Bölüm 118: Yabancı Savaş Alanı

avatar
1512 0

Xian Ni - Bölüm 118: Yabancı Savaş Alanı


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Devin ifadesi açgözlülükle dolarken kahkaha attı. ‘’Harika, harika! Bu kazanç benim olacak! Bugünkü hasat oldukça güzeldi. İlk düşmanlık aurasını gördüm ve şimdi de boncuğu. Lin yi, eğer benimle dövüşmeye cüret edersen, seni öldürürüm!’’ Bununla birlikte, dev buluttan dışarı çıktı. Bedeni 100 metreden uzundu, yaydığı aurada herkesi bastırıyordu.

 

Bedeninden çatlama sesleri geldiği sırada bedeni normal birisinin boyutuna küçüldü. Bu kişinin alnında bir çekiş damgası vardı.

 

Lin Yi bağırdı, ‘’Tch! Bu da ne demek oluyor!?’’

 

Dev dik dik Lin Yi’ye baktı ve halkaya doğru ilerledi. Dış savaş alanına girdikten sonra, elini salladı ve halka geri iki ejderha haline döndü. Geçit arkasında iz bırakmadan kaybolmuştu. Gökyüzü anında tekrardan ışıldadı ve bulutlar kayboldu.

 

Lin yi’nin ifadesi hala şaşkın olan Teng Huayuan’a bakarken çirkinleşti. Soğuk bir kahkaha attı, ardından ufukta kayboldu.

 

Jue Ming Vadisi’nin dışındaki her gelişimci bir Kadim Ruh gelişimcisine kafa tutmaya cesaret eden genci hatırlayacaktı.  Temel Oluşturma aşamasındaki Wang Lin’in ismi herkesin kalbine kazınmıştı.

 

Zhao ülkesinin dış savaş alanına giriş hakkı acımasızca alınmıştı. Elçi hazretleri çoktan bir şeyi takip etmek için geçide girdiğinden geride nişan kalıp kalmadığı önemli değildi. Neden böyle önemsiz bir şeyi hatırlayacaktı ki?

 

Lin Yi, ölümsüz birliğinin aradığı eşyanın gözlerinin önünde alınışını izlerken bütün bedeni öfkeyle kaplanmıştı. Bu his kan kusmak istemesini sağlıyordu.

 

Özellikle de boncuğun her zaman Zhao’da olduğunu ve Zhao’nun başkanı olsa da nasıl fark edemediğini düşündüğünde kuduruyordu. Eğer bu duyulursa, aşırı utanç verici olurdu.

 

Teng Huayuan’ın ifadesi, Wang Lin’in ölüp ölmediğini bilmediğinden dolayı somurtkandı. Wang Lin’in öldüğüne inanıyordu, ancak kalbindeki dehşet hissinden bir türlü kurtulamıyordu.

 

Jue Ming Vadisi’nin dışındaki insanlar yavaş yavaş ayrıldı ve onlarla birlikte Wang Lin’in hikayesi yayıldı. Nihayetinde, Zhao’daki her gelişimci Wang Lin’in kim olduğunu öğrenmişti.

 

Punnan Zi öğrencilerini Xuan Dao Tarikatı’na geri göndermişti. O sırada peşinden bir öğrencisi geliyordu, Liu Mei. Bu güzel kız her şeyi izlemiş ve kalbindeki acıyı hissetmişti.

 

Neden böyle hissettiğin bilmiyordu, ancak Wang Lin’e karşı ufak bir eğilimi vardı. Bu eğilim sadece zamanla yok olmamakla kalmayacaktı, ayrıca her unutmaya yüz tutuşunda gün yüzüne çıkacaktı.

 

Wang Zhıo ve Wang Hao da Jue Ming Vadisi’nin dışında yaşananları öğrenmişti. Getirdiği yıkım nedeniyle Wang Lin’e karşı olan nefretleri yavaş yavaş kaybolmuştu.

 

İkili, Kadim Ruh gelişimcilerine karşı savaşacak cesaretleri olmadığını biliyordu. Ancak bu ikisinin intikam fikrinden vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Wang Zhuo da Wang Hao da Teng Huayuan’ı öldürmek için yaşıyordu, hayatlarının tek amacı buydu.

 

Punnan Zi geri döndükten sonra, Wang ailesinin trajedisini öğrenmişti. Liu Mei’nin yalvarması altında da Wang Hao’yu bir öğrenci olarak kabul etmişti.

 

Liu Mei, Wang Lin’e yardım etmek için yapabileceği tek şeyin bu olduğunu biliyordu, genç adam bunu asla öğrenemeyecek olsa da…

 

Teng Huayuan dehşet hissiyle Teng Aile Şehrine dönmüş ve kapalı kapı eğitimi yapmaya başlamış, geç aşama Kadim Ruh’a ulaşana kadar da dışarı çıkmamaya yemin etmişti.

 

Bütün Zhao ülkesi aniden sakinleşmiş görünüyordu.

 

Dış savaş alanı çatlaklarla ve çelik rüzgarlarla dolu bir boşluktu. O sıralarda, düzinelerce 3.derece ölümsüz ülkelerinden gelmiş binlerce insan savaş alanını temizliyordu.

 

Buradaki en güçlü gelişimci geç aşama Temel Oluşturma seviyesindeydi. Bu gelişim seviyesiyle, tehlikeye denk gelmeden zar zor bir adım atıyorlardı, bu yüzden nasıl olurdu da savaş alanını temizleme görevini tamamlayabilirlerdi?

 

Aslında, dış savaş alanına girdiklerinde, elçi hazretleri geçidi açarken hepsine bir yeşim parçası vermişti. Bu yeşim onları çelik rüzgarlardan koruyacak ve elli yıl sonra ülkelerine geri ışınlayacaktı.

 

Ancak herhangi bir yerde belirebilen gizemli uzaysal çatlaklara karşı, bu yeşimler yetersizdi.

 

Dış savaş alanı hala bu Temel Oluşturma gelişimcileri için çok tehlikeliydi, ama eğer dikkatli ve şanslı olurlarsa, bir şekilde hayatta kalabilirlerdi.

 

Genel olarak konuşursak, dış savaş alanının hayatta kalma oranı %30’du.

 

Bu oran yüksek olmasa da, temizleme işlemini yaparlarken bulabilecekleri materyaller ve büyülü hazineler göz önüne alındığında, çok da kötü değildi. Sonuçta, ölümsüzlük yoluna adım atmak gökyüzüne başkaldırmaktı; bu yüzden daha fazla risk, daha iyi ödül getirirdi.

 

Ve dış savaş alanından güvenle dönen birisi tarikatında yüksek bir konuma ulaşırdı. Gelişim seviyesi de dış savaş alanında tarikatında olduğundan daha hızlı yükselirdi.

 

Sonuçta, dış savaş alanındaki ruhsal enerji oldukça yoğundu. Bu ve yıllar boyunca ölümle yüz yüze gelmek gelişim seviyelerini hızla yükselmeye zorluyordu.

 

Aslında, temizlik her tamamlanışında, çekirdeğini başarıyla oluşturan insanlar oluyordu. Bu, birçok Temel Oluşturma gelişimcisinin hayatını riske atarak buraya gelmesinin sebebiydi.

 

O sırada, dış savaş alanında, 67.kuzeydoğu açısında, bir cesetle uğraşan bıçaklı bir genç vardı. Eğer birisi yakından bakıyor olsaydı, bu kişinin bir bedenin üzerindeki zırhın boşluklarını kestiğini görebilirdi. Bu vücut zırhını almak istediği açıktı.

 

Vücut zırhı çoktan ağır hasar görmüş ve yanık izleriyle kaplanmıştı. Zırhın tamamen parçalanmış göğüs kısmı, yumruk büyüklüğündeki yarayı gözler önüne seriyordu.

 

Buna ek olarak, devin bedeninin üzerinde, birçok soluk çekiç resmi vardı. Eğer birisi yakından bakmazsa, göremezdi.

 

Bu gencin ismi Mai Liang idi. Hou Feng ülkesindeki Savaş Tanrısı Tapınağı’nın bir öğrencisiydi. Dış savaş alanında 30 yılı aşkın zaman geçirmişti, bu yüzden oldukça deneyimliydi.

 

Burada küçük bir not geçmemiz gerekiyor. Dış savaş alanında, birisi yaşlanmaz, ancak ayrıldığında, içeride geçirdikleri yıl kadar hızla yaşlanacaktırlar.

 

Bedenle uğraşırken, ifadesi aniden değişti ve yere atladı. Hemen ardından, siyah bir ışık huzmesi ortaya çıkarak genç adamı geçti.

 

Genç afallamıştı. Siyah ışık huzmesinin içinde bir boncuk gördüğünü düşünüyordu, bu yüzden zırhtan vazgeçerek ışığın peşine takıldı.

 

Otuz yıldır buradaydı, ancak akranları dışında, hayatta olan başka bir figür görmemişti; ancak, kendi kendine uçabilen birkaç büyülü hazine görmüştü.

 

Her ne kadar hiçbirini ele geçirilememiş olsa da, Mai Liang onları duymuştu. Bu kendi bilincine sahip büyülü hazineler oldukça güçlüydü.

 

Mai Liang boncuğu takip ederken en yüksek hızına ulaşmıştı. Takip etmeye devam ettikçe, daha da heyecanlanıyordu, özellikle de bu bölge ıssız bir yer olduğundan iyice coşkulu bir tavır takınıyordu. Burada geçirdiği yıllarda, hiçbir akranıyla karşılaşmamıştı. Bu konuyu düşünürken, kalbi daha hızlı atmaya başladı ve içinden düşündü, ‘’Sonunda şans bana da güldü. Eğer bu hazineyi alabilir ve tarikata dönersem, küçük çırak kız kardeşim beni takdir edecektir.  Ardından, bu hazineyi tarikat liderine vereceğim ve küçük kız kardeşimi benimle bir ölümsüz çifti oluşturacak. Bu harika olmaz mıydı?’’

 

//Bu arkadaşımız biraz uçan tiplerden ondan konuşma tarzı hep -ecek’li bitiyor, ah ah yavrucak :D//

 

Mai Liang aklındaki fanteziyle birlikte boncuğu takip edebilmek için gücünün her gramını kullanıyordu.

 

Ancak boncuk açıkça çok uzaktaydı. Mai Liang aralarındaki boşluk çok fazla açılana kadar kovalamıştı. Ardından Mai Liang dişlerini sıktı ve boyutsal çantasından bir eşya çıkardı. Bu eşya bir taşıma aracıydı. Kırmızı renkliydi ve sıcak dalgaları yayıyordu.

 

Bu dış savaş alanını temizlerken elde ettiği en büyük hasattı. Normalde, çalınacağından korktuğundan ortaya çıkarmaya cesaret edemezdi. Ancak şu anda, hazine gözlerinin önünde elinden kayıyordu. Arabayı bir sır olarak tutmakla uğraşamayacaktı, bu yüzden arabayı çıkarıp öne fırlatmıştı.

 

Araç anında normal boyutunun birkaç katı büyüdü ve bir uğultuyla, oldukça yüksek bir hızda öne atıldı. Mai Liang, araç büyüdüğü anda içine atlamıştı. Aracın içindeyken sadece bedenine tıpkı yumruk atılıyormuş gibi bedenine çarpan rüzgarı hissedebiliyordu.  Nihayetinde gözlerini açamadan önce uzun süre geçmişti ve gözlerini açtığında ilk gördüğü şey boncukla arasındaki mesafenin birazını kapadığını olmuştu.

 

Heyecanla sarmalanmış Mai Liang araca sarıldı ve boncuğun peşine takıldı. Zaman hızla geçmişti. Mai Liang artık boncuğun gerisinde kalmıyor olsa da, ne kadar denerse denesin, boncuğa yetişemiyordu veya boncuğu yakalayamıyordu. Sadece aralarındaki mevcut mesafeyi koruyabiliyordu.

 

Üç gün sonrasına kadar Mai Liang dış savaş alanının bilinmeyen kısımlarına girdiğini fark etmemişti. Endişeliydi. Çelik rüzgarların ve uzaysal çatlaklar dışında, dış savaş alanındaki en tehlikeli yerlerin bu bilinmeyen yerler olduğu söylenmeliydi.

 

Bilinmeyen bir yer beraberinde bir sürü tehlike getirirdi. Büyük miktarlarda uzaysal çatlaklar aniden belirebilir ve her şeyi yutabilirdi.  Mai Liang bir üstattan bu dış savaş alanının basitçe aşırı büyük olduğunu ve sadece küçük bir kısmını temizlediklerini duymuştu. Ve sadece bu küçük kısmında bile, bir sürü uzaysal çatlak barındıran yerler vardı.

 

Tereddüt ederken, aniden bir dizi aşırı yoğun beyaz çizginin önünde belirdiğini fark etti. Çizgilere bakınca, Mai Liang’ın ifadesi aracı durdurmaya ve hızlıca geri çekilmeye zorlarken değişmişti.

 

Bu beyaz çizgiler aşırı tanıdıktı. Uzaysal çatlaklar belirdiğinde, önce bu beyaz çizgiler olarak beliriyorlardı. Çok geçmeden, beyaz çizgiler kaynaşarak her şeyi yutacak büyük bir uzaysal çatlak oluşturacaktı.

 

Mai Liang’ın yüzü etrafına bakınırken solgundu. Sadece önünde bir tane uzaysal çatlak belireceğini anladığında, biraz rahatladı. Çarpıkça gülümseyip söylendi, ‘’Unut gitsin. Etkisini bile bilmediğim bir hazine için ölmeye değmez. Daha küçük çırak kız kardeşimle ölümsüz eşi olamadım. Burada gereksizce ölmek istemiyorum.’’

 

Tam o anda, küçük bir, beyaz çizgi siyah ışık huzmesinin önünde belirdi. Tereddüt etmeden, siyah ışık huzmesi uzaysal boşluğa atıldı.

 

Mai Liang iç çekerek homurdandı, ‘’Uzaysal çatlak, başka bir hazineyi daha yuttun.  Burada bulunduğum otuz yılda, çok fazla yuttun. Eğer 10,000 tane yutmadıysan, 8,000 tane yutmuşsundur. Neden bir tanesini benim için bırakamazsın?’’

 

Tam homurdanmayı bırakmıştı ki, birisi omzuna hafifçe vururken vücuduna giren soğukluğu hissetti.

 

Yavaşça dönerken orta yaşlı adamı fark etmiş ve anında soğuk soğuk terlemişti. Orta yaşlı adamın ifadesi son derece çirkindi, ‘’Evlat, siyah ışığı gördün mü?’’

 

Mai Liang direkt olarak orta yaşlı adamın alnındaki çekiç sembolünü görmüştü. Burada geçirdiği otuz yılda bu sembolü birçok kez gördüğü için derin bir nefes aldı. Bu sembolü birkaç gün önce dahi görmüştü.

 

Bu sembolün birkaç üstattan 5.derece bir ülkedeki Devasa Şeytan Klanı’na ait olduğunu duymuştu. Devasa Şeytan Klanı üyeleri ruhsal enerjiyle doğuyordu, bu yüzden bedenleri gelişime en uygun bedenlerdi. Ayrıca tüm ülkede barınan tek tarikatlardı.

 

Devasa Şeytan Klanı üyeleri ancak Ruh Değişimi aşamasına ulaştıklarında bedenlerini istedikleri gibi değiştirebilirlerdi. Bu kişi normal birisi gibi dursa da, Devasa Şeytan Tarikatı’ndan bir Ruh Değişimi uzmanı olmalıydı.

 

Mai Liang’ın boğazı kurumuştu. Yalan söylemekten aşırı korkuyordu, bu yüzden hızlıca konuşmaya başladı. ‘’Kıdemli, siyah ışık huzmesini gördüm. Orayı aştı ve bir uzaysal çatlak tarafından yutuldu."

 

Orta yaşlı adam, Wang Lin’i Zhao’dan beri takip eden tek kişiydi. Bütün yolu olabildiğince hızlı gelmişti, ancak takip etmeye devam ettikçe daha fazla şok oluyordu. Boncuğun hızı onunla aynıydı! Ayrıca bütün tehditleri de atlatabiliyordu. Sadece bunları yapmakla da kalmamış, gözden kaybolana kadar hızı da yavaş yavaş artmıştı.

 

Bütün bunlara ek olarak, uzaysak çatlaklar hala beliriyordu. Uzaysal çatlaklardan korkmuyor olsa da, eğer birisine yakalanırsa, sadece içine çekilmesini engelleyebilirdi. İstediği gibi hareket edemezdi.

 

Uzaysal boşlukların engelleriyle, hızı daha da yavaşlamıştı. Işınlanmasıyla bile, ancak arkada kalmaktan kurtulabiliyordu.

 

Yoldayken, Mai Liang’la karşılaşmıştı. Mai Liang’ın o altındaki araç sayesinde ondan daha hızlı ilerleyebildiğini fark ettiğinde, afallamadan edememişti.

 

Mai Liang’ın hikayesini dinledikten sonra, ifadesi kasvetli bir hal almış ve aşırı öfkelenmişti. Her ne kadar dış savaş alanı geniş olsa da, hala sınırlar vardı; ancak uzaysal boşlukların sınırları yoktu. Tarikatına geri dönüp yardım için bir geç aşama Ruh Değişimi gelişimcisi getirecek olsa bile, yaptığı şey her halükarda samanlıkta iğne aramak olacaktı. Pek de umut yoktu.

 

Bunu düşünürken, Mai Liang’a bir bakış attı. Ardından uzandı ve Mai Liang’dan aracı alıp bağırdı, ‘’Bu şey artık benim!’’

 

Bununla birlikte, Mai Liang’a bir bakış daha atmadan geldiği yere geri uçmaya başladı.

 

Bu figür ayrıldıktan sonra, ancak Mai Liang alnındaki teri silmiş, derin bir nefes vermiş ve bu bölgeden ayrılmıştı.

 

Mai Liang bu figürün 5.derece bir ülkede aşırı ünlü olduğunu bilmiyordu. Ancak, onun ünü her zaman bir şeyler almasından kaynaklanıyordu, aksi taktirde Lin Yi’nin ışık kulesini aldığı zamanki gibi zamanını boşa harcamış olacaktı.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr