Bölüm 1: Evden Ayrılma

avatar
5922 4

Xian Ni - Bölüm 1: Evden Ayrılma


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

 Tie Zhu köydeki ufak yolun kenarına oturmuş, mavi gökyüzünü izliyordu. Aslına bakarsanız asıl ismi Tie Zhu değildi; lakin küçük yaştan beri zayıf bir bedene sahip olduğu için babası oğlunun geleceğinden endişelenmiş ve ona geleneksel bir isim takmıştı.

 

 (Tie Zhu: Çelik Sütun)

 

  Bu bahsi geçen genç adamın gerçek adı Wang Lin’di. Ait olduğu Wang ailesi bu bölge etrafında marangozlukla uğraşan büyük bir aile olarak görülebilirdi. Ayrıca Wang ailesi bölgede iyi tanınmanın yanında, ahşap ürünler satan birçok dükkâna da sahipti.

 

  Ti Zhu ’nun babası ailenin ikinci oğluydu. Annesi babasının ikinci eşi olduğu için aile mesleğini devralamamış ve evlendikten sonra evden ayrılıp, bu ufak köye yerleşmişti.

 

  Lakin her şeye rağmen babası yetenekli bir marangoz olduğu için Tie Zhu ‘nun ailesi yemek ya da kıyafet konusunda bir gün için bile olsun endişe duymamıştı. Köydeki itibarları da hiç fena sayılmazdı.

 

  Tie Zhu küçük yaştan beri zeki olarak görülen bir çocuktu. Kitap okumayı seviyor ve aklına türlü türlü fikirler geliyordu. Neredeyse köydeki herkes onu bir dahi olarak görüyordu. Babası ne zaman insanların oğluna övgü dolu sözler söylediğini duysa, suratındaki kırışıklıklardan kurtuluyor ve suratına geniş bir gülümseme takınıyordu.

 

Genç çocuğun annesi de babası kadar keyifli ve iyi niyetliydi. Yani Tie Zhu ‘nun aile sevgisiyle büyüdüğünü söylesek pek de yanılmış olmazdık. Ailesinin ondan büyük şeyler beklediğini biliyordu. Yaşıtları tarlalarda çalışırken, kendisi evde oturup, kitap okuyordu.

 

  Okudukça fikirleri de doğal olarak artıyordu. Dış dünyaya karşı akıl almaz bir merak besliyordu. Biz bunlardan bahsederken genç adam başını kaldırmış, yolun sonuna bir bakış attıktan sonra iç geçirmişti. Ardından kitabını kapattığı gibi ayağa fırlayıp, evine yürümeye koyulmuştu.

 

  Babası bahçede oturuyordu. Elindeki pipodan derin bir nefes çektikten sonra söylendi: ‘’Tie Zhu, çalışmalar nasıl gidiyor?’

 

   Tie Zhu eve girmeden önce birkaç kelime söylemişti. Babası piposundaki külleri döktükten sonra ayağa fırladı ve tekrar söylendi: ‘’Tie Zhu, düzgün çalışman lazım. Seneye sınava gireceksin. Gelecekte başarılı olup olmayacağın bu sınava bağlı; sakın ola sonun benim gibi olmasın, sonsuza kadar bu köye tıkılıp kalmanı istemiyorum.’’

 

  ‘’Hayatım, her gün aynı şeyleri söylüyorsun. Bana sorarsan, oğlumuzun sınavı geçeceğine şüphem yok!’’ Tie Zhu ‘nun annesi yemekleri masaya koyuyordu. Baba ve oğula işaret edip, yemeğin hazır olduğunu söylemişti.

 

  Tie Zhu başıyla onaylamış, masaya kurulduğu gibi birkaç ağız dolusu yemeği yemeye koyulmuştu. Annesi sevgi dolu gözlerle onu izlerken, küçük çocuğun tabağına birkaç parça et koymayı ihmal etmemişti.

 

  ‘’Baba, Dördüncü Amca’m nerede kaldı?’’ diye sordu Tie Zhu.

 

  ‘’Yolu düşünürsek, önümüzdeki birkaç saat içerisinde geleceğini söyleyebilirim. Dördüncü amcan babandan daha başarılı bir insandır oğlum. Hey, hayatım, kardeşim için yemekleri hazırladın mı?’’ Tie Zhu ‘nun babası ne zaman Dördüncü Amcasından bahsetse, suratında hüzün dolu bir ifade beliriyordu.

 

  Annesi başıyla onaylamış ve söylenmişti: ‘’Tie Zhu, dördüncü amcan gerçekten çok iyi bir insandır. Geçtiğimiz birkaç yılda onun sayesinde baban ahşap işlemelerini iyi fiyatlara satabiliyor. Eğer gelecekte başarılı bir insan olabilirsen, sakın ola dördüncü amcana bize yaptığı iyiliklerin karşılığını vermeyi unutma.’’

 

   Annesinin konuştuğu sırada kapının dışından at sesleri gelmeye başlamıştı. Atların çektiği arabanın çıkardığı seslerin ardından geniş bir kahkaha da duyulmuştu.

 

  ‘’İkinci Kardeş, kapıyı aç!’’

 

Tie Zhu şaşırmıştı. Zaman kaybetmeden ileri atılmış ve kapıyı açtığı gibi karşısında kuvvetli bir orta yaşlı adam görmüştü. Herif Tie Zhu ’ya adıyla seslendikten sonra gülümsemiş ve hemen küçük çocuğun başını sevmeye koyulmuştu: ‘’Tie Zhu, son görüşmemizin üzerinden yalnızca altı ay geçti; lakin sen yine uzamışsın!’’

 

Tie Zhu ‘nun ebeveynleri ayağa fırlamıştı. Babası gülümseyerek söylenmeye başladı: ‘’Dördüncü Kardeş, bu saatlerde geleceğini tahmin etmiştim. Hadi, gir içeri. Tie Zhu, neden amcana bir sandalye çekmiyorsun?’’

 

   Tie Zhu keyifle onayladı. Hemen evin içine girmiş, tahta bir sandalye aldıktan sonra sandalyeyi yemek masasına yerleştirmişti. Dikkatle kollarını birleştirdikten sonra amcasına parıldayan gözlerle bakmaya koyuldu.

 

  Orta yaşlı adam küçük çocuğa göz kırpmış ve alayla söylenmişti: ‘’Tie Zhu, ne zamandır bu kadar disiplinli davranıyorsun? Hatırladığım kadarıyla seni son gördüğümde bu halinden eser yoktu.’’

 

  Tie Zhu ‘nun babası küçük çocuğa bir bakış attıktan sonra söylenmişti: ‘’Bu yaramaz velet daha demin ne zaman geleceğini soruyordu.’’

 

    Orta yaşlı adam Tie Zhu ‘nun kızarmaya başlayan suratını görünce bir kahkaha patlatmıştı: ‘’Tie Zhu, dördüncü amcan sana verdiği sözü unutmadı.’’ Lafını bitirdikten sonra iki tane kitap çıkarmış ve kitapları masaya koymuştu.

 

  Tie Zhu heyecanla ileri atılıp, kitapları karıştırmaya başladı. Heyecanına hâkim olmakta güçlük çekiyordu.

 

  Annesi nazik bakışlarla oğlunu süzmüş, ardından orta yaşlı adama doğru konuşmaya başlamıştı: ‘’Dördüncü Kardeş, abin sürekli seni düşünüyor. Bu sefer en azından birkaç gün bizimle kalmalısın.’’

 

   Orta yaşlı adam başını iki yana doğru salladıktan sonra cevapladı: ‘’Kardeşim, son zamanlarda aile meselelerinden başımı kaldıracak zaman bulamıyorum. Yarın sabah erkenden çıkmam lazım. İşleri hallettikten sonra size söz veriyorum ki buraya gelecek ve uzunca bir süre kalacağım.’’

 

  Tie Zhu ‘nun babası iç geçirmiş ve söylenmişti: ‘’Bizim hanıma bakma sen. İşlerine odaklan, aile işleri bizlerden daha önemli sonuçta. Daha sonra geldiğinde güzel güzel vakit geçiririz.’’

 

  Orta yaşlı adam Tie Zhu ‘nun babasına bakmış ve sormuştu: ‘’İkinci Kardeş, Tie Zhu on beşine basmıştı, değil mi?’’

 

  Tie Zhu ‘nun babası hemen onaylamıştı: ‘’Seneye on altı yaşına girecek bizim velet. On yıl su gibi akıp geçti cidden.’’ Oğluna sevgi dolu gözlerle bakıyordu.

 

  Orta yaşlı adam biraz düşündükten sonra ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı: ‘’Kardeşim, sana bir haberim var; Heng Yue Tarikatı öğrenci alımlarına başlayacak. Bu sene bizim ailemizin üç adet yeri var ve şans bu ki yerlerden birini ben belirleyeceğim.’’

 

 Tie Zhu ‘nun babası şok olmuştu: ‘’Heng Yue Tarikatı mı? Lakin o tarikat ölümsüzlerle dolu değil mi?’’

 

  Orta yaşlı adam gülümsedikten sonra başıyla onayladı: ‘’İkinci Kardeş, aynen söylediğin gibi orası Ölümsüz Tarikatları’ndan biridir! Bölge çevresinde ailemizin sözü geçtiği için potansiyel öğrencilere sahip olacağımızı düşünmüş olmalılar. Oğlumu biliyorsun, kitaplarla arası iyi değildir; lakin bıçaklardan ve kılıçlardan iyi anlar. Bu sebeple tarikatın oğlumu seçeceğini pek düşünmüyorum. Elimdeki yer gerçekten değerli. Tie Zhu’nun küçük yaştan beri zeki olduğunu bildiğimden, belki de onun bir şansı olabilir diye düşünmüştüm.’’

 

Tie Zhu ‘nun annesi keyiflenmişti: ‘’Dördüncü Kardeş bu…’’

 

  Orta yaşlı adam Tie Zhu ‘nun başını okşadıktan sonra söylendi: ‘’Kardeşlerim, bana kalırsa kararımı çoktan verdim. Tie Zhu ‘ya denemesi için bir şans verelim; eğer olur da başarıyla seçmeleri geçerse, kendine yeni bir gelecek yaratabilme fırsatını yakalayabilir.’’

 

  Tie Zhu şaşkın ifadesiyle önce ailesine, ardından da amcasına bakmıştı. Henüz yaşananlara anlam vermeyi başaramamıştı: ‘’Ölümsüzler mi? Hangi ölümsüzler?’’ Tie Zhu söylendi.

 

  Orta yaşlı adamın suratı ciddi bir ifadeye bürünmüştü. Tie Zhu ‘ya bakarak söylendi: ‘’Tie Zhu, ölümsüzler gökyüzüne yükselebilen ve ölümlüler tarafından öyle kolayca anlaşılabilen insanlar değildir.’’ Tie Zhu ister istemez meraklanmıştı.

 

  Tie Zhu ‘nun babası heyecanla doğrulmuş, Tie Zhu ‘nun annesini çekiştirerek orta yaşlı adama doğru eğilmişti. Orta yaşlı adam hemen önündeki ikiliye uzanarak söylendi: ‘’Kardeşim ne yapıyorsun? Annem küçük yaşta hayatını kaybetmişti. Eğer senin annen olmasaydı, bugün burada karşınızda dikiliyor olmazdım. Tie Zhu benim biricik yeğenimdir, bırakın da onun için bu kadarını yapabileyim.’’

 

  Tie Zhu ‘nun babası ağlamaya başlamıştı. Orta yaşlı adamın sırtına ağır ağır vuruyor, başıyla onaylıyor ve bir yandan da söyleniyordu: ‘’Sakın unutayım deme Wang Lin, sakın amcanın bizler için yaptığı iyilikleri unutayım deme; zira aksi taktirde seni evlatlıktan reddederim!’’

 

  Tie Zhu etkilenmeden yapamamıştı. Her ne kadar ölümsüzler hakkında bir şey bilmiyor olsa da, ailesinin tepkisinden durumun ne kadar önem arz ettiğini anlayabilmişti. Amcasının önünde eğildikten sonra birkaç kez başıyla ona selam verdi.

 

  Orta yaşlı adam Tie Zhu’nun kolunu tutup, ona övgü dolu sözler söylemişti: ‘’Akıllı çocuk. Hazırlanmaya başla, ay sonunda seni almaya geleceğim.’’

 

  O gece Tie Zhu erkenden yatağa gitmişti. Hala daha babasının ve amcasının konuşmalarını duyabiliyordu. Babası bir hayli mutluydu. Genelde içkiye bulaşmasa da, bu geceye özel amcasıyla birkaç kadeh yuvarlamıştı.

 

  Ölümsüzler, kim bu herifler?

 

  Tie Zhu içten içe inanılmaz derecede heyecanlıydı. Bunun dış dünyayı görmek için bir fırsat olduğunu biliyordu!

 

  Dördüncü Amcası sabahın erken saatlerinde ayrılmıştı. Tie Zhu ve ailesi amcasını köy girişine kadar geçirmiş, bu esnada genç adam babasının normalden daha keyifli olduğunu fark etmişti. Gözleri umudun ışık kırıntılarıyla parıldıyordu.

 

   Babasının suratındaki umut dolu ifade, genç adamın sınavları geçeceği konuşmaları yaptığında oluşan ifadeden bile daha genişti.

 

  Köy ufacık olunca, haberler de bir o kadar hızlı yayılıyordu. Çoktan bu yeni haberler köye yayılmıştı.Zaman geçmeden köydeki insanlar Tie Zhu’nun annesini ziyaret etmeye başlamıştı. İnsanlar normalde olduklarından daha farklı tavırlar takınıyor, Tie Zhu’ya kıskançlık dolu bakışlar atıyordu.

 

  ‘’Wang ailesinden akıllı bir çocuk çıktı. Duyduğuma göre çocuk Heng Yue Tarikatı’na seçilmiş.’’

 

  ‘’Küçüklüğünden beri o çocuğu izlerim! Küçükken de inanılmaz akıllı bir çocuktu. Artık Heng Yue Tarikatı’na katıldığına göre, ileride önemli bir figür olacağına şüphe yok.’’

 

 ‘’Tie Zhu, muazzam bir yeteneğin var! İleride başarıya ulaştığında, sakın ola buraya gelip, bizleri görmeyi unutayım deme!’’

 

   Buna benzer konuşmalar Tie Zhu’nun kulaklarında yankılanıyordu. Nedendir bilinmez; ancak köy halkı çocuğa çoktan Tarikat Öğrencisi gözüyle bakmaya başlamıştı. Ailesi ne zaman yaşanan bu konuşmaları duysa, mutlu olmadan edemiyordu.

 

    Tie Zhu tek başına yürümeye kalktığı zamanlarda köylüler tarafından çevriliyor ve sürüyle soruya maruz kalıyordu. Hatta köylülerden bazıları kendi çocuklarına Tie Zhu’yu örnek göstermeye bile başlamıştı. İşte böylece on beş gün çabucak geçmiş ve Tie Zhu’nun Heng Yue Tarikatı’na kabul edildiği söylentisi hızla yayılmaya devam etmişti. Çevre köylerden bile genç adamı ziyaret etmeye insanlar gelmeye başlamıştı.

 

   Gelen herkes beraberinde hediyeler de getiriyordu. Tie Zhu’nun ailesi hediyeleri geri çevirmek isteseler de, buna yeltenemiyorlar; ancak misafirler gittikten sonra bu bahsi geçen hediyelere karşılık olarak hediyeler yolluyorlardı. Tie Zhu’nun babasına göre durum şu şekildeydi: ‘’Oğlumuz yakında bir ölümsüz olacağı için kimseye borçlu duruma düşmemeli. Hediyelere karşılık vereceğiz.’’ Çok geçmeden Wang ailesi Tie Zhu’nun dördünü amcasının yerini Tie Zhu’ya verdiğini öğrenmişti. Aile üyeleri birbirleri arkasına onları tebrik etmeye gelmişlerdi.

 

   Tie Zhu’nun babası, aile üyelerinin ziyaretlerine bir hayli özen gösteriyordu. Sonuçta, geçmişin karanlık günlerinde bu insanlar babasını hor görmüş ve hatta aileden bile sürmüştü. Şimdiyse bu insanların çoğu ziyaretlerine geliyor ve babasının eski anılarını bir bir ortadan kaldırıyordu.

 

  Babası ve annesi meseleyi iyiden iyiye düşünmüş, aile üyelerini çağırmak için bir servet harcayarak köy öğretmenine davet mektuplarını yazdırmaya karar vermişlerdi.

 

   Köy öğretmeni parayı istemek yerine; Tie Zhu’nun gelecekte onu hatırlamasını istemişti. Sonuçta bunca yıl boyunca ona eğitim veren tek insan kendisi olmuştu. Tie Zhu’nun bu duruma herhangi bir itirazı olmamıştı.

 

  Davetler gönderildikten sonra Wang ailesine üye olan insanlar mekana ulaşmış ve gelen insan sayısı bir hayli fazla olduğundan, Tie Zhu’nun babası ziyafeti köyün geniş meydanına taşımak zorunda kalmıştı. Birbirleriyle konuşurlarken, sürekli Tie Zhu’ya övgü dolu sözler sarf etmeye koyulmuşlardı.

 

   Tie Zhu’nun babası eşini ve oğlunu köy girişine getirip, aile üyelerini bizzat oğluna tanıştırmıştı.

 

  ‘’Bu senin üçüncü büyükbaban. Baban aileden ayrıldıktan sonra, üçüncü büyükbaban gizli gizli ona yardım etmiştir. Tie Zhu, gelecekte bu iyiliğini ödemeyi sakın unutma.’’ Tie Zhu’nun babası söylendi.

 

  Tie Zhu hemen başıyla onaylanmıştı. Babasının yardım ettiği yaşlı adam ona bakarak, konuşmaya başladı: ‘’Lao Er, zaman su gibi akıp gidiyor. Şuraya baksana, oğlun kocaman olmuş! Ayrıca senden daha yetenekli olduğu da gayet açık.’’

 

  Tie Zhu’nun babası etrafa mutluluk saçıyordu. Gülümseyerek söylendi: ‘’Üçüncü Büyükbaba, Tie Zhu küçüklüğünden beri zekasını iyi kullanan bir çocuk olmuştur. Benden daha iyi olması kaçınılmazdı. Dikkat et biraz, hayatım, üçüncü büyükbabama yardım etsene.’’

 

 Yaşlı adamın ayrıldığını gören Tie Zhu’nun babası pofladıktan sonra Tie Zhu’ya söylendi.

 

Tie Zhu başıyla onayladı ve sordu: ‘’Dördüncü amcam gelecek mi?’’

 

   Tie Zhu’nun babası başını iki yana salladı: ‘’Amcan mektup yollamış. Ayın sonuna kadar gelemeyeceğini söylemiş.’’

 

  O esnada köy girişine bir at arabası daha girmişti. Arabanın içinden elli yaşlarında bir adam fırladı. Herif Tie Zhu’nun babasına bakmış ve söylenmişti: ‘’Lao Er, tebrikler!’’  Tie Zhu’nun babasının suratında karmaşık bir ifade belirmişti: ‘’Abi!’’

 

Yaşlı adamın gözleri kalabalığı süzmüş, ardından Tie Zhu’ya odaklanmıştı: ‘’Lao Er, oğlun mu o? Fena değil! Belki de cidden seçilme şansı olabilir.’’

 

  Tie Zhu’nun babasının suratı ekşimişti: ‘’Tie Zhu’nun bugüne kadar ciddi bir başarısı olmasa da, kendisi zeki ve kitaplar konusunda yetkili sayılabilecek biridir. Seçileceğine şüphem yok.’’

 

  ‘’Hiç sanmıyorum. Ölümsüzler öğrenci seçimlerinde ince eleyip sık dokuyan tiplerdir. Bana kalırsa oğlun pek de akıllı görünmüyor. Seçmelere gitmesi bile boşa zaman kaybı…’’ Diye söylendi at arabasının arkasından beliren 16-17 yaşlarındaki çocuk.

 

Genç adam oldukça yakışıklıydı. Kılıçlara benzeyen kaşları, Guan Yu’yu andıran suratı ve kibirli ifadelere sahip gözleri vardı.

 

  (Guan Yu: Eski bir Çin generali)

 

  Tie Zhu’nun babası çocuğa keskin bir bakış savurmuş, ardından kendi oğluna baksa da tek bir kelime etmemişti.

 

  Yaşlı adamın suratında iğrenç bir ifade oluşmuştu: ‘’Wang Zhuo, söylediklerine dikkat etsene! İkinci Amcan ve küçük kardeşin Wang Lin’le konuşuyorsun, hala niye selam vermedin?!’’ Tie Zhu’nun babasına dönüp, konuşmaya koyuldu: ‘’Oğlumun bu davranışları için üzgünüm Lao Er; ancak…’’ Konuştuğu sırada aniden dönüp, söylenmişti: ‘’Ancak Leo Er, ölümsüzlerin öğrenci kabul etmesi gerçekten de düşündüğü kadar basit değildir. Bu sefer, Heng Yue Tarikatı’nın bizlere üç yer vermesinin tek sebebi oğluma ilgi duyuyor olmalarıydı.’’

 

Tie Zhu’nun babası pofladıktan sonra cevapladı: ‘’Eğer senin oğlun seçilirse, benim oğlum hayli hayli seçilecektir!’’ Genç adam gülümsedikten sonra ileri atılmış, babasının ne dediğine dikkat etmeden söylenmişti: ‘’Demek sen İkinci Amca’msın. O kadar iyimser olmaman gerektiğini düşünüyorum. Ölümsüzlük yoluna atılan adım karmaşık bir bulmaca gibidir. Ayrıca yalnızca on binde bir kişi öğrenebilir. Daha resmi bir öğrenci olamayan küçük oğlun, nasıl olur da benim gibi çoktan ölümsüz bir öğretmene sahip olan biriyle eşik atabilir?’’

 

  Yaşlı adamın suratında gurur dolu bir ifade belirmişti. Oğluna birkaç kelime fısıldadıktan sonra ziyafetin olduğu bölgeye yöneldi.

 

  ‘’Tie Zhu, endişelenme. Seçilemesen bile fark etmez. Sonuçta en azından önümüzdeki yıl yapılacak resmi sınava katılabilirsin.’’ Tie Zhu’nun babası öfkesini bastırmaya çalışıyordu.

 

  Wang Lin özgüveniyle ileri atıldı: ‘’Baba merak etme. Kesinlikle seçileceğim!’’

 

  Tie Zhu’nun babası nazikçe oğlunun omzuna dokunmuş ve gözlerinde umudun ışıltıları belirmişti.

 

  Ardı ardına gelen aile üyelerini karşılamaya koyuldular. Ardından Tie Zhu’nun babası onu ziyafetin olduğu bölgeye götürmüştü. Önlerinde kutlama yapan sürüyle insan duruyordu.

 

  Tie Zhu’nun babası bağırmaya başladı: ‘’Saygı değer aile üyelerim, sevgili köylü halkı, ben deniz, Wang Tianshui, fazla kültürlü bir adam değilimdir, bu yüzden ağzım pek laf yapmaz; lakin bugün, oğlumun Heng Yue Tarikatı’na katılabilmek için bir şans elde ettiğini bildiğimden oldukça mutluyum. Hatta bugün hayatımın en güzel günüdür desem yanılmış olmam. Daha fazla konuşmayacağım, hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim.’’ Bardağını kaldırıp, şarabı kafasına dikmişti.

 

  ‘’Lao Er, oğlun küçük yaştan beri zeka konusunda yaşıtlarından üstün olmuştur. Wang Zhu’nun oğlu gibi onun da seçilip, ölümsüz olacağına şüphem yok.’’

 

  ‘’İkinci Kardeş, Tie Zhu gibi bir oğlun olduğuna göre, bu hayatı boşa yaşamamışsın demektir.Gelecekte yapman gereken tek şey arkana yaslanıp, keyif çatmak!’’

 

  ‘’Tie Zhu, babanı gururlandırman lazım evlat! Bu sefer, ne olursa olsun Heng Yue Tarikatı’na girmen lazım!’’

 

  Bir biri ardına gelen sesler mekanı kuşatmıştı. Dört bir yanda yaşanan kutlama sesleri her ne kadar ortama güzel bir hava katıyor olsa da, kalabalığın içinde Wang Zhuo’nun babası gibi içten içe durumdan memnun olmayan insanlar da yer alıyordu. Wang Zhuo önce oğluna, sonra da Tie Zhu’ya bakmıştı. Gerçekten yaşananları kabullenmek konusunda sıkıntı yaşıyordu. Dördüncü Kardeş’inin yaptıkları beklentilerinin dışındaydı; lakin ölümsüzleri kandırmak mümkün olmadığından, Tie Zhu’nun seçilemeyeceğini gayet iyi biliyordu.

 

  İnsanlar geçip gitmişti. Tie Zhu’nun babası Tie Zhu’yu yanına almış, masa masa dolaşıp bütün aile üyelerini ona tanıtmıştı.

 

  Tie Zhu’nu babası belki de hayatında hiç bu kadar içki içmemişti. Ziyafet geç saatlere kadar devam etmiş ve nihayetinde insanlar yavaş yavaş ayrılmaya başlamıştı. Kalabalık dağılırken, Wang Zhuo kimseye çaktırmadan Tie Zhu’ya fısıldamıştı: ‘’Küçük dingil, seçileceğini düşünmüyorsun değil mi? Ezik seni…’’

 

   Ardından suratına bir gülümseme takınıp, babasıyla mekanı terk etmişti.

 

  Evine dönen Tie Zhu yatağına uzanmıştı. Kendi kendine kesinlikle seçilmesi gerektiğini söylemeye koyulmuştu.

 

   İşte böylece on beş gün çabucak geçmişti. Bugün, Tie Zhu’nun dördüncü amcası at arabasıyla evlerine ulaşmıştı. Tie Zhu’nun ebeveynleri onu karşılamıştı. Orta yaşlı adam suratını yıkadıktan sonra söylendi: ‘’Kardeşlerim, bu sefer uzun kalamayacağım. Tie Zhu’yu alıp, gidiyorum. Heng Yue Tarikatı yarın sabah potansiyel öğrencileri alacaklar.’’

 

  Tie Zhu’nun babası şaşırmıştı. İster istemez suratında hüzünlü bir ifade yer etmiş ve herif söylenmişti. ‘’Peki. Tie Zhu, amcanı takip et. Eğer seçilmeyi başarırsan güzel güzel çalışmaya devam et. Lakin olur da seçilemezsen, sakın kendini üzeyim deme.’’

 

  Ailesini bırakıp gitmek istemeyen Tie Zhu başıyla onaylamıtı. Annesi  odasından bir bohça çıkarıp, ona uzattı: ‘’Tie Zhu, dördüncü amcanın sözünden çıkayım deme sakın; dışarısı eve benzemez oğlum. Sabırlı olman gerekiyor. Annen sana yeni kıyafetler hazırladı. Ayrıca o çok sevdiğin tatlı patateslerden de biraz koydum. Seni özleyeceğim oğlum, seçilemezsen hemen eve dön.’’ Tie Zhu’nun annesi konuşmayı bitirdiği gibi ağlamaya başlamıştı.

 

 Tie Zhu doğduğu günden itibaren köyü terk etmemişti. Bu onun dış dünyaya yapacağı ilk seyahatti.

 

  Dördüncü Amcası duygu dolu sözlerle konuşmaya koyuldu: ‘’Tie Zhu, ailenini gururlandırmak istiyorsan seçilmek zorundasın. Kardeşlerim, birkaç gün içinde aile büyük bir kutlama yapacak. Bugün bir sürü işim olduğu içi yarın size almaya geleceğim. O zamana kadar sonuçlar da çıkmış olur.’’

 

  Tie Zhu’yu arabaya bindirmiş, atları kırbaçladıktan sonra yola koyulmuştu.

 

  Islak gözlerle oğullarının gidişini izleyen ebeveynler oracıkta dikiliyordu.

 

  ‘’Tie Zhu daha önce köyden dışarı adım atmamıştı. Başı belaya girer mi acaba?’’ Tie Zhu’nun annesi söylendi. Dudaklarını ısırmış, suratında hüzünlü bir ifade belirmişti.

 

   ‘’Artık büyüdü, geleceğini kendi elleriyle inşa edecek.’’ Tie Zhu’nun babası piposundan derin bir nefes çekmişti. Suratındaki kırışıkların arttığı gayet rahat bir şekilde seçilebiliyordu.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18329 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37557 Bölüm Sayısı


creator
manga tr