Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

True Martial World - Bölüm 363: Yer ve Gök Nizamı


 

Çeviri: bebebiskuvisi Düzenleme: Fullbringer

 

 


Havada aniden bir dalgalanma görüldü. Boşluktan siyah bir çanın uçmasıyla, uzay yırtılıp açıldı.


“Dang!”


Çandan gelen yüksek bir çınlama sesi tüm bölgeyi etkisi altına aldı. Tüm Chu Eyalet Şehri’ni sarstı.


Çanın ortaya çıkışıyla birlikte, siyah sisten siyah pelerin giymiş, kambur duran bir yaşlı adam çıktı. Ondan yayılan yoğun bir ölüm aurası vardı.


“Tahmin ettiğim gibi, sen, On Bin Yüce Kral’sın.”


‘Çoban’ ifadesinde hiçbir değişiklik olmaksızın ortaya çıkan siyah pelerinli adama baktı.


Ama Chu Eyalet Şehri’ndeki Tai Ah Kutsal Krallığı savaşçılarının, On Bin Yüce Kral unvanını uyunca nefesleri kesildi.


On Bin Yüce Kral…


On Bin bir unvandı ve Yüce Kral da bulunduğu âlemdi.


Doğrusu, Tai Ah Kutsal Krallığı’ndaki birçok kişi Bilge Âlemi’nin üzerinde âlemlerin isimlerini bilmezdi. Yüce Kral, kuşkusuz ki Büyük İmparator Âlemi’ndeydi. Büyük İmparatorlar arasında ne kadar güçlü olduğuna dair ise, hiçbir fikirleri yoktu.


Büyük İmparatorlar, onlar için çok gizemliydi.


“Beni hatırlaman ne hoş, hehe.” Siyah pelerinli adam sinsi sinsi gülümsedi. Yavaşça yüzünü saklayan başlığı açtı. Ve bununla birlikte insanlar, neredeyse kusmalarına neden olacak bir yüz gördüler.


Pelerinli adamın yüzü, kırışıklıklar ve yaralarla doluydu. Saçları neredeyse tamamen dökülmüş, sadece birkaç tel saçı kalmıştı. Boynu, yüzü ve derisi sarkıktı. Çürüdükleri için düşmek üzereymiş gibi görünüyorlardı.


Önlerindeki bu adam, sanki bir mezardan çıkmış gibiydi. Ona bir bakış atan insanlar, tekrar bakmak istemiyorlardı.


“O hâlde bile hâlâ hayatta mı?”


Tai Ah Kutsal Şehri savaşçıları oldukça paniklemişti. Ölüp gömüldükten bir ay sonra mezarda çıkarılan bir adamın cesedi, muhtemelen bu adamdan daha iyi görünüyor olurdu.


“Elbette hatırlıyorum. Hâlâ nasıl hayatta olduğunu merak ediyorum sadece. On Bin Hayalet Daosu’na çalışıp yanlış yola saptın. Ve şimdiki hâlinde, ne bir hayaletsin ne de insan...Böyle yaşamak, kesinlikle büyük cesaret gerektiriyor.”


‘Çoban’ o sakin ses tonuyla kötü sözler söyleyip iğneleyici bir şekilde konuştu. Ama ses tonundan dolayı insanlar onun mizahını anlayamadı ve bu sözleri gerçek addetti.


İnsanlar onu duyunca titrediler. ‘Çoban’, birçok düşman tarafından etrafı sarıldığı, tam altında büyük bir düzen bulunduğu hâlde hâlâ rakipleriyle sakin bir ses tonunda alay edebiliyordu.


On Bin Yüce Kral’ın yüzü çarpıldı. “Güzel! Güzel! Bugün, neyine güvenerek bu kadar kibirli davrandığını göreceğiz!”


“Saldırın!”


İlk hamleyi, On Bin Yüce Kral yaptı. Garip bir sesle haykırdı ve arkasında, devasa, kan rengi bir iskelet ortaya çıktı.


Bu kan rengi iskeletin boyu bin feetti. Dolunayın kızıl kanla iç içe geçmiş gibi görünmesine sebep oluyordu!


“Shoo! Shoo! Shoo!”


Kan rengi iskelet eridi ve kan rengi bir denize dönüştü. Yönü değişti ve On Bin Yüce Kral’a doğru süzüldü, sonunda da kan rengi deniz, On Bin Yüce Kral’ın bedenine girip onunla birleşti.


On Bin Yüce Kral’ın çürümüş bedeni, bir anda kan kırmızısına dönüştü. Cehennem’den çıkmış, kan rengi bir Shura gibi görünüyordu.


‘Görünüş Totemi’ bedenine girdi.” dedi Kral Chu beş kilometre uzaktan. ‘Görünüş Totemi’nin vücutla birleşmesinin hangi âlemde olduğunu bilmiyordu ama ‘Çoban’ın daha önce, ‘Görünüş Totemi’ni vücuduna sokmayı bile başaramamışsın...Yetişim seviyen...eh işte!” demiş olduğunu hatırladı.


Öyle görünüyordu ki, ‘Görünüş Totemi’ni vücuda sokmak, gerçekten güçlü varlıkların yapabileceği bir şeydi.


On Bin Yüce Kral avcuyla saldırdı. Avcundan bir kan tsunamisi çıktı. İnsanlar, onun içindeki beyaz kemikleri görebiliyor ve hayaletlerin korkunç ağlamalarını duyabiliyordu!


Tsunami dalgasının karşısında, ‘Çoban’ bir adım bile geri çekilmedi. Yeşil uzun kol yenini savurdu ve bir eliyle dalgayı bastırdı.


Hiç yoktan, gökyüzünü engelleyebilecek kadar büyük yeşil bir el ortaya çıktı!


“Boom!”


Kan dalgası, gece göğünde kaybolmadan önce kanlı bir sis hâline geldi. ‘Çoban’ geri çekilmedi. Derin, kara gözleriyle kanlı sise baktı ve sisin arkasındaki On Bin Yüce Kral’a kilitlendi. “Cehenneme yarım adım atmışsın bile. Ama madem son adımı atmaya cesaretin yok, seni cehenneme ben göndereyim!”


On Bin Yüce Kral öfkeyle ona bakıp bağırdı. “Ne bekliyorsunuz? Büyük düzeni etkinleştirin ve güçlerinizi birleştirip onu öldürün!”


“Doğru, saldırın! Biz daha kalabalığız ve o hâlâ yaralı. Kesinlikle bizim dengimiz olamaz.”


“İlkel Kutsal Metruk Hayvan emrinde değilken ondan korkmaya gerek yok!”


Birkaç efsanevi uzman birlikte saldırdı. Aynı anda, altındaki Ulu Yer ve Gök Düzeni de solgun mavi bir ışık yaymaya başladı. Görünmez enerji kalkanı, dünyanın bu kısmını içine aldı!


Ulu Yer ve Gök Düzeni, Metruk ırka karşı koymak için kullanılan bir düzendi. Etkinleştirildiğinde, beş kilometre yarı çaplık bir alanı kapsardı. Bu alandaki Metruk Gücü önemli ölçüde azaltırdı.


Metruk Gücü, Metruk ırkın enerji kaynağıydı. Şimdi, ‘Çoban’ ne zaman saldırırsa saldırsın, Ulu Yer ve Gök Düzeni’ne karşı fazladan güç harcamak zorunda kalacaktı.


Bu kadar insanın saldırılarıyla tek başına başa çıkarken ayrıca düzene direnmek, ‘Çoban’ için fazlasıyla büyük bir dezavantaj olacaktı!


Ama durum öyle olsa bile, Ulu Yer ve Gök Düzeni’ne girmek zorundaydı. Çünkü Yi Yun, Shen Tu Aşireti tarafından kurulmuş büyük düzenin tam ortasında mühürlenmişti!


Shen Tu Aşireti’nin birkaç efsanevi uzmanı birlikte saldırdı. Bir anda, ‘Görünüş Totemi’ hüzmeleri karanlık göğü aydınlattı. Korkunç Yer ve Gök Yuan Qi’si taşan ilahi bir kaynak şeklinde yoğunlaştı.


Ulu Yer ve Gök Düzeni içinde, Metruk ırkı mensuplarının aksine insanların gücü azalmaz, onun yerine artardı!


“Onumuz güçlerimizi birleştirdiğinde, kesinlikle toza dönüşeceksin!”


Birkaç Shen Tu Aşireti efsanesi, güçlerini arttıran bir savaş düzeni oluşturdu. Bir saldırının gücü, yeryüzünü sarsmaya yetiyordu!


Ama ‘Çoban’, onlardan üstündü. İçinde bir mutluluk veya üzüntü olmadığından, ifadesi hiç değişmedi.


Göklerden inen bir tanrı gibi dokuz göğün ayışığında yıkandı.


Hamlesini yaptı. Hiç kimse onun nasıl saldırdığını göremedi. Gördükleri tek şey, yüz bin feet yukarıdan dökülen yeşil bir şelale gibi yıldızlı gök boyunca hareket eden yeşil bir parlamaydı.


“Ah!”


Daha önce ona saldıran, Shen Tu Aşireti’nin efsanevi uzmanlarından biri aniden bir feryat kopardı. Yüksek hızda bir dağa çarpmış gibiydi. Geriye doğru uçtu ve göğüs kafesi ile kaburgaları paramparça oldu. Organları parçalanırken göğsü de içeri göçtü. Ağzından oluk oluk kan geldi!


“Ne?”


‘Çoban’, on efsanevi figürün ortak saldırısına karşı, karşı saldırı yapmayı başarmıştı. Aynı zamanda içlerinden birini de ağır yaralamıştı.


Dahası, bunu Ulu Yer ve Gök Düzeni içinde yapmıştı! Bu düzen onun gücünü, büyük ölçüde azaltan bir düzendi.


“Kıdemli Sun!”


Shen Tu Aşireti’nin efsanevi uzmanlarından biri yaşlı adamı kurtarmak için hareket etti. Ama aynı anda, ipeğe benzer yeşil bir hüzmeden oluşan tel uçan kıdemliye çarptı. Bu tel, çok miktarda enerjiden oluşuyordu. Yoktan var olmuş ve inanılmaz bir hızla hareket etmişti.


“Puah!”


Ağır yaralı uzmanın kafası uçarken kan gökyüzüne yayıldı. Boynu, hava gibi ikiye bölünmüştü!


Gökyüzünde uçan kafayı gören insanlar şaşkına döndü.


Bu savaş, Tai Ah Kutsal Krallığı savaşçılarının kavrayışlarını aşan bir savaştı.


Shen Tu Aşireti’nden gelen insanlar da korkmuş, kendilerinden geçmişti.


Shen Tu Nantian uzun zaman önce geriye çekilmişti. O sadece bir gençti ve bu savaşa katılmak için yeterli değildi.


Kıdemli Sun’un ‘Çoban’ tarafından öldürüldüğü sahneyi çaresizce izlemiş, ‘Çoban’ın nasıl saldırdığını bile anlayamamıştı.


“Bu nasıl olabilir?” Shen Tu Nantian kaşlarını çattı. Ulu Yer ve Gök Düzeni’ni kurmuşlardı, peki neden ‘Çoban’ hiç etkilenmemiş gibi görünüyordu?


“Endişelenmeyin. Güçlerimizi birleştirirsek kaybetmeyiz! Düzenden etkilenmemek için kaba kuvvet kullanmış olmalı! Bu onu fazlasıyla zorluyordur!”


Shen Tu Aşireti’nin efsanevi uzmanlarından biri konuştu. ‘Çoban’ın durumu tersine çevirebileceğine inanmıyordu.


Moralleri bozulmadığı sürece güçlerini birleştirebilirler ve adım adım ‘Çoban’ın enerjisini tüketebilirlerdi!


Ama efsanevi uzman konuşmasını bitirir bitirmez bir bulanıklık gördü. Önünde hayalet gibi bir figür ortaya çıktı. Önünde, muazzam miktarda bir yeşil duman yoğunlaşmış gibiydi.


‘Çoban’, ifadesiz bir yüzle yaşlı adamın önünde belirmişti. Ve hemen ardından avuç içiyle saldırmıştı!


Ne?


Korkudan ruhu bedenini terk edecekti neredeyse. Konuşurken fazlasıyla tetikteydi. Enerjinin içinde boyutsal bir dalgalanma hissetmemişti ama ‘Çoban’, hayalet gibi bir anda önünde belirmişti. ‘Çoban’ın bin feetlik hareketi kıdemlinin tepki süresini fazlasıyla aşmıştı!


Metruk ırkın korkunç üyesi, ‘Çoban’ın karşısında, Ölüm’ün kapısını çaldığını hissetti. Bu, kelimelerle anlatılamayacak bir korkuydu.


Az önceki sözleri, kendine güvenle söylemiş olsa da ve sözlerinde mantıksız bir yan bulunmasa da tüm tüyleri diken diken olmuş, yüzü solmuştu.


O, çok korkunçtu! Yenilmezdi!


Kıdemli, bir an sonra daha fazla kaçamayacağını anladı. Haykırdı ve ‘Çoban’dan gelen avuç içi saldırısını görmezden gelerek Yuan Qi’sini bedeni boyunca dolaştırdı ve sabresini ‘Çoban’ın göğsüne doğru savurdu!


Hayatını riske ederek onu öldürmek istedi!


‘Çoban’ın saldırısını engelleyemeyeceğinden onu savunmaya zorlamak için saldırmaktan başka seçeneği yoktu!


Ama ‘Çoban’ın ifadesinde bir değişiklik olmadı. Saldırısını geri çekmedi.


Hayatını mı riske ediyor?


‘Çoban’ tüm hayatını Kutsal Yaban’da geçirmişti ve şimdi, bu dünyanın üzerinde duruyordu. Bir Shen Tu Aşireti kıdemlisi için nasıl hayatını riske edebilirdi ki?


“Boom!”


‘Çoban’ın saldırısı kıdemlinin göğsüne çarptığında, kıdemlinin bedeni çöktü. Bedeninin etrafındaki boşluk bile çöktü. Göğüs kafesi parçalandı ve kalbi ile akciğerleri patladı. kanlı bir et yığınına dönüştü.


Ama aynı zamanda kıdemlinin sabresi de ona ulaştı ve o anda, ‘Çoban’ın bedeni aniden kayboldu!


Yüz feet ötede tekrar ortaya çıktığında sakinliği bozulmamıştı ve eşsiz bir zarafetle orada durdu. Tek bir kan damlası bile bulaşmamış yeşil kıyafeti parlıyordu. Ellerinde bile kan lekesi yoktu, hiç savaşmamış gibiydi. Az önce avuç içiyle saldırmamış gibiydi.


İkinci efsanevi figür de ölmüştü!


Birkaç kilometre ötedeki Shen Tu Nantian’ın yüzü soldu. Bu nasıl olabilirdi? ‘Çoban’ on yıl önce, en iyi durumundayken, İlahi Aslan’ın savaş gücüyle birlikte bile bu kadar güçlü değildi!


On yıl önce, Shen Tu Aşireti Lideri ile ‘Çoban’ arasında bir savaş olduğu söylense de, Aşiret Lideri ile asıl savaşan, İlahi Aslan idi. ‘Çoban’, o savaşta sadece destekleyici bir rol oynamıştı.


O zaman, ‘Çoban’ kesinlikle Shen Tu Aşireti Lideri’nin dengi değildi.


İlahi Aslan ise, Cehennemin Metruk Tanrısı’ndan ödünç alınmış bir kutsal hayvandı. ‘Çoban’a ödünç verilmesinin dışında, ‘Çoban’la arasında bir ilişki yoktu.


Bu nedenle, Shen Tu Nantian’ın ‘Çoban’ın gücü hakkındaki izlenimi, Büyük İmparator Âlemi’nin erken evrelerinde olduğuna yönelikti.


Gölgelerde saklanan On Bin Yüce Kral bu âlemi çoktan aştığından, Shen Tu Nantian’ın böyle bir güçten korkmasına gerek yoktu.


Büyük düzenin desteğiyle birlikte, ‘Çoban’ ile olan savaşın, sözde güvenli olması gerekiyordu.


Ancak, olayların gelişimi beklentilerinin çok ötesine geçmişti!


‘Çoban’ inanılmayacak derecede güçlüydü!


Sağduyuya göre, ‘Çoban’ın yetişim seviyesini ve gücünü, on yıldan kısa sürede arttıramaması gerekirdi! Üstelik bu on yılı yaralı geçirmişti!


Bu süreçte, ‘Çoban’a bir şey mi olmuştu?


Ne olursa olsun, ‘Çoban’ın Ulu Yer ve Gök Düzeni’ni nasıl yok sayabildiğini anlayamıyordu Shen Tu Nantian!


Yoksa ölen efsanevi uzmanın dediği gibi olabilir miydi? ‘Çoban’ her seferinde düzenin dizginlerinden kurtulmak için kaba güç mü kullanıyordu? Öyleyse, her saldırısı için inanılmaz güç harcaması ve gücünü çok hızlı tüketmesi gerekirdi!


Bu doğruysa, savaş uzadıkça kazanacakları kesinleşirdi!


Ama Shen Tu Aşireti’nin efsanevi uzmanlarının hepsi güven eksikliği yaşamaya başlamıştı. ‘Çoban’, çok korkunçtu. İki kere saldırmış ve iki efsanevi uzmanı öldürmüştü!


Bu da diğerlerinin korku ve baskı altında kalmasına yol açmıştı. ‘Çoban’ tüm varlıkları görmezden geliyormuş gibiydi!


Onun karşısındayken birbirleriyle konuşmaya bile cesaret edemiyorlardı. İki saldırısında da en çok konuşan kıdemlileri öldürdüğü için sessiz kaldırlar.


‘Çoban’la alay edenler, kısa süre içinde ölmüştü!


“Yani sebebi bu…” ‘Çoban’dan bin feet ötede duran On Bin Yüce Kral, ‘Çoban’ın iki saldırısına da tanık olmuştu. İfadesi ciddileşti. “Yer ve Gök Nizamı’nı kavramışsın. Ve anlayış kazandığın Nizam’ın Metruk Gücü kontrol etme yeteneği, Ulu Yer ve Gök Düzeni’nin üzerinde…”


Ulu Yer ve Gök Düzeni de bir tür yasaydı. Aslında, dövüş dünyasında kullanılan tüm düzenler yasalarla ilgiliydi.


Savaşçının kavradığı yasalar, düzenin yasalarını aştığı zaman, düzen o kişiyi sınırlayamazdı.


‘Çoban’ın durumu da işte buydu. Nizam üzerindeki anlayışı, Ulu Yer ve Gök Düzeni’nin kıyaslanabileceği bir şey değildi.


Shen Tu Aşireti kıdemlileri, On Bin Yüce Kral’ın sözlerini duyunca nefeslerini tuttular.


Yer ve Gök Nizamı’nı mı kavramış? Bunun, yetişim seviyesiyle hiçbir ilgisi yoktu, yasalarda ulaştığı seviye nedeniyle düzenden etkilenmiyordu. Bu da, ‘Çoban’ın söz konusu yasada zirveye ulaşmış olduğu anlamına geliyordu!


‘Çoban’, boyutlar arası yüzüğüne hafifçe dokunup bir kılıç çıkarırken yorum yapmadı.


Kılıç, yeşim gibi bembeyazdı. Metali, ışığı yansıtmıyordu.


ÇN: Işığı yansıtmayan bir şey beyaz olabilir mi bilmiyorum. Ama orijinal metin böyle. :D


Ama...bu kılıç, yeşimden değil, kemiktendi.


Bu kemik de, İlkel Kutsal Metruk Hayvan’ın kemiğiydi!


Kılıcın bıçağı dört feet uzunluğundaydı ama kabzası çok kısaydı, sadece dört inçti.


Bıçak ile kabza arasında bir koruyucu yoktu. Bununla birlikte, kabzanın üzerinde doğa yasaları ile ilgili dokuz adet mühür vardı. Gizemli ama kadim bir aura yayıyordu!


“Kılıcımın ismi, Aldatıcı Kemik’tir!”


‘Çoban’ bu sözleri söylerken kılıcını On Bin Yüce Kral’a doğrulttu.

 

ÇN: Çoban karizmasını konuşturuyor gene. Arkadaşlar ödüllü hikaye yarışmasına bir göz atın. Duyurular kısmında açıklaması var ve son güne hala vakit var.  Yazmakla ilgiliyseniz, yazmaktan hoşlanıyorsanız, yazabileceğinizi düşünüyorsanız, para ilginizi cezbederse hikayelerinizi bekliyoruz.

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1149

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1029

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 841

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 791

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 618

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 531

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 311

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 87

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13275 Üye Sayısı
  • 395 Seri Sayısı
  • 18129 Bölüm Sayısı


creator
manga tr