Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

True Martial World - Bölüm 130: Hesaplaşma


 

Çeviri: bebebiskuvisi Düzenleme: bezald35

 

Lian kabilesinin bunca kalabalığının önünde Yi Yun tarafından çağrılmak, Zhou Xiaoke’yi acayip gerdi.


Yi Yun güldü. “Xiaoke, gelsene. Senin için bir şeyim var.”


Zhou Xiaoke, Yi Yun’un yüzüne boş boş baktı. Sonunda uzun zamandır mahrum kaldığı o tanıdık gülümsemeyi gördüğünü fark etti.


Bu gülümsemeyi görünce Kardeş Yi Yun’un değişmediğini anladı. Birazcık bile değişmemişti. Krallık Şövalyesi olmuş olsa bile, hâlâ sevdiği Kardeş Yi Yun idi.


“Oh?” Zhou Xiaoke güldü ve güzel yüzünde gamzeleri ortaya çıktı. Başıyla onaylayıp neşeyle Kardeş Yi Yun’un yanına gitti ve onun elini tuttu.


“Kardeş Yi Yun!”


Yi Yun’un yanındayken tüm gerginliği kayboldu. Yi Yun’un elleri yumuşaktı, aynı zamanda güçlüydü de. Yi Yun’un yanında açlığı da üşümesi de kaybolmuş gibi bir güvenlik duygusu hissetti.


“Xiaoke, bu senin için.” Yi Yun bir çanta çıkardı. Bez çantadan sıcak buharlar çıkıyordu.


Xiaoke şaşırdı ve yavaşça çantayı aldı. Onu açmadı ama içindeki yemeklerin güzel kokularını alabiliyordu.


“Bu…” Xiaoke şaşkınlığından cümlesini tamamlayamadı.


“Açsana.” dedi Yi Yun gülümseyerek. Bunu köye ulaşmadan hemen önce Xiaoke için pişirmişti. Bir sürü yiyecek getirmiş olsa da Wang Teyze’nin ailesinin çok aç olduğunu tahmin ettiğinden önceden yemek pişirmek daha iyi gibi gelmişti.


Ve besin malzemelerinden yoksun engin yabanda, Wang Teyze’nin mutfak becerileri kesinlikle ondan daha kötüydü.


Zhou Xiaoke yutkundu ve bez çantayı dikkatlice açtı. İçinde, yeşil bir nilüfer yaprağına sarılmış bir çıkın vardı. Nilüfer yapraklarını da açtığında Zhou Xiaoke’nin karşısına çıkan şey, pişmiş kırmızı etti. Üç veya dört pound ağırlığındaydı.


Bu et, Yi Yun tarafından bilhassa seçilmiş Yedi Renkli Geyik buduydu. Yedi Renkli Geyik’in eti lezzetliydi. Etin kendisi en iyi kaliteydi. Yağsız görünmesine rağmen aslında yağ bakımından zengindi ve pişirildiğinde çok güzel kokuyordu.


Yi Yun, eti daha önceden hazırlamış ve marine etmişti. Pişirirken balla yumuşattığından inanılmaz lezzetli olmuştu.


Pişmiş etin yanında yeşil sebzelerle sarılmış pirinç topları da vardı. Kokusu, insanın burun deliklerini gıdıklıyordu.


Zhou Xiaoke bunu gördüğünde neredeyse dilini yutuyordu. Çevredeki insanlar da dik dik bakıyordu!


Kabile kıdemlileri bile büyülenmişti. Zhou Xiaoke’nin ellerindeki pişmiş ete gözlerini dahi kırpmadan bakmaktan kendilerini alamıyorlardı. Neredeyse salyaları akacaktı.


Lian kabilesi insanları böylesine lezzetli gözüken bir yemek görmemişti. Şimdiye kadar yedikleri etin %90’ı tütsülenmiş etti. Bu tür etler, tuzlanmış ve kurutulmuş olurdu. Tuzlu ve kayış gibi olmasından başka da bir tadı yoktu zaten!


Nadiren de taze et bulunurdu. Ki onu da pişirip yemek hayatlarındaki en büyük lükstü. Daha önce nasıl bu kadar muhteşem bir pişirme yöntemi görmüş olabilirlerdi ki?


Dahası Lian kabilesi şu aralar şiddetli bir kıtlığın pençesindeydi. Kabile kıdemlileri bile yiyecek sıkıntısı çekiyordu. Zhou Xiaoke’nin ellerindeki pişmiş eti gördüklerinde kıskançlaştılar!


“Kardeş Yi Yun, ben…” Zhou Xiaoke tekrar ağız dolusu tükürük yuttu. Bu ziyafeti ailesiyle birlikte paylaşmak ve bir an önce yemek için sabırsızlanıyordu. 


Ama Kardeş Yi Yun’un ve bir sürü insanın önünde yemekten de utanıyordu.


Yi Yun, Zhou Xiaoke’nin aklından geçenleri anlayıp gülümsedi. “Açsan ye gitsin. Wang Teyze, Zhou Amca!”


Yi Yun, Zhou Xiaoke’nin ailesine seslenip onları da çağırdı.


Wang Teyze donup kaldı. Rüyadaymış gibi hissetti. Gerçek miydi ki?


Kolunu çimdiklediğinde duyduğu acı, bunun bir rüya olmadığını gösteriyordu.


“Evlat Yun, gerçekten başardın...başardın…” Wang Teyze kendi kendine mırıldandı. Yanındaki her zaman dürüst olan Zhou Amca da afalladı. Wang Teyze onun kolunu okşayana dek tepki veremedi.


“Hadi, Evlat Yun bizi çağırdı.” dedi Wang Teyze.


Zhou Amca cevap veremedi. Böyle olaylara alışık değildi o. Ona bakan pek çok gözün farkına varınca kendini toparladı.


“Wang Teyze, Zhou Amca, bunlar sizin için.” Yi Yun pişmiş etten iki parça kesti ve pirinç toplarından da ikişer tane verdi.


Ç.N: Herkese hap uzatan Nie Li’den sonra herkese et uzatan Yi Yun’umuz da var artık.


“Açsanız yiyin gitsin. Resmi olmanıza lüzum yok.”


“Nasıl...nasıl yiye…” Zhou Amca yutkunurken eliyle ağzından akan salyaları sildi.


Zhou Xiaoke güldü. Daha bir çocuktu ve bu yüzden çok saftı. Kardeş Yi Yun ona yemesini söylediğinden o da daha fazla beklemedi.


Pişmiş etten bir lokma aldığında dışının gevrek içinin yumuşacık olduğunu fark etti. O kadar iyi pişmişti ki kemikten hemen ayrılıyordu ve eti suluydu. Bu lezzet, Zhou Xiaoke’nin beklentilerini aşmıştı.


Wang Teyze ile Zhou Amca da daha fazla dayanamadı. Orada piknik yapmaya başladılar resmen. Çok açtılar sonuçta.


Fakat bu sahne etraftaki insanların perişan olmasına neden oldu. Sürekli yutkunduklarından midelerine kramplar girdi. Gözlerinde kıskançlık alevleri yanıyordu!


Kesinlikle bir işkenceydi bu!


Ama Yi Yun orada duruyorken hiç kimse eti onların ellerinden almaya cesaret edemiyordu.


Birçoğu Wang Teyze’nin ailesine haset ve hasretle baktı. Böyle harika kokan bir etin tadı nasıl olurdu acaba?


Bazıları bu işkenceye dayanabilmek için dillerini dahi ısırdı. Midelerine girmesini istedikleri pişmiş etin yavaşça tükenişini izlediler.


Gıpta etmenin anlamsız olduğunu biliyorlardı. Sonuçta Wang Teyze’nin ailesi her zaman Yi Yun ile Jiang Xiaorou’ya göz kulak olmuştu.


Yi Yun gözleriyle kalabalığı taradı ve birkaç çocuk seçerek, “Sen...sen...sen...buraya gelin.” dedi.


Bunları söyledikten sonra sekiz feet yüksekliğindeki bineğinin üzerine sıçradı ve tekrar aşağı inmeden önce birkaç büyük yemek kutusu çıkardı.


Kutuların içinde hazırlamış olduğu yemekler vardı. Elbette, Zhou Xiaoke’nin ailesininkiler kadar özenle hazırlanmamışlardı ama Lian kabilesinde en iyi ustasının pişirebileceğinden on kat daha iyiydiler.


Yi Yun kutuyu yanına koyarak seçtiği çocuklara, “Bu sizin. Bunun için kavga etmek zorunda değilsiniz.” dedi.


Bu sözleri duyan çocuklar heyecanlandılar ve neşeyle koşup yemek kutusunu açtılar.


Medeniyetten uzak ve yoksul köyler, insanların kötüleşmesine sebep olsa da çocukların çoğu masumdu.


Yine de sadece çoğunluktu. Yi Yun’un seçtiklerinin %70’i kızdı. Bu çocuklar, Yi Yun’a iyi kalpliymiş gibi gelmişti.


Bu çocuklar kutunun içindekileri çıkarttılar ve neşe içinde yediler.


Yi Yun’un seçimleri yüzünden kıskançlığa kapılan birkaç delikanlı da vardı. Çocukların seçilerek, sadece seçilenlere yemek verildiğini fark ettiler.


“Yi Yun, biz neden yiyemiyoruz?” On beş yaşındaki bir çocuk sordu. O, köyün çocuklarının patronuydu. Büyük babası bir kabile kıdemlisiydi. Ve bu durum gücüyle de birleşince canını sıkan herkesi dövmesiyle sonuçlanmıştı. Çocukların arasındaki patron olması da bu sebeptendi.


Geçmişte Yi Yun da onun merhametine kalmış ve pek çok kez ondan zorbalık görmüştü. Aslında köydeki bütün iyi ve dürüst çocuklar ondan zorbalık görmüştü.


Bu çocuk, Yi Yun’un karşısındayken biraz korkuyordu ama yemeklerin cazibesi çok büyüktü, bu yüzden sormadan duramamıştı.


Yi Yun ona baktı ve gülümsedi. Nasıl unutabilirdi? Günler önce bir grup çocuğu kışkırtarak Jiang Xiaorou’nun evini kuşatan ve eve inek gübresi yağdıran çocukların lideriydi bu çocuk.


Yi Yun çok iyi bir hafızaya sahipti. İnek gübresi atan her çocuğu hatırlıyordu. Yaşları küçük diye kötü davranışlarını affetmeyecekti. Kötülük yapanların cezalandırılması gerekiyordu.


Bu gıda dağıtımında, Yi Yun inek gübresi atmış olan çocukların hiçbirini seçmemişti. Seçmiş olduğu çocukların %70’inin kız olması da bu yüzdendi.


Az önce soru soran delikanlı, Yi Yun’un sessizce gülümsediğini görünce sinirlendi. Daima cesur olmuştu ve köyün yasalarını pek takmıyordu. Çocuklar ona tapınmak zorundaydılar. Yi Yun geçmişte ayakkabısını temizletmeye bile layık değilken şimdi efendi olmuştu ve bu durum onu acayip sinirlendiriyordu.


Ama Yi Yun’un rakibi olamayacağını bildiğinden buna dayanmaktan başka yapabileceği bir şey yoktu.


Bu delikanlı daha sonra yemek verilmeyen tüm çocukların onun yandaşları olduğunu fark etti. Bu durum ona Yi Yun tarafından özellikle ayrı tutulmuş olduğunu hissettirdi.


Sonunda dayanamayıp sordu: “Yi Yun, neden bizi ayırdın? Neden herkes yiyecek alabilirken ben ve kardeşlerim alamıyoruz?”


Yi Yun, çocuğun sözlerini duyunca güldü. Bu çocukla laf yarıştırmak anlamsızdı, ama...Yi Yun’un kendisi de bir çocuktu, onunla çekişse ne olurdu yani? Hem çocukların kanunlara uymama hakkı olduğunu kim söyledi? Bir çocuğun kanunları ihlal ettiğinde cezalandırılmayacağını kim söyledi?


Bu dünyadaki kötü insanların çoğu, gençken iyilik meleği değildi sonuçta.


Gençken zorbalık yapanlar, ergenliklerinde haydut, büyüdüklerinde suçlu, yaşlandıklarında düzenbaz olurdu.


Onlar kemiklerine dek kötüydüler. Küçükleri sevmek, büyükleri saymak doğru olan şeydi ama bu tarz insanlara nezaket göstermek için sebep yoktu.


Yi Yun, çocuğa bir salağa bakıyormuş gibi baktı ve, “Yemeği ben getirdim.” dedi. “Kime istersem ona veririm. Önceden gıda dağıtımlarında, dağıtım miktarları sizin tarafınızdan belirlendi. Şimdi ben dağıtıyorum ve bana iyilik yapanlara dağıtacağım. Yapmayanlara tek bir tahıl tanesi bile vermeyeceğim!”


Yi Yun’un sözleri, Lian kabilesinde son sözü söyleyenin o olduğunu açıkça belirtiyordu!


Yi Yun insaflı bir aziz değildi. Bu dünyada, onlara ne kadar iyilik yaparsanız yapın, size zorbalık yapmayı düşünebilecek insanlar vardı. Fırsat bulduklarında sizi arkadan bıçaklamaya çekinmezlerdi.


Böyle insanların kötü muamelesine maruz kaldıktan sonra onlara iyi muamele etmekten çekinmeyen insanlar aptaldan başka bir şey değildi. Yi Yu’un prensipleri, ona iyi davrananları hatırlayıp misliyle ödemeyi, ona kötü davrananlara ise, tek bir damla bile iyi niyet göstermeden aynen karşılık vermeyi gerektirirdi.

 

Bu çocuklara gelince...onlar çocuk muydular ki? Hepsi de on dört yaş civarındaydı, Yi Yun’dan iki yaş büyüktüler. Yaş, bir mazeret değildi. Herkes, eylemlerinin sorumluluğunu almak zorunda!


Ç.N.: Özlemişsinizdir yemekli bölümleri :D

 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1212

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1050

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 871

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 809

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 686

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 640

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 624

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 545

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 517

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 339

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14691 Üye Sayısı
  • 447 Seri Sayısı
  • 19325 Bölüm Sayısı


creator
manga tr