"Çok fazla eğilmek kişiyi kambur eder." #Swallowed Star

Tek Kafatası - Bölüm 14 - Zincir Görevler & Deney Sonuçları


“Bu arada, ben ikinci iskeleti öldürdükten sonra bir görev aldım.” Ulfred oluşan garip atmosferi sözleriyle dağıttı.

“Neden daha önce bize söylemedin, yaşlı adam?”

“Patron, ben de az önceki dövüşte bir görev aldım.” Nathaniel kenardan bir gülümseme eşliğinde ekledi.

‘Gerçekten mi, Nat? Yine mi? Ne zaman beni kabulleneceksin merak ediyorum doğrusu.’

“Çünkü bir fırsatım olmadı. Dövüş bittiğinden beri sürekli konuşup duruyordun. Sorularının sonu bir türlü gelmedi. Ayrıca senin de aynı görevi aldığını düşünüyorum.” dedi Ulfred klasik ifadesini bozmadan.

Kendi hakkında öğrendiği dezavantajlar nedeniyle Dante’nin ruh hâli zaman geçtikçe hassaslaşıyordu.

Ulfred haklıydı.

Neyse ki Dante, sesini gereğinden fazla yükseltecek kadar aptal değildi.

“Ne görevi? Ben bir görev almadım.” dedi Dante.

“Benimki şöyle…”

Ulfred görev metnini partiye okudu.

[Yaratıkları çıplak ellerinle öldür. 20 yaratık kaldı]

“Bu kadarcık mı?” Dante sormadan edemedi.

“Evet. Bu kadar. Başka bir açıklama ya da ödül yok.”

“Peki ya seninki, Nat?”

“Benimki de Ulfred’inkine benziyor.”

[Seviyenden en az 3 seviye yüksek bir hedefe sinsi ve kritik bir darbe indir. 3 hedef kaldı]

Dante, parti arkadaşlarının edindiği yeni görevleri duyunca düşüncelere daldı.

Ulfred öldürdüğü iskeletlerin çoğunu çıplak elleriyle öldürmüştü. Aldığı görevi tetikleyen şey dövüşteki tercihleri gibi duruyordu.

Nathaniel’ın durumu da buna benziyordu.

…ancak Dante de çıplak elleriyle iskelet öldürmüştü. Buna rağmen Ulfred ile aynı görevi almamıştı. Bunun sebebi neydi?

Öte yandan bu, Yüksek-Seviye Cüce İskelet diye çağırdıkları iskeletin en az seviye 5 olduğu anlamına geliyordu.

Şimdi parti üyelerinin hepsi seviye 4’tü. Bu da demek oluyordu ki Nathaniel görevi tamamlayabilmek için seviye 7 yaratıklara sinsi saldırılar yapmalıydı.

Hayır!

Nathaniel’in görevi yaratıklarla sınırlı değildi. Görev metninde ‘hedef’ kelimesi geçiyordu. Bu da Nathaniel’ın hedefi seviye gereksinimini karşıladığı sürece her şey olabilir demekti.

Ulfred’in görevini yapması kolaydı ancak Nathaniel’in görevi, Nathaniel’in seviyesi arttıkça zorlaşacaktı. Belki de artık Aşağı Katakomplar’da bu görev tamamlanamazdı.

“Görevler dövüşteki tercihleriniz sebebiyle tetiklendi gibi duruyor ve bir tamamlama ödülü de içermiyorlar. Bunlar muhtemelen bir zincir görevin başlangıcı.” dedi Dante çenesini tutarak.

“Zincir görevler… Ben de öyle düşünüyorum. Tamamlama ödülü ne olacak merak ediyorum doğrusu.” Ulfred’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

“Bir zincir görevin katılımcıları hayal kırıklığına uğratacağını hiç sanmıyorum. Tamamlama ödülü bir Gizli Sınıf bile olabilir.”

Dante’nin kafasında zincir görevlerle alakalı hâlâ soru işaretleri vardı. Ulfred’le aynı görevi alamamasının sebebi neydi? Temel istatistikleri mi? Hayır. Sebep büyük bir ihtimalle istatistik büyüme oranlarıydı.

Başka faktörler de buna dâhil olabilirdi.

Dante bir duvara tosladığını hissediyordu. Eğer bütün güzel şeyler istatistik büyüme oranları ile alakalıysa, hâli yamandı.

“Yarın deney yapmaya odaklanacağız. Tecrübe puanının dağılım kurallarını keşfetmemiz gerekiyor.” dedi Dante ve Nathaniel’a döndü. “Nat, üzerinde bir çizik bile yok sayılır. Bu yüzden ilk nöbeti sen alacaksın. Yaşlı adam, ikici nöbet ise sana ait.”

Dante bir görev alamamıştı. Bu yüzden öfkesini yardakçılarından çıkaran bir patronu andırıyordu.

Yaptığı şey istemsiz ve çocukça da olsa, daha iyi hissetmişti bile.

“Şimdi uyumamız gerek. Yarın bir başka zor gün olacak.”

9 saat sonra.

Üç kişilik parti, artı bir de yük, geniş bir mağara odasındaydı.

Kamp yerinden ayrıldıktan bir saat sonra, bir tünel gibi Bağıran Tepeler’in derinliklerine doğru inen mağaranın yapısı değişmişti.

Parti henüz bu odayı keşfetmemişti. Karanlık yüzünden odanın karşı ucunu göremiyorlardı. Görebildikleri mağara duvarları ise doğal olmayan bir şekilde düzgündü. Sanki birisi taş duvarlar güzel gözüksün diye emek harcamıştı.

Şu anda Ulfred dışındaki diğer üç yeni gelen bir köşede oturuyordu. Vahşi bir devin cüce iskeletleri tavuk kemikleri gibi parçalayışını izliyorlardı.

Çıplak elleriyle…

*Bang*

Bir cüce iskelet daha Ulfred’in ellerinde kemik yığınına dönüştü.

“Bundan ne kadar tecrübe puanı kazandın?” Dante, Nathaniel’a sordu.

“Sıfır. Çoğu zaman Ulfred’in öldürdüğü her iki iskeletten sadece 1 tecrübe puanı kazanıyorum. Bazen her iskelet 1 tecrübe puanı veriyor.”

“Bende de durum aynı.” Dante bu sefer Ulfred’e döndü, “Yaşlı adam, son öldürdüğün iskeletten ne kadar tecrübe puanı kazandın?”

*Boom*

Ulfred bir cüce iskelet daha öldürdü.

Parti bu alana ayak bastığında, yerde yatan iskeletlerle karşılaşmıştılar. Hepsi de öylece yerde yatıyordu ancak parti yeterince yaklaştığında iskeletler onları keşfetmişti. Hepsi birden ayaklandı ve içgüdüsel olarak partiye saldırdılar.

Bu sefer sürpriz bir atakla karşılaşmamıştılar. Bunun sebebi muhtemelen seviyelerinin artmasıydı ya da katakomplarda ilerlerken ses çıkarmamaya ekstra özen göstermeleri meyvesini vermişti.

Odada yaklaşık on beş tane cüce iskelet vardı ama hepsi de düşük seviye cüce iskeletti. Aralarında mor çizgili olanlardan yoktu.

Bu, deneme yanılma yöntemi ile deney yapmak için bulunmaz bir fırsattı. Aynı zamanda Ulfred’in görevini tamamlaması için bir şanstı.

Ulfred’in görevinde bir seviye gereksiniminden bahsedilmiyordu. Öldürdüğü her iskelet görev günlüğündeki sayıyı düşürüyordu.

[8 yaratık kaldı]

“Her iskelet bana 1 tecrübe puanı kazandırıyor.” başka bir cüce iskeletin üzerine sıçrarken cevapladı yaşlı adam.

“Demek işler böyle yürüyor. Öldürücü vuruşu yapan kişi daha yüksek tecrübe puanı kazanıyor. Öte yandan partideki diğer katılımcılar, kenardan izleseler bile, son vuruşu yapan kişinin yaklaşık ¾’ü kadar tecrübe puanı kazanıyor. Ayrıca seviyemiz yükseldikçe aynı seviyedeki yaratıklardan kazanılan tecrübe puanı düşüyor. Bu çok ilginç. Arkasındaki mantığı merak ediyorum doğrusu.” Dante yorumladı.

Hepsi bu değildi tabii ki. Parti şu ana kadar birkaç tane daha deney yapmıştı.

Bir iskeleti beraber öldürdüklerinde, yani üç parti üyesi de iskelete hasar verdiğinde, tecrübe dağılımı yine Dante’nin sözünü ettiği gibiydi. Öldürücü vuruşu yapan parti elemanı diğerlerine göre daha fazla tecrübe puanı kazanıyordu ve kimin ne kadar hasar verdiği önemli değildi.

Sonra partiyi bozup iki kişilik bir parti oluşturdular.

Dışarıda kalan kişi hasar verip parti son vuruşu yaptığında, bütün tecrübe puanı, son vuruşu yapan parti elemanı daha fazla tecrübe puanı kazanmak üzere, parti üyeleri arasında bölüşülüyordu. Dışarıda kalan kişi hiç tecrübe puanı kazanamıyordu.

Tersi durumda da dışarıda kalan kişi bütün tecrübe puanını tek başına kazanıyordu. Parti hiç tecrübe puanı kazanamıyordu.

Buradan anlaşılıyordu ki işin içine farklı partiler dâhil olduğunda tecrübe puanının kime gideceğini belirleyen tek faktör, öldürücü darbenin hangi parti tarafından indirildiğiydi.

Kazanılan toplam tecrübe puanına etki eden iki faktör vardı.

Birincisi; öldürülen yaratığın seviyesi ile partinin seviye ortalamasının farkı idi.

Partinin seviye ortalaması yaratıktan ne kadar yüksek ise kazanılan toplam tecrübe puanı o kadar düşüyordu.

Tersi durumda ise kazanılan toplam tecrübe puanı bir hayli fazlaydı. Bu sebepten dolayı mor çizgili cüce iskelet öldürüldüğünde iki seviye birden atlamıştılar.

İkinci faktör ise partideki katılımcı sayısıydı.

Aynı seviyedeki cüce iskeletlerin hep aynı miktarda tecrübe puanı verip vermediğinden pek emin değildiler ama partideki katılımcı sayısı arttığında kazanılan toplam tecrübe puanı da azalıyordu.

Bu fark oldukça azdı ve sadece üç kişi ile sağlıklı bir sonuç elde etmek zordu. Ama yine de bu, neden en uygun parti üyesi sayısının 5 olduğunu açıklıyordu.

*Boom*

Mağara odasındaki son düşük seviye cüce iskelet de Ulfred’in ellerinde can verdi.

“Wha ha ha! Alt tarafı seviye 4 katılımcılar olduk ama her şey çok daha kolay olmaya başladı!” Ulfred kendine yakışmayan bir şekilde neşeliydi.

[5 yaratık kaldı]

Tam bu sırada, Ulfred’in bu sözleri, Dante’de bir aydınlanmaya sebep oldu. Gerçekten de, neden her şey bu kadar kolaylaşmıştı? Tamam, bu odadaki yaratıkların hepsi belki de seviye 1 cüce iskeletti ama Ulfred resmen böcek ezer gibi hepsini ezmişti.

“Sanırım nedenini biliyorum.” Dante ağzını açtığında bütün gözler ona doğru döndü, “Fiziksel istatistik puanı farkı yüzünden.”

“Ha ha. Bu doğal değil mi? Başka hangi sebepten dolayı olacak?” Nathaniel, Dante’nin sözlerini espri olarak algılamıştı.

“Hayır, hayır. O kadar basit değil. Bir örnek üzerinden anlatayım.

“Girişte yanlışlıkla öldürdüğüm yeni geleni ele alalım. O sırada benim fiziksel istatistiklerim(güç, çeviklik ve dayanıklılık), o yeni geleninkilerin yaklaşık beş katıydı. Yani öyle tahmin ediyorum. Neyse bu o kadar da önemli değil.

“…ve diyelim ki birini sadece fiziksel istatistiklere dayanarak tek yumrukta öldürebilmeniz için rakibinizden beş kat fazla toplam fiziksel istatistiğe ihtiyacınız var.

“Bunu genelleştirirsek ve de istatistik büyüme oranlarının eşit olduğunu varsayarsak, seviye 5 bir katılımcı seviye 1 bir katılımcıdan 5 kat güçlüdür diyebiliriz.

“Bu durumda iki katılımcı arasında sadece 4 seviye fark olmasına rağmen 5 katlık bir güç farkı bulunuyor. Ne demek istediğimi anladınız mı?”

Dante bu kadar açıklamayla değinmek istediği noktanın anlaşılabileceğini düşünüyordu ama boş bakışlarla karşılaştı.

“Bu demek oluyor ki seviye 100 bir katılımcı aynı şeyi seviye 50 bir katılımcıya yapamaz. Aralarında 50 seviye fark olsa bile sadece fiziksel istatistiklere dayanarak bunu yapması mümkün değil çünkü aralarında sadece iki katlık bir fiziksel istatistik farkı var.

“Bunu bu şekilde hesaplamanın tam olarak doğru bir yaklaşım olmadığını biliyorum ama gerçek bundan çok da uzak olmamalı.

"Demek istediğim şu; düşük seviyelerde fiziksel istatistik puanları, yüksek seviyelere kıyasla çok daha fazla fark yaratıyor. Bu yüzden mor çizgili iskelete karşı o kadar zorlandık ve şimdi her şey bir anda kolaylaştı.”

“Ne demek istediğini anladım, Patron. Seviyemiz arttıkça fiziksel istatistiklerin önemi azalmaya başlayacak. Bunun yerine yetenekler, sınıflar ve Mana belirleyici faktörler olacak.” Nathaniel, Dante’nin anlatmak istediğinden fazlasını söylemişti.

Ulfred’in kafası hâlâ karışıktı ama biraz sonra yüzündeki ifade normale döndü. Bu konuda düşünmeyi bırakmıştı sanki.

“Tam… olarak öyle değil ama yanlışta da değilsin. He he.” Dante bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyordu çünkü biraz sonra neden o yeni gelenden 5 kat daha fazla istatistik puanına sahip olduğu sorulacaktı ve konu uzayacaktı. Şimdi bunun yeri değildi ve Asansör’ün Gardiyanı ile neler yaşadığını şimdilik anlatmak istemiyordu.

“Bu mağara odası oldukça büyük. İçinde iskeletlerden başka neler var bir bakalım.” Dante hemen önlerindeki mevzuya geri döndü, “Yalnız bunu beraber yapmamızda fayda var. Ayrılıp etrafta tek başınıza dolaşmayın ve gardınızı hep yüksek tutun.”

Çok geçmeden mağara odasının her köşesine bakılmıştı.

Geldikleri mağara yolu dışında bu odaya bağlanan dört tane mağara yolu daha vardı ve bu yolların hepsi de geldikleri mağara yoluna zıt yöndeydi.

Bunun dışında parti, mağara duvarlarının dibine konumlanmış hazine sandıkları da bulmuştu!

Sandıkların bir kısmı açık ve boştu. Bazıları ise hâlâ kapalıydı ve hiç dokunulmamış gibi görünüyorlardı.

Parti sandıkları keşfettiğinde ilk etapta gözleri parlamıştı. Hatta Ulfred yüzüne yakışmayan geniş gülümsemesi eşliğinde sandıklara doğru koşmaya bile yeltenmişti.

…ama Dante tarafından durdurulmuştu.

“Bunun garip olduğu hiç aklından geçmedi mi, yaşlı adam? Tam da yolumuzun üzerinde, zayıf iskeletlerden başka bir şey olmayan bir odada, saklı bile olmayan hazine sandıkları bulduk. Bu açıkça bir tuzak!”

“Haah…” Dante derin bir nefes verdi. Yeni gelenler için hazine sandıklarının ne kadar cezbedici olduğunu anlayabiliyordu ve Dante de sandıkları açmak istiyordu ama bir adım ilerisini düşündüğünde hem partiyi hem de kendini geri tuttu.

Eğer bu odada gerçekten bir hazine sandığı olsaydı bu güne kadar açılmış olurdu. Zindanlar kendilerini her ay resetliyordu ama aynısı hazine sandıkları için geçerli olmamalıydı. Aksi takdirde labirentteki kaynaklar sınırlı olmazdı ve Sunfell halkı da bu kadar cimri olmazdı.

Bir zamanlar içinde hazine olan sandıklar çoktan açılmış olan sandıklardı.

“Yani bu sandıkları öylece bırakıp gidecek miyiz? Madem sandıkların bir tuzak olduğunu biliyoruz, ona göre davranıp sandıkları açmayı deneyebiliriz.” Ulfred’in sesinde hâlâ isteksizlik vardı.

“Tch! Ne kayıp ama.” Nathaniel da yandan ekledi.

Kapalı sandıkların tuzak olduğu aşikâr olmasına rağmen içlerinde hâlâ hazine olabileceği ihtimaller dâhilindeydi.

Bunu öğrenebilmek için Dante’nin aklına birkaç fikir gelmişti bile ama tam da şu anda aklından başka şeyler geçiyordu.

“Tabii ki de sandıkları öylece bırakmayacağız. Niles’a küçük bir sürpriz hazırlamadan olmaz!” Ulfred ve Nathaniel’a aldırmadan, Dante suratına yapışık pis bir sırıtma ile konuştu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1285

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1093

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 907

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 831

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 717

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 676

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 651

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 612

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 557

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 529

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 398

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 207

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 104

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16063 Üye Sayısı
  • 427 Seri Sayısı
  • 21055 Bölüm Sayısı


creator
manga tr