttığını da fark etmişlerdi. Hepsinin hedefi önlerindeki aktarım dizisiydi.

 

Wang Lin çoktan ilahi hissini alanı incelemek için kullanmıştı. Aktarım dizisinin etrafında toplanmış birkaç kişi vardı. Hepsi aktarım dizisinin açılmasını bekliyordu. Beyaz bir ışık perdesi aktarım dizisini korumak için etrafını çevrelemişti. Işık perdesinin dışında büyük miktarda mumyalanmış beden süzülüyordu.

 

Dış savaş alanındaki aktarım dizilerinin hepsi normalde kapalıydı. Sadece belli zamanlarda açılırdı. Şu anda da, açılmalarına hala iki gün daha vardı.

 

Aktarım dizisinin içindeki avare ruhlara gergin bir şekilde bakıyordu, ne zaman aralarından birisi hareket etse, panikliyorlardı. Ancak yavaş yavaş, bu garip yaratıkların sadece aktarım dizisinin dışında dolaştıklarını anlıyorlardı. Aktarım dizisinin kalkanına dokunmaya cesaret edemiyorlardı.

 

İnsanlar bunu fark ederken, formasyonun içindeki herkes rahat bir nefes almıştı.

 

Uçtukları sırada, Wang Lin bir an duraksadı. Komşularından birisi aradığı ikilinin çoktan öldüğünü ve boyutsal çantalarını avare ruhlarıyla ona yolladığını söylemişti.

 

Kısa süre sonra, iki boynuzlu bir avare ruh mesafede belirdi. Zhou Zihong ve diğerleri başlangıçta önemsemedi, ancak avare ruh daha da yaklaşırken, Wang Lin’e doğru baktılar.

 

Avare ruh önlerinde durdu. Bedenini titretti ve Wang Lin’in ellerine üç boyutsal çanta fırlattı.

 

Avare ruh bütün bunları yaptıktan sonra, hızlıca döndü ve ayrıldı.

 

Wang Lin’in gözleri avare ruha bakarken parlamaya başladı. ‘’Dur!" Dedi.

 

Avare ruh durdu. Bedeni arkasını dönüp Wang Lin’e bakarken titremişti.

 

Wang Lin Zhou Zihong’un grubuna, avare ruhun yanına ilerlerken bir bakış bile atmamıştı. Genç adam çoktan bir sürü avare ruh yutmuştu. Eğer bu sayı 10,000 değilse, en azından 8,000 idi. Çok da iyi takip etmemesine rağmen, bu avare ruhta garip bir şey olduğunu fark etmişti.

 

Wang Lin’in daha önce yuttuğu avare ruhlar daha çok canlı ilahi his gibiydi. Zekaları olabilecek en az haldeydi ve sadece her şeyi nasıl yutacaklarını biliyorlardı.

 

Lakin önündeki avare ruh açıkça farklıydı. İlahi hissinde bir karışıklık vardı, sanki yuttuğu ruhlar sindirilememiş ve geriye son derece derin yara izleri bırakmış gibiydi.

 

Belli bir dereceye kadar bu izler biriktikten sonra, bu avare ruhun değişmesine sebebiyet vermişti. Genç adamın gözler, uzunca bir süre dikkatle inceledikten sonra, parlamaya başladı. Bu avare ruha bakarken, Si Tu Nan’ı gördüğü zamankiyle aynı hissiyatı hissediyordu.

 

İkisi arasında benzer bir şeyin olduğu söylenebilirdi.

 

Genç adam, sağ eliyle Lin Tao’yu işaret etti ve emir verdi, ‘’Öldür onu!’’

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18136 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr