"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Uygun görülen - 1.Bölüm: Son


Kapıdan içeri girdiğim anda kapı kapandı. Dönüp kapıyı açmaya çalışsam da çabam boşunaydı. Kapıyı nasıl açmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sahi ben bu kapıyı nasıl açmıştım. Kapı, marketlerde bulunan ikili, otomatik sürgülü kapılara benziyordu. Kapı üzerinde itmemiz veya çekmemiz için herhangi bir kol bulunmuyordu. Bunu görünce kapının otomatik olduğu geldi aklıma. Ancak ben önünden çekilip, tekrar tekrar önüne geçsem de kapıda herhangi bir hareketlilik gözlemleyemedim. En sonunda kapıyla cebelleşmeyi bırakıp bıkkın iç geçirdim ve ürkek adımlarla ilerlemeye başladım.

Etrafımda bir cisim seçemiyor oluşum ve bulunduğum yerin belirsizliği beni ürkütüyor, içimde bir kaçma isteğinin doğmasına sebep oluyordu. Kaçmamı engelleyen tek şey ise, kaçamayacak olmamın farkındalığıydı. Kısa süren yolculuğumun sonuna geldiğimi belli edercesine, sessizce bekleyen bir sandalyeye çarptı gözüm. Sonunda hiçliğin içinde bir cisme rastlamanın sevinciyle adımlarımı hızlandırdım. Sandalyenin önünde bir masa onun önünde ise başka bir sandalye vardı.

Normalde insanın dikkatini hiç çekmeyecek olan bu tahtadan eşyalar o an benim en çok ihtiyaç duyduğum şeylerdi adeta. Uçsuz bucaksız hiçliğin içerisinde bir varlığa rastlamak -cansızda olsa- bana büyük bir mutluluk vermiş ve hemen incelemeye koyulmuştum masayı ve sandalyeleri. Masa kareydi ve üzerinde kırmızı bir örtü vardı. Tahtadan olan dört bacağı kusursuz bir işçilikle yapılmıştı. Aslında masanın herhangi bir yerinde kusur bulmak mümkün değildi. Dünyanın dört bir yanından ustalar çağırsanız dahi bu masa hakkında olumsuz bir eleştiride bulunamazlardı.

Masanın üstündeki kırmızı örtü ise aynı kusursuzlukla yerinde duruyordu. Kenarlarına yapılan dantel işçiliği şahane bir göz alıcılıkla parıldıyordu. Bu sözler kafayı sıyırmış bir ihtiyardan çıkıyormuş gibi geliyordu kulağa ama inanın bana dostlar, yirmi beş yaşında biri olarak, üzerimde hala o çocuksu kötüleme isteği yer alıyordu. Benim bu küçük isteğim bu işçilik karşısında ise sadece korkuyla bir kenara çekilmiş, ürkek bir şekilde kendini saklamaya çalışıyordu.

Sandalyeler masadan daha sade yapılmıştı. Tahtadan başka hiçbir şey kullanılmamış gibiydi. Sanki sandalyenin tamamı bir odun bloğundan yapılmış gibi bütün haldeydi. Sırtınızı dayamak için bir yer ve sandalyenin ayakta durması için dört ince bacağı. Bunlardan başka hiçbir şey yoktu etrafta. Bu eşyaların bu kadar sade olması beni hayal kırıklığına uğratırken yeniden hiçlikte olmanın hissi beni kemirmeye başlamıştı. Derken uzaktan bir ses işittim. Adım sesleri, buraya doğru geliyorlardı. Bir yaratık? Bir insan? Ya da her ikisi de? Ya da hiçbiri? Düşüncelere dalan beynim birkaç sözle yarıda kesilmişti:

-“ Korkmana gerek yok evlat, sen her ne isen ben de oyum.” Karşımda duran bir insandı. Evet, dostlarım, bu tanrının bile unuttuğu yerde benden başka bir fani vardı. Kahverengi saçı, kaşları ve gözleriyle karşımda genç biri duruyordu.

-“ Ah! sevgili yoldaşım, nedir adın? Hangi rüzgâr attı seni buraya?”

İlk defa tanıştığınız bir adama ne kadar cana yakın davranabilirseniz o kadar davrandım.

-“ Benim kim olduğum kimin umurunda. Sen neden buradaysan ben de o sebeple geldim buraya.”

Bu ürkütücü boşlukta karşıma böyle birisi çıktı. Ama ne yaparsınız, değil bu, psikopat çıksa da konuşsam diyor insan. Çünkü inanın bana bu belirsizlik ve boşluk insanı delirtiyor. Kendi düşünceleriyle baş başa kalmak bir insan için en acımasız ceza biçimidir. Tek bir cümlesi takılı kaldı aklıma. ‘Sen neden buradaysan bende o sebeple geldim buraya’ hemen sordum.

-“Peki, ben ne sebeple buradayım.”

Buraya nasıl geldim, neden geldim hiçbir fikrim yoktu.

-“ Ah! Demek hala yaşadığın olayın şokundasın. İnan bana buraya gelmek o kadar kolay değil.”

-“Yaşadığım olay mı?”

-“Hiçbir şey bilmeyen bir insana göre fazla konuşuyorsun. Bu yüzden senin hafızan dönene kadar ben kendi hikâyemi anlatacağım. Benim hikâyem bitince de sen anlatırsın. Olur değil mi?”

Bana böyle bir soru sorması bile fazlasıyla gülünçtü dostlarım. Hiçbir şey hatırlamayan benim gibi birisi neyden bahsedecekti.

-“Olur”

Dedim birisi ile konuşabilmenin verdiği mutluluk ve anlatacağı konuya olan merakımla.

-“O zaman başlayalım. Ama sözümü kesme yoksa çeker giderim ve sende beklersin burada.”

-“Tamam! Lütfen, yeter ki beni burada bırakma.”

-“Sözünü tutsan iyi olur. Her şey soğuk bir kış günü başladı ve son buldu.”

-“son mu buldu?”

Dedim şaşırarak. Sonra da pişman oldum tabi ki ağzımı açtığıma. Genç adam bana sert sert bakmaya başladı. Ben de hemen ellerimi ağzıma götürdüm ve konuşmayacağımı işaret ettim.

-“Dediğim gibi, her şey soğuk bir kış günü başladı ve son buldu.”

Karla kaplı sokakta yürürken annemin bana hala bot almamış olmasına sitem ettim. Gerçi daha az önce evden çıkarken üzerime mont almamı tembih etmişti. Ben ise aceleyle havanın o kadar da soğuk olmadığını, bir sıkıntı olmadan işimi halledip geri döneceğimi izah ettim. Kızgındım, ama montu almamış olmama değil, montu alabilecek kadar vaktim olmamasına kızgındım. Aceleyle dışarı çıktığımda peşinde olduğum kızın hala görünür olduğunu fark ettim ve takibe devam ettim. Ayakkabıma karlar giriyor, soğuk rüzgâr eve dönme isteğimi alevlendiriyordu. Ancak şu an eve geri dönemezdim, itiraf etmeliydim, ona olan aşkımı itiraf etmeliydim. Aksi takdirde bu aşk alevi beni cehennemin en soğuk katında bile kül ederdi.

Arama mesafe koyarak ilerliyordum, ama fazla mesafe koymamaya özen gösteriyordum yoksa onu bu yoğun kar fırtınasında kaybedebilirdim. Soğuk beni zindanına hapsetmeden önce son bir kez daha güç buldum ve öne doğru son bir adım attım aşkımın alevi yanarken, kız uzakta kayboldu. Ben ise yere doğru düştüm ve yüksek sesle lanet ettim. Çok geçmeden bilincim kapandı ve tekrardan yerine geldiğinde etraf sıcaktı. Sanki sekiz yaşımda iken annemin kucağına yatmışım gibi şefkatli bir sıcak kapladı içimi. Gözümü açtım ve onu gördüm.

Kalbim bir kez daha sanki bir yarıştaymışçasına atmaya başladı. Aşkımı ilan etmek için peşine düştüğüm kız tarafından kurtarılmıştım. O günden sonra aramızda kimsenin koparmaya gücünün yetmeyeceği bir bağ oluştu ve yıllar sonra mutlu bir evlilik yaşadık. Yakışıklı bir oğlum, güzeller güzeli bir kızım oldu. Eşimden önce öldüm, neyse ki ondan önce ölmüşüm yoksa onun ölümüne nasıl katlanabilirdim. Narin ellerini tutarak ona her şeyin geçeceğini nasıl fısıldayabilirdim. Çok büyük bir bencillik ama doğru, umarım ölümüm onu çok üzmemiştir. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da annemin sözlerine karşı gelip o montu üstüme almamakla çok iyi bir karar vermişim.

-“Evet, benim hikâyem bu kadar. Peki, senin hikâyen ne dostum.”

Dedi genç adam. Ne desem bilemedim, o yüzden sordum.

-“Öldün mü?”

Bu şaşkınlıkla yüklü bir soruydu dostlarım, ölü olduğundan bahseden biri karşınızda dursa ona ne derdiniz. Ben kesinlikle yüzüne karşı deli diye bağırır yoluma devam ederdim ama şu an devam edebileceğim bir yol veya yüzüne deli diye bağırabileceğim bir deli yoktu.

-“Demek hafızan hala yerine gelmedi. Durumu izah edeyim o zaman. Sen ölüsün, bende ölüyüm, başka birisi ile karşılaşırsan hiç şüphen olmasın oda ölüdür.”

 Düşüncelerimi bölerek beni aydınlatma çabasına girişti ancak sadece kafamın daha çok karışmasına neden oldu.

-“Benim vaktim doldu. Gitmem gerek, senden bir ricam olacak.”

-“ Tabi ki ne istersen yaparım.”

-“O zaman, eğer senin vaktin dolmadan önce biri buraya gelirse ona hikâyeni anlat.”

-“Anladım.”

Başımı aşağı yukarı sallayarak onayladığımı işaret ettim. O ise fazla beklemeden arkasını döndü ve uçsuz bucaksız beyaz siste kayboldu. Sandalyeden kalktım ve onun benimle konuşurken oturduğu yere geçtim, bir nedeni yoktu, aniden gelen bir içgüdü gibiydi. Biraz bekledikten sonra hafızam yerine geldi. Kış günü, bir kız, ben, mutlu bir hayat. Çok geçmeden ilerdeki kapı açıldı. Sol gözümden bir gözyaşı döküldü, gülümsedim. İçeri giren bendim. Anlaşılan tanrı beni bu şekilde cezalandırıyordu. Sonsuz bir döngü içinde asla sonu gelmeyecek bir cehennem azabı. Bana ürkek adımlarla yaklaşan kendimi gördüm ve ağzımdan şu sözler döküldü:

-“ Korkmana gerek yok evlat, sen her ne isen ben de oyum.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1436

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1192

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 976

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 903

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 790

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 771

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 713

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 638

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 623

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 571

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 571

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 140

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 128

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 14277 Üye Sayısı
  • 668 Seri Sayısı
  • 31676 Bölüm Sayısı


creator
manga tr