“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Tek Kusur - 6-Dökülen İlk Kan


"Cevap vermek için beklememe gerek yok. Eski dünyada belki de bu seçimi yapmazdım. O dünyanın huzuru ve ölümden uzak yaşamım adaletin gerçekliğini anlamamı engellemişti. Artık büyüdüm, dünyaya baktığım açı genişledi ve gerçekliğin acısıyla karşı karşıya kaldım. 

İyi birisi veya kötü birisi olmak umurumda değil. Kendin söyledin usta, bu dünyada tek yaptığımız hükmetmek. Sadece istediğim gibi hükmedeceğim. 

Şeytani yolda yürümeyeceğim, ben kendi yolumda yürüyeceğim. Ne derlerse desinler, o benim yolumdan başka bir şey değil."

Usta Lei' nin hafif saydam gözlerine bakıyordum, kararlıydım. Hayatım boyunca bu kadar rahat hissettiğim başka bir an yoktu. Tüm hayatımda, etrafımdaki sahte yüzlü insanlara bakarak ve kendimi o aptalların kurallarına uymaya zorladım. Ama artık elimde bir fırsat vardı, bu andan sonra ne istersem onu yapacağım! Etik olması, doğru veya yanlış olması sikimde değil, istediğim şeyi yapmadıktan ve hayattan zevk alamadıktan sonra ne anlamı var ki?

Usta Lei'ye bu kararlılıkla bakıyordum, gözlerinden biraz bile kaçınmadan, cesurca!

"Çocuk, sözlerin... Onları sakın kaybetme. Sözlerini unutanlar, onların yolları bitmiş olur. 

Sana kendi büyülerimi ve tekniklerimi öğreteceğim. Ama unutma, senin istediğin şey kendi yolunda yürümek benim gölgem olmak değil. 

Şimdi buraya gel."

Usta Lei'nin önüne doğru yürüdüm. Artık tam anlamıyla karşısındaydım. 

Saydam elinin anlıma dokunduğunu hissettim. Oldukça yumuşak bir derisi vardı. Ama bu yumuşak his anında yok oldu, devasa bir acı dalgasıyla karşı karşıya kaldım bir anda. 

Tüm vücudum, ruhum var olduğum her nokta acıyla kaynıyordu. Yere düşecek gibi oldum, ama kendimi sıktım. Daha bu acıya bile katlanamadan, nasıl istediğim her şeyi yapabilirdim ki?

Ayakta durdum, ısırmaktan kanayan dudaklarımı yavaş yavaş bıraktım, sıktığım çenemi yavaş yavaş açtım. Acı, sadece hissettiğim bir duygu. Eğer acıya hükmedebilirsen, geride bir acı kalır mı?

Acı hala orada duruyordu çünkü ben bu acıya hükmetmeye yakın bile değildim. 

Acıyı kucaklamaya karar verdim, o durana kadar hiçbir şey yapmamak. Neden tepki veriyordum ki? İçgüdülerden başka bir şey değildi tepkilerimin sebebi. Kendimi her zaman olduğum gibi bıraktım. 

"Aferin, bunu başarmaktan aciz değilsin en azından. Aklından geçenler, evet daha acıya veya diğer duygulara hükmedemezsin. Bunlar zaman nehrinin başından beri var olan duygular, onlara hükmetmek senin hayallerinin üzerinde bir güç ister. Ama acıya tepki vermek, işte bunu engelleyebilirsin. Acı orada duracak, devamlı canın acıyacak ama bunun bir etkisi olmayacak. "

Usta Lei'nin elini şıklatmasıyla acı bir anda kayboldu. 

"Ruhunun tıkalı olan her bir noktası artık açık. Kendi mananı üretene kadar dışarıdan özümsediğin mana miktarı artık eskisinden yüz kat daha fazla olacak. Sadece nefes alman bile o dışarıdaki farelerden daha hızlı güçlenmeni sağlar."

Suratıma bir kağıt parçası fırlattı. 

"Bu kağıtta benim yarattığım en temel büyü var. Tek çizgili bir büyü. Senin seviyende kullanabilirsin.

Bu büyü yaşamın kendisini çalmanı sağlar. Canlı olan herhangi bir şeyin ruhunu çalar ve o ruhu manaya çevirir. O mana, tamamen sana ait olur, harcasan bile yenilenmeye devam eder, sadece beklemen gerekir. Senin seviyende normalde bu imkansız, ama bu büyü başkalarının ruhlarından mana kaynakları oluşturmanı sağlıyor. Kendi mana kaynağını oluşturana kadar başkalarının ruhlarını çal. Büyüye bir isim vermedim, ama ona 5. kanun diyorum. İlk öğrencim olduğundan ona istediğin adı verebilirsin. Bunun dışında, satın aldığımız kuşu getir."

Kuş, akademiye giderken yanımda götürmüştüm ama dayak yedikten sonra zar zor geri eve sürüklemiştim. Nereye koymuştum acaba. 

Gece saat 5'e yaklaşıyordu. Yatağımdan kalkıp kuşu koyduğum yere gittim. Mavi bir ankayı andırıyordu kuş, gözleri onu koyduğum dolabı açmamla birlikte açılmıştı. 

' Bedenin kontrolünü elime alıyorum.'

Daha cevap veremeden kendimi havada süzülürken buldum. Ruh olarak havada duruyordum, bedenimi dışarıdan görüyordum. Ve bedenimde, Usta Lei vardı. 

O ana kadar Usta Lei'ye güvenmekte emin olamamıştım. Ama bedenimin kontrolünü bu kadar kolay ele geçirebilmesi, eğer gerçekten beni bedenim için almış olsaydı bunu çok kolay yapabilirdi. 

Bedenimin hareketlerini izliyordum. Usta Lei önce kuşun kafasını sevdi, sonra onunda anlına parmağıyla dokundu. Kuşun tüm vücudu bir anda kasıldı, gözleri titredi. Acıyı hissetmişti.

"Küçük kuşun ruhu, artık ikimizin ruhuna bağlı. Onunla konuştum ve bizimle bir efendi-köle anlaşması yapmasını sağladım. Hayvanlar çoğu insandan zekidir, potansiyeli çoğu insandan iyi görürler."

Elini sallamasıyla kuş kafesi paramparça oldu. Parçaların yere düşmesi gerekiyordu ama öyle olmadı. Havada, dağılan bir kum gibi  yok oldular. Geriye bir toz tanesi bile kalmamıştı. 

Mavi renkli kuş anında omzuma kondu, oldukça tatlıydı aslında. 

"Geriye sadece kan ruh dizilimine girip bir yoldaş çağırman kaldı. Çağıracağın yoldaş, sekiz yerin birinden gelecek. İstediğin zaman ruh dünyana girebilmeni sağlayacak bir kağıt daha bırakıyorum sana. Bu kağıdın üzerindeki büyüyü düzgünce yap, zaten oldukça kolay bir büyüdür. Ruh dünyanda sana özel bir kan ruh dizilimi bıraktım. Akademide de kan ruh dizilimine gireceksin, orada girmeden önce ruh dünyandaki dizilime girmeyi asla unutma. Çağırdığın ilk yoldaş en önemlisidir, bunu o işe yaramaz okulun aptal dizilimiyle harcama!

Ben bir süreliğine ortalıkta olmayacağım. Gölgemde yaşaman sana sadece zarar veriyor. Zihnimi sana kapatıp kendimi geliştirmeye devam edeceğim. Sen de güçlen, dünyanı geri aldığın gün beni uyandırmaya layık olacaksın. Söyleyeceğin bir şey yoksa ben gidiyorum."

Usta Lei haklıydı, yaptığım her harekette onun sözlerinin verdiği yolu izliyordum. Tecrübe kazanmak, ölümün sınırında yürümek, sorumluluk almak ... kendimi geliştirmekten tamamen uzaktım. 

"Hayır, söyleyecek bir şeyim yok. Rahat rahat gelişmeye fazla dalma, seni geri çağırmam uzun sürmeyecek!"

Sözlerimin cevabı minik bir gülümsemeydi. Sonrasında sanki usta uyuyor gibi yok oldu. Ruhumun bir parçası olduğundan hala onu hissedebiliyordum ama şuanda tepki vermeyen bir ölü gibiydi.


Yatağıma döndüm, artık tek olduğum bu dünyada ilk günüme uyanmak için uyudum. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Ne uykucu çıktı buda ya! TALHAA KALK GEÇ KALICAZ!"

Cemrenin sesiyle uyandım, aynı yoldan tekrar akademiye gittik. Bugünün dersine öncekinden farklı bir hoca girecekti.

Sınıfın bana garip gözlerle bakmasını beklerken kimse beni umursamadı. Gözlerinden düşünceleri anlaşılıyordu "Bu ezik dikkat etmeye bile değmez"

Cemre ve Aliyle oturduk, ders başladığında genç bir kadın derse girdi. Oldukça gençti, bizden bir iki yaş büyük sayılırdı.

Kürsüye geçene kadar oldukça sakindi. Kürsüye geçtikten sonra tüm sınıfa attığı o bakış herkesin gözlerini hocaya dikmesine sebep oldu. Hiç kimse o anda ciddiyetsiz olamıyordu.

"Güzel, ben Duygu Yılmaz. Sizin gibi aptallara birkaç şey öğretmek için geldim. Bu dönemin sonuna kadar benim köpeklerim olacaksınız. Hepiniz, tek sıra oluşturup beni takip edin. Sırayı bozanların kollarını kırarım."

Çok sert sözleri vardı, otoriter bir havayla birleşince kimse bu sözlere karşı çıkamadı. Zaten hafif yankılı olan sınıf mükemmel düzenli bir sıraya geçmişti bile. En arkaya kalmam dışında bir sorun yoktu. 

"Akademi bahçesine gidin."

Emir geldiği gibi herkes aynı anda akademinin bahçesine yürümeye başladı. 

Bahçede de sıramız bozulmadan bekliyorduk. Duygu hoca arkadan yavaş adımlarla geldiğinde daha da düzgün durmaya başlamıştık bile. 

"Koşacaksınız, doğu kapısına son giden on kişi dışarıda bir hayvan avlamak zorunda kalacak. İstediğiniz şeyi yapmakta özgürsünüz, birbirinizi öldürmeniz bile umurumda değil. Başla!"

Sözleri duyanların hepsi, tüm sınıf aynı anda kapıya doğru fırladı. Hareket etmeyen tek kişi bendim. 

Bir süre hareket etmeden durduğumu görünce yanıma geldi hoca.

"Sen, adın ne?"

"Talha"

"Neden koşmuyorsun?"

Neden koşayım ki? Sikik yarışında kaybetmem benim daha fazla işime yarar. Dışarıda, kanunlar yoktur. İstediğim canlıyı bulup öldürebilirim. Ama bunu ona söyleyemezdim. 

"Kapıya ULAŞAN son on kişinin ceza alacağını söylediniz. Kapıya gitmememizi engelleyen bir kural koymadınız. Ben de bu riski almak yerine burada durmayı seçtim."

Kızın gözleri hala aynı sakinlikteydi.

"Evet, oraya ulaşmak zorunda değilsin. İstediğin şeyi yapmakta özgürsün, sana izin veriyorum."

Başımla teşekkür eder gibi selam verdikten sonra doğu kapısına doğru yürümeye başladım. Sakin adımlarla rahat rahat yürüyordum.

"Hey! Nereye gidiyorsun?"

"Doğu kapısına, istediğimi yapabileceğimi söylediniz. Yani gitsem bile ceza yememem lazım değil mi?"

O donuk yüzlü kızın suratında ilk defa bir mimik görebilmiştim. Küçük, gizlemeye çalıştığı ama başaramadığı bir gülücüktü o. 

"Pekala, birlikte gidelim o zaman."

Yakınımda olmasa bile yanımda yürümeye başlamıştı. 

Doğu kapısına vardığımızda tüm sınıfın nefes nefese beklediğini gördük. Aralarında iki kişi sadece hala sağlam duruyordu. İyi giyinimli ve beni öldürmek üzere olan çocuk ve önceki derste olmayan bir çocuk. 

Benim öğretmenle yürüyerek geldiğimi görenler garip suratlarıyla baksa bile umursamadım. Böceklerle vakit kaybetmemeliydim.

"Son 10 kapının önünde sıraya geçin, kalanlar arkama geçsin."

Sapasağlam ayakta olan iki genç dahil dokuz kişi kapının önüne geçti. O ikilinin de dışarıya çıkmak için geç geldikleri belliydi.

"Salaklar, on dedim dokuz değil, sonuncu gelen kişi nerede?"

Arkamızdaki kalabalık, bir kişiyi ortada bırakacak şekilde kenara açıldı. Ortada kalan ortalama bir çocuktu.

"Efendim, ben sonuncu gelmedim. Yanınızda gelen çocuk, o sonuncu."

Duygu'nun gözleri hala sakindi.

"Peki, canım senin kapıya geçmeni istiyor. Şimdi hemen kapının önüne geç!"

Çocuk bir cevap veremedi. Öğretmen Duygu'ydu, istediğini yapardı.

Devasa kapının önünde on öğrenci duruyordu. Duygu devasa kapının yanındaki küçük kapıya gidip açtı.

"Gelin, dışarıya çıkarken bu kapıları kullanırız. İçeride kalanlar için ders bitmiştir."

Ben de kapının oraya yöneldim, dışarıya çıkacaktım.

"Dışarı çıkabilirim, değil mi?"

"Geç."

Dışarı çıktığımız anda o şehre entegre olmuş ormanların güzel görüntüsü karşımızdaydı. 

"Dağılın, hava kararana kadar bana bir leş getirmek zorundasınız. Fazlalık her bir leş için bir ödül vereceğim size. Dışarıda ne öldürdüğünüz önemsiz, bir kuş cesedi bile getirebilirsiniz. İçeride sizi bekliyor olacağım, ölürseniz kendi sorununuz."

Bizi dışarı bıraktıktan hemen sonra içeriye girdi Duygu. 

Onun içeriye girmesiyle dışarıdaki herkes farklı bir yöne doğru fırladı. Sadece ben ve en geç kalan çocuk kalmıştık. Tip tip suratıma bakıyordu.

"Köpek! Senin yüzünden dışarıya çıkmak zorunda kaldım. Benim için de bir hayvan avlayacaksın!"

O anda aklıma bir şey geldi. Duygu sadece "Leş" demişti, bu bir insan leşi de olabilirdi. Hem ustanın büyüsünü denemek için bu domuz oldukça iyi bir denek olabilirdi.

"Senin için bir hayvan daha öldüreceğim, söz veriyorum. Ama sen de benimle gel,leşi tek başıma taşıyamam."

"Peki, seninle geleceğim. Ama tüm savaşma işini sen yapacaksın!"

Çocuk saftı, salaktı. Önümden yürümeye başlamıştı bile. Her zaman yanımda taşıdığım küçük hançeri çıkarttım. Çocuğun savunmasız ensesinin birazcık üzerine, tam kafatasıyla birleştiği yerde soktum hançerimi. Suratıma incecik bir kan sıçramıştı. Çocuk ölmemişti ama bu yaralı haliyle bir şey yapamazdı. Yerde debelenmeye başladı. Ben de bu arada ustanın verdiği kağıdı çıkarttım, bir çizgili bir büyü olduğundan anlamam biraz uzun sürmüştü. Tüm gece boyunca büyü yapmayı öğrenerek geçirdim ama bu büyü incelememiştim. Temel büyü yapmaya çalışıyordum. 

Tek çizgi büyüsü de olsa birkaç dakikada anladım, çok karışık değildi zaten. Elimi çocuğun kafasına koydum ve yavaş yavaş vücuduma akan sıcak manayı hissettim. Yüzü ve vücudu beyazlayan çocuğun yaşamını ve zamanını çalmıştım.

İlk kez birisini öldürmek, daha zor olur gibi hissetmiştim. Okuduğum kitaplarda bunun etkilerini yıllarca üzerinden atamayan insanlar vardı. Sadece birisini öldürmek gerçekten de o kadar zor değildi.

Cesedin kolundan tuttum, sürükleyerek kapıya doğru götürdüm çocuğu. Kapıya dört kez düzenli bir ritimle tıklayınca kapı açıldı. İçeriye cesedi sürükleyerek girdiğimdeyse sadece bana bakabiliyorlardı.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1487

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1217

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 1010

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 913

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 812

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 796

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 723

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 641

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 619

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 216

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 159

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 159

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 137

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 131

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 130

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 125

    Site İstatistikleri

    • 17383 Üye Sayısı
    • 781 Seri Sayısı
    • 36018 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr