Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

The Zombie Knight Saga - Bölüm 30: Bundan Sonra Merhamet Yok


Çevirmen: Lucifer

Düzenleyen: Gandalf

 

Hector şoka girdi.

 

Odadan kaçmak istiyordu ancak bacakları hareket etmeyi reddediyordu. Bir süre inançsızlık içerisinde sadece kırmızı kelimelere baktı. Gerçekmiş gibi hissettirmiyordu. Bu gerçek olamazdı.

 

Ancak dahası vardı. Korkutucu bir şekilde başka bir kanlı mesaj daha gördü. Bu seferki dolabının sürgülü kapılarına yazılmıştı. Basitçe:

 

 

Açmak istemedi. Orada görecekleri ödünü patlatıyordu. Ancak bakmak zorundaydı. Geoffrey’in ne yaptığını öğrenmek zorundaydı. Kapağı kaydırdığında ikinci bir ceset gördü.

 

Bu seferki Nathan’dı. Genç adam belli ki Hector’u okula götürmeye gelmişti ve Geoffrey de onu parçalara ayırmıştı.

 

Dolabın arka duvarına başka bir mesaj yazılmıştı:

 

Okulda görüşürüz, evlat.

 

Hector zar zor nefes almaya başladı. Ağlamak istiyordu. Kusmak istiyordu. Çığlık atmak istiyordu. Ama her şeyden çok Geoffrey’i öldürmek istiyordu. Aradan saniyeler geçerken yavaş yavaş kendine geldi, nefesi düzeldi. Kısa bir süre sonra Hector bir şeye karar verdi. Şu anda tek önemli şey Geoffrey’in bir daha asla kimseye zarar vermemesini garantiye almaktı. Diğer her şey sonra düşünülürdü. Hissettiği acı, mide bulantısı ve şok, hepsi beklemek zorundaydı.

 

Gözlerinde yaşlarla merdivenden aşağı fırladı. Elbette Geoffrey çoktan ayrılmıştı ancak Hector emin olmak adına evin her yerini kontrol etti. Hala annesinden bir iz göremedi.

 

Tekrardan motoruna atladı ve makineyi tüm güçle çalıştırdı. Düşünmeye çalıştı. Bu durumda Garovel ne yapardı? Muhtemelen durumu sakince değerlendirmeye çalışırdı. Hector şu anda bunu başarabileceğinden emin değildi. Daha önce hiç böyle delirten bir öfke ve böylesine saf bir nefret hissetmemişti. Ancak Garovel akıl vermek için burada değildi ve bu konu hakkında aptalca davranmayı ya da daha kötüsü daha fazla insanı ölüme sürüklemeyi göze alamazdı.

 

Dahası, Hector bu kadar öfkeliyken kendinden korkuyordu. En çok da istemeyerek masum birine zarar vermekten korkuyordu.

 

Bu yüzden öfkesini bastırdı, belirsiz bir hararet olana dek zihninde boğdu, direkt taşımak yerine düşüncelerini yönlendirdi. Odaklandı. Yaptığı tüm o meditasyon sadece hayali güç için değildi. En azından zihnini nasıl arındıracağını biliyordu.

 

Hector Geoffrey’in gücünün arttığını biliyordu. Bunu anlamak basitti ve Garovel olmadan Hector kendini yenileyemez ve gücünü arttıramazdı. Ancak hâlâ demiri vardı. Kesinlikle kaçmayı düşünmüyordu. Artık demirinin gücüne bel bağlamak zorundaydı.

 

Okula ulaştı ve binaya yan girişi kullanarak girdi. Koridorlardan geçerken kaskı garip bir görünüm çiziyordu. Her zamanki gibi çok fazla öğrenci olmasa da arayış tam bir işkenceydi. Olabildiğince hızlı ve dikkatli olmaya çalıştı, insanları dikkatle izleyerek bir kuklanın sahip olabileceği boş bir ifade aradı.

 

Sonra bir dizi çığlık sesi duydu ve onlara doğru koştu. Bir grup öğrenci erkeklerin soyunma odasına uzanan uzun kan izinden kaçıyordu.

 

İçeri girdiğinde üç kişinin birisinin üstüne çöktüğü bir manzarayla karşılaştı. Kızıl lekeler her yeri kaplıyordu. Hector yerdeki cesedi tanıdı. Micah Chamberlain. Üzerindeki üç kişi aynı anda kafasını kaldırdı. Üçü de açıkça görüldüğü şekilde kuklaydı. Kanlı ve parçalanmış et dudaklarından sarkıyordu.

 

“İşte buradasın.” Aralarından biri Geoffrey yerine konuştu, yere kızıl bir tükürük fırlattı. “Öğretmenler odasındayım. Gel beni bul ve ardından biz…”

 

Ardından üçü de aynı anda tamamen demirle kaplandı, onları tamamen sabit tutabilecek kadar kalındı.

 

Onlar boğulmaya başlarken Hector oradan ayrıldı.

 

Banyodan çıkarken bir an duraksadı. Kalabalık öğrenci grubu onu dikkatle izliyordu ve bu yüzden topladığı odağı tekrar kaybetti. Fakat sonra Micah’ın suratı zihninde canlandı. ‘Hayır.’ Kendine Kaskının içinden gözlerini kısarken dedi. ‘Şu an olmaz…! Şu an bunu düşünmenin sırası değil!’

Titreyerek soluklandı ve ileri doğru adım attı. Kalabalık ondan kaçınırken dehşete düşmüş suratlarını gördü. Aniden kendisinden korktuklarını fark etti. Gerçekten de kendisinden korkuyorlardı.

 

Ancak zaman yoktu. Hector güçlendirilmemiş bacaklarından alabileceği en yüksek hızda öğretmenler odasına doğru koştu. Kısa bir süre sonra nefesi kesildi ancak bu onu yavaşlatmak için yeterli değildi. Ne var ki Sheryl’in karşısına çıkması onu durdurdu.

Hâlâ hayattaydı. Geoffrey daha onu yakalamamıştı. Hector ona doğru koştu. Kendisinden korkmuş görünüyordu. Ya da en azından başındaki kasktan. Ancak arkasından onu izleyen kuklaları göremiyordu.

 

Dört kukla vardı. En yakındaki ona doğru atladı. Hector onu yere yapıştırdı.

 

Diğer üçünü demirle kaplamaya çalıştı fakat sadece bacaklarını kısıtlamayı başardı. Altındaki kukla dirseğinin üstünden ısırdı ve bir parça eti kopardı. Hector dişlerini sıktı ve metal bir bıçak oluşturdu. Kukla kaçmak için çırpınırken bıçağı göz yuvasına sapladı. Kan Hector’un kaskına ve eldivenlerine sıçrarken Hector kukla debelenmeyi kesene kadar bıçağı orada tuttu.

 

Diğer üçlü bacaklarını kullanamadığından yere devrildiler fakat yine de Sheryl’e doğru süründüler. Hector onları tamamen kapladı ve Sheryl’in peşinden koştu.

 

“Dur!” Bağırdı. “Sherly! Burası güvenli değil!”

 

“Benden uzak dur kahrolası!”

 

“Benim! Hector! Lütfen kaçmayı kes!”

 

Kız dinlemekle ilgileniyormuş gibi görünmüyordu.

 

Sheryl bir kavşaktan geçerken başka bir kukla aniden ortaya çıktı. Onu yakaladı, kız çığlık atıp kendini kurtarmaya çalışırken onu yerde sürükledi.

 

Hector kuklanın yüzünü kapladı. Ağzındaki oluk zararsız şekilde Sheryl’in boynuna çarptı ancak kukla yine de uğraşmaya devam etti. Hector kaplamayı tamamladıktan sonra oluşan demir heykeli kızın üstünden itti.

 

Kız ayağa kalkıp tekrar kaçmaya çalıştı ancak onu elinden yakaladı.

 

“Bana dokunma!” Kız çığlık attı.

 

“Geçti artık!” Başındaki kaskı çıkarınca yüzü ortaya çıktı. “Sheryl, bak bana!”

 

Kızın bakışı şaşkınlığa döndü. “H-Hector!”

 

“Evet.”

 

“Ama sen! S-sen o diğer çocuğu öldürdün! Ve be…”

 

“O seni öldürecekti.” Hector konuştu. “Ya da bir başkasını.”

 

“Neden?! Kimdi o?! Burada ne sikimler dönüyor böyle!”

 

“Bu… ahh… Açıklaması gerçekten zor.” Dedi. “Lütfen, bana yakın kalmalısın. Benim…” Birden kızla ne yapacağından pek emin olmadığını fark etti. Sadece binadan ayrılmasını sağlamak yeterli olacakmış gibi görünmüyordu. Geoffrey yaşadığı sürece kız tehlikede olmaya devam edecekti. Aynı şekilde diğerleri de. “Gregory ve Janine nerede?” diye sordu.

 

“N-neden? Yoksa onlar da mı tehlikedeler?”

 

“Evet.” Kendisinin olduğu kadar onun da iyiliği için sesini olabildiğince sakin tuttu. “Nerede olduklarını biliyor musun?”

 

“Ben… ah…” Bir süre titredikten sonra düşünürken gözlerini kıstı. “Biz genelde beraber okula geliriz fakat ah… bugün sadece ben ve Micah vardı. Ben bunun sebebinin ah… dün geceki güç kesintisinden dolayı olduğunu düşündüm. Birçok kişi bu yüzden bugün okula gelmedi. Ya da ben bu yüzden olduğunu düşündüm sadece fakat b-belki de…”

 

“Bu iyi.” Dedi Hector. “Evde daha güvendeler.”

 

“Oh, bu pek bir fark yaratmayacak.” dedi başka bir ses, arka koridordan onlara doğru yaklaşan Geoffrey’in bir diğer kuklalarından birine aitti.

 

Hector Sheryl’i arkasına aldı ve kaskını tekrar taktı. Geoffrey’in şu an kullandığı kuklanın yüzünü tanımamaya çalıştı ancak Jenny Friedman’ı yıllardır tanıyordu. Hafif bir tanışıklık olmasına rağmen kızla hiç arkadaş olmamıştı. Onu böyle boş bir yüzle akılsızca durduğunu görmek midesinin çalkalanması için yeterliydi.

 

“Gregory ile Janine’in nerede yaşadıklarını öğrendim bile.” Geoffrey kıza söylettirdi. “Sen onlara getiricilerimden önce ulaşamayacaksın.”

 

“Yalan söylüyorsun.” Dedi Hector.

 

“Sence arkadaşlarını nasıl öğrenebildim Hector? Nathan’dan öğrendim, Micah’tan öğrendim Ve bir de Samuel’den. Kendime aldığım herkes bana zengin bir bilgi ağı aktardı.”

 

Sherly irkildi. “Nathan ve Micah mı? Neyden bahsediyor bu?”

 

Geoffrey onu görmezden geldi. “Senin hakkında bazı hoş şeyler öğrendim, Hector ve bunları paylaşmaya can atıyorum. Bu yüzden lütfen bunu daha fazla uzatmayalım. Öğretmenler odasına gel.”

 

“İnsanlara saldırmayı kesersen gelirim.”

 

“Pekala. Ancak Sheryl’i de getireceksin.”

 

“Hayır. Gitmesine izin ver.”

 

“Cidden ama Hector. Bunu yapmayı kabul etsem bile sözümün arkasında duracağıma dair gerçekten bana güvenecek misin? Onun da tepkilerini görmek istiyorum. Bu yüzden işleri zorlaştırmayı bırak ve onu da yanında getir. Reddedersen Bayan Trent sen gelemeden ölmüş olur.”

 

Hector kaşlarını çattı. “Tamam.”

 

“Harika. Beni izle.”

 

Yürümeye başladılar. Jenny’nin cansız bedeni yolu gösteriyordu.

 

“Hector,” Sheryl fısıldadı. “Nathan ve Micah’a ne oldu?”

 

Buna cevap veremedi. Kıza bakmaya bile cesareti yoktu.

 

“Ö-öldüler mi?”

 

Sessiz kalması cevap için yeterliydi.

 

“Ah, tanrıçam…” Öncekinden de şiddetli bir şekilde titremeye başladı.

 

“Ben…” Bunu güven vererek söylemek zorundaydı yoksa ona inanmazdı ve kızın ona güvenmesine ihtiyacı vardı. “Bunun senin başına gelmesine izin vermeyeceğim.”

 

Geoffrey konuşmayı duydu. “Oh, Hector. Zavallı kıza yalanlar söyleme.”

 

“O lanet sesini kes.”

 

Kısa süre içinde vardılar. Jenny önden girdi ve Geoffrey’in yanına gitti.

 

Hector sapkının yüzünü babasının yüzü olarak gördüğünden kendini tutmak zorunda kaldı. Anında kendini ileriye doğru atma dürtüsü o kadar güçlüydü ki vücudundaki tüm kaslar aşırı gerildi. Sheryl’in orada olması, güvenliği Geoffrey’i öldürmekten daha önemli olduğu düşüncesi olmasaydı, savaş çoktan başlamıştı.

 

“Kanaman var.” Geoffrey gözlemledi. “Neden şu ana kadar iyileşmedin?”

 

Deli gibi zonkluyor olması gerektiğinden emin olmasına rağmen kolundaki yarayı güçlükle hissediyordu. Fakat Geoffrey’in sorusunu cevaplamak yerine Hector durumu tekrar değerlendirmeye karar verdi. Bayan Trent duvara sabit tutulmuş, boynundan ayağına kadar kızıl gölgeyle sarılmıştı. Ağzı örtülmüş olmasına rağmen geniş ve paniklemiş gözleri hala kendinde olduğunu gösteriyordu.

 

Geoffrey bir süre sonra sırıttı. “Hiçbir zaman anlaması kolay bir insan olmadın, değil mi? Baban dahi—yani, geçmiş baban—o bile hiçbir zaman seni anlayamadığını hissetti. Ama daha sonraları hayatında pek de aktif bir rol oynamadı, değil mi? Onun hakkında ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum. Bu bedeni almamın tek sebebi ikinizin yakın olduğunu düşünmemdi ancak onun anılarına göre durum öyle görünmüyor. Evet işleri uzatmayalım dedim ancak başlamadan önce güzel bir baba-oğul konuşması yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Sence de öyle değil mi?”

 

Hector’un cevaplamaya ilgisi yoktu. Tek istediği savaşın başlamasıydı.

 

“Her zaman sessizdin ha. Hmm. O zaman belki de bu söyleyeceğim şey ilgini çeker. Mesela, babanın oldukça gerçekçi halüsinasyonlar gördüğünü biliyor muydun? Ebeveynlerin sana bunu hiç anlatmadılar, değil mi?”

 

Hector kaynayan öfkenin tekrardan yüzeye çıktığını hissetti. Bunu kelimelere dökme ihtiyacı bile hissetmedi. Muhtemelen Geoffrey de tam olarak bunu istemişti.

 

Geoffrey konuşmaya devam etti. “Bu halüsinasyonlar oldukça korkutucu olabiliyorlar. Bir keresinde sen daha küçük bir bebekken baban bir bomba görmüş. Tuhaf değil mi? Üzerinde dijital bir zamanlayıcı olan bir teneke kutu sadece. Çok açık ki bu tür şeyleri etkisiz hale getirdiği günleri anımsatıyor, tabii bundan da hiç bahsetmedi sana. Ancak mesele şu ki o sadece bir bomba değildi, bomba sendin!” Geoffrey güldü. “Seni neredeyse camdan aşağı atıyordu! Eğer ağlamaya başlamamış olsaydın zamanında kendine gelemeyebilirdi. Bunu annene de hiçbir zaman anlatmadı.”

 

“Bütün bunları neden yapıyorsun?” Hector dayanamayıp sordu. “Neden insanları acı çekerken görmekten zevk alıyorsun?”

 

“Bekle, daha hikâyem bitmedi. İşte böyle, baban seni incitmekten korkmak gibi saçma bahaneler altında seni kendinden uzak tutmak için bu durumu kullandı. Kendini olayın bu şekilde olduğuna inandırdı. Ancak gerçekte—senin onun ilgisini çekmediğini asla itiraf edemedi. Çünkü seni sevmedi. Garip, değil mi?”

 

Hector’un göğsü titredi. “Neden söylediklerine inanayım ki?”

 

“Çünkü bu çok şaşırtıcı bir şey! Bir insan olmayabilirim ancak ben bile sevginin nasıl bir şey olduğunu bilirim ve baban bunu hiçbir zaman hissetmedi. Yani en azından senin için. Annen için kesinlikle hissetti. Ona deliler gibi aşıktı. Ancak sen. Sen sadece oralarda bir yerlerdeydin.”

 

Hector tekrar sessiz kaldı. Düşünmeye çalıştı. Bayan Trent’i nasıl kurtaracağını, Sheryl’ı nasıl güvende tutacağını düşündü. Oluşan her bir düşüncenin önüne öfke geçti.

 

“İşte bu yüzden merak ediyorum. Bu karşılıklı mıydı? Zamanımı boşa mı harcadım? Yoksa onu gerçekten seviyor muydun?” Tekrardan güldü. “Ya da belki de ondan nefret ediyordun! Belki de onu öldürerek sana iyilik yapmış oldum! Bu ne kadar harika olurdu ama?!”

 

Hector başını Sheryl’e doğru döndürdü, ama bir gözü hala Geoffrey’in üstündeydi. “Lütfen.” Kıza fısıldadı. “Şuradaki köşeye geç…”

 

“N-neden?”

 

“Dikkatim… dağılırken kimsenin arkandan sana yanaşmasını istemiyorum…”

 

Sheryl başıyla onayladı. Hector onlar açık kapıdan uzakta yerlerini değişirken kızın önünde durdu.

 

“Hâlâ cevap vermeyi reddediyorsun demek.” Dedi Geoffrey. “Böyle sessiz kalman her şeye rağmen babanı gerçekten de sevdiğini gösteriyor. Ancak dürüst olmak gerekirse nedenini anlayamıyorum. Üstelik en garip şey ne biliyor musun? Benim seni babandan daha çok önemsiyor olmam.” Geoffrey Samuel’in yüzüyle sırıttı. “Merak etme, ben çok daha nazik bir baba olacağım.”

 

Hector ellerini birbirine vurdu. Kendisiyle Sherly arasına yerden tavana kadar yükselen, olabildiğince kalın bir duvar yaptı. Bir adım ileri attı ardından ilki kadar geniş bir ikinci katman ekledi.

 

“Ha. Kız orada havasızlıktan boğulacak ama.”

 

“Herhangi bir hava deliğinden girebilirsin.”

 

“O halde onu yıkmam gerekecek.” Kızıl gölge ona doğru ilerledi.

 

Hector bir kolunun üzerine kaba bir metal levha yaptı ve gölge ona çarptı, havada sıçrayarak Hector’un arkasına geçti. Oluşturduğu bir kılıçla onu kesti ancak daha fazla kızıl gölge geliyordu. Saniyeler içinde onu tamamen çevrelediler.

 

Gölge demir duvara çarptı ancak kesmesine rağmen pek de derinden kesemedi. “Eh. Çok fazla uğraşmam gerekecek. Neyse, zaten Sheryl’e ilgi duymuyorum.”

 

Hector debelendi ancak ölümsüz gücü olmadan hareket bile edemiyordu.

 

Bayan Trent havada asılı duracak şekilde duvardan ayrıldı. “Anlaşma yapalım o zaman.” Dedi Geoffrey. “Ölüm meleğine kendini göstermesini söylersen bu kadının yaşamasına izin veririm.”

 

Hector ruhuyla demirine odaklanarak bedenini kapladı. Göğsünden çıkan metal bir diken kızıl gölgeyi deldi ancak kısa sürede gölge onu kesti ve deliği kapadı. Gölgenin vücudunu sıktığını, metali kazıp etini tırmaladığını hissedebiliyordu.

 

“Ama bu çok sıkıcı.” Dedi Geoffrey. “Artık senden çok daha güçlü durumdayım ve ikimiz de biliyoruz ki sadece seni öldürmem çok sıkıcı olur. Bu yüzden uğraştırma beni. Hadi ölüm meleğini çağır.”

 

“Yapamam.” Hector sıktığı dişlerin arasından konuştu.

 

“Çoktan ölmüş olan birini korumak adına bu zavallı kadının ölmesini umursamıyor musun yani?”

 

“Hayır… Demek istediğim şu anda onunla bağlantı kuramıyorum.”

 

Geoffrey kaşlarını çattı. “Ah. Ne yazık. Öyleyse başka bir zaman tekrar deneriz.”

 

Hector bunun son olmadığını bildiğinden gerildi.

 

“Ne var ki bu kadar fazla beklemekten bıktım, dolayısıyla öğretmenin ölmek zorunda.”

 

“Hayır!” Çılgına dönmüş bir şekilde metal yaratarak debelenirken kızıl gölgeyle beyhude bir savaşa tutundu. “Sakın ona zarar vermeyi aklından bile geçirme!”

 

“Öyleyse durdur beni.” Dedi Geoffrey. “En azından gerçek bir dövüş yaşat bana. Eğlendir beni. Başaramazsan bu mesele Bayan Trent’le kalmaz. Buradaki işimiz bittiğinde iş yerindeyken annenin yanına gider bunları tekrar deneriz. Umuyorum ki ölüm meleğin bu sefer hazır olur.”

 

Daha fazlasına ihtiyacı vardı. Panik, korku gibi duyguların altında odağını zar zor toplayabiliyordu. Bu his, bu çaresizlik hissini çok iyi biliyordu. Tek yapması gereken o zihinsel atılımı tekrar gerçekleştirmekti. Neden bu kadar uzun sürüyordu? Neden hala bunu başaramamıştı? Birçok insan ölmüştü. Bu aptal metal gücü. Bu gücün tekrar gelişmesi gerekiyordu. Başka yolu yoktu. Zihnindeki her bir baskıyla daha fazlasını istedi. Ağzından hırıltılı bir çığlık yükseldi. Boğazı parçalanmıştı.

 

Nihayet. Cevabı hissetti.

 

Metal bir kabuk göz açıp kapayıncaya kadar Hector’u sarmıştı. Devasa dikenler vücudunun her yerinden fırlayarak gölgeye düzinelerce delik açtı.

 

Delikler açılmış kızıl gölge Hector’dan korkmuş şekilde Geoffrey’e geri döndü. Ancak gölge Bayan Trent üzerindeki kavrayışını korudu, bedenini Geoffrey’e doğru çekti. Hector’a bakarken gülmeye başladı. “Aferin! Fakat artık öğretmenini öldürmem gerekiyor.”

 

Kızıl gölge onu iyice sıkıştırırken Bayan Trent’in ağzından boğuk bir çığlık yükseldi ve metal kaplama da anında orada bitti. Hector’unkinin aksine Bayan Trent’in etrafındaki dikenler gölgeyi delemedi. Bunun yerine bir iğne yatağına gerilmiş şekerlemeyi itermiş gibi sadece kendinden uzaklaştırdı.

 

Geoffrey’in kaşı kalktı. “Bu yaptığın haksızlık oluyor ama.”

 

Hector tekrar hareket edebilmek için mecburen kendi kaplamasını yok etti ancak göğsündeki, incik kemiğindeki ve kollarındaki demiri tutmayı sürdürdü. Eldivenli olan elini yumruk yapıp yan tarafına uzattı, ne istediğine odaklanırken yumruğu titredi. Yumruğun etrafı birden metalle kaplandı ancak sadece kaplama olarak devam etmedi. Keskin bir uca  dönüşene dek uzamayı sürdürdü ve birden sağ eli kalın, kaba ve sivri uçlu bir kılıca dönüşmüştü. İlk başta elini aşağı çekecek kadar ağırdı ancak sonra adrenalin onu kaldırmasına yardımcı oldu.

 

Kılıcı genişçe tutarak ileriye fırladı ve dikenli bir kalkan ile gelen kızıl dalgayı karşıladı. Geriye çekilen Geoffrey’e doğru kendine yol açtı ve onu kovalamak yerine Hector Bayan Trent’ e doğru yöneldi ve onu saran gölgeye temiz bir kesik attı. Gölge Geoffrey’e dönerken öğretmeninin dikenli kabuğu sert  bir şekilde yere çarptı. Öğretmenini metal bağlardan kurtardığında kadın nefes nefese kalmış bir şekilde yerde yuvarlandı.

 

“Ah, vay canına! Ne kadar korkunçtu!” Birden yakından gelen siren sesli odayı doldururken etrafa bir sessizlik çöktü. Geoffrey bir karşılık vermeden sadece genişçe sırıttı. “Sanırım daha fazla oyun arkadaşına ihtiyacımız var.” Jenny ile beraber koridordan kaçtı.

 

Hector Sheryl’i serbest bıraktı, kapıyı engellemesini söyledikten sonra Geoffrey’in peşinden gitti.

 

 

 


(DN: Selam gençler. Biliyorsunuz önceden bu seriyi bölüm bölüm değil de sayfa sayfa yayınlıyorduk. Bunun nedeni de serinin yazarı olan adam bu seriyi bölüm bölüm halinde koymuş ama bölüme girince tek tek sayfa numaralarıyla yayınlamış. Biz de bu yüzden sayfa sayfa yayınlıyorduk ama şu saatten sonra bölüm düzenine geçtik. Önceki sayfalar yine kalacak, zaten biliyorsunuz sayfanın yanında da hangi bölüm olduğu yazıyordu. Ama şu andan sonra diğer serilerde de olduğu gibi bölümlü sisteme geçiyoruz. Umarım okurken keyif almışsınızdır, bir hatamız olduysa affola.)

 

 

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17383 Üye Sayısı
    • 781 Seri Sayısı
    • 36018 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr