Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Tek Kafatası - Bölüm 13 - Yük


“Demek öyle oldu. Bizi dövüşte bir başımıza bırakmanın sebebi aslında partinin menfaatini düşünmen olduğu için, patronun olarak bağışlayıcı olacağım. Seni affediyorum.” dedi Dante ve iki eliyle kavradığı sulu öküz etinden, dişleriyle büyük bir parça kopardı.

Az önceki ölüm kalım meselesi çoktan unutulmuştu. Ulfred ağır yaralanmış olsa da, şu anda oldukça iyi durumdaydı.

Parti yanan cüce iskelet kemikleri etrafında oturmuş, Kısa Bacaklı Öküz etiyle kendilerine ziyafet çekiyordu. Öküzün lezzetli eti, onlar konuştukça partinin gücüne dönüşüyordu.

(Kurban bayramınız kutlu olsun arkadaşlar. :) )

Dante ve Ulfred dövüşün ortasındayken, Yüksek-Seviye Cüce İskelet, Nathaniel’ın keşfettiği tek şey değildi.

Cüce İskeletler onu ve sarışın kızı bir nevi görmezden gelmişti. Onlara saldırmak için birkaç fırsatları olmuştu ama yine de Dante ve Ulfred’in peşinden gitmeyi tercih etmiştiler.

Aşağı Katakomplar her zaman karanlıktı. Bir ışık kaynağı olmadan görebilmek imkânsızdı. Dahası, bu yaratıklar iskeletti ve gözleri yoktu.

Yani avlarını görerek bulmadıkları kesindi.

Bu zindandaki yaratıklar seviye 10’un altındaydı. Bu yüzden Mana’ya sahip olmamalıydılar. O zaman partiyi nasıl keşfetmişlerdi?

Cevap basitti. Ya sesler yardımıyla onları bulmuştular ya da Mana’ya sahip olmamalarına rağmen, yine de bir şekilde istilacıları hissedebiliyordular.

Nathaniel bu sebeple hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolmuştu. Yüksek-Seviye Cüce İskelet, onun kayanın üzerindeki varlığından haberdar olsaydı, sürpriz atağı büyük bir ihtimalle başarısız olacaktı.

Neden kayanın üzerinde pusuya yatmayı seçtiğine gelince…

Nathaniel, Dante’nin onun ne planladığını anlayacağını düşünmemişti. Onun düşünce süreci daha basitti.

Nathaniel’ın kaçtığını ve karanlıkta gizlenmekte olan bir Yüksek-Seviye Cüce İskelet olduğunu fark ettiklerinde Dante ve Ulfred kaçacaktı. Kaçarken Nathaniel’ın tam altından geçmek zorundaydılar ve tabii ki düşmanları da onları arkadan kovalıyor olacaktı. Nathaniel saldırısını iskelet tam altından geçerken yapmayı planlamıştı.

Olaylar düşündüğünden oldukça farklı gelişmişti ama neyse ki Nathaniel kritik bir darbe indirmekte başarılı olmuştu. Aksi hâlde maceraları daha başlamadan bitmiş olurdu.

Şimdi parti üyeleri ne olur ne olmaz diye olabildiğince düşük sesle konuşuyordu.

“Hakkımda ne söylediğini duydum, Patron. Duygularımı incittin.” Nathaniel kendini günün kahramanı olarak düşünüyordu.

“Hmph, konuşmadan da bize ne planladığını anlatabilirdin. Seni fark etmeseydim ne olurdu, hiç düşündün mü?”

“Patron’un yanına yaklaşsaydım sıradaki hedef ben olabilirdim. Yaşlı adam ya da Patron gibi anormal bir yeni gelen değilim. Ölseydim plan hiç işe yaramazdı. Hem… Patron ne diye kaçmadı ki? Kaçsaydı her şey tıkırında işleyecekti.”

“Katakomplarda ilerledikçe mor çizgili olan cüce iskeletlerle daha sık karşılaşacağımız kesin. Ayrıca bir dahaki sefere düşmanımız sadece bir tane olmayacak. Düşmanımızı tanımamız gerekiyordu.”

Dante gözlerini sarışın kıza çevirdi ve devam etti, “Hem dövüşmeden kaçsaydık bu kız bize büyük bir yük olurdu. Onu peşimden sürüklesem bizi yavaşlatırdı. Arkada bıraksam iskeletin ilk hedefi olurdu. Her iki durumda da senin ucuz planına engel olabilirdi.”

Konuşma konusu sarışın kız olduğunda herkesin bakışları ona doğru döndü.

Dante’nin yüzünde garip bir ifade vardı. Kızı, yanlışlıkla da olsa, yumruklayıp bayıltmıştı. Daha adını bile bilmiyordular.

“Hey, sarışın. Katakomplara nasıl girdin? O arbedede sana dikkat edecek hâlimiz yoktu. Bunun için üzgünüm.” Dante kızı hiç yumruklamamış gibi davranıyordu. Gelecekte de bundan bahsedeceğe benzemiyordu.

