Bölüm 119: Ruh Uyanıyor

avatar
1608 0

Xian Ni - Bölüm 119: Ruh Uyanıyor


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Dış savaş alanındaki uzaysal çatlaklar burada yaşanan sayısız savaş yüzünden belirirdi. Eğer Ölümsüz Birliği gelip bu bölgeyi dengelememiş olsaydı, çoktan çökmüş olurdu.

 

Uzaysal boşlukların diğer tarafında yıldızlar denizi bulunuyordu. Bu yer enerjiyle ve garip yaratıklarla doluydu.

 

Çatlaklara yakalanan kimsenin geri dönmemesiyle alakalı değildi bu. Her ne şekilde olursa olsun, yakalanan Ruh Değişimi gelişimcileri çekiş gücü azami gücüne ulaşmadan önce, olabildiğince kısa süre içerisinde ışınlanırdı.

 

Dış savaş alanındaki uzaysal çatlaklarla alakalı en korkunç şey çekiş gücüydü. Ruh Değişimi gelişimcileri bile bununla uğraşıyordu. Emilim o kadar güçlü olurdu ki ruhsal enerjiyi bile emebilirdi, bu yüzden kaçmak düşünülmemeliydi bile.

 

Tehlikeli olmalarının bir sebebi buydu. Diğer sebebi ise uzaysal çatlakların nereyle bağlantılı olduğunu kimsenin bilmemesiydi. Sadece, güçlü insanlardan duydukları kadarıyla uzay simsiyahtı ve oraya gidildiğinde ilahi his vücudu terk edemiyordu.

 

Bir ışık noktası aniden uzaysal çatlakta belirdi ve süzülmeye başladı. Eğer birisi yakından bakacak olsaydı, bir ruh alevinin zayıfça ışıldadığını görebilirdi.

 

Zaman yavaşça geçti. Bilinmeyen bir zaman zarfından sonra dahi, bu ışık noktası boşlukta süzülmeye devam etmişti. Ancak ruh noktası dağılma işaretleri de gösteriyordu.

 

Zaman geçse de ışık hala çok solgundu. Ruh alevinden geriye sadece soluk bir kor kalmıştı.

 

Bir gün, devasa bir gölge ansızın ışığa doğru süzülmeye başladı. Yakından bir kontrol yapılsa, bu gölgenin büyük bir ceset olduğu anlaşılırdı.

 

Bu beden Devasa Şeytan Klanı üyelerinin bedenleriyle aynıymış gibi görünüyordu. Ancak, eğer birisi bedenin alnına yakından bakarsa, burada çekiç yerine bir balta sembolü olduğunu görürdü.

 

Bir siyah balta!

 

Eğer Devasa Şeytan Klanı üyelerinden birisi burada olsaydı, anında bu sembolün ata kabilelerine ait olduğunu anlardı.

 

Ceset ışığa dokunduğu anda, içinden bir duman şeridi çıktı. Duman bir insanın şeklini aldı ve ışığa atılırken açgözlü bir görünüm sergiledi.

 

Bu dış savaş alanında yaşayan özel bir tür yaratıktı. Her şeyi yutardı, ceset olması, büyülü hazine olması veya ruh olması fark etmezdi.

 

Işığa zıplamıştı, ancak bir çığlık attı ve kaçmayı denedi Ne var ki, ışık anında yaratığı özümseyerek, arkasında sadece bedenini bıraktı.

 

Yaratığı özümsedikten sonra, ışık daha parlak bir hal almış ve içindeki ruh alevi daha da güçlenmişti.

 

O anda, Wang Lin uyandı.

 

Daha doğrusu, ruhu uyandı.

 

Uyandığında, sadece bir ruh ateşi küresiyken bilinci yoktu. Aşırı soğuk bir hissiyat ruhundan yayılmaya başladı.

 

Ruhunun yanında son derece büyük bir alev yanıyordu. Bu alev şeytani bir aura yayıyor olsa da, Wang Lin ona doğru atlarken tereddüt etmemişti.

 

Işık aniden devin kafasına girdi ve yavaşça içine yerleşti.

 

Soğukluk kaybolurken ve ruhu yavaş yavaş sakinleşirken Wang Lin’in ruhu şeytani alevlerle çevrelenmiş olarak düşünebilirdi. Zaman tekrardan yavaşça ilerledi. Bu seferki zaman zarfı öncesinden daha uzun sürmüştü. Bu uzun zaman zarfında, Wang Lin’in bedeni yavaşça dış savaş alanında süzülmüştü.

 

Bu beden Wang Lin’in ruhunu içerdiğinden olup olmadığı kesin olmasa da, Wang Lin’i yutmayı deneyen daha çok canavar belirmeye başlamıştı. Ancak, hepsi onu özümsemek yerine genç adam tarafından yutulmuştu. Bu süreçte ilahi hissi genişlemiş ve ruh alevi daha güçlü yanmaya başlamıştı.

 

Güçlendikçe, daha fazla yaratık çıldırmış gibi ortaya çıkıyor, onu yutmak istiyordu. Wang Lin, içinde olduğu bedenin bu karanlık dünyada devasa bir fener gibi olduğundan habersizdi.

 

Ayrıca Wang Lin tam olarak ne kadar geçtiğini de bilmiyordu. Uyandığı andan beri, açlık hissediyordu, bu yüzden birkaç tane bu tarz yaratıklardan yutmuştu. Tek bildiği şey birini her yuttuğunda, zihninin berraklaştığını hissedebildiğiydi.

 

Sonunda, bir gün, Wang Lin doğumunu, ailesiyle birlikte geçirdiği 16 yılı, Heng Yue Tarikatı’ndaki günlerini hatırlamıştı… Ve nihayetinde Teng Huayuan’ı hatırlamıştı.

 

Bir acı dalgası neler yaşandığını anımsarken ruhundan yayıldı. Son anda, Si Tu Nan onu kurtarmak için kendi hayatını riske atmış ve genç adamı dış savaş alanına yollamıştı.

 

Uzaysal çatlağa girdiği anda, Cennet’e Başkaldıran Boncuk bir değişim geçirmişti. Daha doğrusu, arkasında iz bırakmadan kaybolmuştu.

 

Lakin Wang Lin Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un kaybolmadığını açıkça hissedebiliyordu. Aslında gizemli bir şekilde Wang Lin’in ruhuyla kaynaşmıştı. Cennet’e Başkaldıran Boncuk’un eridiği ve Wang Lin’in ruhuyla kaynaştığı söylenebilirdi.

 

Bütün o gizemli ve güçlü yaratıkları bu sebeple yutabilmişti.

 

Si Tu Nan ölmemişti, lakin daimî bir uyku durumuna girmişti. Uykuya dalmadan önce yaptığı son şey Wang Lin’in ebeveynlerinin ruhunu Kadim Ruh’uyla sararak kendisiyle beraber uykuya yatırmak olmuştu.

 

Wang Lin ebeveynleri ölümsüzlük yoluna adım atmamıştı, bu yüzden yeniden doğma veya bir beden ele geçirme şansları yoktu. Wang Lin sadece ebeveynlerinin ruhunu yakınında tutmak istiyordu, bu yüzden kaybolmamışlardı.

 

Bütün anılarını geri kazandıktan sonra, ilahi hissinin muazzam bir hal aldığını fark etti. Devin bedeni daha fazla dayanamayacakmış gibi duruyordu, parçalanmaya başlamıştı.

 

Çaresizce, Wang Lin devin bedeninden ayrıldı. Soğukluk bir kez daha geri döndü. Ele geçireceği sıradaki bedene bakınarak, boşlukta gezinmeye başladı,

 

Boşlukta geçen bu gezinme süreci başka bir ceset bulana kadar uzun süre devam etti. Aynı şekilde, gizemli yaratıklar genç adamı yutmak için gelmeye devam ediyordu.

 

İlahi ruhu daha da güçlendi. Bu güçlü yaratıkları tüketmek yavaş yavaş Wang Lin’in alışkanlığı haline gelmişti. Kendini savunurken duruyor, savunmadığında arayışına devam ediyordu.

 

Yahut Wang Lin’in burada çok uzun süredir bulunduğu söylenebilirdi; birden çok kez kendi anılarını gözden geçirmesine yetecek kadar uzun bir süreydi. Yaptığı her şeyi incelemeye başlamıştı. Yaptığı her şeyi incelemeyi bitirdikten sonra, yapacak hiçbir şey kalmadığını fark etti. O sırada aniden, satın aldığı formasyon kitabını hatırladı.

 

Kitabın içeriğini anında hatırladı ve çalışmaya başladı. Kitaptaki tüm temel formasyonlarda uzmanlaşmayı tamamladıktan sonra, yapacak hiçbir şeyinin kalmadığı o duruma geri dönmüştü.

 

Bu sayısız yılda, Wang Lin ölüme götüren bir sürü uzaysal çatlak görmüştü, ancak ilahi hissi aşırı büyük olduğundan bu çatlakların onun için bir etkisi yoktu.

 

Lakin ilahi hissinin büyüdükçe, uzaysal çatlaklarla çarpıştığını fark etmişti. Ne var ki, bir iki çarpışmadan sonra, uzaysal çatlak otomatik olarak kayboluyordu.

 

Bir veya iki çarpışma uzaysal çatlağın çökmesi için yeterli değildi. İlahi hissi yeterince güçlü olmadığından dolayı böyle oluyordu, bu yüzden Wang Lin yaratıkları çıldırmışçasına tüketmeye başlamıştı.

 

Ele geçirmek için bir beden bulma fikrinden tamamen pes etmişti. Bunun yerine, hızlıca boşlukta ilerliyordu. Bu gizemli canavarlarla her karşılaştığında, çabucak atılıyor ve canavarı tüketiyordu.

 

Bu hayatı uzunca bir süre devam etti. Uzaysal çatlakları gördüğü her seferinde, gücüyle çatlağa vuruyordu. Bir gün bu hareketinin uzaydaki çatlakların çökmesine bir iki darbede sebep olabileceğini biliyordu.

 

Böylece arama alanını genişletti. Bir gün, Wang Lin kendisininkiyle aynı boyutta bir ilahi his hissetti. Bu, Wang Lin’in kendisi kadar güçlü bir ilahi ruhla karşılaştığı ilk seferdi.

 

Hayal meyal bir ses, Wang Lin’in ruhuna girdi. ‘’Sınırı geçtin!’’

 

Wang Lin şaşırmıştı. Çabucak bir mesaj göndermek için aynı yöntemi kullandı.

 

‘’Buradan nasıl ayrılabilirim?’’

 

‘’Ayrılmak? Neden ayrılmak istiyorsun ki? Ayrılmanın bir yolu yok…’’ Sesin sahibi mesajı gönderdikten sonra, yavaşça geri çekilmiş ve kaybolmuştu.

 

Wang Lin biraz düşündü. Ruhun sözlerindeki soğukluğu duyabilmişti. Bir şeyi anlamıştı; bu boşlukta, ilahi hissiyle onun kadar güçlü veya ondan daha güçlü ruhlar vardı.

 

Her birinin kendine ait bir bölgesi olmalıydı. Wang Lin bir başkasının bölgesine girerse, o bölgenin sahibiyle arasında bir ölüm savaşı olacaktı.

 

Bu beklenmeyen karşılaşmadan sonra, Wang Lin başka bir yöne ilerlemiş ve kendisininki gibi geniş ilahi hislere sahip üç ruh daha bulmuştu. Aralarında geçen ufak konuşmaların ardından, Wang Lin şu anki gücüyle, uzaysal çatlakları bir veya iki vuruşta parçalamayacağını anlamıştı.

 

Ancak Wang Lin’in kararlılığı eski güçlü halinden bir şey kaybetmemişti. Zihninde çılgınca bir fikir belirmişti. İlahi hissini bütün bölgesini kaplamak için kullandı. İlahi hissini daha geniş yaydıkça, daha güçlü bir kargaşaya sebep oluyordu.

 

Wang Lin dikkatle ilahi hissiyle çevrelediği bölgeyi inceledi. Sağında, bir uzaysal çatlak aniden belirdi. Tereddüt etmeden, Wang Lin ilahi hissinden bir parçayı uzaysal çatlağa gönderdi. İlahi hissi uzaysal çatlağa girdiği anda, ilahi hissinin bu parçasını kesmişti. Uzaysal boşluk kaybolurken, ilahi hissinin parçasıyla olan bağını da kaybetmişti.

 

Wang Lin’in ifadesi diğer uzaysal çatlağın belirmesini beklerken değişmedi…

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr