Bölüm 117: Wang Lin'in Ölümü

avatar
1579 0

Xian Ni - Bölüm 117: Wang Lin'in Ölümü


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

30,000 ruh atıldı ve sanki bir parti veriyorlarmış gibi ejderhanın içinden geçti. Teng Huayuan, ejderha ruhları geçip kendisine doğru hücum ederken afallamıştı.

 

Teng Huayuan son derece kararsız duruyordu; ancak, düşünmeye zamanı yoktu, hızlıca geri çekildi. Ejderhayı durdurmak için birkaç defansif büyülü hazine fırlattı, lakin hazineler ne yapıyor olursa olsunlar, ejderhayı durduramadılar. Ejderha sanki orada yoklarmış gibi geçti, kükreyerek Teng Huayuan’ı yutmak için atıldı.

 

Lin Yi’nin ifadesi garipleşti. Gösteriden eğlenen deve baktı ve bu devin ifadesinin de garip olduğunu fark etti. İkili birbirine baktı, ardından dev kahkaha attı ve ejderhayı şen bir ifadeyle izlemeye başladı.

 

Teng Huayuan ejderha onu yutarken sadece nazik bir rüzgar hissetti. Ejderha son derece sert gözüküyordu, ancak dokunduğu anda, arkasında bir iz bırakmadan kaybolmuştu.

 

Teng Huayuan soğuk soğuk terlemeye başlayalı çok olmuştu, ancak o anda, sırtı tamamen terle kaplanmıştı.

 

‘’İllüzyon…’’ Teng Huayuan’un yüzü yeşilden kırmızılaşmaya başladı. Sonunda, daha fazla dayanamadı ve yüksek sesle küfretmeye başladı. Bu birkaç yüzyıl önce Merkez Oluşturma aşamasına ulaştığından beri, bir şeye yüksek sesle küfrettiği ilk seferdi.

 

Zhao’daki bütün gelişimcilerin önünde bir illüzyon yüzünden korktuğunu göstermişti. Teng Huayuan’ın öfkesi aniden sınıra dayandı. Öfkeyle boyutsal çantasını tokatlayıp siyah bayrağı çıkardı ve Wang Lin’in önünde aile üyelerini birer birer öldürmeye başladı, ancak tam o anda, havada ışık noktaları belirdi. Işık noktaları toplanınca, genç tekrardan ortaya çıkmıştı.

 

Tek kelime etmeden, Wang Lin elini salladı ve buz gibi hissettiren camgözü bir ışık Teng Huayuan’a doğru fırlamıştı.

 

Teng Huayuan alayla sırıttı. Sadece geri çekilmemekle kalmayarak, direkt olarak yerinde bekledi.  Eliyle uzandı ve alaycı bir şekilde söylendi, ‘’İlki illüzyondu, ama ikincisi olmayacaktır! Sahip olduğun her şey bu küçük numara mı, Wang Lin?’’ Bununla birlikte, eli uçan kılıcı kavradı.

 

Yeşil bir ışık parlayıp söndüğü gibi, uçan kılıç kayboldu. Tekrar belirdiğindeyse, Teng Huayuan’ın arkasındaydı ve acımasızca sırtına atıldı.

 

Kılıç bir parça metale çarparken tıngırdadı. Ardından da geri sekerek uzaklara fırladı. Teng Huayuan’ın kıyafetinin yırtılan kısmından, bir zırhın altın tabakası görülebiliyordu.

 

Karanlık bir ifadeyle ilerlerken Teng Huayuan’ın gözlerinde soğuk bir ışık parladı. Bir anda gencin önünde belirdi ve tırnaklarından fırlayan siyah çizgilerle Wang Lin’i yakalamak için uzandı.

 

Aynı anda, sol elini salladı ve sekiz kan sütunu ortaya çıktı. Sekiz sütun bir kafes oluşturmak için bir araya geldi.

 

Aynı anda da, havadaki genç sadece paniklememişti, ayrıca alaycı bir ifade takındı. Teng Huayuan’ın eli yaklaşırken, gencin bedeni bir ışık noktasına dönüştü ve yavaşça kayboldu.

 

İki camgöbeği ışık tanesi, biri küçük biri büyük, gencin durduğu yerde belirmişti. İki camgözü tane hızlıca birbiriyle çarpıştı.

 

Teng Huayuan’ın ifadesi ansızın değişti. Tam da o anda, camgözü bir ışık dalgası yayıldı ve anında bir kilometre yarıçaplık bir bölgedeki her şeyi kapladı.

 

Bir kilometrelik alan içindeki her şey buz denizine dönüşmüştü.

 

Lin Yi gözlerini kıstı ve içinden düşünmeye başladı, ‘’İlginç, bu küçük adam gerçekten ilginç. Sadece İllüzyon Şehri’nin Bin İllüzyon Boncuğuna sahip değil, ayrıca Yeraltı Tariaktı’nın Mavi Buz’una da saihp. Uçan kılıcı da normal değil. Her ne kadar bir taklit olsa da, yine de güçlü.’’

 

Gökyüzündeki dev de Jue Ming Vadisi’ndeki formasyona bakarken şaşırmış ve dudakları kıvrılarak yüzünde garip bir gülümseme belirmişti.

 

Gökyüzünde, iki siyah ejderhanın oluşturduğu halkanın içindeki zar neredeyse tamamen erimişti. Geçit açılmak üzereydi.

 

Teng Huayuan’ın çevresindeki sekiz kan sütunu çatlama sesleri yayarken anında buzla kaplanmış ve hapishane etkisini kaybetmişti.

 

Aynı anda, mavi buz dalgaları hızlıca Teng Huayuan’ın dizlerini kaplıyordu. Yaşlı adam bedenine girip de sertleşmesini sağlayan soğuk dalgalarını hissediyordu. Ancak, paniklememişti. Bu seviyedeki soğukluk üzerinde çok da etkiye sahip değildi. Ruhsal enerjisini bedeninin her yerine yolladı ve toparlamaya başladı.

 

O sırada, Jue Ming Vadisi’nin girişindeki Wang Lin, birdenbire kalan iki ışınlanmasından birini kullandı.

 

Tam mavi ışık yayılırken belirmişti.  Bedeninin soğuğa olan direnciyle, etkilenmemiş ve sessizce Teng Huayuan’ın arkasında belirmişti.

 

Şu anki gücüyle, bir Kadim Ruh gelişimcisine karşı şansının olmadığını biliyordu. Teng Huayuan’ın tek yapması gereken elini kaldırmaktı, böylece onu sayısız kez öldürebilirdi. Bu yüzden Wang Lin intikam almayı düşünmemişti bile. Hatta iliklerine kadar öldürme arzusuyla dolu olsa da, öfkesini zapt etti. Uzandı ve Teng Huayuan’ın boyutsal çantasını kavradı.

 

Teng Huayuan Wang Lin’i arkasında belirdiğinde hissetmişti. Ansızın kafasını çevirdi ve Wang Lin’in gerçekten de orada olduğunu fark etti. Neler olduğunu anlamıştı, ancak bedeni hala toparlanıyordu, bu yüzden hareketleri yavaştı, oysa ki Wang Lin’in hareketleri tam tersine aniydi.

 

Wang Lin’i gördüğü sırada, genç adam çoktan boyutsal çantasını yakalamıştı.

 

Teng Huayuan’ın ifadesi çirkinleşirken bağırdı, ‘’Patla!’’

 

Yıkıcı bir güç, Wang Lin’in eli boyutsal çantaya değdiği anda ortaya çıktı. Bu muazzam güç bedenine girdi ve koluna atıldı. Patlama parmak uçlarından başladı ve hızla yayıldı. Wang Lin dişlerini sıktı. Uçan kılıcı yanında belirerek kolunu kesti ve genç adam patlamanın gücünü kendisini geriye ittirmek için kullandı.

