"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

True Martial World - Bölüm 183: Yang Kan Çiçeği


 

Çeviri: bebebiskuvisi

 

 

Yi Yun her gün bitki dağında bitkiler toplayan çalışkan bir bahçıvan gibiydi. Ejder runları sürekli artıyordu.

 

On gün sonra toplam iki bin ejder runu olmuştu.

 

Sürekli Akan Cıva Elbisesi’ni giydiği için sadece hareket yetenekleri gelişmekle kalmamış, fiziksel gücü de artış göstermişti.

 

Şu anda, dağın iç kısımlarında ağaçların arasında hızlı bir şekilde ilerliyordu. Aniden bir düzine mil kadar uzakta zayıf bir enerji akışının peydah olduğunu fark etti.

 

Oh?

 

Yi Yun durdu ve ruhani enerjisi ile Mor Kristal’i eşleştirerek tekrar baktı.

 

Tek gördüğü dalgalanan bir enerjiden gelen ışıklardı. Işığın içinde bir kaplanın hayaletini andıran sıra dışı bir aura vardı.

 

Mesafe uzak olduğu için net bir şekilde göremiyordu ama hiç şüphesiz onun bir hazine olduğunu söyleyebilirdi!

 

Sadece yüksek kalite bitkiler bu kadar uzaktan görülebilecek bir enerjiye dalgalanması yaratabilirdi. Üstelik enerji o kadar güçlüydü ki, hayalî bir imge dahi yaratabiliyordu. Bu sıradan bir olay değildi.

 

Yi Yun başını kaldırıp göğe baktı. İkindi vakti olmak üzereydi, güneş, en parlak ve Yang Qi’nin en yoğun olduğu noktadaydı.

 

Bazı bitkiler, öğle vaktinden gün batımına ya da gece yarısından gün doğumuna kadar olan sürenin dörtte üçü geçmişken, yani Yang Qi ile Yin Qi’nin en yoğun olduğu zamanlarda Güneş’in veya Ay’ın enerjisini ya da Yer ve Gök Yuan Qi’sini özümsemek için ortaya çıkarlardı.

 

Bu tür bitkiler olağanüstü bitkilerdi!

 

“Bu bitkinin sınıfını merak ediyorum. Bu bitkiyi alabilirsem Göksel Salon’a bir kez daha girmeyi düşünebilirim!”

 

Yi Yun aklında bu düşüncelerle muazzam bir hızda hazineye doğru ilerledi. Akan Cıva Elbisesi’ni giyerken attığı her adım taşların uçuşmasına sebep oluyordu.

 

İki yüz bin lbs ağırlık taşıyarak dağlarda koşturan Yi Yun, bir metruk hayvan gibiydi!

 

Bugünlerde Akan Cıva Elbisesi’nin mevcut ağırlığının kendisi için yetersiz kaldığını hissediyordu.

 

“Belki de yarın Akan Cıva Elbisesi’nin ağırlığını arttırmalıyım.” diye düşündü Yi Yun. Zaman Farkındalığı’nın büyük başarı aşamasına ulaştıktan sonra bedenindeki enerjide olan her ufak değişikliği hisseder olmuştu.

 

İki yüz yirmi bin lbs’nin kendisi için daha uygun olacağını düşünüyordu.

 

Dağda koştururken kulaklarında rüzgar uğulduyordu. Mor Kristal’in rehberliğinde otuz metrelik bir uçurumun dibine ulaştı. Başını kaldırıp baktığında kaplan imgesinin uçurumun tepesinde olduğunu görebiliyordu.

 

Dolayısıyla hazine de uçurumun üstündeydi!

 

Ama uçurum yüksekti ve çok dikti. Uçurum boyunca uzanan kaya çıkıntıları da çok büyük değildi. Ve çıkıntı yapan kayalar arasındaki boşluklar da o kadar gelişigüzeldi ki, bir maymun bile tırmanmakta zorluk çekerdi.

 

Yi Yun uçuruma dikkatle baktı, her çıkıntının konumunu zihnine işledi. Tırmanabileceği en uygun yolu hesapladı.

 

Tırmanmak için tek şansı vardı, çünkü çıkıntı yapan kayalar ağırlığına dayanamayacaktı. Tutunduğu kayada biraz fazla zaman geçirirse kaya parçalanacaktı.

 

Ve bu parçalanmaları bir sonraki kayaya atlamak için kaldıraç gibi kullanmak zorunda kalacaktı.

