Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz. #Erich Fromm

The Black Scorpion - Bölüm 3: Geçmiş


Güneşin doğuşuyla beraber Gürkan adım adım ileri doğru yürüdü. Her yürüyüşünde zırhın eklemlerinin birbirine çarpma sesi görkemli bir sahne oluşturuyordu. Gürkan önündeki surun üstüne sıçradı ve bulunduğu yerden İstanbul'u seyretti. Doğduğu, büyüdüğü ve terk edildiği şehri...

Gözlerini kapattı, zihninde oluşan dalgalanmalar ona geçmişini hatırlattı. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu, yumruklarını sıktı. Aklına açken ona ekmek veren, kendi yaşıtlarında olan Ayça gelmişti. O hüzünlü günler tekrar tekrar zihnimde belirdi. Acı vericiydi hepsi ama artık düzeltme şansı vardı.

 

Yıl 2013 İstanbul

 

Rüzgarlı bir gün batımında dışarıda oynayan çocukların neşeli gülüşmeleri ve oyunları arasında onları uzaktan seyreden ufak bir çocuk. Vücudu yaralarla kaplı bir çocuktu bu. Bu çocuk Gürkandı. Her gün şiddete uğruyordu, belliydi. Komşular farkındaydı ama kimse bir şey demiyordu. Gürkan'ın annesi bir orospuydu, kocasını sürekli başkalarıyla aldatıyordu. Gürkan da bu yasak aşkın bir ürünüydü. Babası ise tam bir sarhoşun tekiydi. Karısının ne boklar yediğini, Gürkanın kendi çocuğu olmadığını biliyordu. Babası Gürkanı görünce sinirlendi, saklandığı yerden çıkardı ve onu tekmelemeye başladı. Annesi sadece seyrediyordu hatta yüzünde ufak bir gülümseme bile vardı. Babası konuşmaya başlamadan önce Gürkan'a dik dik baktı:

 

'' Seni orospu çocuğu! Her gün benim paramla geçiniyorsun ve bana saygı göstermiyorsun. Bir de nankörlük yapıyorsun.''

 

Gürkan yerde kıvrılmış ağlamaya çalışıyordu. Kendisini döven adama sadece bakabilmişti. Kendi yaşıtları gibi davranamıyordu, evden bile çıkamıyordu. Her gün şiddete mazur kalıyordu. Annesi içtiği sigaraları üstünde söndürüyor, her sinirlendiğinde Gürkan'ı dövüyordu. 

Günleri böyle devam ediyordu ve Gürkan'ın yaşamaktan hiç bir umudu kalmamıştı. 

 

Bir gün babası eve bir çantayla gelmişti. Bu çantaya çok özenli bir şekilde davranıyordu, çantayı masanın üstüne koymuştu.

Annesi etrafına bakındı, babasını göremeyince çantanın yanına gitmişti. Çantayı açtığında yüzünde şeytani bir gülümseme olmuştu. İçinde değerli takılar vardı ve hepsini tek tek üstünde denemeye başladı. Bu takıların çalıntı olduğu çok belliydi yoksa babasının bunları alacak parası yoktu. Annesi bu takılara açgözlülükle baktı, şeytani bir yüzle Gürkan'a döndü. Bunu gören Gürkan'ın içinde bir huzursuzluk oldu.

 

Babası dönünce çantanın açık olduğunu gördü, sinirlendi. Çünkü içindeki takıların bazıları eksikti. Annesi takıları kendisi için almıştı. Babasının bağırdığını duyan annesi hemen oraya geldi. Tüm zaman boyunca ona bakıyordu. Gürkan hemen neler olacağını anladı. Annesi babasının yanına geldi ve Gürkan'a düşmanca bir şekilde bakarken söyledi: 

 

'' Bu piç bizden intikam almak için takıları dışarıdaki tanımadığı insanlara verdi. Her yerde seni aradım.''

 

Bunu duyan babası direkt Gürkan'a döndü ve onu yumruklamaya, tekmelemeye başladı. 

 

''Seni orospu çocuğu! Başıma çok büyük belalar açtın. Seni öldüreceğim küçük piç!''

 

Gürkan o gün çok fazla şiddet görmüştü ve bir kaç kez bayılmıştı. O akşam Gürkan'ı İstanbul'un tenha bölgelerinde kuytu köşe bir yere atmışlardı. Yarı ölü bir şekilde yerde sızlanıyordu. Gürkan’ın gözleri İstanbul'un renkli gecesinde yavaş yavaş kapanıyordu, adım sesleri geliyordu belirsiz bir yerden... Bayılmadan önce birini görmüştü sadece sonra gözleri kapandı. Ölmeye hazırdı Gürkan ama kader izin vermiyordu. 

 

Bir sabah Gürkan gözlerini bir odada açtı. Etraf çok sessizdi. Başını kaldırdı, etrafına bakındı. Kolu ve bacağında sargılar vardı, kırılmıştı. Başını geriye yasladı. Neden ölmemişti? Neden hala hayattaydı? Tam o sırada içeri birisi girdi. 40 lı yaşlarda bir adamdı ve çok sevecen bir yüzü vardı. Gürkan’ın yanına yaklaştı, başını okşadı ve konuştu: 

 

''Çocuğum seni gördüğümde her yerin kan içindeydi. Böyle bir zalimliği kim yapabilir bilemiyorum ama bundan sonra kendine dikkat etmelisin. Kolun ve bacağın kırılmıştı onları sardım. Eski bir eczacıyım ben elimden geldiğince ilgilendim.'' 

 

Bunu duyan Gürkan çok mutlu olmuştu. İlk defa birisi onun için endişeleniyor ve onunla ilgileniyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya ve ağlamaya başladı. Bunu gören yaşlı adam duygulandı ve Gürkan'a sarıldı. Çok güzel sahneydi. 

 

"Teşekkür Ederim." 

 

Gürkan bu iki kelimeyi söyleyebildi sadece... Günler birbirini kovaladı, aylar geçti. Gürkan'ın ayağı ve kolu iyileşmişti. Yaşlı adam Cengiz’le beraber yaşıyordu artık. Ona eczanede ve günlük işlerde yardım ediyor, beraber mutlu mesut geçiniyorlardı. Gürkan çok mutluydu ama bu günlerin sonunun geleceğini bilmiyordu. 1,5 yıl böyle gelip geçmişti, bir cuma akşamı eczaneyi kapatacakları sırada iki kişi içeri girmişti. Bu kişilerin yüzleri kar maskesiyle kapalıydı ve eldiven takıyorlardı. Gürkan bir terslik olduğunu anlamıştı, Cengiz'e baktı. Ona sakin olmasını işaret ediyordu. 

O sırada adamlardan biri konuştu: 

 

"Neden gelmiş olduğumuzu anlamışsındır Cengiz efendi. Tekir Recep artık sabırsız, borçlarının faizi arttı. Bunları ya şimdi ödersin ya da bugün burada ölürsün." 

 

Bunları duyan Gürkan korkmuştu. Cengiz yumruklarını sıkmıştı, Gürkan'a gülümsedi ve çekmeceden bir altı patlar çıkardı. O sırada bağırdı: 

 

"Kaç evladım! Bu itler bugün benim işimi bitirecekler. Bunların eline düşersen kim bilir başına ne gelir. Çabuk kaç! Beni merak etme. Bunlarla işim bitince senin yanına geleceğim." 

 

Bunları duyan Gürkan şaşırdı, yalvaran gözlerle Cengiz'e baktı. Cengiz ona gülümsedi. Gürkan durumun farkındaydı. Hemen arka girişe doğru koştu, arkasından silah sesleri yükselmeye başladı. Gürkan koşmaya başladı. Her seferinde arkasına bakıyordu ama kimse yoktu. Çöp kutusunun içine saklandı. Biraz zaman geçtikten sonra koşma ve konuşma sesleri duydu: 

 

"İhtiyar bizi uğraştırdı. Çok zor öldü şerefsiz ama elimiz boş dönemeyiz." 

 

"Doğru diyorsun. Çocuğu yakalayıp patrona götürelim." 

 

Konuşmaları duyan Gürkan'ın gözleri yaşlarla doldu, ağlarken ses çıkarmamak için elini ısırıyordu. Sabaha kadar ağladı. Sabah çöp kutusundan çıktı ve koşarak oradan uzaklaştı. Yağmur yağmaya başlamıştı. Gürkan bir ağacının altında ıslak ve titreyerek otururken yanına bir kız yaklaşmıştı. Şemsiyesinin altından ona gülümsüyordu. Elindeki poşetten ona bir ekmek verdi ve el sallayarak uzaklaştı. Gürkan bütün gecenin açlığı ve şokuyla ekmeği ısırmaya başladı. Gürkan o gece ağacın gövdesine yaslanarak uyudu. Sabah olduğunda dünkü kız tekrar gelmişti ve bu sefer yanında yiyecekler getirmişti. Kız bunları Gürkan'la paylaştı. 

 

"Benim adım Ayça. Senin adın ne? Neden sokakta kalıyorsun? Benimle oynamak ister misin? Pek arkadaşım yok ama çok eğleneceğimize eminim." 

 

Kız Gürkan'ı soru yağmuruna tutmuştu ve kocaman gülümsemesini takınmıştı. Bunu gören Gürkan kıza sempati duymaya başladı. 

 

"Benim.. Benim adım, Gürkan." 

 

Gürkan ismini söylemişti. Bunu duyan kız Gürkan'ı bileğinden tuttu ve kaldırdı. Oyun oynamaya başladılar. Gürkan ilk defa oyun oynuyordu ama zevk almıyordu. Dün çok değer verdiği birini kaybetmişti. Kız Gürkan'ın bu halini görünce yanına gitti ve onu güldürmeye, eğlendirmeye çalıştı. Gürkan ağlamaya başladı. Çok şey yaşamıştı, daha bir çocuktu. Bunu gören kız da Gürkan'a sarıldı ve ağlamaya başladı. Gürkan, Ayça ile beraber güzel günler geçiriyordu. Bu zor günlerinde en büyük destek kaynağı Ayça olmuştu. Çok çabuk bağlanmıştı Ayça’ya ve sanki yıllardır beraberlerdi. Fakat Gürkan göz ardı edilemeyecek gerçeği unutmuştu. Cengiz’i öldürenler hala peşindeydi ve onu bulmuşlardı. 

 

"Bu çocuğu bulmak baya zamanımızı aldı. Çabuk tekrar kaçmadan şunu yakalayalım!" 

 

İki adam Gürkan'a doğru emin adımlarla yürümeye başladılar. Gürkan bu adamları görünce hemen ayağa fırladı ve Ayça ya baktı. Onu bırakmak istemiyordu. Kaçmak istiyordu ama Ayça’yı burada bırakırsa bu adamlar ona da zarar verebilirdi. Ayça’nın bileğinden tuttu ve onu çekti. Beraber koşmaya başladılar. Bunu fark eden adamlar hemen tepki verdi:

 

"Lanet velet akıllı çıktı. Yakalayalım şunları." 

 

İki adam da peşlerinden koşmaya başladı. Gürkan arkasına baktı ve peşlerinden gelen iki kişiyi gördü. Çok geçmeden yakalanacaklardı. Ne de olsa iki küçük çocuklardı. Yakındaki bir pazarın içlerine doğru kaçtılar. Gürkan kaçarken pazar arabalarını deviriyordu. Peşlerindekileri biraz da olsa yavaşlatmayı umuyordu. Pazardan çıktıklarında bir tramvayın hareket etmek üzere olduğunu gördüler. Tramvaya koşmaya başladılar. Ayça sıkı bir şekilde Gürkan'ın elini tutuyordu ve ona duygusal bir şekilde bakıyordu. Korkuyordu belli ki ama belli etmiyordu. Gürkan bunun farkındaydı. Hemen tramvaya bindiler. Peşlerinde olduğu çocuğun tramvaya bindiğini gören adam sinirlenmişti. Silahını çekti ve bağırdı: 

"Lanet olası velet! Bize çok sorun çıkardın. Madem seni yakalayamadık en azından öldürebiliriz. Bunu da Cengiz’in borcuna ekleriz." 

 

Bunu söyledikten sonra silahını çekti ve tramvaya doğru ateş etmeye başladı. Tramvaydakiler ve etraftakiler paniğe kapılmıştı. İnsanlar kaçışıyordu, polis sirenleri duyulana kadar silah sesleri devam etti. Diğer adam bağırmaya başladı:

 

"Çabuk kes şu ateşi! Polisler geliyor, başımıza gereksiz bela almadan hemen buradan gidelim." 

 

İkili hızlıca oradan uzaklaştı. Tramvayda Gürkan adamların uzaklaştığını görünce rahat bir nefes almıştı. Kurtulmuşlardı. Fakat bir anda bütün sevinci yok olmuştu. Ayça sıkıca onun elini tutuyordu ve o tatlı küçük kız şimdi acı çekiyordu. Gürkan için o an zaman durmuştu. Beraber olduğu kimseyi kurtaramamıştı. Çok güçsüzdü ve hiç bir şeyi beceremiyordu. Bu düşünceler zihnini adeta kemiriyordu. Polis ve ambulans sirenleri her yerdeydi. Gürkan Ayça’yı kucağına aldı ve yakındaki ambulansa götürdü. Son kez Ayça’ya baktı. Ayça da ona bakıyordu anlamıştı, bu Gürkan'ı son görüşüydü.

 

"Özür dilerim Ayça. Benim yüzümden bu haldesin. Bir daha başına bunlar gelmeyecek, üzgünüm." 

 

Bunları söyledikten sonra Gürkan hızlıca oradan uzaklaştı. Kendisine bir yemin etti. Güçlü olacaktı. Güçlenecekti, asla ezilmeyecekti ve küçük görülmeyecekti. Kendisine yapılanların hesabını soracaktı...




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1126

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 940

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 862

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 746

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 699

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 678

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 574

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 451

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 148

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 123

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 118

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 94

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17479 Üye Sayısı
  • 466 Seri Sayısı
  • 23528 Bölüm Sayısı


creator
manga tr