Cilt 16: Bölüm 7-1

avatar
292 1

Terror Infinite - Cilt 16: Bölüm 7-1


Çevirmen: RmLover

Editör: Mariposa 

 

Richard'ın ameliyatı başarılıydı ve Üç Saf Olan'ın Cazibesi ile birkaç gün içinde gücünü yeniden kazanma umudu vardı. Afrika takımı bu haberi duyunca rahat bir nefes aldı.

 

Afrika Takımı, Ringwraithler'e karşı savaşta en fazla acıyı çeken takımdı. Önceki liderleri öldürülmüştü ve şimdi de takımın en güçlü üyesi ağır yaralandı. Kalan üyeler ya güçsüzdü ya da özel yeteneklere bel bağlamışlardı. Bu yüzden bu iki yakın dövüşcü yaralandığında ya da öldürüldüğünde, Afrika takımının gücü büyük ölçüde zayıflardı. Richard savaşma yeteneğini kaybeder ya da ölürse, Afrika takımı üç takım arasında dezavantajlı bir pozisyona girmiş olurdu.

 

İzlanda Takımının da onlardan alta kalır yanı yoktu. Birkaç yeni başlayanın ölümünden dolayı gelen eksi puan veteranların bazılarını bile öldürebilirdi. Neyse ki bu dünya çeşitli bonus görevlerle ve farklı puan elde etme yollarıyla doluydu, bu yüzden çok fazla endişelenmiyorlardı. Gungnir, iki yakın mesafe savaşçının ölümünden sonra hala kendinden emin görünüyordu. Takımı tek başına taşıyabilirmiş gibi duruyordu. Bu güven takımındaki veteranlara huzur verdi.

 

Sonuçta, bu savaşta en çok şeyi elde eden Çin takımıydı. Beş Ringwraith'i öldürmekle kalmayıp aynı zamanda tek Kabusu da ele geçirmişlerdi. Bu şeyin Anti-yerçekimi özelliği, hızı ve şekli herkesi kıskandırıyordu. Ayrıca YinKong, savaş sırasında bir atılım gerçekleştirdi ve geliştirmekte olduğu tekniği daha da güçlendirdi. Birkaç tılsım dışında neredeyse hiç kayıp yoktu.

 

Bree'de geçirdikleri bir günün ardından Richard'ın yarası, Zheng'in kırık kolu, YinKong'un göğsündeki yara ve diğer tüm yaralar tedavi edildi. Grup hala önemli bir film karakteri olan Aragorn ile karşılaşmamıştı.  Ne Gandalf ne de Aragorn oradaydı.

 

Veteranlar barın girişinde duran yuvarlak bir masanın etrafına oturdu. Hobbitler ve yeni başlayanlar ise barın içerisinde oturdu. Bu şekilde, Hobbitler ve yeni başlayanlar, pusuya düşme ihtimaline karşı güvende olmuştu.

 

“Bir gün daha bekleyeceğiz. Aragorn hala ortaya çıkmazsa, Rivendell'e kendi başımıza gideriz.” Gungnir, Zheng ve Neos'a söyledi. (Ç.N: Rivendell = Ayrıkvadi) 

 

Neos dudağını büktü. “Ne gülüyorsun? Rivendell'e giden yolu biliyor musun? Bu dünyada satın alabileceğin bir harita da yok.”

 

Gungnir soğuk bir şekilde güldü. “O zaman ne diyorsun? Burada oturup Ringwraith gelene kadar bekleyelim mi? O artık dokuz şeyin birleşimiyle ortaya çıkan bir canavar. Burada kim onunla dövüşebilir? Sen mi? Ya da şu yarı ölü vaziyette duran berserker mi?”

 

Neos hiç öfkelenmedi. Bir parça çikolata daha çıkardı. “İki önemli sorun var. Birincisi ne taraftan gideceğimiz, ikincisi ise Aragorn ve elfler arasındaki ilişki. Eğer Rivendell'e bir plan yapmadan ulaşırsak sence bize nasıl davranırlar? Tek Yüzük'ü teslim ettiğimizde bizi alıkoyacaklar. Belki sen de öyle olmak istersin ama takımımız emirleri veren takım olmak istiyor. Görevin dışında hala yüzleşmemiz gereken iki takım var. İnsanlar ileriyi düşünmek zorunda. Şimdi biraz risk alıp Aragorn'u bekledikten sonra elfler ve insan krallığının üzerinde etki kazanmak mı yoksa nerede olduğunu bile bilmediğiniz Rivendell'i mi aramayı mı tercih ediyorsun?”

 

Gungnir tereddüt etti. Başka bir şey söylemedi. Neos, sessizce elma yiyen Xuan'a doğru döndü. Çikolatasından bir ısırık aldı ve söyledi. “Xuan'dı değil mi? Bir fikir sunmayacak mısın? Her zaman bir çaren yok muydu senin?”

 

Xuan başını kaldırdı ve anlamsız bir şey sormuş gibi Neos'a baktıktan sonra yemeğini yemeye geri döndü. Bu tarz umursamaz tavırlar Neos'un alnında sinirden damarlar çıkmasına neden oldu. Kendini kontrol edemeseydi Xuan'ı ısırırdı.

 

Ama Xuan sessiz kalmadı ve konuşmaya başladı: “Tanrı yapılması imkansız olan bir görev vermez. Yalnızca üç tane takım varken Ringwraith'leri bu kasabaya göndermeyecektir. Ringwraithlerle belirli bir noktaya kadar başa çıkıp sonrasında çok fazla kayıp verirsek, diğer takımlar için haksızlık olur. Çünkü bu süre içinde herhangi bir etki elde edemeyiz ve ilk girdiğimiz andan daha zayıf oluruz. Sadece bekle. Aragorn ya da Gandalf, Ringwraith'den önce gelecek.” Etrafta kimse yokmuş gibi yemeye devam etti.

 

Zheng Xuan'ın davranışlarını biliyordu ama diğerleri bilmiyordu. Yani bu tavrı kibirli görünebilirdi. Ne Neos ne de Gungnir bu konuşmanın ardından iyi görünmüyordu. Zheng, Neos'un alnındaki damarların patlamasından korkuyordu. Yıldız Gemisi Askerleri'nde öfkesinden kendini öldürmesine şaşmamak lazımdı. Bu kadar sabırsız biri olarak hayatta kalabilecek kadar disiplinliydi.

 

Gungnir rahat bir nefes aldı. “O zaman üç gün daha bekleyeceğiz. Aragorn hala gelmezse ittifaktan çıkacağız. Kendi başımıza Mordor'a doğru gideceğiz. Belki savaş bittikten sonra geliriz ya da dağı geçeriz. Üç gün sonra buranın güvenli bir yer olacağını sanmıyorum. Sizinle burada kalmayacağız.”

 

Sözünü bitirir bitirmez gri pelerinli bir adam içeri girdi. Bu adam siyah saçlı, açık mavi gözlü yakışıklı bir adamdı. Deri bir zırh giyiyordu ve sırtında iki elli kılıç vardı.

 

Bütün veteranlar, filme girmeden önce filmi birçok kez izlemişlerdi. Özellikle bu karakter olmak üzere tüm karakterlerin özelliklerinin farkındaydılar. Muhtemelen bütün gün bekledikleri kişi buydu.

 

Yolgezer barın içerinde etrafa bakındı. Grubu görünce kaşlarını çattı. Kılıcını sırtından çıkardı ve orada öylece durdu. Hobbitleri fark ettiğinde şaşırmıştı ancak yine de temkinli davrandı ve onlara doğru yürüdü. (Ç.N: Yolgezer = Aragorn)

 

“Aragorn, gel bir içki iç.” Zheng öksürdü ve Aragorn'un duyabileceği bir ses tonuyla söyledi. Daha sonra barın sahibine bakarak parmağını şıklattı.

 

Yolgezer daha temkinli bir hal almıştı. Daha sorna gülümsedi ve söyledi. “Ben normal bir yolgezerim. Beni başkasıyla mı karıştırdın?”

 

Zheng de gülümsemişti. “İyi,yanılmamışım. Yolgezer Aragorn, gel otur. Biz Gandalf'ın arkadaşlarıyız. Dört Hobbit de aynı şekilde.”

 

Aragorn Zheng'in yanındaki boş koltuğa oturdu. Daha sonra barın sahibi ona bir bira getirdi. Bir yudumda bardağın yarısını içti ve söyledi. “Elf arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla bir grup paralı asker dört Hobbiti korumak için Ringwraithlerle savaşmış. Bazıları yedi tane Ringwraith öldürmüş. Bu da demek oluyor ki, geriye sadece iki tane Ringwraith kaldı.”

 

Gungnir Aragorn'a bakarak gülümsedi. “İki değil, sadece bir tane kaldı. Sekiz tane Ringwraith öldürdük. Sonuncusu Mordor'a kaçtı.”

 

Aragorn şoka girmiş görünüyordu. Önce gruptakilere sonrasında ise Hobbitlere baktı. “Eğer bu doğruysa, biz insanlar arasındaki en güçlü savaşçılardan biri sensin. Sadece bir tane Ringwraith mi kaldı? Bu sıkıntı çıkarabilir. He bu arada kendimi tanıtmadım. Ben Aragorn. Gandalf Hobbitlerin bir şey taşıdığını söyledi. Ben de onları burada bekliyordum. Ancak, iki gün önce birkaç gezginden öğrendim ki, Ringwraithler Shire ve Bree arasında görünmüşler. Güvenliğin için endişelendim ve seni aramaya gittim. Çoğu Ringwraith'i öldürdüğünü hiç beklemezdim.”

 

Zheng cevabı bilmesine rağmen şu soruyu sordu: “Gandalf nerede? Bizi burada bekliyor olması gerekmiyor mu? Neden bir tek sen varsın?”

 

Aragorn acı bir şekilde gülümsedi. “Birkaç sorunla karşılaşmış olabilir. Isengard'a Saruman'ı aramaya gitti. Yolda bir şey onu geciktirmiş olabilir. Seni Rivendell'e götüreceğim. Orası yaşam gücüyle dolu. Ringwraithler kolayca giremez. Geçici süreliğine orada güvende olacağız. Ancak, bu geçici bir durum. Sona kalan Ringwraith Sauron'un kendisi kadar güçlü. Rivendell'e saldırıp saldırmayacağını bilmiyoruz.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19427 Üye Sayısı
  • 806 Seri Sayısı
  • 39159 Bölüm Sayısı


creator
manga tr