Bölüm 104: Felaket Yas (3)

avatar
1601 0

Xian Ni - Bölüm 104: Felaket Yas (3)


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

 

Wang Lin daha önce bunun gibi bir şey hissetmemişti. Bu öyle bir acıydı ki, kalbini söküp çıkartmak istiyordu. Sanki vücudundaki bütün kan çekilmiş gibiydi. Ağrı dalgaları adeta kafasına saldırıyordu.

 

Wang Lin hızlıca koşarken, bu beklenmedik acıya direndi. Kafasını çevirdiğinde, üçlünün hala peşinde olduğunu fark etti. Gözleri soğuklaştığı sırada, yönünü Ceset Tarikatı’nın toplanma bölgesine çevirdi.

 

Dört ışık huzmesi hızlıca Jue Ming Vadisi’nde hızlıca ilerledi.

 

Wang Hao ve Wang Zhuo’nun düşünceleri yerlerini sadece paniğe ve çaresizliğe bırakmıştı. Önlerinde Wang Tao’nun ve kız kardeşinin ölümünü izlerken kıpırdamaya bile cesaret edemiyorlardı.

 

Peri vari gelişimcinin yüzünde kafası karışmış gibi bir ifade belirdi. İç çekti ve arkasını dönerek ikiliye daha fazla dikkat etmedi.

 

Teng Huayuan gülümserken evlere doğru yürüdü. Elini sıktı. Yeniden açtığında, mor bir ışık halkası belirerek, ayrılmaya çalışanları engelledi.

 

Ardından, bir adım attı ve yan evlerden birine girdi. Burası hizmetçilerin yaşadığı yerdi. Sefil çığlık dalgaları evden yayılmasının yanı sıra, garı gaz bulutları bayrak tarafından toplandı.

 

Wang Ailesinin hizmetkarlarından yedi veya sekiz tanesinin acı dolu yüzü bayrakta belirdi.

 

Teng Huayuan durmayarak sıradaki eve ilerledi ve takiben daha fazla çığlık duyuldu. Wang Hao’nun bedeni titredi. Karşı koymak istiyordu, ailesini kurtarmak istiyordu! Ancak tek kelime bile edemiyordu.

 

Çok geçmeden, Wang Ailesinin bütün hizmetkarları hayalete dönüşmüştü. Teng Huayuan’ın yüzü son derece ciddiydi. Wang ailesinin kalan kısmı çığlıklar tarafından alarma geçti ve kaçmayı denedi, ancak korkuları, ayrılmalarını engelleyen mor ışıkla daha da artı; kaçamıyorlardı!

 

Sadece, dışarıdan durmaksızın gelen sefil çığlıkları duyabiliyorlardı. Bu tür bir korku bütün Wang ailesinin huzursuzlaşmasına sebep oldu.

 

Teng Huayuan kendi kendine mırıldandı, ‘’Li Er, bu kişi seni öldürdü, bu yüzden intikamını almak için yedi ceddini katledeceğim!’’ Bununla birlikte, başka bir eve adım attı.

 

Wang Hao’nun bedeni sanki içinde aniden bir güç ortaya çıkmış gibi sallandı. Öne doğru birkaç adım attı ve yüksek sesle bağırdı, ‘’Hayır…’’

 

Teng Huayuan bağırışı duyunca arkasını döndü ve alayla sırıttı. Elini salladı ve ev ses çıkarmadan toza dönüştü, böylece yüzleri korkuyla dolu iki figür ortaya çıktı; bir kadın ile bir adam.

 

Bu iki Wang Lin’in 3.amcası ve halasıydı, ayrıca Wang Hao’nun ebeveynleriydi.

 

Teng Huayuan’ın sağ eliyle uzandı ve Wang Hao’nun babasının boynunu kavrayarak hava kaldırdı. Hao’nun babasının yüzü anında kızardı ve ağzını açarak, kıvrandı.

 

Wang Hao’nun gözleri kanlanırken, gözyaşları akmaya başladı. Bir kükreme savurup atılmaya hazırlanmıştı ki, Wang Zhuo onu tuttu. Ardından Wang Zhuo fısıldadı, ‘’Wang Hao, düşüncesizce hareket etme. Bu kişi Kadim Ruh aşamasında.’’

 

Teng Huayuan’ın alaylı sırıtması iyice büyüdü. Sağ elini kapattığı gibi, bir patlamayla Wang Hao’nun babasının kafası bir topak haline döndü. Ölü bedeni, Teng Huayuan’ın bırakmasıyla yere yığıldı, ardından ruhu dışarı çıktı ve bayrak tarafından toplandı.

 

 ‘’HAYIR!’’ Wang Hao’nun sesi boğuklaştı. Kan kusarken göğsü acıyla kaplanmıştı. Babasının bedenine baktı ve mırıldandı, ‘’Neden…neden…’’

 

Teng Huayuan bir kez daha kolunu uzattı, bu sefer hedefi Wang Hao’nun annesiydi, kafatasını parçaladı ve Wang Hao’nun önüne fırlattı.

 

Wang Hao daha fazla kan kusarken bedeni titredi ve nihayetinde çöktü. Annesinin bedenine sarıldı. Gözyaşları durmaksızın gözlerinden akıyorken ses tellerini yırtarcasına bağırdı, ‘’NEDEN!?!?!?!?’’

 

Teng Huayuan’ın ifadesi karanlıklaştı. Elini salladı ve parlayan mor ışığın altında, bütün evler toza dönüştü. Ortaya yaklaşık kırk kişi çıkmıştı ve hepsi de Wang Ailesi üyelerindendi.

 

Kadınlardan biri ağlamaya başladı. Hepsi korkuyla kaplanmıştı. Yaşayanlar hariç, sadece kafasız ölü bedenler bulunuyordu.

 

Teng Huayuan bir figürü kavrarken gülümsedi. Bu kişi, Wang Lin’in babasının 3.amcasıydı. Şu anda Wang Ailesinin en kıdemli üyesiydi.

 

Çığlıklar savururken, ruhu Teng Huayuan tarafından alındı ve öldü.

 

Wang Hao önündeki manzara şaşkınlık içinde baktı. Wang Zhuo’nun onu durdurmak için koyduğu elinin çoktan bedeninde kan izleri bıraktığını bile fark etmemişti. O sırada, Wang Zhuo kalabalığın arasındaki ailesine bakmaya cesaret edemiyordu. Kanlanmış gözlerini eğerek yere bakmaya başladı.

 

Wang Lin’in 4.amcası vahşi doğada uzun süre yaşamıştı, bu yüzden insanların çoğundan daha cesurdu. Çarpıkça gülümsedi, kafasında bir düşünce belirmiş gibi görünüyordu. Karısı bir yıl önce ölmüştü ve oğlu da zaten bir dövüş sanatları tarikatına gönderilmişti, yani kaybedeceği bir şey yoktu. Yüksek sesle konuşmaya başladı,

 

 ‘’Ölümsüz, Wang Ailem sizi rahatsız edecek ne yaptı? Biz ölümlülerin gözünüzde karıncalar gibi olduğunu biliyorum, ancak karıncalar bile bütün bunlara neyin neden olduğunu bilme hakkına sahip.’’

 

Peri vari gelişimci bu adamı incelerken dudaklarının arasından şaşkınlığını belli eden bir sesin kaçmasına izin verdi.

 

‘’Neden mi?’’ Teng Huayuan birkaç kişiyi daha işaret etti ve ölenlerin sayısı arttı. Dağılmış, parçalanmış bedenlerin her yerinden kan fışkırıyordu.

 

‘’Wang Ailenden birisi büyük-büyük-torunumu öldürmeye cesaret etti, bu yüzden ben de bütün ailesini öldürmeye geldim!’’ Bununla birlikte, sağ eliyle havaya vurdu ve onu aşkın kişiyi daha öldürdü.

 

Wang Hao Wang Zhuo’dan kurtulmak için mücadele etti ve tam öne hücum edecekti ki Wang Zhuo tekrardan genç adamı zapt etti. Wang Zhuo’nun da yüzü gözyaşlarıyla doluyken, fısıldadı, ‘’Wang Hao, ne olursa olsun, yaşamak zorundayız. Sadece yaşayarak intikamımızı alabiliriz!’’

 

Wang Lin’in 4.amcası hüzünle gülümsedi ve karşılık verdi, ‘’Ölümsüz, nasıl olabilir de benim Wang Aile’mden birisi büyük-büyük-torununuzu öldürebilir? Geçen bu yüzlerce yıllarda, Wang Aile’m sadece üç ölümsüze sahip…’’Sanki bir şeyi fark etmiş gibi aniden durdu.

 

Hayatta kalanlar arasından, Wang Zhuo’nun babası diz çöktü ve konuşmaya başladı, ‘’Ölümsüz, büyük-büyük-torununuzu öldüren kişinin adı Wang Lin mi?’’

 

Soğuk bir ışık Teng Huayuan’ın gözlerinde belirirken içinden düşündü, ‘’Wang Lin…demek ismi Wang Lin!’’ Wang Zhuo’nun babasına baktı, uzandı ve önündeki Wang Zhuo’nun babasını boğazından kavradı. Gözlerinin içine bakarak, kelime kelime, ‘’Wang Lin hakkındaki her şeyi anlat!’’ diye söylendi.

 

Wang Zhuo’nun babası hızlıca Teng Huayuan’a Wang Lin hakkında bildiği her şeyi anlattı. Bu ‘’her şey’’ kategorisine ebeveynlerinin nerede yaşadığı da dahildi. Zihninde vahşice tek bir düşünce belirdi, ‘’Ölün, hepiniz, ölün! Bu kişi senin tarafından öldürülmemişse bile, Wang ailesi öldü, bu yüzden ebeveynlerin de ölmeli!’’

 

Teng Huayuan dinlemeyi bitirdikten sonra, bir kahkaha patlattı. Ardından elini sıktı. Tekrar açtığında, bir ışık küresi belirmişti. Umursamazca öne doğru ittirdi ve dairesel bir dalga yayıldı.

 

Wang Zhuo’nun babası en yakın olandı. Şok dalgasına dokunduğunda, bedeni titredi ve kıyafetleriyle birlikte toza dönüştü. Dalga yayılırken, temas ettiği herkes ölüyordu ve ruhları bayrak tarafından toplanıyordu.

 

Dalga Wang Lin’in 4.amcasına vurmak üzereydi, o çoktan gözlerini kapatmıştı, ancak nazik, beyaz bir ışık bedenini çevreledi ve ışık küresinin dalgasını engelledi.

 

Teng Huayuan arkasını döndü ve peri vari gelişimciye dik dik baktı.

 

Gelişimciyse iç çekerek söylendi, ‘’Ölümsüz kardeşim Teng, bu kişiyi hayatta bırakın. İşime oldukça yarayacak."

 

Teng Huayuan, Wang Zhuo ve Wang Hao’yu işaret ederek alayla gülümseyip söylendi, ‘’O zaman bu ikisiyle olan meseleye burnunu sokmayacaksın?’’

 

Gelişimci, Teng Huayuan’a bakarken gülümsedi, ‘’Ölümsüz kardeşim Teng, neden böyle bir lüzumsuz soru soruyorsun? Tabii ki de seni durdurmayacağım, ancak eğer kıdemli Punnan Zi sorarsa, gerçeği söylemekten de kaçınmayacağım.’’

 

Teng Huayuan peri vari gelişimciye baktı. Uzun bir zaman zarfından sonra, ayaklarını yere vurdu ve bütün Wang aile arazisi moloza dönüştü.

 

Wang Zhuo ve Wang Hao’ya gelirsek, Wang Lin’in ebeveynlerinin yaşadığı yere doğru uçarken ikiliye bir bakış bile atmamıştı.

 

Wang Zhuo’nun bedeni kalıntılara bakarken korkunç bir şekilde titredi. Bir süre düşündükten sonra, diz çöktü ve secde etti. Alnı kanamaya başladığında, ifadesi son derece ciddi bir hal almıştı.

 

Wang Hao dişlerini sıktı. Acınası bir kahkaha atıp, yere yığıldı.

 

Wang Zhuo kalktı ve kardeşini omuzladı. Peri vari gelişimciye doğru kafasını eğerek selam verdi ve Xuan Dao Tarikatı’na yöneldi. Wang ailesine dair tüm hatıraları, silinmişti.

 

Peri vari gelişimci iç çekerek içinden düşündü, ‘’Bu gerçekten bir günah. Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım bilemiyorum… ancak bu orta yaşlı adam cidden normal değil. En azından, kurtarabildiğimi kurtaracağım.’’ Bunu düşünürken, ellerini salladı ve Wang Lin’in 4.amcasıyla birlikte Wang ailesinin arazisinden ayrıldı.

 

Teng Huayuan neredeyse anında Wang Lin’in ebeveynlerinin yaşadığı küçük köye varmıştı. Yanında, Wang Ailesi’nden yüzü aşkın kişinin yüzünün olduğu küçük bir bayrak taşıyordu. Yüzlerin hepsi acı dolu ifadeler takınmıştı.

 

Perişan çığlıklar bayraktan yayılarak, soğuk rüzgar dalgaları oluşturuyordu.

 

Köye vardıktan sonra, ilahi hissini yaydı. Wang Lin’in evini çabucak bulmuş ve ileri atılmıştı.

 

15 dakika sonra, Teng Huayuan, Wang Lin’in evinden dışarı çıktı. Sağ eli bayrağa vurdu ve Kadim Kanı’nın birazını tükürdüğü sırada, bayrak büyüyerek devasa boyutlara ulaştı. Anında çığlıklar dışarı infilak ederken üzerinde dalgalanmalar belirdi. Yavaşça, dalgalanmalar kaybolarak, bir resim ortaya çıktı. Bu resim, bir ormana doğru hızlıca ilerleyen Wang Lin’i gösteriyordu.

 

Teng Huayuan sırıttı ve sağ eliyle resmi işaret etti.

 

Wang Lin’e gelirsek, bu açıklanamaz korku hissiyatının etkisi altında, üç takipçisinin Ceset Tarikatı’nın toplanma noktasına doğru yönlendiriyordu.

 

ACI! HAYAL EDİLEMEZ BİR ACI! TARİFSİZ BİR ACI!

 

Bu tür acılar Wang Lin’in üzerine bir sel gibi bastırdı. Ölümsüzlük yoluna adım atan kişiler kesin şeylere karşı aşırı hassastı. Wang Lin daha önce hiç deneyimlemediği bir panik duygusuyla sarmalandı. Ebeveynlerinin yüzleri, tam önünde belirdi.

 

Kısa süre sonra, Wang Lin geçmişinden hayatının geri kalanında asla ama asla unutmayacağı manzarayı, gözlerini bile kırpamadan izledi.

 

‘’HAYIR!!!’’ Gözlerinden aşağı iki kan çizgisi akmaya başladı. İfadesi öyle acı doluydu ki, anlatılamazdı; bedeni titredi ve vücudundaki Yin ruhsal enerji şeritleri şiddetle harekete geçerek, tamamen kontrolden çıktı. On metre çapı içindeki her bitki dondu. Bu dondurucu aura daha da güçlendi, hiçbir şekilde durmadı.

 

Bu andan itibaren, Wang Lin’in içindeki ‘’Ji’’ durmaksızın yükselerek, Ji Alemine ulaştı!

 

//Duyguyu ne kadar yansıtabildim bilemiyorum ama ben çok üzülmüştüm bu bölümde be, alırım bir başın sağ olsun :( Wang Lin reyiz, yanındayız…

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr