“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Uygun görülen - 3.Bölüm: Küçük Ali


3.Bölüm: Küçük Ali

 

Sabahın erken saatiydi. Dışarıda kuşların sesleri, rüzgârın yapraklara vururken çıkardığı sesler işitiliyordu.

 

Uzun zamandan sonra dışarısı sakin ve huzurluydu. Birinci dünya savaşı yeni sonuçlanmıştı ancak etkileri halen daha dünyanın dört bir yanında görülüyordu.

 

On beş-on altı yaşlarındaki delikanlılar bile cepheye gitmiş, gidenlerin arasından dönen olmamıştı. Köyde sadece çocuklar ve yaşlılar kalmıştı.

 

Çocukların birçoğu hem yetim hem öksüzdü. Bu çocuklardan biride Ali idi. Ali, ablasıyla beraber deden kalma evlerinde yaşıyorlardı. Bütün bu sessizliğin içerisinde birden ablasının sesi duyuldu.

 

**

 

- “Küçük Ali, hadi kalk. Çoktan öğlen oldu.“

Beni sarsan iki elle beraber gelen bu sesi duyduğumda derin ve huzurlu uykumdan uyanmıştım.

 

Kafamı yastığımdan kaldırmadan döndüm ve sesin kime ait olduğunu gördüm. Sesin sahibi geriye kalan tek aile üyemden geliyordu, ablamdan.

 

Ablam başörtüsünü başının arkasından kahverengi saçlarını topuz yapacak şekilde bağlamış, hafif kızgın ancak büyük çoğunluğunu sevgi kaplayan yeşil gözleriyle bana bakıyordu.

 

- “Biraz daha uyumak istiyorum. Lütfen!”

Diye yalvardım ablama, ‘lütfen’ sözcüğünü çocuksu bir şekilde uzatarak. Sabahları kalkmak ve akşamları yatmak konusunda her yaşıtım gibi benim de problemlerim vardı.

 

Akşamları günümün büyük bir kısmını uyuyarak harcamak istemiyorken, sabahları yatağımın o sıcak kucaklamasından çıkmak istemiyordum.

 

Belki bunların sebebi bir akşam anne ve babamı eve beraber gelirken görme isteği ve yatağımın sıcaklığının annemin şefkatini andırmasındandı.

 

- “Bu sefer beni kandıramazsın küçük Ali. Yiyeceğimiz tükenmek üzere ve bahçenin işleri halledilmeli”

 

Ablamın kızgın sözleri beni düşüncelerimden alıp götürmüşken birkaç gündür işlerden kaytarmak için yaptığım numarayla artık ablamı kandırmayacağımı fark etmiştim.

 

- “O zaman pazara yiyecek almaya ben giderim.”

Eğer işten kaytaramıyorsam en kolay işi yapmalıydım.

 

- “Tamam, ama sadece lazım olan eşyaları al fazladan bir şey alacak kadar paramız yok.”

 

- “Anladım, sadece lazım olanlar.”

Ablamın beni tarlada çalıştırmayacağını düşünerek sevinçle yataktan fırladım. Üzerimi giydim, sepetimi sırtıma taktım ve ablamdan parayı almak için yanına gittim.

 

 Merdivenden inerken ceketimin kolunda yeni bir yırtığın olduğunu gördüm. Yeni bir ceket almak için yeterli paramız olmadığı için beş yıldır aynı ceketi giyiyordum.

 

İlginç olan kısım ise on yaşında olmama rağmen ceket hala bana tam oluyordu. Ablamın yanına vardığımda karşısında yüzümde büyük bir gülümsemeyle durdum.

 

Benim neşeli halimi gören ablam eğildi ve alnıma bir öpücük kondurdu.

 

- “Her şey düzelecek küçük Ali. Merak etme, babam ve annem geri dönecek ve bizi bu sefil hayattan kurtaracak.”

 

Ablam yanaklarımı avuçlarına alıp bana her zaman söylediği cümlenin aynısını tekrar etti. Artık onun için günlük bir rutin haline gelmişti.

 

O benim inancımı taze tutmaya çalışıyordu ama benim ebeveynlerimizin geri geleceğine dair olan inancım her sene daha da azalıyordu.

 

Babam savaşa gitmiş bir daha hiç dönmemişti. Annem ise bir anda ortadan kaybolmuştu. Tek bildiğim ablama geri döneceğini söylemesiydi, onu da bana ablam söylemişti.

 

Yine de umudumu tamamen kaybetmedim çünkü ablam zorluklara dayanıyor ve bana sahip çıkıyordu.

 

Eğer umudumu şimdi kaybedersem bu onun emeklerine karşı bir ihanet olurdu. Hiçbir şey söylemeden ablama doğru gülümsedim, ablam da bana bir gülümsemedi ve muhtemelen bu sene elimizde bulunan bütün para olan iki gümüş sikkeyi bana verdi.

 

- “Sakın unutma küçük Ali, sadece peynir, ekmek ve zeytin alacaksın.”

Ablam son bir kez daha başka bir şey almamam gerektiğini tembihledikten sonra gitmeme izin vermişti.

 

Evden çıkarken ablama doğru el salladım, o da camdan bana doğru baktı ve aynı şekilde el salladı.

 

Pazar evden yaklaşık on beş dakikalık mesafedeydi ancak ben hiçbir zaman bu yolu on beş dakikada tamamlayamadım.

 

Bunun sebebi tabi ki de yaşadığımız yer olan Kars ilinin güzellikleriydi. Beş dakikalık ilerleyişimin ardından evden pazara kadar uzanan ve genelde yolumu kaybetmemi önleyen derenin yanına varmıştım.

 

 Bütün kasabanın su ihtiyacını giderdiği bu dere adeta bir yaşam kaynağıydı hem sadece insanlar için değil etrafındaki her canlı için öyleydi.

 

Derenin etrafında büyüyen meyve ağaçlarının çoğunluğu köylüler tarafından dikilmiş olsa da dere ile birleşince ortaya muazzam bir hava katıyordu.

 

Derenin yanındaki hayvanlarla, çiçeklerle o kadar çok oyalanmıştım ki ancak üç saatin ardından pazara varmıştım.

 

Ancak manzara beklediğim gibi değildi. Genelde pazarın her yerinde insanlar tezgâhtan tezgâha koşar ihtiyaçları olan şeyleri alırdı.

 

Pazarın biraz uzağındaki çay ocağı ise normalde pala bıyıklı amcalarla dolu olurdu ancak bugün onlar da orada değildi. Pazar, tamamen bomboştu.

 

O neşeli insan kalabalığının yerini uzun bir sürenin ardından yemek bulmuş kargaların sesi kaplıyordu. Yavaş adımlarla ilerledim, bir süre sonra yerde kan içinde yatan şişman bir cesede rastladım.

 

Gözlerim korkuyla dolmuştu, cesedi küçük, çelimsiz kollarımla sırt üstü yatırmaya çalışırken bu kişinin düşündüğüm kişi olmaması için dua ediyordum.

 

Ancak dualarım boşunaydı, hiçbir şey bu durumu değiştiremezdi. Karşımdaki kişi daima yüzünde büyük bir gülümseme olan göbekli, orta boylu ve samimi davranışlarıyla kasabada anlaşamadığı kimse olmayan her zaman tezgâhın arkasından gelene geçene selam veren ve zor durumumuzdan dolayı bize indirimli ürün satan Hasan amcaydı.

 

Yattığı yer çoktan kıpkırmızı olmuştu. Korkuyla kendimi geri attım. Gözlerim dolmuştu, hızla ayaklandım ve evin yolunu tuttum.

 

Yolda bazı kadın cesetlerine rastladım. Fadime teyze ile kızı Ayşe ablayı gördüm. Fadime yenge bize her yıl tarlasından taze sebzeler ayırır Ayşe ablayla gönderirdi.

 

Ayşe abla benden üç yaş büyüktü ve her geldiğinde onunla oyunlar oynardık. Bu iki masum şu an yerde cansız bir şekilde yatıyordu.

 

Fadime yenge yüzüstü bir şekilde Ayşe ablanın üstüne düşmüştü. Ayşe ablayı sarılarak korumaya çalışmıştı ama mermi Fadime yengeyi delip Ayşe ablaya saplanmıştı. Daha fazla görmek istemiyordum.

 

Koştum, bir zamanlar bana gülümsemeyle bakan ve başımı okşayan insanların solgun ve cansız yüzlerini görmek istemiyordum.

 

 Gözlerimi kapattım ve var gücümle koşmaya devam ettim. Ancak bu kötü bir fikirdi çünkü kısa bir süre sonra ayağım takılmış ve yuvarlanarak karşılıklı duran iki cesedin yanında yüzüstü bir şekilde durmuştum.

 

Kafamı kaldırdığımda tek gözü olmayan bir yüzün bana baktığını gördüm. Biraz ötede bir karga ağzındaki gözü yutmuş ve vahşi gözlerini bana doğru çevirmişti.

 

Büyük bir korkuyla ayağa bile kalkmayı unutarak ileriye doğru sürünmeye başladım. Artık midem burnuma gelen kokularla iyice dayanamaz olunca kusmaktan başka çarem kalmamıştı.

 

Mide bulantım biraz olsun geçince artık bu mezarlıktan tüm benliğimle kaçmak istiyordum. Bu sefer fazlasıyla dikkatli bir şekilde etrafıma bakmadan eve doğru ilerledim.

 

Düşündükçe aklıma daha fazla fikir geliyordu. Ablamı düşündüm bir an, yoksa o da mı? Hayır! Diye bağırdım kendi kendime.

 

Böyle son bulamazdı daha anne ve babam gelecek ve biz tekrardan bir aile olacaktık. Öyle değil mi? Öyle olmak zorunda.

 

Evim artık uzaktan gözükmeye başladığında ev ile birlikte bir dumanda fark etmiştim. Kendimi fazla düşünmemek için zorlarken ablamın sadece biraz üşüdüğü için odunları yaktığı düşüncesine odaklandım.

 

Ancak, duman evin bacasından değil evin önündeki yığından geliyordu. Bir kere daha aklıma gelen kötü ihtimalleri görmezden geldim ve tarlanın çöplerini yaktığı düşüncesiyle daha hızlı koşmaya başladım çünkü bu yol biraz daha uzarsa kafayı yiyebilirdim.

 

Eve vardığımda ilk iş ön tarafta yanan yığını kontrol etmek oldu. Koşar adım ilerledim ama attığım her adımda biraz daha yavaşlıyordum.

 

Beni yavaşlatan şey ise alev yığınının önünde duran yarısı yanmış kopmuş bir koldu. Diz üstü çöktüm ve kolu elime aldım.

 

Dikkat çeken ve tanıdık gelen tek ayrıntı, eskiden anneme babam tarafından verilen, ancak annem kaybolunca ablamın takmaya başladığı bilezikti.

 

Bu kol, ablamın koluydu. Elimdeki şeye hiçbir tiksindi olmadan sarıldım ve ağlayabildiğim kadar yüksek sesle ağlamaya başladım.

 

Sadece ağlamak istiyordum. Yol boyunca o kadar çok tanıdık ceset görmüştüm ki. Ancak hiçbiri bunun kadar canımı yakmamıştı.

 

Geriye kalan son aile üyem kim olduğunu ve neden bunu yaptığını bilmediğim biri tarafından acımasızca öldürülmüştü.

 

- “ Hey! Velet, burada olmaman gerekiyor. Senin olman gereken yer, o alevin içi.”

 

Ağlama sesimi duymuş ve bundan rahatsız olmuş tabancalı bir adam yaklaştı yanıma bu sözlerle.

 

Adamın arkasında iki kişi daha vardı ancak gözlerimdeki buğu yüzünden onları net göremiyordum. Ablamı ve bütün köylüleri öldüren caniler onlardı.

 

- “ Neden?”

Sordum, sadece bilmek istiyordum neden? Bir sebebi olmalıydı, olmak zorundaydı.

 

- “Özgürlük için, kendi devletimizi kurmak için. Ne yazık ki sen bunu anlayamazsın.”

 

Bu sözlerle beraber tabancayı bana doğrulttu.

 

Düşündüm, adamın cevabı, ne kadarda saçma bir sebep. Kendi menfaati için masum insanları öldüren bir alçağın sözleriydi bunlar.

 

Kendi emekleriyle hayatını sürdürmeye çalışan, kimseye zararı olmadan yaşayıp gidecek olan yüzlerce kişinin canını almıştı.

Babam ve annem ne düşünürdü acaba, yoksa onlarda mı ölmüştü? Tüm bu bekleyiş, yoksulluk hepsi boşuna mıydı?

 

Ablam bu acıları çekmek zorunda mıydı? Kim bilir bu insanlar durdurulmazsa daha kaç kişinin canını alacaklardı.

 

Hayat her zaman, savaşlara sebep olanlar çaylarını yudumlarken, asıl sefaleti onlar için savaşanların çekmesi kadar adaletsiz mi olacak?

 

Ben tüm bunları düşünürken bütün vadide yankılanan bir atış sesi duyuldu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1200

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 992

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 782

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 600

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 600

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15279 Üye Sayısı
    • 722 Seri Sayısı
    • 33452 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr