Bölüm 103: Felaket Yas (2)

avatar
1559 0

Xian Ni - Bölüm 103: Felaket Yas (2)


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Teng Huayuan muazzam bir öldürme aurası yayarken ürkütücü bir gülümseme dudaklarında yer edindi. İçinden düşündü, ‘’Li Er, büyükbaban kanını yerde bırakmayacak!’’ Teng Li hakkında düşünürken, Teng Huayuan kalbinin kederle kaplanmasına engel olamadı. Teng ailesinin en seçkin 4.nesil öğrencisi aniden biri tarafından öldürülmüştü.

 

Teng Li öldükten sonra, Teng Huayuan meseleyi araştırmış ve gerçekte neler olduğunu öğrenmişti. Wang Lin'in dışında, meseleye dahil olan herkes Teng Huayuan tarafından kayıtlara alınmıştı.

 

Diğer gelişimci iç çekerek söylendi, ‘’Ölümsüz kardeşim Teng, hesaplamalarıma göre, bu kişi şu anda Jue Ming Vadisi’nde. Neden ailesini bulmak istiyorsun? Unut gitsin. Bütün intikamların bir bedeli vardır. Eğer öfkeni ölümlüler üzerinde çıkardığın anlaşılırsa, hoş olmaz.’’

 

Diğer gelişimciye bakarken, Teng Huayuan’ın yüzü çirkinleşti.

 

Gelişimci kafasını iki yana sallarken acı acı güldü. Bronz aynayı tuttu ve sağ eliyle bir mühür oluşturdu. Bronz ayna anında havaya fırladı ve sanki bir şey arıyormuş gibi etrafta dolaştı. Ne var ki, uzunca bir süre ileri geri uçmuş olsa da, hangi yöne gideceğini bulamamıştı.

 

Gelişimci kaşlarını çattı. Bunun olacağını biliyordu, sonuçta çok az ipucu vardı. Aynayı işaret etti ve ayna, eline geri uçtu.

 

Gelişimci parmağının ucunu kanattı ve çabucak aynanın üzerine kendi kanıyla bir sembol çizdi. Aynayı tekrardan fırlattı. Bu sefer, orijinal boyutunun birkaç katı büyümüştü. Ayna kristal berraklığındaydı ve üzerinde dalgalanmalar oluyordu.

 

Ayna yönünü değiştirdi ve Teng Huayuan’la yüz yüze durdu.

 

Gelişimci ciddi bir ifadeyle söylendi, ‘’Şaşırma, ölümsüz kardeşim Teng. Aynam, ikiniz arasındaki lanetin aurasını özümsemeli."

 

Teng Huayuan’ın alnından siyah gaz şeritleri çıktı ve aynanın içine girdi. Aynanın üzerindeki dalgalanmalar arttı, ta ki büyük bir ev resmi üzerinde belirene kadar.

 

Teng huayuan’ın gözleri tamamen öldürme arzusuyla doluydu. Bakmayı bitirdikten sonra, diğer gelişimciye bakmak için döndü.

 

Gelişimci tereddüt etti, ardından iç çekerek sağ elini salladı ve ayna yere doğru süzüldü. Anında boyutu bir kişinin geçebileceği kadar büyüdü. Gelişimci zoraki bir gülümsemeyle, aynanın içine yürüdü.

 

Teng Huayuan’ın da dudakları kıvrılırken peşinden ilerledi.

 

İkili girdikten sonra, ayna arkalarında bir iz kalmadan kaybolana kadar küçüldü.

 

O noktadan 100 kilometre uzakta küçük bir kasaba vardı. Wang Ailesi bu bölgede büyük bir aile olarak görülebilirdi. Wang Ailesinin genç neslinde ölümsüz tarikatlarına katılanlar olduğu söyleniyordu. Tabii bu tür haberler, böyle küçük bir bölgede hızlıca yayılmıştı.

 

Wang Ailesi işe, kasabada açtıkları çeşitli dükkanlarla marangozluk yaparak koyulmuştu. Bir yabancının gözünden, Wang ailesi bu bölgedeki en büyük aile olarak görülürdü.

 

Tüm kasabadaki, en şaşaalı bina Wang Ailesi’nin ana eviydi. Bu günde, gökyüzündeki güneş yeryüzünü pişiren dev bir fırın gibiydi. Wang ailesinden bir muhafız sütunları karşı eğildi, sıcaktan kurtulmak için ellerini kullanarak rüzgarı yelliyordu.

 

 

Pamuklu cübbesinin göğüs kısmı ve sırt kısmı çoktan ter içinde kalmıştı.

 

‘’Bu lanet hava çok sıcak. Hava böyleyken nasıl yaşamaya devam edeceğiz?’’ Muhafız cübbesini açıp daha güçlü yellemeye başladı.

 

O anda, yan binadaki kapı açıldı ve hizmetçi bir kız elinde bir kaseyle dışarı çıktı. Kız, kapının önüne varana kadar ana eve doğru yürüdü. Muhafızın karşısına geldiğinde, bir kahkaha patlatarak konuşmaya başladı, ‘’Abi, bu ekşi erik çorbası seni rahatlatacaktır, hadi iç!’’

 

Muhafız döndü ve kızı fark etti. Aniden dudakları kıvrıldı ve kaseyi kabul etti, ardından tek harekette kaseyi gömdü. Çok geçmeden serin bir hissiyatın bedenini dolaştığını hissetti ve derin bir nefes aldı. ‘’Ustalar gerçekten kendilerini nasıl eğlendireceklerini biliyorlar. Küçük kız kardeş, dışarı çıkarken, usta Hao’nun seni görmesine izin vermedin, değil mi?’’

 

Kız bir yelpaze çıkardı ve muhafızı yellerken gülümseyerek söylendi, ‘’Abi, rahat olabilirsin. Genç efendi görmedi. Beni göremeyeceği bir anda dışarı çıktım. Üstelik, genç efendi Hao son derece iyi birisi, yani beni görmüş olsa bile, sorun olmayacaktır.’’

 

Muhafız küçük kız kardeşinin yellemesinin tadını çıkarıyordu. Kafasını sallayarak onayladı ve konuşmaya başladı, ‘’Haklısın. Genç efendi Hao bir ölümsüz, nasıl olur da bizim gibilerle uğraşabilir? Küçük kardeşim, daha fazla gösterişli olmalısın. Eğer genç efendi Hao’nun dikkatini çeker ve cariyesi olursan, o zaman her şey abin için kolaylaşır. Tek isteğim evde bir personel olarak çalışma şansı vermen, fazla bir şey istemiyorum.’’

 

Kızın yanakları kızarırken gözlerini devirdi ve söylendi, ‘’Abi, Wang Ailesi için benden fazla çalıştın. Duyduğuma göre ölümsüzler tarafından toplam da üç kişi seçişmiş, ancak üç yıldır buradayım ve genç efendi Hao dışında, sadece genç efendi Zhuo’yu bir kere görebildim. Peki üçüncü kişi nerede?’’

 

Muhafız gururla yanıtladı, ‘’Bunu biliyorum. O üçüncü genç efendinin ismi Wang Lin. Genç efendi Hao ve Zhuo ile karşılaştırılamaz bile. Onun hakkında bir şey duymuştum, bu …’’ Konuşurken, aniden çenesini kapattı ve gökyüzüne baktı.

 

Gökkuşağı renkli bir ışığın hızlıca onlara doğru uçtuğunu ve göz açıp kapayıncaya kadar zemine inerek, siyahlar içindeki bir gencin ortaya çıktığını görmüştü. Bu gencin teni bir yeşim kadar pürüzsüzdü ve yüzü de aşırı yakışıklıydı. Sırtında bir kılıç taşıyordu.

 

Ancak eğer birisi yakından bir bakış atarsa, artık bir genç olmadığını fark ederdi. Gözlerinin yakınlarında yaşlılığın belirtileri olan çizgiler görülebiliyordu. Gençliğinden gelen kibri de artık yoktu. Bunun yerine, etrafındakilere olgun olduğunu hissettiren bir duygu yayılıyordu.

 

‘’Genç…genç efendi Zhuo!’’ Muhafız kekeledi ve hızlıca eğildi.

 

Kız, genç ustanın ortaya çıkmasıyla ürkmüştü. Çabucak abisinin arkasına saklandı.

 

Bu kişi, yıllar önce kibrinden geçilmeyen Wang Zhuo’dan başkası değildi. Muhafıza bakarken kaşlarını çatıp söylendi, ‘’İsmin Wang Tao’ydu, doğru mu?’’

 

Muhafız, Wang Zhuo’nun ismini hatırlayacağını düşünmemişti. Morali anında yükseldi. ‘’Genç efendi, bendeniz Wang Tao.’’ Diyerek yanıt verdi.

 

Wang Zhuo biraz tereddüt etti ve yavaşça konuştu, ‘’Wang Tao, kim sana Wang Lin hakkında bir şeyler anlattı ve ne dedi?’’

 

‘Wang Tao’nun içi ürperirken karşılık verdi, ‘’Bana… bana ev işlerini yapan kadın söylemişti. Evine dönmeye utandığını ve bir çöp parçası olmasına rağmen sizinle ölümsüz olma hakkı için savaşmaya çalıştığını söylemişti."

 

Wang Zhuo sessizce düşündü. Uzunca bir zaman zarfından sonra, iç geçirdi. Wang Tao’ya yanıtlıyor olsa da kendi kendine de mırıldandı, ‘’Çöp… onunla karşılaştırıldığında, korkarım ki gerçek çöp benim.’’

 

Wang Tao ürkmüştü. Wang Zhuo’nun sözlerini duyduğunda kafası aşırı karışmıştı. Tam o anda, bir genç evden dışarı çıktı. Bu genç son derece yapılı ve yakışıklıydı. Orada dikilerek, Wang Zhuo’ya baktı ve gösterişsiz bir şekilde konuştu, ‘’Wang Zhuo, görüşmeyeli uzun zaman oldu.’’

 

Wang Zhuo acı acı gülümsedi ve söylendi, ‘’Wang Hao, üç yıldır görüşmüyoruz. Çok değişmişsin.’’

 

Wang Hao’nun yüzü melankoli duygusuyla kaplanmıştı. İkisi de sessizleşti. Muhafız Wang Tao ve küçük kız kardeşi kenarda, nefes almaya cesaret edemeyerek duruyordu. Bu ikilinin Wang ailesinin dâhileri olduğunu biliyorlardı, ikisi de onlardan üstündü.

 

Wang Hao fısıldadı, ‘’Wang Lin’den bir haber var mı?’’

 

Wang Zhuo’nun ifadesi anlaşılması zor bir hal aldı, ‘’Heng Yue tarikatından ayrıldıktan sonra, hiç haber alamadım.’’

 

Wang Hao iç çekerek söylendi, ‘’Şu anda kaçıncı seviyedesin? Yeteneğinle, Xuan Dao Tarikatı’ndan birçok üstadın gözüne girmiş olmalısın.’’

 

Wang Zhuo kederle karşılık verdi, ‘’İlerlemek zor oldu. Qi Yoğunlaştırması’nın 11.katmanındayım ve bunu başarabilmemin tek sebebi de geçen seneki yarışmayı şans eseri kazanmam ve arka dağa girebilmem sayesinde. Şu anda, onun hangi seviyede olduğunu merak ediyorum. Bence, en azından 15.katmandadır.’’

 

Wang Hao bir süre düşündü ve kendi kendine güldü. ‘’Bense sadece 7.katmandayım. Yalnızca birkaç yıl geçmiş olsa da aramızdaki fark çoktan açıldı.’’

 

Wang Tao afallamıştı. Qi Yoğunlaştırması’nın veya Temel Oluşturma’nın ne demek olduğunu bilmiyor olsa da, iki genç efendinin konuşmasından, bu Wang Lin denen şahsın hizmetçi tarafından anıldığı gibi çöp olmadığını anlamıştı.

 

O anda, gökyüzü aniden karanlıklaştı ve havadaki sıcaklık aniden kayboldu. Devasa bir ayna sessizce gökyüzünde belirdi. İki kişi ortaya çıkarken aynanın yüzeyinde dalgalanmalar oluştu. Çıkan kişilerden birisi ölümsüz vari bir aura taşırken, diğeri tamamen bir iblisin aurasıyla kaplanmıştı.

 

Muazzam bir baskı gökyüzünden indi.

 

Wang Zhuo ve Wang Hao’nun ifadesi büyük oranda değişti. Nefes almaya bile cesaret edemediler. Wang Zhuo çabucak ellerini birleştirdi ve söylendi, ‘’Bu küçüğünüz Xuan Dao Tarikatı’ndan Wang Zhuo. İki kıdemliyi de selamlıyorum!’’

 

Perimsi ölümsüz şaşırmıştı, ‘’Xuan Dao Tarikatı? Kanıtın var mı?’’

 

Wang Zhuo’nun kalbi tekledi. Hızlıca kimliğini temsil eden yeşimtaşını çıkarırken içinde kötü bir şey olacağına dair bir his belirmişti. Gelişimci yeşimtaşını aldı ve içine baktı Ardından Wang Hao’ya bakıp, ‘’Sen de mi?’’ diye sordu.

 

Wang Hao zeki birisiydi, tereddüt etmeden onayladı.

 

Teng Huayuan bir homurtu savurarak elini salladı. İki patlamayla, muhafızın ve küçük kardeşinin kafası patlamıştı. Kan, her yere saçıldı.

 

İki yeşil gaz bulutu bedenlerin üzerinde süzülmeye başladı. Teng Huayuan bir bayrak çıkardı ve iki gaz bulutunu topladı.

 

Kısa süre sonra, acıyla dolu iki yüz bayrağın üzerinde belirdi. Bunlar, muhafız ve kız kardeşinden başkasının yüzleri değildi!

 

Teng Huayuan acımasızca söylendi, ‘’Bugün, hiç kimse canlı ayrılamayacak!’’ Ardından Wang Zhuo ve Wang Hao’yu geçerek ana eve girdi.

 

Wang Lin’e gelirsek, genç adam Jue Ming Vadisi’nde hızlıca ilerliyordu. Arkasında iki erkek ve bir kadın gelişimci vardı. Genç adamı takip ederlerken öldürme arzularını hiç çekinmeden üzerine yöneltmişlerdi.

 

Koşarken, kalbi aniden acıdı, sanki bir kazık kalbini delip geçmişti. Bu acı herhangi bir yaradan dolayı değildi, tam tersine kalbinin en derinlerinde hissettiği bir duyguydu.

 

Kalbi, bilinmeyen bir panik ve hüsran duygusuyla kaplanmıştı…



 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18164 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37436 Bölüm Sayısı


creator
manga tr