 

Aynı zamanda, sol elini salladı ve hızlıca kaçarken Çekim Gücü Tekniği ile boyutsal çantayı yakaladı.

 

Teng Huayuan hareket kabiliyetini geri kazanınca, öne doğru bir adım attı.  Anında camgözü ışık bölgesinden çıktı ve Wang Lin’i takip etti.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar Wang Lin’e yetişmiş ve öne uzanarak bağırmıştı, ‘’Wang Lin, sadece boyutsal çantamı alabildiğin için açabileceğini mi düşünüyorsun? Büyük büyük torunumu öldürdüğüne göre, ruhunu ruh bayrağının içine rafine edeceğim ve ölümden daha kötü işkenceler tatmanı sağlayacağım!’’

 

Wang Lin’in sağ eli tamamen paramparça olmuştu. Ruhsal enerjisini kullanarak kanamayı durdurmak için kolunu dondurdu. Teng Huayuan’ın boyutsal çantasına dokunmaya cesaret edemiyordu; bu yüzden Çekim Gücü Tekniği’ni kullanıyordu.

 

Teng Huayuan herkesin önünde zaten son derece utanç verici bir şey yapmışken Temel Oluşturma aşamasındaki bir veletle uğraştığından oldukça öfkeli hissediyordu. Eğer Wang Lin’i anında yakalasaydı veya öldürseydi, bu derece kötü olmazdı, ancak illüzyon tarafından aldatılarak üzücü bir duruma düşmüş, ardından da mavi ışık bedeninin bir süreliğine bastırmıştı. Bunun üzerine, kısa bir süre için bile olsa, Wang Lin boyutsal çantasını çalmayı başarabilmişti.

 

Yaşadığı aşağılanma hissi yüzüne atılan bir tokattan farksızdı ve sadece bir tokatla da kalmamıştı, tekrar tekrar tokatlanmış gibiydi.

 

Onu ne çok kızdıran şeyse Wang Lin açıkça bir darbeden sonra hayatta kalamayacak olsa da, nasıl ışınlanabileceğini biliyordu. Bu, Teng Huayuan’ın bildiği her şeye karşı olduğundan onu büyük ölçüde şaşırtmıştı. Sonuçta ışınlanmak sadece Kadim Ruh aşamasındakilerin yapabileceği bir şeydi.

 

Bütün bunlara ek olarak, Teng Huayuan’ı en çok şaşırtan şey Wang Lin’in tespitleri ve patlamanın yayılmasını engellemek için kendi kolunu kesecek kadar fazla olan kararlılığıydı. Bu noktada, Teng Huayuan Wang Lin’i takdir etmeden edememişti, ancak takdiri hızlıca yerini nefrete bırakmıştı.

 

Wang Lin daha azimli oldukça, Teng Huayuan’ın onu öldürme isteği artıyordu.

 

‘’Wang Lin, büyük büyük torunumu öldürdüğün için başkasını suçlayamazsın, tek suçlu sensin! Seni öldürdükten sonra, Teng Li’yi senin peşinden gönderen yaşlı adam Jimo’yu bu dünyadan sileceğim ve öğrencilerinin sana cehennemde eşlik etmesini sağlayacağım!’’ Teng Huayuan içinden alayla gülümserken elini salladı. Birdenbire, soğuk bir rüzgar esti ve 30,000 ruh dışarı çıkıp Wang Lin’e atıldı.

 

Wang Lin’in ışınlanmayı tekrardan kullanma ihtimalini göz önünde bulundurarak, Teng Huayuan kendi göğsüne vurdu ve Kadim Ruh’u kafasının üzerinde belirdi. Bir kükremeyle, Kadim Ruh’u büyük ölçüde küçüldü ve ağzından bir kan damlası çıktı. Kan damlası ortaya çıktığı anda,  etrafı çevreleyene kadar genişledi.

 

Lanetinde etkisiyle, kan etrafı çevrelediği anda, Wang Lin anında bedeninin hareket edemediğini fark etti. İleriye bakıp ışınlanmak üzereyken, bedeninin titremesini sağlayan bir şey görüşüne girdi. Ona doğru gelen ruhlara baktığı sırada, gözlerinden aşağıya iki kan çizgisi süzüldü. Ruhlar genç adama acıyla kaplı bir ifadeyle bakıyordu; bu ruhlardan birisi babasından başkası değildi!

 

Teng Huayuan Wang Lin’in ifadesini fark etti. Ansızın aceleci hareketler yapmamayı planladı. Ürkütücü bir kahkaha savururken konuşmaya başladı, ‘’Görüyor musun? Gerçekten bütün ailenin ruhlarını tek bir ruh bayrağına koyacağımı mı düşünmüştün? Wang Lin, çok safsın.’’ Bununla birlikte, eliyle işaret etti ve 30,000 ruh durdu. Ardından, Wang Lin’in babasının ruhu topluluktan ayrıldı ve Wang Lin’e atıldı.

 

Wang Lin dudaklarından kan sızarken dişlerini sıktı. Babasının ruhu bedenine girdiği sırada, sadece izlemekle yetindi. Korkunç bir acı çekiyorken, berbat bir halde kahkaha atmaya başladı. Birkaç ağız dolusu kan kusacakken kahkahası daha da yüksek sesli bir hal aldı. Kafasını kaldırdı ve boğazı patlarcasına bağırdı, ‘’Demek ölümsüz dünyası böyle. Harika! HARİKA!’’ Alnına vurdu ve bir ağız dolusu Yin ruhsal enerjisi tükürdü. Dikkatle babasının ruhunun etrafını donmayacağı bir şekilde sardı.

 

Teng Huayuan Wang Lin’i izlediği sırada, içi ürperdi, lakin kısa süre sonra, Temel Oluşturma aşamasındaki birisinden korkmasının komik olduğunu hissetti. Ancak, içindeki ürpertinin yoğunlaşmasına engel olamadı. Sağ elini tekrardan salladı ve 30,000 ruhun arasından başka bir ruh daha sıyrıldı. Bu sefer, Wang Lin’in annesi öne çıkmıştı.

 

Wang Lin’in bedeni titredi. Çekim Gücü Tekniği’yle tuttuğu boyutsal çantayı bıraktı, bu çanta artık onun için işe yaramazdı.

 

Heng Yue Tarikatı’na girişinden önceki küçüklüğüyle alakalı anılar, zihnini dolduruyordu.

 

‘’Wang Lin ne kadar merhametli olduğumu görüyor musun? ailenle kavuşmana izin veriyorum daha ne istiyorsun?’’ Teng Huayuan konuşurken, parmağıyla işaret etti ve Wang Lin’in annesinin ruhu Wang Lin’in bedenine girdi.

 

Bedenindeki acı kalbindeki acıyla karşılaştırıldığında bir hiçti. Wang Lin kalbini kanadığını hissediyordu. Bir kez daha Yin enerjisini annesinin ruhunu dondurmak ve saklamak için kullanırken Teng Huayuan’a soğukça baktı.

 

Teng Huayuan dudaklarının kıvrılmasına izin vererek tüyler ürpertici bir gülümseme sergiledi ve söylendi, ‘’Tamam, hadi oyunu bitirelim. Kaçmak için dış savaş alanı geçidini kullanmak istediğini biliyorum. Bu fikrinden vazgeçmeni öneriyorum.’’

 

Bununla birlikte, elini uzattı ve Wang Lin’in boyutsal çantası eline uçtu. Boyutsal çantayı ezerek, nişanlarda dahil içindeki her şeyi yok etti.

 

Aynı anda, 30,000 ruh Wang Lin’e atıldı ve etiyle ruhsal enerjisini yutmaya başladılar. Sayısız insan yüzü derisinin altında belirmişti.

 

Wang Lin’in buzuyla çevrelediği ebeveynlerinin ruhuna atılanlarda vardı, Lakin Wang Lin ailesini korumak için kendi bedenini kullanıyordu.

 

Kısa süre sonra, Wang Lin’in sol eli gözle görülür bir şekilde önünde yenilmişti. Ardından da iki bacağı. Bütün zaman boyunca, Wang Lin soğukça Teng Huayuan’a bakarken tek bir ses bile çıkarmamıştı. Bu da Teng Huayuan’ın içindeki ürpertinin daha da güçlenmesini sağlamıştı.

 

Gökyüzündeki dev Wang Lin’i inceledi ve heyecanla düşündü, ‘’Düşmanlık aurası! Bu düşmanlık aurası!’’

 

30,000 ruh genç adama saldırırken, bedeni yavaşça dağılıyordu. Teng Huayuan kendi kendine mırıldanırken ciddi bir ifade takındı, ‘’Li Er, büyük büyük büyükbaban intikamını aldı. Ama bu kadarla kalmayacağım! Bedeni yok edildiğinde, ruhunu alacağım…’’

 

Wang Lin acıansı bir kahkaha attı. Bedenindeki acıyı hissedemiyordu. Hala nefes alırken çekim gücü tekniğini kullanarak ebeveynlerinin ruhunu barındıran buzu kavrayıp göğsüne doğru yönlendirmek için çekim gücü tekniğini kullanma fırsatını yakaladı. Bu, yapabileceği tek şeydi. Ölse bile, ailesiyle birlikte ölmek istiyordu.

 

Jue Ming Vadisinden çıktığı için pişman değildi. Saklanırsa, geçici olarak kaçabileceğini biliyordu, ancak ufak bir umudu olduğu için, pes edememişti. Dışarı çıkmasını sağlayan umut da, ailesinin ruhlarını çalma şansıydı. Eğer içeride kalsaydı, bu şansa dahi sahip olamayacaktı.

 

Bedeni bu kan hapishanesine kilitlenmişti. Kaçmak için ışınlanmayı denemişti, ancak başaramadığını fark etmişti. Şu anda, Wang Lin’in kalbi sadece nefretle kaplıydı. Adeta kalbi kan yerine bütün vücuduna nefret depoluyordu.

 

‘’Baba, anne, Tie Zhu size yakışır bir evlat olamadı. Eğer bunun ardında başka bir dünya varsa, umarım sizin oğlunuz olmam çünkü ben… değersiz olduğum için, bensiz, açı çekmezsiniz…’’ Wang Lin gözlerini kapatırken, göz kapaklarından aşağıya kan çizgileri süzülüyordu….

 

Tam o sırada, Wang Lin’in göğsünden kadim bir ses yükseldi. Kısa süre sonra, Wang Lin’in bedeni patladı. Bir ışık huzmesi Wang Lin’in ebeveynlerini yakalarken, kan hapishanesini kırıp geçerken ve dış savaş alanına girerken 30,000 ruh paniğe kapılarak kaçmaya başladı.

 

Geçidin zarının %80-%90’ı erimişti ki aniden ışık huzmesinin darbesi altında eriyiverdi.

 

Devin ve Lin Yi’nin ifadeis ışık huzmesini gördüklerinde ansızın değişmişti. Lin Yi istemsizce bağırdı, ‘’Bu…’’ Tıpkı konuşmaya başladığı hızla, anında ağzını kapattı ve dış savaş alanına doğru zıpladı. Ancak, iki siyah ejderhanın oluşturduğu halkaya dokunduğu anda, geriye fırlatılmıştı…

 

//Ben ağlıyorum gençler hadi görüşürüz…

 

(1/3)

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18094 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37342 Bölüm Sayısı


creator
manga tr