Sarışın, “…”

Dante’nin onunla konuştuğunu anladığında kızın tüyleri diken diken oldu. Üzerine kilitlenen bakışları hissettiğinde gözbebekleri titremeye başladı. Bir anlığına Dante ile göz teması kurdu ama bir saniye sonra gözlerini hemen kaçırdı.

Kıpraşmadan duramazken gözleri fırıldak gibi etrafta dolanıyordu. Bir süre sonra biraz cesaret toplamış gibi göründü ve gözleri yavaşça Dante’nin yüzüne odaklanmaya başladı. Aynı zamanda dudaklarını araladı.

Yanakları alev almış gibi hissediyordu. Sonunda bir şey söylemeyi başarabilecek gibiydi ama bir ciyaklama eşliğinde kıpkırmızı olmuş suratını hızla yana devirdi.

Üç erkeğin tuhaf bakışları altında elindeki öküz etiyle oynamadan duramıyordu. Bazen eti çimdikliyor, bazen de suyunu sıkar gibi eziyordu. Sonuna kadar açılmış gözlerinin kenarında gözyaşları bile görülebiliyordu.

İki dakika sonra, sanki maksimum hızında bir saat koşmuş gibi, kızın nefes alışı anormal bir şekilde gürültülü hâle gelmişti.

Şu anda çok derin ve hızlı nefes alıyordu çünkü bilinmeyen bir sebepten ötürü, bir şey söylemeye çalıştığı süre zarfı boyunca nefesini tutmuştu!

Dante, ‘Bu normal olamaz! Bu kız gibi birisi var olamaz, hele ki İlk’in Labirenti’nde asla olamaz! Burada bir şeyler yanlış!’

“Onu ağlattın, Patron! Nasıl bir kıza karşı bu kadar kaba olabilirsin?” Nathaniel pis pis sırıtmadan edemedi.

“Ne yaptım ki ben? Bunu kendine o yaptı!”

Dante’nin gözleri hâlâ kızın üzerindeydi ama bu sefer kaşları çatıktı.

Bu sarışın kız diğer yeni gelenler gibi bir amnezikti. Bir kişi doğuştan utangaç olabilirdi. Bu anlaşılabilir bir şeydi. Ama bu sarışın… umutsuzca utangaçtı. Bu hiç mantıklı değildi.

Tekrar düşününce… bu kız gerçekten utangaç mıydı? Ürkmüş müydü ya da korkuyor muydu? Yoksa aşırı derecede gergin miydi?

Dante emin olmakta zorluk çekiyordu. Belki de kız bütün bu duyguları ve de daha fazlasını aynı anda hissediyordu.

“Tamam! Şimdi sana bazı sorular soracağım. Eğer cevabın evet ise başın ile onayla, hayır ise kafanı salla. Beni anladın mı?” burada durmalarının sebeplerinden biri dinlenmekti ama Dante bir anda yorgun hissetmeye başlamıştı.

Sarışın kız morali düşük bir şekilde kafası ile onayladı.

“Niles’a katılmak yerine bizimle gelmeyi seçtin. Bu yüzden arkamızdan katakomplara girdin, değil mi?”

Sarışın onayladı.

Dante bunu nasıl yaptın diye sormadı çünkü adamakıllı bir cevap alamayacağını biliyordu. Ama yine de biraz mutluydu. Bu, kızın Niles yerine onu seçtiği anlamına geliyordu.

“Dövüşte tecrübe puanı kazandın mı?”

Sarışın kafasını salladı.

Hangi durumlarda bir katılımcı tecrübe puanı kazanabilirdi?

Bu soru önemliydi. Labirentin kurallarını bilmek partinin daha hızlı güçlenmesini sağlayacaktı.

Sarışın tecrübe puanı kazanmadığına göre, tecrübe puanının kimlere gideceği, kimin son vuruşu yaptığı ya da kimlerin yaratıklara hasar verdiği ile doğrudan alakalıydı. Ya da ikisi ile birden alakalıydı.

Bu konuda deney yapmaları gerekiyordu.

“Dövüşebilir misin?” Dante devam etti.

Kız ne onayladı ne de kafasını salladı. Bunun yerine öküz etini hunharca çimdikledi.

Kız ne yapıp ne yapamayacağını gayet iyi biliyordu. Bu soruyla yüzleştiğinde, cevabı açıkça hayır olmasına rağmen kafasını sallayamamıştı.

Terk edilmekten korkuyordu. Ne de olsa hiçbir işe yaramayan bir yük olduğunun farkındaydı.

Dante kızın aklından geçenleri az çok tahmin edebiliyordu. Gerekli cevabı almış sayılırdı. Bu yüzden başka bir soruya geçti.

“Bir adın var mı?”

Başka bir onay.

“Bize adını söyleyebilir misin?”

Ve başka bir onay daha.

Sarışın, "..."

‘O zaman söylesene adını!’

“Dilsiz misin?”

Sarışın kafasını salladı.

“Peki, aptal falan mısın?” Bu ciddi bir soru değildi. Kızın tavırları Dante’nin canını sıkıyordu.

Bu sefer sarışın kız kafasını güçlü bir şekilde salladı. Domatese dönmüş suratında biraz da kızgınlık vardı.

“Haah… O zaman sana bir isim vermem gerek. Seni ‘kız’ ya da ‘sarışın’ diye çağırmak bir süre sonra insanın sinirlerine dokunuyor.” Dante’nin sesi soğuklaşmıştı.

Bu kız neden İlk’in Labirenti’ndeydi? Labirentteki en yaygın teori katılımcıların labirente kendi istekleriyle girdiği idi. Böyle birisi İlk’in Labirenti’ne girip de ne başarmayı umuyordu ki?

Bu hiç mantıklı değildi.

Her neyse. Dante aklına bir anda hücum eden bu düşünceleri dağıttı ve dikkatini önündeki enkaza odakladı.

‘Ben seni yumruklamadan önce az daha bir şey söylüyordun. Demek ki zorda kaldığında zorlukla da olsa konuşabiliyorsun. Seni biraz zorlayayım o hâlde. Bakalım ne olacak.’

“Bundan böyle, sen adını söylemeyi becerebilene kadar, seni ‘yük’ diye çağıracağım.” Dante aklından geçenleri yüzünde belli etmeden konuştu.

Yük’ün ağzının kenarları aşağıya doğru kıvrıldı ve gözleri sislenmeye başladı. Dante’nin ağzından çıkacak olan sıradaki sözle beraber gözyaşlarına boğulacakmış gibi duruyordu.

“Bana öyle surat yapma. Şu anda sen bir ‘yük’ten başka bir şey değilsin. Dövüşemiyorsun, konuşamıyorsun bile. Hatta hiçbir şey yapamıyorsun. İşe yaramazın tekisin.

“Sana her baktığımda neden seninle uğraşmak zorunda olduğumu sorguluyorum. Açıkçası kendimi aptal gibi hissediyorum. Ölü bir ağırlığı etrafta taşımak, hele ki bir zindanın içinde bunu yapmak hiç de akıllıca bir şey değil.”

Dante bir anlığına duraksadı. Bu konuyu geri dönülemez bir noktaya taşımak kimseye bir fayda sağlamazdı. Bu kadar da sert konuşmasına gerek yoktu.

Tekrar düşününce kızın konuşup konuşmaması Dante için bir fark yaratmayacaktı.

Dante sözlerine devam etti ancak sesi az önceki soğukluğunu taşımıyordu, “Derdin ne bilmiyorum ama böyle devam edemezsin. Bu dünya senin gibi katılımcıların uzun yaşamasına izin vermez. Yaşasan bile ölümden daha beter bir kaderin olacağı aşikâr bir gerçek. Bir karşılık beklemeden sana yardım eli uzatan bizim gibi aptallara da emin ol bir daha hiç rastlamayacaksın.

“Olan oldu ve bir şekilde seni buraya kadar taşıdık. Şimdilik seni kaderine terk etmeyi de düşünmüyorum. Ne de olsa burada olmanda üçümüzün de payı büyük. Az da olsa sana karşı bir sorumluluk hissediyorum. Bu yüzden katakomplarla işimiz bitene kadar bizimle gelebilirsin.

“…ancak bu yolumuza çıkmadığın sürece geçerli. Seni koruyacağımızı falan da düşünme sakın. Ölmeden etrafımızda kalabilmek sana kalmış bir şey. Senin için çıkış yolunu açmaktan fazlasını yapmayacağız ve de dışarıya adımımızı attığımız andan itibaren tek başına olacaksın.”

Dante sözlerini bitirmişti. Kıza daha fazlasını söylemenin bir anlamı yoktu.

Dante’nin sözleri acı gerçeklerden ibaretti. Sarışın kızın bunları duyması gerekiyordu ve ne kadar erken duyarsa onun için o kadar iyiydi.

Ulfred ve Nathaniel da aynı zihniyete sahipti. Sözleri yüzünden Dante’yi kınamadılar veya sözünü kesmediler.

‘Yük’ gerçekten de acınası görünüyordu. Kendini bir anda bu acımasız dünyada bulmuştu. Kendinin farkındaydı ama bir amnezik olduğu için neden böyle olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.

Şimdi de Dante’den bu lafları duyunca hem biraz mutlu olmuştu hem de dünyası biraz daha kararmıştı.

Parti için bir yükten öte bir şey olmadığının da farkındaydı ancak gerçek bir yük bile ‘yük’ kelimesini bir isim olarak taşımak istemezdi.

Bu yüzden ağzından zorlukla da olsa birkaç kelime çıkarmak zorundaydı.

“I-I-Iona… Iona, adım. Y-Yük… değil.” sesi zayıftı ve titriyordu.

Iona’nın sesini duyar duymaz Dante’nin kaşları yukarı doğru fırladı. Ardından ifadesi normale döndü ve derin bir nefes verdi.

 ‘Umarım etrafımdaki acayiplerin sayısı artmaz.’ bir yandan da aklından bu dize geçiyordu.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1288

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1095

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 908

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 833

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 718

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 676

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 652

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 612

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 558

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 529

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 400

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 207

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 105

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16103 Üye Sayısı
  • 430 Seri Sayısı
  • 21249 Bölüm Sayısı


creator
manga tr