 

Yi Yun derin bir nefes aldı ve enerjisini yapabileceği en üst seviyede yoğunlaştırıp sıçradı!

 

“Boom!”

 

Sıçradığında ayaklarının altındaki yer parçalandı. İlk kayayı yakaladığında kaya onun ağırlığı altında hemen parçalandı ama Yi Yun düşmeden önce ikinci çıkıntıyı yakalamıştı bile!

 

Zaman Farkındalığı ile birlikte gücü üzerindeki kontrolü kusursuzdu.

 

Transvari bir duruma dalmıştı. Tek nefeste birkaç düzine kez atladıktan sonra otuz metrelik uçurumun zirvesine vardı.

 

Zirveye vardığında bir süre nefes nefese kaldı, tüm kasları hafifçe seğiriyordu.

 

Sürekli olarak yoğun egzersizler yaptığından kasları şimdi ona isyan ediyordu. Taşkın su gibi bir ağrı dalgası yayılıyordu.

 

Ama Yi Yun bunu umursamayarak çevresine baktı. Uçurumun tepesi düz bir alandı. Kayalar, yapraklar ve bir de devasa bir iskelet vardı. İskeletin yarısı yere gömülüydü ve enerjisi kurumuş gibiydi.

 

Hayvan uzun bir süre önce ölmüş gibi görünüyordu. Cesedinin içinde çok fazla Yer ve Gök Yuan Qi’si kalmamıştı ve kemikleri ise, sıradan bir hayvanın kemikleri gibi görünüyordu.

 

Yi Yun’un daha önce fark ettiği hayalî kaplan imgesi ve güçlü bitkisel rayiha kaybolmuştu. Bu uçurumun üzerinde bu yarı gömülü hayvandan başka bir şey yoktu sanki.

 

Yi Yun bir süre etrafa bakındıktan sonra yüzünde bir gülümseme peydah oldu.

 

Bu bitki, nasıl saklanılacağını biliyordu.

 

Bitkilerden bazıları, cırcır böcekleri gibi olurdu. Çevrede kimse yoksa çimenlerin üstünde mutlu bir şekilde cıvıldarlardı. Ama insanlar ne kadar sessiz olurlarsa olsun yakınlarda yürüdüklerinde cırcır böcekleri onları fark eder ve derhal susardı. Yaz gecelerinde insanlar yüzlerce cırcır böceğinin cıvıltısını duyardı ama özel alet edevatları yoksa onlardan birini bulmaları neredeyse imkansızdı.

 

Bitki toplamaya çalışan savaşçılar için de bu durum böyleydi. Bitkiyi bulmak çok zordu.

 

Yi Yun devasa hayvanın kemiklerine bakarak bir süre düşündü. Mor Kristal’in verdiği görüşle baktığında gördüğü şey, kemiklerin zarar gördüğü ve içindeki enerjinin çok az kaldığıydı.

 

Üstelik bunlar sıradan bir hayvanın değil, bir metruk hayvanın kemikleriydi. Hatta yüksek sınıf bir metruk hayvandı!

 

Yi Yun’un kafasında bir ampul yandı. Bu kadar yüksek sınıf bir metruk hayvanın kemiklerinin zarar görmesi ve enerjisinin çok az kalması ona bir fikir vermişti.

 

Olabilir mi…

 

Eli çenesine gitti. Bitki hem kendisini hem de bitkisel özünü gizlemişti, ama...Yi Yun için bunun bir önemi yoktu.

 

Ruhani enerjisiyle Mor Kristal’i eşleştirirken gülümsedi ve çok geçmeden görüşü beyaza döndü.

 

Ardından gizlenmiş bitkiyi, gece göğünde parlayan bir yıldız gibi açıkça gördü. Nerede olduğunu bir bakışta çözmüştü.

 

Açıklık bir alana ilerledi ve Bin Ordu Kılıcı’nı çekti.

 

“Cha! Cha! Cha!”

 

Bir an içinde kılıcını üç kez savurdu. Ardından Bin Ordu Kılıcı’nı yere saplayarak kabzasına bir darbe vurdu.

 

“Peng!”

 

Bir patlamayla birlikte zeminden ayrılan topraklar havaya uçtu!

 

Tozlar dağıldıktan sonra ince bir toprak tabakasını eşeledi. Toprağın altında saklanmış yumruk büyüklüğünde kırmızı bir meyve vardı.

 

Bu meyve, kırmızı bir kristal gibiydi ve tatlı bir rayiha yayıyordu. Meyvenin dış yüzeyinde kabuksuz ve olgun bir nara benzer parlak, ufak parçacıklar vardı.

 

Böyle güzel bir meyvenin yer altında yetişiyor olması inanılmaz bir durumdu.

 

Meyveyi çevreleyen yedi yaprak vardı, yapraklar dökülecekmiş gibi eğik, soluyorlarmış gibi koyu renkliydi.

 

Ama her yaprak güzel bir koku yayıyordu. Yaprakların ortasında parlak, kan kırmızısı dalgalı bir çizgi vardı.

 

Bitkiyi burnuna götürdüğünde içine dolan besleyici ve harika bir aroma duyumsadı.

 

“Bu bir Yang Kan Çiçeği! Orta kalite Cennet sınıfı bir bitki!” Yi Yun ‘Kutsal Yaban’ kitabında bu bitkiye ayrılan kısmı ve onun özelliklerini hatırladı.

 

Yang Kan Çiçeği yeraltında büyüyor ve yoğun ve güçlü gün ışığından hoşlanıyordu. Tohumları, bir metruk hayvan cesedinin yanına kök salardı. Filizlendiği zaman metruk hayvanın enerjisini özümseyerek büyürdü.

 

Bir iki gün kadar kısa bir sürede metruk hayvan leşindeki tüm enerjiyi kurutur, geriye yalnızca iskeleti bırakırdı. Sonrası için bu enerjiyi depolar ve yavaş yavaş özümserdi.

 

Metruk hayvanın enerjisini tamamen sindirdiğinde güneşin en parlak olduğu zamanda yeraltından yaprakları filizlenir ve arından gün ışığında yoğun Yang Qi’yi özümserdi.

 

İnsanlar ona bir kez yaklaştığında yapraklarını büzerek yeraltına çeker, orada bir şey yokmuş gibi görünmesine sebep olurdu.

 

Yang Kan Çiçeği’ni açığa çıkaran tek şey, yakınlarındaki metruk kemik yığını olurdu.

 

Yang Kan Çiçeği metruk kemiklerdeki enerjiyi tamamen özümsediğinde metruk kemikler sıradan kemikler gibi görünürdü; insanların onu ayırt etmesi zorlaşırdı.

 

Metruk hayvan türleri çok fazlaydı. Yaşayan bir metruk hayvan görseniz bile onca tür arasından hangisi olduğunu bulmanız zaman alırdı. Kurumuş kemikleri tanımak ve kemik yapısından onların hangi türe ait olduğunu bulmak içinse, tecrübeli bir Metruk Gök Ustası gerekirdi.

 

“Yang Kan Çiçeği. Bu, harika bir şey. Bu çiçek, muhtemelen yedi yüz ila dokuz yüz arası bir yaşta.” Yi Yun dikkatle Yang Kan Çiçeği’ni aldı.

 

Yang Kan Çiçeği’nin kök salması üç yüz yıl, çiçeklenmesi bir üç yüz yıl daha ve meyve vermesi bir üç yüz yıl daha alırdı. Bu Yang Kan Çiçeği’nin bir meyve taşıması, onun en azından yedi yüz-sekiz yüz yaşında olduğuna delalet ediyordu!

 

Yedi yüz-sekiz yüz yaşında bir Yang Kan Çiçeği’nin değeri de kesinlikle üç bin ejder rununun üzerinde tutardı!

 

Yi Yun da bu üç bin ejder rununu çok istiyordu!

 

Ama...Yang Kan Çiçeği’ni de çok istiyordu!

 

Bu çiçekle ne yapacağına bir türlü karar veremiyordu.

 

Sıradan bir bitki toplayıcı, yüksek kaliteli bitkileri arıtma yeteneğine sahip olmadığından topladığı bitkileri teslim etmekten başka bir şansa sahip değildi. Bu yeteneğe sahip olsalar bile ışınlanma düzenine girmeden önce görevliler tarafından arandıkları için arıtım için gerekli teçhizatları buraya getiremezlerdi. Bu arama, bitki toplayıcıların bitki dağına yanında bitkiyle girmelerini engellemek için olduğu kadar arıtım aletleriyle girerek topladıkları bitkileri arıtmalarını önlemek içindi de.

 

Ama Mor Kristal’e sahip Yi Yun’un bitkileri arıtma sürecinden geçirmesine gerek yoktu. Enerjiyi doğrudan emebildiğinden, bitkinin gücünü çalmak onun için çok kolaydı.

 

“Yang Kan Çiçeği’nin enerjisini özümsersem, bana büyük faydası dokunur!”

 

Yi Yun baştan çıkartılmıştı. Daha önce topladığı Sarı ve Mistik sınıf bitkileri dürüstçe teslim etmişti. Gerçi bunun sebebi, o bitkilerin güçlerini çalmanın ona yarardan çok zarar verecek olmasıydı. Düşük kalite bitkiler saf olmayan bir enerjiye sahip olduğundan Yi Yun için çok yararlı değildi. Ayrıca sırrının açığa çıkması riskini de arttırmak istemiyordu.

 

Tai Ah Kutsal Şehri’nin bitki dağında toplanan bitkiler, yalnızca Kutsal Şehir’in simyagerlerine verilirdi. O ihtiyar canavarlar da inanılmaz korkutucu tiplerdi. Bitkilerin tüm özelliklerine hakimdiler. Dikkatsiz davranmadıkları sürece durumu fark etme ihtimalleri çok yüksekti.

 

Yi Yun’un Yang Kan Çiçeği ile ilgili yapabileceği üç şey vardı.

 

Kurutana kadar emmek, onun enerjisini kısmen emerek teslim etmek ve ejder runu karşılığında takas etmek!

 

Bitkiyi tamamen özümsemezse bitkisel özünü de alamazdı, ama bitkiyi üç bin runa okutabilirdi.

 

Kısmen özümseyip teslim etmesi en iyi ihtimaldi, ama sırrının keşfedilme riski yükselecekti…

 

Dikkatli düşününce bitkisel özdeki küçük bir noksanın büyük bir soruna neden olmayacağına kanaat getirdi.

 

Bir süre üç seçenek arasında gidip geldi ama en sonunda şeytanın tatlı sözlerine direnerek üçüncü seçeneği tercih etti.

 

Keşfedilme ihtimali düşük olsa bile nehrin yanında durup da ayaklarının ıslanmayacağı bir dünya yoktu. İlk seferinde sırrı açığa çıkmasa bile bu onu ikinci için cesaretlendirirdi ve ilkine bile karşı koyamamışken ikinci kez aynı duruma düştüğünde buna karşı koyabileceğini düşünmek en hafif tabirle saflık olurdu.

 

Muhtemelen kontrol edecek kişilere rüşvet vererek bu riskin kısmen önüne geçebilirdi ama Yi Yun ufak şeylerde tutumlu büyük şeylerde müsrifti. Önünde hâlâ uzun bir yol vardı ve küçük bir kazanç için bu riske girmeye değmezdi.

 

O ihtiyar canavarların ne yapacağını kim bilebilirdi ki?

 

Yani sadece diğer iki seçenekten birini seçebilirdi!

 

Yi Yun hangisini seçeceğini düşünürken birden ifadesi değişti!

 

Oh?

 

İçini bir ürperti doldurdu ve derhal alarm durumuna geçti!

 

Çabucak Bin Ordu Kılıcı’nı çekti!

 

Bu da ne…?

 

Çevresine bakındı, göz bebeklerinin daralmasıyla birlikte konsantre oldu.

 

Bu nasıl olabilir, az önce uçurumun tepesinde değil miydim? Şimdi…

 

Burası da neresi?

 

 

Ç.N.: Yang ve Yin Qi’leri ileride açıklanacak ama kısa bir bilgilendirme yapayım. Yang güneşi ve erkeği temsil ediyor. Bitkinin isminde geçmesi onun güneş enerjisinden beslendiğine ve gündüz aktifken geceleri pasif duruma geçtiği anlamına geliyor. Yin ise ayı ve dişiyi temsil ediyor. Yin özellikli olanlar da geceleri aktifken gündüzleri kısmen işlevsiz oluyor. Bu kavramlar için tmw’de geçtiği şekliyle bir ön bilgilendirme yaptım ve sadece bitkileri dahil ettim. İleride çok büyük bir öneme sahip olacakları için ayrıntılı bir şekilde açıklanacaklar.

 



Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1216

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 811

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 688

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14744 Üye Sayısı
  • 449 Seri Sayısı
  • 19391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr