"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

True Martial World - Bölüm 370: İnsanlarla Metrukların Yolları Farklıdır!


 

Çeviri: bebebiskuvisi Düzenleme: Fullbringer

 


Yi Yun, uzun bir süre boyunca ‘Çoban’ın arkasında uçtu.


Uçarken, Yi Yun çok hızlı olmadıklarını düşündü, rüzgarın uğultusu da yüksek gelmiyordu. Hatta şiddetli değil de, rahatlatıcı olduğu bile söylenebilirdi.


Ancak altlarındaki yeryüzünün görüntüsü çok hızlı değişiyordu.


“Kıdemli ‘Çoban’, kız kardeşim nerede?” Yi Yun iki saatlik uçuştan sonra daha fazla dayanamayıp sordu. Şu an, en büyük endişesi, Jiang Xiaorou’nun nerede olduğuydu.


‘Çoban’, Yi Yun ile birlikte bir dağın zirvesine inene kadar cevap vermedi. İndikleri yer, ıssız topraklar ve kanyonlarla doluydu. Gökyüzüne yükselen, birkaç yüz metrelik kadim ağaçlar vardı.


Yi Yun, buranın Bulut Çölü olduğunu fark etti!


Bulut Çölü’nde bir dağın zirvesinde duruyorlarken buz gibi şiddetli bir rüzgar esti. Yi Yun’un saçları dalgalanıp gözlerini kapatırken, Yi Yun ellerini birleştirerek selam verdi. “Kıdemli ‘Çoban’, Yi Yun can borcunu hatırlayacaktır. Kesinlikle borcumu size geri ödeyeceğim!”


‘Çoban’ sessiz kaldı ve sırtını Yi Yun’a döndü.


Yi Yun bir süre tereddüt ettikten sonra tekrar sordu. “Kıdemli, sormam gerek...Kız kardeşim nerede?”


‘Çoban’, sakince dağın zirvesinden altlarındaki geniş araziye baktı. “Ne bana minnettar olmana gerek var, ne de benim senin borcunu geri ödemene ihtiyacım var. Seni kurtarmamın sebebi, Halef’in bunu benden istemesiydi, karşılığında ise, bana bir söz verdi. Yani senin bana bir borcun yok.”


“Şimdi, seni kurtardığıma göre, artık ayrılabilirsin…”


Ayrılmak mı?


Yi Yun’un kaşları çatıldı. Nasıl böyle ayrılabilirdi ki? Daha Jiang Xiaorou’yu bile görmemişti.


“Kıdemli, kız kardeşimle görüşmek istiyorum.” dedi Yi Yun ısrarla.


‘Çoban’ iç çekti ve başını salladı. “İnsan ırkıyla Metruk ırkın dünyaları ayrıdır. İkisi arasında düşmanlık var. Halef ile görüşemezsin, ayrıca...o, artık senin kız kardeşin değil. Kader aranıza girdi ve tüm bağlarınızı koparttı…”


‘Çoban’ın sözlerini duyunca Yi Yun’un kalbi düğümlendi. Kaderleri ayrılmış mıydı?


O ve Jiang Xiaorou iyi günde de kötü günde de birbirlerine güvenip birbirlerine sahip çıkmışlardı. ‘Çoban’ın basit bir sözüyle kaderleri ayrılacak mıydı?


“Kıdemli ‘Çoban’! Söylediğiniz gibi, İnsan ırkı ile Metruk ırkı tamamen farklı iki dünyaysa ve kaderlerimiz ayrılmışsa, öyleyse kız kardeşimle bir kez daha görüşmek ve bunu ondan duymak istiyorum. Söyledikleriniz doğruysa derhal ayrılacağım ve bir daha onun hayatına müdahale etmeyeceğim!”


Yi Yun bu kelimeleri sert bir sesle söyledi. Jiang Xiaorou’nun da aynı şekilde düşüneceğine inanmıyordu. Jiang Xiaorou’yla arasındaki ilişki, daha önce hiç etkileşime geçmediği Metruk ırkla arasındaki ilişkiyle kıyaslanamazdı.


‘Çoban’ dönüp Yi Yun’a baktı. Saçları rüzgarla dalgalanıyordu, gözleri okyanuslar kadar derindi. “Ne sen onunla görüşeceksin ne de o seninle! Bu sözü o verdi! Seni kurtarmayı kabul etmek için öne sunduğum koşullardan biriydi!”


Ne?


Yi Yun aniden kalbinin burkulduğunu hissetti.


Jiang Xiaorou, onu kurtarması için bu şartlar altında ‘Çoban’ı göndermişti.


Kız kardeşinin Metruk ırkı içindeki statüsünün olağanüstü olduğunu tahmin etse de onun güçsüz olduğunu biliyordu. Yapmak istediği pek çok şeyi yapamayacak kadar…


‘Çoban’dan Yi Yun’u kurtarmasını istediğinde, onun birkaç şartını kabul etmiş olmalıydı.


“Başka ne söz verdi?” diye sordu Yi Yun. ‘Çoban’ın sözleri onu biraz kederlendirmişti.


“Diğerleri...yetişimi ve Metruk ırkla ilgili...Onları bilmen gerekmez, onlar hakkında endişelenmen gerekmez. Ama onları Halef’e yaptırmayı zorla kabul ettirmiş olsam da hepsi kendi iyiliği için. Aynı zamanda Metruk ırkın geleceği için. İnsanlarla Metrukların yolları farklıdır, onu unutman en iyisi!”


“Sana başka bir tavsiyede bulunayım. Çabuk güçlen. Barış dolu yıllar uzun sürmeyecek. Bir dahaki karşılaşmamızda, düşman olabiliriz!”


‘Çoban’ bunları söyledikten sonra ayrılmak üzere geri döndü. Yi Yun arkasından “Dur!” diye bağırdı.


“Daha ne var?”


‘Çoban’ tekrar yüzünü dönmedi.


“Barış dolu yıllar uzun süremeyecek...Metruk ırkınız İnsan ırkıyla savaşa mı girecek?”


‘Çoban’ cevapladı. “Kesin değil, ama mecbur kalma ihtimalimiz var.”


“Tai Ah’ı yok etmek bu savaşın başlangıcıydı sadece. Lord’un emirleri, Tai Ah, Yun Long ve çevredeki birkaç ülkeyi Kutsal Yaban’ın topraklarına katmak ve Kutsal Yaban’ı Tian Yuan Dünyası’na kadar yaymaktı. Tian Yuan Dünyası, sizin Batı Diyarlar dediğiniz yerdir.”


“Ama, şans eseri de olsa Halef’i bulduk ve artık bunu yapmak için acele etmemize gerek yok. Üstelik, Halef yumuşak kalpli biri, Tai Ah’ın kan nehrine dönüşmesini görmek istemeyecektir...”


Kutsal Yaban’ı, Tian Yuan Dünyası’na kadar genişletmek mi?


Yi Yun bunu duyduğunda ürpermeden edemedi. Tian Yuan Dünyası’nı bilmiyordu. Tian Yuan, Yuan’ın kökenini ya da başlangıcını temsil ediyordu.


Aslında Tian Yuan, bu dünyanın merkezi olarak görülüyordu. Tai Ah Kutsal Krallığı ise, dünyanın merkezinden uzak bir ülkeydi sadece. Tian Yuan Dünyası, Tai Ah Kutsal Krallığı’nın batısında olduğu için, bu ülkede yaşayanlar oraya genellikle Batı Diyarlar derdi.


Kutsal Yaban ise, Tai Ah Kutsal Krallığı’nın kuzeyindeydi. ‘Çoban’ bir hayvan sürüsü toplayıp Tai Ah Kutsal Krallığı’nı yutarsa, tüm şehirler harabeye dönüşür, krallığın hüküm sürdüğü tüm topraklar metruk hayvanların kontrolünde kalırdı. Tai Ah Kutsal Krallığı, Kutsal Yaban’ın bir parçası hâline gelirdi.


Kutsal Yaban ile Tian Yuan Dünyası birbirine bağlanırsa, öyleyse Kutsal Yaban kaynaklı bir hayvan sürüsüyle doğrudan Tian Yuan’a saldırılabilirdi.


Ve Shen Tu Aşireti de Tian Yuan Dünyası’ndaydı!


Yi Yun, Metruk ırkın Shen Tu Aşireti ile kavgalı olduğunu biliyordu. Shen Tu Aşireti’ni yok etmek için bir hayvan sürüsü oluşturmuşlar, ancak başarılı olamamışlardı.


Ancak ‘Çoban’, Kutsal Yaban’a bel bağlayamamış ve destek alamamıştı. İkinci kez topladığı sürüyü, düşman topraklarının ortasında toplamıştı.


Kutsal Yaban’dan Tian Yuan Dünyası’na doğrudan bir yol açılırsa, o zaman Kutsal Yaban’dan ardı arkası kesilmez metruk hayvan sürüleri Tian Yuan Dünyası’na girebilirdi. Ve öyle olursa, on yıl önceki savaş gibi sonuçlanmazdı muhtemelen…


“Kız kardeşimin kimliğini öğrenebilir miyim? Metruk ırk arasında üst düzey biri olduğunu tahmin ediyordum ama neden Bulut Çölü’ndeydi? Shen Tu Nantian onu bir bakışta nasıl tanıyabildi? Metruk ırkınızla Shen Tu Aşireti arasındaki düşmanlığın sebebi ne?”


Yi Yun, her zaman bu konunun arkasındaki sırları bilmek ve Jiang Xiorou’nun çocukluğunu öğrenmek istemişti.


Ama ‘Çoban’ın bunları açıklamaya niyeti yoktu. Hafifçe dedi ki: “Bunları bilmene gerek yok!”


Bunu söyledikten sonra uçup gitti.


Yeşil figürü çabucak karanlığın içinde kayboldu, Yi Yun, dağın zirvesinde tek başına kaldı. Düşüncelerinin içinde kayboldu.


‘Çoban’ ayrıldı. Issız topraklar sessizdi, sadece rüzgarın uğultusu duyuluyordu. Yi Yun’un ise, kafası çok karışıktı.


Tehlikeden kurtulmuş olsa da Jiang Xiaorou ile görüşmeyi başaramamıştı. Ve gelecekte de onunla tekrar karşılaşması zor olacaktı.


O, İnsan ırkından biri, kız kardeşi, Metruk ırkından biri olarak tekrar görüşürlerse ne olacaktı?


Artık Tai Ah Kutsal Krallığı’na geri dönemezdi. Peki ne yapacaktı?


Kutsal Yaban...Kendi gücüyle oradan sağ çıkamazdı! Öyleyse...Bulut Çölü’nden mi geçmeliydi?


Yi Yun, nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu!


Ama acilen gücünü arttırması lazımdı!



‘Çoban’, Yi Yun’dan ayrıldıktan sonra inanılmaz bir hızla uçtu.


Varış noktası, Tai Ah Kutsal Şehri’ydi!


Yi Yun’u kurtarmak için, yapmak zorunda olduğu şeyi bir süre ertelemişti. Hatta yaralanmıştı bile!


Uçarken, aniden zihninde bir şey hissetti. Çok uzaktan gelen bir ses, zihninde çınladı. Mesaj çok kısaydı. Diyordu ki:


“Mühür zayıfladı. Yavaşla!”


‘Çoban’, mührün zayıfladığını duyunca derin bir nefes aldı. Her zaman ilgisiz görünen gözlerinde, nadiren gözüken bir umut parıltısı vardı şimdi.


Nihayet başlıyordu. Her şey, plana göre ilerliyordu.


Ve beklenmedik bir şekilde, Halef de dönmüştü.


Birkaç yıl önce kaybolan Halef, ölmemişti. Ve ‘Çoban’, bu sayede belki de, Metruk ırk için yeni bir çağ açabilirdi.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1218

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 178

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14765 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19431 Bölüm Sayısı


creator
manga tr