"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Wu Dong Qian Kun - Bölüm 358: Umutsuz Mücadele


çevirmen: heisennibal


Alan, yanan bir tencere gibi gürültülü bir hal aldı. Sanki Yuan Gücü o tencerenin içindeki yağ gibiydi ve çılgınca çalkalanıyordu. Kişinin ruhu bedeninden ayrılıyormuş gibi hissetmesine sebep oluyordu.

 

Devasa arena bütünüyle sessizleşmişti. O kadar korkutucu bir sahneydi ki başlangıç Dışavurum kademeli geliştiriciler bile kalp ritmini hızlandıran bir hissiyat almışlardı. Onlar da Dışavurum kademesine yarım adım seviyeli Lin Dong’un gücüne nasıl güvenebildiğini hayal bile edemiyorlardı.

 

Bu herif bir insan mıydı yoksa bir canavar mı?

 

Lin Zhentian ve diğerleri izledikleri sahne karşısında sersemlemişlerdi ve vücutları istemsiz bir şekilde titriyordu. Hiçbiri iki yıl önce Form Yaratıcı kademesine henüz ulaşmış bir gencin iki yıl gibi kısa bir sürede bu kadar güçleneceğini hayal bile edemezdi.

 

“Dong-er’in gücü bütün Büyük Yan İmparatorluğu’nda bile en üst kademede sayılır.” Lin Zhentian izlerken derin bir nefes aldı ve duygularını bastırmaya çalıştı.

 

“Görünen o ki gidip gelişmesine izin vermek doğru olan kararmış. Dong-er sıradan biri değil. Eğer onu engelleseydik gücünün sınırlarına ulaşamazdı.” Lin Xiao’nun da Lin Dong’un iki yılda katettiği bu gelişimin oldukça sağlam olduğunu itiraf etmekten başka çaresi yokru. İkisinin yetenekleri karşılaştırılırsa şu an Lin Dong’un Lin Langtian’ı yeneceğine inanıyorlardı.

 

Sonuçta Lin Dong, Lin Langtian’dan daha gençti ve başarıları onunla omuz omuza ilerliyordu. Kim bilir Lin Dong Lin Langtian’ın yaşına gelince ne kadar güçlü olacaktı.

 

“Dong-er, Lin Klanının en göze çarpan gerçek dehasıdır!” Lin Xiao ve Lin Zhentian bakıştılar. Birbirlerinin gözlerindeki mutluluğu görebiliyorlardı.

 

Lin Zhentian ve diğerlerinin arkasında kendilerini çok göze batmış hisseden ana klan üyelerinin yüzleri de önlerindeki çılgın sahneden sonra solmuştu. Lin Dong’un korkutucu gücü Bu sefer Lin Zhentian ve diğerlerine gözlerini devirmeye ve onlarla dalga geçmeye cesaret etmediler çünkü onlar için savaş tanrısı olan Lin Langtian’a bile baskın çıkmıştı. Kendilerini bu güçle kıyaslayabilecek güçleri yoktu. Lin Zhentian ve diğerleriyle alay etmek, ölüme meydan okumaktı.

 

Elbette daha genç olan klan üyeleri de aynı düşüncelere sahipti. Şu anda bu herifler o kadar korkuyorlardı ki titriyorlardı. Gökteki şeytani figür, kalplerinde çoktan silinemez bir iz bırakmıştı.

 

Bu sefer itiraf etmek istemeseler bile gerçekle yüzleşmeleri gerekiyordu. Şube ailesi üyesi Lin Dong, Lin Klanının tartışmasız dehası Lin Langtian’a karşı gerçekten mücadele edebiliyordu.

 

Lin Ke-er’in elleri sanki şiddetle atan kalbini bastırmak istiyormuş gibi göğsüne bastırmıştı. Lin Dong’un gücünün bu kadar kısa bir sürede nasıl bu kadar arttığını hayal bile edemiyordu.

 

Lin Ke-er, Lin Langtian’ı bastırmaya yakın olan auranın sahibi Lin Dong’a bakarken dudaklarını ısırmıştı. Lin Langtian’ı ilk kez böyle bir durumda görüyordu ve en önemlisi bunu yapan ondan genç biriydi.

 

“Bu herif bir canavar!”

Lin Dong’un figürü, son derece yavaş hareketlerle ileriyi işaret ediyordu hareket ettiği en küçük mesafede bile Yuan Gücü’nün çılgına dönmesine sebep oluyordu.

 

Elbette parmaktan yayılan dalgalanmalar giderek korkunç bir hal alırken Lin Dong’un yüzü ise giderek beyazlıyordu. Şu ankı gücüyle bu hamleyi zar zor yaptığı söylenebilirdi.

 

“Crack!”

 

Yavaş hareket eden parmak sonunda ileriyi işaret etmişti. Aniden gökyüzünde küçük bir çatlak sesi duyuldu ve insanlar kafalarını kaldırıp gökyüzüne baktılar. Gökyüzü sanki bir eşyaymış gibi çatlaklarla kaplanmıştı. Uzaktan kırılmak üzere olan bir aynaya benziyordu. Görünen o ki Lin Dong’un parmağı göğü kırıyordu!

 

“Lin Langtian, bu acınası hayatından vazgeç!”

 

Lin Dong’un gözleri buz gibiydi. Arkasındaki çatlak çizgileri aniden patlarken eski çağlardan kalma dev bir altın parmak bulutları parçaladı ve hızla öne fırlayarak Lin Langtian’a şiddetle çarptı.

 

Devasa parmak geçerken konik arena kademe kademe paramparça oldu. Devasa enkaz parçaları düşerek tüm zeminin titremesine neden oldu.  Tam o anda kimse parçalanan arenaya bakmıyordu. Herkesin gözü Lin Langtian’ın üstündeydi.

 

Giderek büyüyen parmağa bakarken yaşadığı yoğun şaşkınlık gözlerinden okunuyordu. Az önceki gökyüzü parçalama saldırısının Lin Dong’un sınırlarında olacağını hiç beklemezdi. Şok olsa da hiç panik yapmadı. Bu noktadan sonra geri çekilme gibi bir seçeneği yoktu ve sadece onunla çarpışırsa hayatta kalabilirdi.

 

Öz kan, Ruh Çarkı Aynası’na ateş etmeden önce Lin Langtian’ın ağzından çıktı ve tükendi. Koyu kırmızı ışık çemberleri yayılmaya başladı.

 

“Ruh Çarkı Aynası, Gökyüzünü ve Yeri Döndür!”

 

Lin Langtian’ın sesi bir şekilde acımasız çıkmıştı. Ellerini sallayınca da yeri ve göğü kaplayan eşsiz Yuan Gücü, Ruh Çarkı Aynası’na doğru aktı.

 

Böylesine büyük bir miktar Yuan Gücü ve öz kan ilavesiyle Ruh Çarkı Aynası birkaç kat daha büyümüştü. Şiddetli bir sallantıdan sonra devasa bir siyah ışık huzmesi aniden ileri atıldı. Hızla ufukları aştı ve devasa parmakla acımasızca çarpıştı.

 

Eşsiz, çılgın Yuan Gücü fırtınaları gökyüzünü kaplamıştı. Siyah ışık huzmesi, devasa parmağa şiddetle dayanıyordu ama Lin Dong’un bu saldırısı o kadar kuvvetliydi ki Ruh Çarkı Aynası bile adım adım geri çekilmeye zorlanıyordu.

 

“Lin Langtian, Dünyevi Ruh Hazinesinin yardımıyla bile gücün eh işte kaldı. Eğer durum buysa bugün kazanan ben olacağım demektir!”

 

Lin Dong’un yüzü solgun olsa da duruşu bir dağ gibiydi. Parmağı bir kez daha ileriyi gösterirken gözleri sakindi ve sesi fırtına gibi çıkıyordu. Altın Yuan Gücü bir volkan gibi taşarken altın parmak anında şiddetle sallanmaya başladı ve siyah ışık huzmesini parçaladı.

 

Siyah ışık parmaçalandıpında Ruh Çarkı Aynasının ışığı da anında söndü. Sanki ağır bir yara almış gibi aynadan acı dolu bir çığlık yankılandı.

 

“Lin Langtian, Dünyevi Ruh Hazinen de yaralandı. Bakalım daha neyin var!” Lin Dong’un yüzünde gaddar bir parıltı vardı. Altın Parmak, bir düşüncesiyle tekrar Lin Langtian’a doğru hareket etmeye başladı. Eğer ona çarparsa bedeninde gerçekten tuhaf bir şey olsa bile paramparça olurdu.

 

“Beni geçip zafere ulaşmak o kadar kolay olmayacak!”

 

Lin Langtian’ın gözleri kan rengi olmuştu. Lin Dong onu gerçekten sonunda ölümden başka bir şey olmayan bir yola sürüklemişti. Biliyordu ki eğer bugün kaybederse prestijinden çok büyük şeyler kaybedecekti. Bu yüzden ne olursa olsun kaybedemezdi.

 

“Lin Dong, bu kadar erken sevinme!”

 

Lin Langtian hırladı. Hemen sonra ellerinde bir tuhaf mühür serisi oluştu ve ışığa dönüşerek Ruh Çarkı Aynası’na akmaya başladı.

 

“Kan Verme Becerisi, Adam ve Hazine Birleşimi!”

 

Öfkeli bir kükreme aynadan yankılandı. Anında aslında sönük olan aynadan görkemli bir ışık çıktı. Işık, sanki gökleri delmiş gibi gökyüzünü ve bulutları parçaladı.

 

“Ne?!”

 

Altın koltuklardaki kıdemlilerin ifadeleri anında değişti. Daha fazla yerlerinde duramadılar ve ayağa kalktılar. Bu tür Kan Verme Becerileri son derece güçlü saldırılar yaratırlardı ama Ruh Hazinelerine de çok ciddi zararlar verirlerdi. En kötü ihtimalle hazine Ruhani Doğasını kaybeder ve normal bir Ruh Hazinesine dönüşürdü.

 

“Bu herifler manyak. Eğer saldırıları çarpışırsa Lin Şehri’nin yarısı yok olur. Çabuk durdurun şunları!” diye kükredi bir kıdemli.

 

“Kim onları durdurabilir?” Mor cübbeli kıdemli kaşlarını çatmıştı. Kendini böyle bir çarpışmanın ortasına koymaya cesaret edemese bile başka kim onların arasına girmeye cüret edebilirdi?

 

Bu sözleri duyunca diğer kıdemliler de dondu.

 

Onlar öylece dururken ayna aniden dönmeye başladı. Sonunda kan renkli bir ışık patladı. En sonunda kan kırmızısı bir ışık patladı. Işığın içinde yıkıcı dalgalar vardı.

 

Kan renki ışık bir kez ortaya çıktığında öfkeyle ileri atıldı ve devasa altın parmağa yöneldi.

 

Gökyüzündeki saldırılara bakınca savaş alanında bir kargaşa oldu. Geliştiriciler de durumun ne kadar korkunç olduğunu hissetmişlerdi. Bu tür bir çatışmasının artçı sarsıntılarından kurtulmanın zor olduğunu biliyorlardı.

 

Ama kaçmak için de çok geçti çünkü iki saldırı da gökyüzünde çarpışmak üzereydi. Herkes bu sahneyi izlerken yüzlerinde bir dehşet ifadesi vardı. 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1485

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 811

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 795

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17338 Üye Sayısı
    • 779 Seri Sayısı
    • 35944 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr