5-Başlangıç

avatar
59 0

Tek Kusur - 5-Başlangıç


Akademinin binası belki de şehirdeki en güzel binalardan birisiydi. İşlek bir yer olduğu bahçesinin doluluğundan anlaşılıyordu. Bir çok öğrenci, bahçede küçük gruplar haline sohbet ediyordu. 

Eskileri hatırlatmıştı, liseye gidip arkadaşlarımla takıldığım zamanları. 

"Hadi gel, seni de bir sınıfa kaydedelim."

Bahçeden girmek için demir kapıyı açtığımızda ortaya çıkan gıcırtı, meraklı gözlerin hedefi haline gelmemize sebep olmuştu. Hiç takmayanlar da vardı gerçi. 

Binanın girişine yürürken Ali okulla ilgili yolda anlattığı bir çok şeyi tekrar ediyordu. 

Akademiden kasıtları toplam 4 yıllık bir eğitimdi. Giriş yaşı sınırı 20 idi. 20 yaşından sonra gereken mana seviyesine ulaşmış bile olsan akademiye alınmaz, direkt ordunun düşük seviyeli birimlerinde göreve başlardın. Akademi diğerlerine göre biraz daha yetenekli gençleri toplayıp savaş dolu hayatlarına alıştırmak için vardı.

"Biz daha ilk yılımızdayız, ilk yıl tamamen mana ve büyünün temellerini öğrenmek üzerine kurulu. Büyü yapmaya başlamıyoruz, sadece düzenli spor yapıp vücudumuzu mana eğitimine hazırlıyor ve kuramsal bilgileri öğreniyoruz. Asıl heyecanlı kısmı ikinci yılda başlıyor. İkinci yıl büyü yapmayı öğrenecek ve savaş becerilerimizi geliştirmeye çalışacağız. İkinci sınıfların her ay sıralama turnuvası olur, görevde olmayan tüm öğrenciler katılmak zorunda. Onları izlemeye gidecek bol bol vaktimiz var bir ara gidip izleriz. Bunun dışında 3. ve 4. yıllar özgür büyücüler olduğumuz zamanlar oluyor. Bu iki yılda bize verilen görevleri yapmak ve kendi kendimize eğitim yaparak gelişmekle geçiyor. Sonrasındaysa tam olarak özgür oluyoruz. Orduya katılmak istemezsen bile sana akademi karışmıyor. Ama tüm öğrenciler bir yıllarını orduda geçirir, bu yazılı olmayan bir kural. Uymayanları büyük aileler cezalandırıyor."

Oldukça dengeli bir eğitim, insanlık savaşmak zorunda kalınca ne de güzel eğitim sistemleri kurabiliyor. 

'Şu kuramsal dersleri merak ettim, ne saçmalıklar anlatacaklar acaba?'

'Usta, neden bunu söyledin ki?'

'Bakalım, dersleri bir dinleyelim sonra sana açıklarım. Ayrıca bu akşamdan itibaren sana öğretmeye başlayacağım, gece odanda eğitim yapamayız yani kendine bir eğitim alanı bul. Şimdi bir süre uyuyacağım, ders başlarken uyandır beni.'

'Neden uyuyorsun ki? Ruhsun sen.'

'Uyumak ruhu dinlendirir ve güçlendirir. Hem uyumazsan çirkin olursun, hiçbir kız sana bakmaz.'

Bu adam, nasıl kişiliği devamlı değişebilir? 

Akademinin binasına girdiğimiz gibi içeride bizi karşılayan bir koridordu. Koridorun karşısında büyük bir kapı vardı, tabelasında "Arena" yazıyordu. Bu kapının sağına ve soluna doğru yuvarlanan bir şekilde devam eden iki koridor daha vardı.

"Akademi çember şeklinde inşa edildi, ortasında arena var. Arenanın 8 kapısı binanın 8 girişiyle aynı yönlere bakıyor. Çemberin dış tarafını da sınıflar ve başka odalar kaplıyor. Gel, müdür yardımcısını bulup seni sınıfımıza kaydettirelim."

Okulda bir süre dolaştıktan sonra müdür yardımcısının odasını bulduk, içeriye girerken yine iğrenç bir tabloyla karşı karşıya kalacağımı düşünüyordum. 

Ama farklıydı, en azından duvara zincirlenmiş bir kız yoktu. 

"Müdür yardımcısı, Talha'yı kaydettirmeye geldik. Zaten okula yaşlılar tarafından kaydedildi, sadece sınıfımıza aktarılması ve akademinin istediği evrakları getirmek için geldik."

"Pekala, geçin oturun. Evraklarını alayım."

Elimde tuttuğum kağıtları adama verdim.

 Bir süre öylece oturduk. Adamın işinin bitmesini bekliyorduk. Bİr yandan odayı inceliyordum, odada bir masa daha vardı. Masada bir kadın oturuyordu, o da evrakları okuyor ve imzalıyordu. Anlayamadığım tek şey boynundaki tasmaydı, gördüğümüz köle tüccarının kölelerinin tasmalarının aynısıydı.

"Kızım, şunlara ne gerekiyorsa yap. Benim işim bitmeyecek gibi."

"Peki efendim."

Kadın ayağa kalktı, evraklarımı alıp imzalar atmaya başladı. Bazı yerleri inceliyor bazı yerleri başka bir kağıda not alıyordu. Açıkçası rahatsız olmuştum.

"Mana seviyen ne genç ?"

Müdür yardımcısı sessizliği bozmuştu. 

"1013"

1013, bir sessizliğe sebep olmuştu. 

"Yeteneklisin genç adam, çok fazla göze batmamaya çalış. Akademide bir çok kural var, ama öğrencilerimizin tecrübe kazanmasını engellemek istemiyoruz. Yani yanlışlıkla başka öğrencilerin gözüne batarsan ve eğitim maçlarınızda elleri kayarsa seni daha fazla aramızda göremeyiz. Yeteneklisin, dikkatli ol."

Demek böyle oynuyoruz, beni uyarmak için inisiyatif aldığından bu adamı sevmiştim. 

"Teşekkürler, aklımda tutacağım."

"Alabilirsin, bu dönemin 1. sınıflarıyla birlikte derslere girebilirsin. Eksiklerini de kendi kendine kapatmalısın senin için tekrar edilmeyecek."

"Sorun yok, biz ona öğretiriz."

"Her şey için teşekkürler, size iyi çalışmalar."

Alinin liderliğinde odadan çıktık ve sınıfımıza doğru yürümeye başladık. O anda müdür yardımcısının sözlerini hiçbirimiz duyamıyorduk.

"Bu yaşta 1013 mana seviyesi, iki aile bu çocuğun canını sıkacak. Bakalım onları ne kadar uzak tutabileceğiz. Müdüre haber ver, sorun çıkabilme ihtimalini haber ver."

"Peki efendim."


Sınıfımıza girdiğimizde bir amfide idik.

"Gel oturacak bir yer bulalım. İlk dersin başlamasına daha var gibi. "

Cemre elimden tutup beni çeke çeke yukarılarda bir yere çıkarttı. Ali de bizi takip etti tabi ki. 

'Usta, uyan hadi ders başlıyor.'

Bir süre cevap gelmedi.

'USTA UYAN!'

'Sus biraz be tamam, kalkacağım bekle!'

Salak, sen hocasın ben öğrenci! 

Amfi yavaş yavaş dolmaya başlamıştı, tanımadığım bir sürü insan gelmişti. Sınıfın yarısı kızdı yarısı erkek. Aralarında bir,iki kişi dışında her biri normal insanlar gibi duruyordu. O iki kişiden birisi kafasında garip bir yara olan kel çocuktu. Kalıplı vücuduyla oldukça yakışıklıydı.

Bir başka göze çarpan çocuksa kral gibi giyinen birisiydi. Çocuk, sırtında işlemeli bir kürk vardı. Kıyafetleri de oldukça lükstü, belinde asılı duran kılıcın kabı bile bir sanat eseri gibiydi. 

Bunların dışında bir kız da oldukça garipti. sol bileğinden neredeyse yanağına kadar uzanan yaprak dövmesi ve taşıdığı ince kılıç onu farklı yapmıştı. Garipti. 

Ben diğerlerini de incelerken içeriye birisi girdi. Öğrenci olmadığı belliydi, orta yaşlı bir adamdı. Giydiği kıyafetler özenle yapılmış gibi duruyordu, tüm öğrencilerden sadece kral gibi giyinen çocuk bu adamı giyimiyle geçebilirdi o kadar. 

"Günaydın hepinize, bugün sizinle mananın temel kullanım şekillerini işleyeceğiz. Manayı kullanmanın 3 farklı yolu vardır. Daha doğru olmak gerekirse üç ana yol ve bir sürü küçük yan yola ayrılır. Bu yan yolları kendiniz bulursunuz, şimdi üç ana yola geçelim. 

Manayı kullanmanın ilk yolu ve en basiti vücudunu bir dövüşçü gibi kullanmaktır. Manayla güçlendirilmiş bir vücut, farklı teknikler kullanılarak yapılan saldırılar ve bunun gibi şeyler. Mananızı bu şekilde kullanmak sizi mükemmel bir dövüşçü yapar. Dövüşçüler savaşlarda oldukça önemlidir, bir dövüşçü bireysel gücüyle aynı seviyede bir büyücüden daha güçlüdür. 

Büyücüler de ikinci yol sayılabilir, mananızı kullanarak farklı saldırı büyüleri kullanırsınız. Manayı vücuttan çıkardıktan sonra kontrol etmek zordur ama ödülü de dövüşçüye göre farklıdır. Dövüşçü birisi ile birebir savaşı kazanması oldukça zor olsa da büyücülerin alan etkili saldırıları ve kullandıkları çeşitli yöntemler onları gerçek savaşlarda ölüm makinelerine çevirir. Yüzlerce kurt üzerinize saldırırken bir savaşçı bir süre sonra yorulabilir, açık verirse işi anında biter. Ama bir büyücü geniş alanlı bir saldırı yapıp tüm kurtları tek seferde indirebilir. 

Üçüncü yola gelirsek üçüncü yol çağırma çemberlerinden canavarlar çağırıp onlarla antlaşma imzalamak ve onları savaş ruhu olarak almaktan geçer. Belli bir seviyeyi geçen büyücüler de bunu yapabilir, ama bu seviye sizin için fazla yüksektir. 

Daha derine inecek olursak. . . .

'Aptalca, tamamen salakça. Bu salakların derslerini dinlemene gerek yok, akşam sana gerçek bir büyücü nasıl olur anlatacağım. Yok üç yolmuş üç sınıfmış sadece boşa sallıyor. Bu boş sözleri dinlemesen de olur, sana bizzat öğreteceğim.'

Usta Lei, kesinlikle karşımdaki adamadan daha iyi olmalıydı. Yüz yıl boyunca ölmeden ve büyümeden durmam da bunun kanıtı.

Ve eğer bana o öğretecekse şuan dinlenebilirdim. Yaralarımın yorgunluğu hala üzerimde olduğundan uyumakta zorlanmadım, kafamı masaya koyup uyumaya başladım. 

Ne kadar süre uyuduğumu bilmiyorum. Omzumun dürtüklenmesiyle uyandığımda bana endişeyle bakan Cemre'yi gördüm. Ne olduğunu sormak üzereyken sınıftaki öğretmenin bağırışı kulaklarıma ulaştı. 

"Uyuklayan çocuk, benim dersimde uyumak. . . Ne bu kibir! Buraya gel!"

Ayağa kalkıp tahtanın önüne geçtim.

"Demek uyuyorsun, bir savunman yok mu?"

"Yorgundum."

Gözlerinin içine bakmaya devam ediyordum. Bu babamdan öğrendiğim bir şeydi, eğer birisiyle yüzleşiyorsan gözlerine bak. Gözlerine öyle bak ki, karşındakinin içini gör. Bakışlar, insanları tahmin ettiğinden fazla etkiler. 

Ama karşımdaki adam da boş birisi değildi, gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu.

"Kan ruh dizilimi, kaç köşelidir ve hangi simgelerden oluşur? Eğer sorumu cevaplarsan ölene kadar dayak yemekten kurtulursun."

Bilmiyordum, ama benim bir hilem vardı. 

'Usta, yardım eder misin?'

'Yedi köşeli, ruhu nereden çağırdığına göreyse simgeler değişir.'

"Yedi, yedi köşeli. Simgeler ise nereden çağırdığına göre değişir!"

Garip, karşımda boka dönmüş bir surat yoktu. Yedi köşeli olduğunu söylediğimde yüzü düşmüş olsa bile nereden çağırdığına göre değişir dediğimde suratına devasa bir sırıtış oturdu.

"Hahahahaha! Nereden çağırdığına göre değişir mi? Ne şaka ama. Kan ruh diziliminin simgeleri ÖLÜM , RUH , ACI , GAZAP , CEZA , ADALET , İBLİS'dir. En basit ruh dizilimini bile bilmiyorsun, çöp!"

Tian suratına çarpan tokatla yere yapıştı. Karşısındaki adamın ondan güçlü olduğu kesindi. 

"Ayağa kalk, cezan daha bitmedi. Hepiniz, bu çocuğa bir vuruş yapmak zorundasınız. Kalkın ve sıraya girin!"

Sınıfa doğru bağırdı adam, açıkça bundan zevk alıyordu. 

Öğrencilerin yüzleriyse karışıktı, her biri farklı bir şekilde bakıyordu bana. 

Tam ayağa kalkarken bir tokat daha yedim, yere düşmeden bir kolumdan tuttu beni. Diğer kolumu da eline alıp yukarıya kaldırdı beni. Bu sırada karşımda öğrenciler çoktan tek sıraya geçmişti. 

"Vur!"

Karşımdaki çocuk bana bakıyordu, bana vurmayı gerçekten arzuluyor gibiydi. İyice gerilip karın boşluğuma sert bir yumruk geçirdi. Canım çok acımamıştı, kırbaçlanmaya göre çok basit bir yumruktu bu. 

Sıradaki çocuk da bana vurmaya oldukça arzuluydu, o da bana sert bir tokat attı. Sıra böyle devam etti, bir süre sonra bana vurmaya isteksiz olan insanlar da gelmişti. Bir kız suratıma baktı ve özür diler gibi gözlerini devirdi. Yine de vurmak zorundaydı, omzumun biraz altına bir yumruk geçirdi. Oldukça insaflı bir yumruktu. 

Bu gibi iki üç öğrenci daha vardı, sıranın sonlarına doğru karşımda Aliyi gördüm. Bana vurmak istemediğini biliyordum, gözlerimle sorun olmadığını anlatmaya çalıştım ama ne kadar anladı bilmiyorum. 

O da yumruğunu sağ göğsüme indirdi, oldukça yavaş bir yumruktu ve canım acımamıştı. Cemre karşıma geldiğindeyse gözlerime bakmadı, hızlıca bir yumruk atıp hemen yerine geri geçti. Cemreden sonra karşıma gelen çocuk o güzel kıyafetleri olandı. Gözleri soğuktu ve bana bakıyordu. Yumruk atacak gibi bir hareket yapmıyordu. Ne yapacağını düşünürken sol elini kafasının yanına doğru kaldırdı. Elinin üzerinde küçük bir buz sarkıtı oluşuyordu, çocuk büyü yapıyordu. 

"Dur, büyü yapamazsın."

"Ona vurmamızı söyledin, istersem büyü de kullanabilirim. Yanlış mıyım?"

Öğretmene baktığımda yüzündeki çaresizliği gördüm, demek ki bu çocuk öğretmenin kısıtlayamayacağı kadar güçlü bir arka plana sahipti. 

Buz sarkıtı biraz daha büyüdükten sonra çocuk parmağıyla ileri işareti yaptı. Öleceğimi düşündüm.

'Ne salakça...'

Buz sarkıtı fırladığı anda anlımda bir kalkan oluştu, buz sarkıtı kalkana çarpıp duvara sekti. 

'Onlara bir koruma büyüsü öğrendiğini söyle. Nokta seviye büyü, belli bir bölgene gelen saldırıyı engellemek için kullanılıyor. Oldukça basit bir büyü ve çok yaygın, dikkat çekmezsin.'

Tüm sınıf saldırıyı nasıl engellediğimi görünce şaşkın suratlarla bana bakıyordu. 

"Bu kadar mı?"

Zar zor da olsa öğretmene suratımı çevirdiğimde adam öylece bana bakıyordu. 

"Demek sende büyü kullanmayı biliyordun..."

Suratıma şaşkınlıkla bakmayan tek kişi bana saldıran çocuktu. Bana öylece baktı ve sınıftan çıkıp gitti. 

Bu olaydan sonra daha fazla derse devam edilmedi, Cemre ve Alinin yardımıyla odamıza geri döndük. 

Yolda ikisi de kafamı ütüledi, ne kadar sorumsuz olduğumu, benim için endişelendiklerini falan söylediler. Yurt odamıza dönünce bile susmadılar.

"Bir cevap ver bari! O aptal sana buz sarkıtını atarken çığlık atmamak için dudaklarımı kanayana kadar ısırdım! Sense bir cevap bile vermiyorsun bize!"

"Tamam, bundan sonra daha da dikkatli olacağım. Hadi bir şeyler yiyelim, açlıktan ölüyorum."

Mutfakta yemek hazırlayan Alinin cevabı gecikmedi. 

"Bitmesine biraz daha var, ölmemeye çalış"

Yemeğimizi yedikten sonra yatağıma oturdum.

'Yatağa yat ve gözlerini kapat. Ruhsal dünyanı açmana yardım edeceğim ve orada eğitim yapacağız.'

"Yatıyorum ben, iyi geceler."

"Yat, yarın aklın başında bir şekilde kalkarsın."

Yatağa yatıp gözlerimi kapattım. 

'Ruhunu hissetmek normalde senin seviyenin çok ama çok üzerinde. Ruhunu hissettikten sonra kendi ruhsal dünyana girmekse göremeyeceğin bir dağ zirvesi gibi.'

Sözlerini bitirdiğinde kendimi bir yere çekiliyormuş gibi hissettim. Geldiğim yer sonsuza kadar uzanan yeşil çimenlerle kaplı bir düzlüktü. 

'Ruhsal dünyana hoş geldin.'

Karşımda Usta Lei duruyordu. Görünüşü onu ilk gördüğü zamanla aynıydı. 

Ruhsal dünyam olduğunu söylediği bu yer gerçekten de benim bir parçam gibi hissettiriyordu.

'Normalde buraya girememen lazım, daha kendi ruhunu bile hissetmekten acizken. Ama ruhlarımız birbirine kaynaşmış durumda ve zihnin direnmediği sürece buraya zihnini sürükleyebiliyorum. 

Bu dünya, tamamen senin ruhunun oluşturduğu bir dünya. Sonsuza kadar uzanan bir dünya. '

Anlatırken bir elini yukarıya doğru sallamasıyla arkasındaki toprak bir dağ gibi yükselmeye başladı. 

'Ruh dünyanı gerçekten hissetmeye başladığında bu dünyayı kontrol edebilir hale geleceksin. Ama şimdilik, buraya seni eğitim için çekeceğim. '


Tekrar elini sallamasıyla etrafımız değişti ve beyaz, sonu gözükmeyen bir odaya dönüştü. 

'İyi dinle. Büyü o adamın söylediği aptallıklarla sınırlandırılamaz. Büyünün kendisini bir tanıma oturtmak, oldukça zordur. Büyü sana bağlıdır, bir mumun ateşi kadar bir ateş de yakabilirsin, gezegenleri yutacak bir güneş de. Hayal gücün büyünün sınırlarını belirler, yeteneğin bu sınırlara ulaşman için gereklidir. Ve iraden, irade hepsinden daha önemlidir.


Sana sadece büyücüleri değil, tüm varlığın işleyişini anlatıyorum.

Tüm bu varlık, kendi varlığın, başka şeylerin varlıkları, zamanın varlığı, bunların hepsinin bir tek ortak noktası vardır. Hepsi hükmeder,

Zaman geçmişe ve geleceğe hükmeder. Olanlar ve olmayanlar onun hükmündedir. 

Hayvanlar ve canavarlar güçlerince hükmeder, insanlar da aynıdır.

Ölümlü insanlar, onlar vücutlarının bir kısmına hükmeder, kalplerinin durmasını sağlayamazlar, gözlerinin görmemesini sağlayamazlar. Görmemek için göz kapaklarını kapar, kalplerini durdurmak için boyunlarını keserler. 

Büyücüler, manaya hükmeder. Peki mana nedir? 

Mananın sırrı kadim bir sırdır. Varlığın başladığı andan beri tüm zamanda o da vardır. 

Biz büyücüler etrafımızdaki manaya hükmederiz. Ölümlülerden tek farkımız budur. Bu büyücülerin ilk aşama dediği şeydir. Mana Hükümdarı aşaması. 

Daha da güçlendikçe varlığın ve zamanın üzerinde daha büyük bir alana hükmedersin, daha güçlü olduğunda ve bedeninin kendisine hükmedebilir hale geldiğinde yeni bir aşamaya girersin. Beden Hükümdarı aşamasına. Beden hükümdarı olduğunda kalbine ve bedenine hükmedebilir hale gelirsin. Görüşünü bir düşüncenle kesebilir, kalbini durdurabilirsin. 

Her ne kadar bedenine hükmetsen bile hala manaya muhtaçsındır. Göklerin ve yerin manasını özümsemeye devam edip güçlendikçe hükmettiğin alan büyür. Beden hükümdarı aşamasından sonra yapman gereken son bir şey vardır. Kendine bir ruh çağırırsın ve ilk ruh anlaşmanı imzalarsın. Bu ruh, sonsuz ruhlar dünyasının birisinden geliyordur ve senin ruhunun bağlı olduğu ruhtur. Ne kadar güçlü olduğu önemsizdir, bu ruh sana paha biçilemez bir şey verir. Kendi mananı üretmeni sağlar. 

O zaman gerçek bir büyücü olarak sayılırsın ve tek nokta aşamasında bir büyücü olursun.

Bu seviyeye gelmene en az bir yılın var. Şimdi, seninle asıl konuşmak istediğim şey farklı. Eğitimine başlamadan önce sana bazı şeyleri açıklamam lazım.'

Ustanın sözlerini büyülenmiş gibi her bir kelimeyi zihnime kazıyarak dinlerken bu son cümle büyüyü bozmuş gibiydi. Suratındaki ciddi ifade beni germişti.

"Talha, sen beni ustan olarak kabul etmeden önce bunları söylemem lazımdı. Eskiden, seninle tanışmadan önce, çok ama çok eskiden senin yaşlarındaydım. Büyü yapmaya başladıktan sonraysa iyi birisi olarak kalamadım, tahmin edemeyeceğin kadar kötü birisiydim. 

Trilyonlarca insanı, sayamayacağım kadar canlıyı katlederek yaşadım. Masum olanlar, kadınlar, çocuklar, yaşlılar... hepsini kendim için katlederek yaşadım, güçlendim ve daha fazla güçlendim. Düşmanlarım , düşmanlarımın aileleri , tanımadığım insanlar. Hepsini daha da güçlenmek için katlettim, onları farklı farklı kullandım ve daha da güçlendim. Sadece kendi sevdiğim insanlarla yaşadım ve her zaman tek bir ilkeye inandım.

Ben öldürdüğüm tüm o insanlara hükmedebilecek kadar güçlüydüm, eğer benden güçlü birisi, bana ve benim sevdiklerime hükmetmeye gücü yetecek birisi beni ve sevdiklerimi öldürürse ve kullanırsa, biraz bile kötü hissetmem. 

Şeytani yolda yürüdüm, her şeyi kendim için yaptım, nasıl istediysem öyle davrandım. 

Tahmin edebileceğin tüm kötülükler, bilmediğin derecede kötü şeyler bile yaptım. 

Sana bunları pişman olduğumdan anlatmıyorum, biraz bile pişman değilim.

Ama sen, benim yürüdüğüm yolda yürümek zorunda değilsin. Hocan olmaya karar verdiğim anda bu soruyu sana soracağıma karar vermiştim.

Ben şeytani yolda yürüyen bir şeytandım, büyülerim, tekniklerim, yetişim yöntemlerim... sana vereceğim eğitimde bu şeytani şeyleri öğrenmek ister misin bilmiyorum. Eğer iyi bir insan olarak yaşamak istersen, bu kararına saygı duyarım. Düzgün bir yolda yürüyebileceğin tekniklere ve büyülere de sahibim. Sana karar vermen için bir ay vereceğim, bir ay sonra temelini oturtmuş olacağız. O gün geldiğinde, bana cevabını vermek zorundasın."

Bu cümleler, üzerime bir ağırlık bindirmişti. 

Şeytani yol, insanları katletmek ve yaşamı önemsememek... Düşünecek bir şey yoktu ve cevap belliydi. 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18157 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr