"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Wu Dong Qian Kun - Bölüm 134: Gizemli Buz Kılıçlar


Çeviri: Deuce

 

Kalabalık Lin Dong’un ayrılan figürüne bakarken, uzun bir sürenin ardından tuttukları nefeslerini de koyvermişlerdi. Birden, hayran dolu sesler dalga dalga yayılmaya başlamıştı.

 

“Kimdi o? Ne kadar da korkusuz, cesur biri. Cao Zhu bile onunla başa çıkamadı!”

 

“O çocuk, Yan Şehri Sembol Ustalarından biri miydi?”

 

“O, Lin Dong! Daha önce onu Mücadele Arenasında görmüştüm. Kanlı Kumaş Tarikat lideri Wei Tong’u öldüren kişi!”

 

“Hadi ya, demek o Lin Dong idi. Ününü sonuna kadar hak ediyor…”

 

“……”

 

Çevresindeki kalabalığın sözlerini işitmesi üzerine Cao Zhu’nun yüzündeki ifade giderek çirkinleşiyordu. Gökyüzü Ateş Şehri Sembol Ustalarından biri ayağa kalkması için yanına geldi fakat onu iterek reddetti. Bugün kendini çok kötü rezil etmişti burada. Ağır bir yenilgi almasının yanı sıra, üstüne üstlük çok değerli hazinesi olan Gizemli Buz Kılıçlarını da kaybetmişti. Tam bir çifte bozgundu bu.

 

“Gizemli Buz Kılıçları…”

 

Kaybettiği hazinesini tekrar hatırlayınca, Cao Zhu içinden kan alıyordu. Gizemli Buz Metali oldukça nadir bir elementti ve bu yüzden fiyatı da son derece pahalıydı. Bu üç kısa kılıcı, sadece demircide dövdürmek bile toplam 30,000 Yang Yuan Taşına mal olmuştu. Ve şimdiyse, bu değerli ve kıymetli hazinesi Lin Dong tarafından galibiyet ödülü olarak elinden alınmıştı. Eğer Lin Dong’un garip yöntemlerinden korkmuyor olsaydı, ağır yaralanmasına neden olsa bile Gizemli Buz Kılıçlarını geri alabilmek için her şeyi yapardı.

 

“Gidiyoruz!”

 

Hazinesi çoktan elinden alındığından, içinden ne kadar kan ağlasa da bunu değiştirecek bir gücü yoktu. Cao Zhu içindeki öfkeyi kalbine gömüp kalabalığı sinirli bir şekilde yara yara meydandan çıktı.

 

“Lin Dong, sadece bekle. Birkaç gün içinde, diğer kıdemlilerim bir gelsin donuna kadar soyacağım seni!”

 

Cao Zhu’nun dişlerini gıcırdatan halini seyreden Gökyüzü Ateş Şehri Sembol Ustaları ne yapacaklarını bilemez halde birbirlerine bakıyorlardı. Şu an, kimse bu kızgın figürle iletişime geçmeye cesaret edemiyordu. O yüzden meydandan ayrılan Cao Zhu’nun peşine takılarak meydanı boşaltmaya başladılar.

 

Cao Zhu ve yanındakilerin perişan hallerine bakan Zi Yue ise bakışlarını başka yere çeviresiye kadar onları izledi. Lin Dong’un meydandan ayrılırken kendisine attığı bakıştan anlamıştı ki Lin Dong; Zi Yue’nin önceki hareketlerinden hiç de memnun kalmamıştı.

 

Lin Dong’un bu bakışı, ayrıca kafasının biraz karışmasına da neden olmuştu. Genç, yetenekli, eşsiz statü ve göze çarpan, hoş güzelliği sayesinde bu zamana kadar hep hayranlı ve sevgi dolu bakışlara mazhar olmuştu. Bu yüzden, doğruyu söylemek gerekirse, hayatında ilk defa biri ona dayanılmaz, çekilmez olduğuna dair bir bakış atmıştı.

 

“Hıh, eğer öfkeni benim karşımda göstermek istiyorsan, öncelikle Kule Savaşında kayda değer bir şeyler elde etmelisin.”

 

Zi Yue, Lin Dong’un bakışını tekrar hatırladığında elinde olmayarak homur homur homurdanmıştı. Ardından arkasını dönüp oradan ayrıldı. Doğası gereği soğuk ve gururluydu ve Yan Şehri’ndeki genç nesiller arasında onun beklentilerini karşılayabilen henüz bir kimse yoktu.

 

Buna Lin Dong da dahildi!*

*Deuce: Şu mendebur kızlara yorum yapmayacağım, gına geldi artık

 

 

Lin Dong, Yan Şehri Sembol Usta Loncasından ayrılır ayrılmaz sağda solda oyalanmayıp doğruca Lin Ailesine ait malikaneye gidip kendisine ait küçük avluya geçti.

 

“Beklentilerimin aksine, bu elemanın harbiden iyi eşyası varmış.”

 

Avlunun içerisinde, Lin Dong’un hayran hayran seyrettiği üç Gizemli Buz Kılıcı havada usulca süzülürken, etraflarına soğuk bir Qi enerjisi yayıyorlardı. Nefesini kılıçlara doğru verdiğinde beklenmedik bir şekilde havadaki nefesin “chi, chi” sesleriyle bir buz tabakası haline geldiğini gördü.

 

Böyle bir sahneye tanıklık eden Lin Dong ise gayet memnun olmuştu. Elde ettiği bu hazineler vasıtasıyla en azından boşa dövüşmemiş oluyordu. Bu Gizemli Buz Kılıçlarına karşı yapmış olduğu önceki savaşta, dört Kırık Yuan Parçası çarpışma esnasında Gizemli Buz Kılıçlarından yayılan soğuk Qi yüzünden aşınmışlardı.

 

Lin Dong gözlerini kırpıştırmasıyla birlikte gözlerinden bir ışık demeti çıkıp üç Gizemli Buz Kılıcının üzerinde parlak bir sembol işaretine dönüştüler. Birden, ileriye doğru fırlayan, güçlü bir Zihinsel Enerji ortaya çıktı. Göz açıp kapayıncaya kadar, Gizemli Buz Kılıçların etrafını birden sarmaladılar.

 

Cao Zhu, Gizemli Üç Kılıcın üzerine Zihinsel Enerjisini kazıyacak kadar usta sayılmasa bile uzun süredir kullanmasından dolayı bazı Zihinsel Enerjisine ait izler hala bu kılıçların üzerinde duruyordu. Bu yüzden, Lin Dong üç kılıcın üzerinde mutlak otorite sağlamak istiyorsa tüm bu Zihinsel Enerji izlerinden kurtulması gerekiyordu.

 

Neyse ki, Cao Zhu’nun Zihinsel Enerji üzerindeki marifeti Lin Dong’un çok altındaydı. Bu yüzden bu iş, Lin Dong için çocuk oyuncağıydı. Birkaç dakikanın ardından, Lin Dong’un Zihinsel Enerjisi üç Gizemli Buz Kılıcı tamamen temizleyip Cao Zhu ile olan tüm bağlantılarını kopardı.

 

“Swiissh, swiishh!”

 

Zihinsel Enerjiyle sarmalanmış Gizemli Buz Kılıçlar, bir zihin hareketiyle tıpkı yıldırım gibi Lin Dong’un etrafında çılgınca dönmeye başladılar. Etrafta daireler çizerken sanki birbirleriyle kaynaşmış gibiydiler. Ortaya çıkan güçse oldukça güçlüydü ve soğuk Qi yardımıyla potansiyel yok edicilikleri Kırık Yuan Parçalarından kat be kat daha fazlaydı.

 

“Harika!”

 

Karşısındaki üç beyaz kılıcın ardıl görüntülerine bakarken Lin Dong’un suratındaki memnun ifade giderek artmıştı. Yarım gün boyunca bunlarla vakit geçirmesinin ardından, Qiankun Çantasına koyarken halinden oldukça memnundu.

 

“Cao Zhu, çoktan 2. Mühür Sembol Usta Seviyesinde. Ama dediklerine göre, Gökyüzü Ateş Şehri Sembol Usta Loncası’nda üçüncü sırada bir üye. Dolayısıyla, onun üstündeki iki kişi Cao Zhu’dan çok daha güçlü olmalılar.” Galibiyet ödülünü çantasına yerleştirmesinin ardından, Lin Dong bu düşünceler içerisindeyken kaşları hafifçe çatılmıştı. Gökyüzü Ateş Şehri görünüşe göre, Yan Şehri’nden çok daha fazla güçlüydü ve bu yüzden tedbiri elden bırakmamak en iyisi olacaktı.

 

Her ne kadar mevzu bahis Kule Savaşındaki mücadele; yüksek katlara çıkmak ve oralarda en uzun süre kalmak üzerine kurgulanmışsa da Lin Dong bu işin bu kadar basit olmayacağına adı gibi emindi. İki koca grup aynı anda kuleye girip, içeride türlü dolaplar çevirip, birbirlerinin kuyularını kazması gayet tabii ve herkes tarafından bilinen, klişe bir şeydi. Bu sebeple Lin Dong, önceden bazı önlemler almanın hiç fena bir fikir olmayacağını düşünüyordu.

 

Sessizce bu konuları düşünürken Lin Dong, ciddiyetle başını sallıyordu. Ardından, göz kapaklarını usulca indirip zihnini Niwan Sarayına doğru yönlendirdi.

 

Lin Dong kendi Niwan Sarayını gözlemlerken, iki Kader Ruh Sembolünün düne nazaran çok daha parlak olduğunu görünce hayretler içerisinde kalmıştı. Ayrıca Zihinsel Enerji dalgaları da çok güçlü ve şiddetli bir şekilde yayılıyordu.

 

“Acaba Cao Zhu’nun Zihinsel Enerjisini soğurduğum için mi böyle oldu?”

 

Lin Dong en son karşılaşmasını hatırlayınca hafif sarsılmış yüzündeki ifadenin biraz değişmesine yol açmıştı. Başka birinin zihinsel enerjisini kendi gücüne katarak sömürmek, inanılmaz korkutucuydu. Bu yeteneğin kimseler tarafından duyulmaması gerekiyordu. Aksi takdirde, akla hayale gelmeyecek belalar Lin Dong’un başını bulurdu.

 

Şükürler olsun ki, Lin Dong ağzını sıkı tuttuğu müddetçe, kimseler onun başkalarının zihinsel enerjisini emen ve kullanıcısına katan bir yeteneğinin olduğunu bilemeyecekti. Cao Zhu bile sadece Lin Dong’un Zihinsel Enerjileri yok eden bir yeteneğin olduğunu düşünüyordu. Ancak garibim Cao Zhu, kendi Zihinsel Enerjisinin aslında Lin Dong’un bir parçasının olduğunu asla bilemeyecekti.

 

“Bu Kader Ruh Sembolü, tam olarak ne?”

 

Lin Dong kendi kendine söylenirken Niwan Sarayında havada süzülen iki Kader Ruh Sembolüne gözlerini kırpmadan bakıyordu. Hiç ummadığı anda rastgele eline geçen bu yeteneğin, gerçekte bir mucizeye sahip olduğunu kırk sene düşünse aklına gelmezdi.

 

Ne kadar düşünürse düşünsün Lin Dong buna bir cevap bulamadı. Sonunda, Niwan Sarayından çıkarken başını iki yana çaresizce salladı. Sonrasında, bir kez daha Taş Tılsımın Ruhsal Alanına girip Zihinsel Enerjisini geliştirmek için doğruca Zihnin Değirmen taşlarına doğru gitti.

 

Lin Dong, Kule Savaşı hakkında çok da endişeli değildi. Zira, onun ilgisini daha çok kulenin Zihinsel Enerjiyi temizleme ve arındırma özelliği çekiyordu. Bir de, kulenin sekizinci katına ulaştığında elde edeceği Qi seviye Gizli Ruh Yeteneğini merak ediyordu. Bu sebeplerden dolayı, bu şansları kaçırmamak için önündeki mücadelede elinden gelenin en iyisini yapmayı planlıyordu. Ancak, bu şansları elde ederse çok iyi olacaktı ama elde edemese bile bu onun için dünyanın sonu olmazdı.

 

İşte böylece, geriye kalan bu iki gününü, zihinsel enerjisini geliştirmek için kullanacaktı. Neticede sadece Cao Zhu’ya bakarak, Gökyüzü Ateş Şehri’nin genç jenerasyonları oldukça yetenekli görünüyorlardı.

 

 

İki gün, su gibi akıp geçti.

 

Üçüncü günün şafağı ufukta sökerken, Lin Dong Lin Aile malikanesinden çoktan ayrılmıştı. Kule Savaşında bir katılımcı olduğunu ise, Lin Xiao ve diğerlerini sıkıntı vermemek adına bu konudan onlara bahsetmemişti. Sonuçta Lin Dong artık bir yetişkin sayılırdı ve kendi kararlarını kendisi verebilirdi. Aynı şekilde, Lin Xiao ve diğerleri bu gencin kararlarına saygı duyuyordu ve bu yüzdenden Lin Dong’un bu davranışlarını sorgulamıyorlardı.

 

İki büyük şehir arasında yaşanacak Kule Savaşı, oldukça muhteşem bir olaydı. Ancak Lin Dong, bu olayın Yan Şehrinde çok fazla konuşulmadığını şahit olmuştu. Her iki grubun bunu bilerek bir sır olarak tutmak istediklerini tahmin ediyordu. Sadece ensesi kalın ve saygın kimselerin dışında, çoğu sıradan insan bu olaydan bihaberdi. Dolayısıyla bu, sakin ve huzurlu bir günmüş gibi görünmesinin arkasında aslında oldukça heyecanlı Sembol Ustalarının mücadelesi başlamak üzeredeydi.

 

Lin Dong Sembol Usta Loncasına bir kez daha ayak basarken muazzam genişlikteki avlunun iki gün öncesine nazaran iki üç katı bir kalabalıkla karşılaşmıştı. Yeşilliklerin arasında, kaba ve ağır bir hava hakimdi.

 

“Erkencisin.”

 

Lin Dong içeri adımını atar atmaz göz ucuna mor elbise içerisinde bir kız ilişmişti. Zi Yue’nin güzel ama soğuk yüzüne bakarken Lin Dong, belli belirsiz bir rahatsızlık hissetmişti. Bu kız, bütün dünyanın onun etrafında döndüğünü falan mı zannediyor? Bütün gün suratına böyle bir ifade takınırken hiç yorulmuyor muydu?

 

“Yolu göster.”

 

Lin Dong içinden gizlice of çekmesinin ardından ellerini birden kabaca sallamıştı. Bu hareketiyle Zi Yue’ye rehberiymiş gibi davranıyordu.

 

Lin Dong’un bu hareketini gören Zi Yue hemen arkasını dönüp yürümeye başlamasının ardından kaşlarını hafifçe çatmıştı. Lin Dong ise ‘ne ekersen onu biçersin’ dercesine ellerini iki yana uzatmış ve usulca kızı takip etmeye koyulmuştu.

 

Zi Yue’yi takip etmeye devam ederken yavaş yavaş Sembol Usta Loncasının derinliklerine varmışlardı. Kısa bir sürenin ardından, Sembol Usta Kulesi etrafına güçlü Zihinsel Enerji dalgaları yayarak Lin Dong’un gözlerinin önünde belirmişti.

 

Kulenin hemen aşağısında kocaman bir genişlik vardı. Ancak şu an o boşluk neredeyse tıka basa insanlarla dolmuştu. Lin Dong bu manzarayı görünce, istemsizce acı bir kahkaha koyvermişti. Görünüşe göre Yan Şehri’ndeki tüm Sembol Ustaları bu alanda toplanmışa benziyordu.

 

Gözleriyle koca alanı tararken Lin Dong fark etmişti ki; tüm alan iki parçaya ayrılmıştı. Bir yanı dolduranlar Yan Şehri Sembol Usta Loncasıyken, diğer yanıysa doğal olarak Gökyüzü Ateş Şehri Sembol Usta Loncası doldurmuştu.

 

Lin Dong bakışlarını Gökyüzü Ateş Şehri Sembol Usta Loncası’nın olduğu yönde durmuştu. O bölgede, Cao Zhu’nun tanıdık simasıyla karşılaşmasıyla kendi kendine kıkırdamaktan kendini alamamıştı.

 

Lin Dong, Cao Zhu’ya baktığı vakit o da aynı şekilde Lin Dong’u fark etmiş ve ona doğru bakmıştı. Birden yüzündeki ifade çirkinleşip tavukgötüne döndü ve hemen yanında dikilen yakışıklı gümüş pelerinli bir gence dönüp mırmır bir şeyler fısıldadı.

 

Lin Dong ise kollarını göğsünde çapraz bağlamış olayların nereye varacağını meraklı bir şekilde izliyordu.

 

“O, Cao Zhu’nun ikinci kıdemlisi, Liu Long. Cao Zhu’dan çok daha zorludur.” Lin Dong onlara bakarken, yanında duran Zi Yue ise soğuk bir sesle açıklama yapıyordu. Temiz ve açık sesinin içerisinde, beklenmedik bir şekilde hafif bir uyarı mesajı vardı.

 

Lin Dong hayretler içerisinde kıza baktı. Tam kıza doğru konuşmak üzereydi ki, kendilerine doğru yaklaşan, yüzünde kocaman bir gülümsemesi olan, gümüş pelerinli yakışıklı gençle beraberindeki Cao Zhu’yu gördü.

 

“Haha, sanırım sen kardeş Lin Dong olmalısın?”

 

Gümüş pelerinli genç Lin Dong’a nazik bir gülümseme atmadan önce bakışlarını bir süre Zi Yue’nin ince ve narin bedeninde gezdirmişti. Ardından gülümseyerek konuştu: “İki gün öncesinde yaşanan talihsiz olayda, Cao Zhu biraz aceleci ve düşüncesizce davranmış. Umarım Lin Dong kardeş bu konuda bizi affeder.”

 

“Sorun değil, sorun değil.”

 

Lin Dong da karşılık olarak gülümsemişti. Liu Long’un Cao Zhu’dan çok daha fazla güçlü olduğunu bir bakışta söyleyebilirdi. Ancak eskilerin de dediği gibi; ‘ısıracak köpek dişini göstermezmiş.’ Bu genç dışarıdan oldukça cana yakın ve nazik görünse de içerden ne kadar hain ve kalleş olabileceğini kimse bilemezdi…

 

“Haha madem öyle, rahatladım açıkçası.”

 

Lin Dong’un sözlerini işiten Liu Long ise sanki rahatlamış gibi derin bir oh çekmişti. Ardından yüzündeki hafif gülümsemeyle birlikte sordu: “Merak ediyorum da, acaba Lin Dong kardeş ‘Gizemli Buz Kılıçlarını’ astım Cao Zhu’ya geri verebilir mi?”

 

“Gizemli Buz Kılıçları mı?”

 

Bu sözleri üzerine Lin Dong sersemlemiş gibiydi. Aptalca bir şekilde kafasını kaşıyarak sordu: “O da ne?”

 

Lin Dong hareketlerini gören yandaki Cao Zhu birden sanki gözlerinden alev fışkırıyormuş gibi öfkeden deliye dönmüştü. Hatta Liu Long’un yüzündeki gülümseme bile hafif hafif seğirmişti.*

*Deuce: Bizim kerataya bak büyümüş de milleti trollüyor :D

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1392

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1171

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 965

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 891

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 785

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 745

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 700

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 595

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 555

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 530

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 215

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 201

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 130

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 130

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 122

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

Site İstatistikleri

  • 20550 Üye Sayısı
  • 580 Seri Sayısı
  • 28833 Bölüm Sayısı


creator
manga tr