Bölüm 23- Griffin

avatar
510 1

Zoraki kahraman - Bölüm 23- Griffin


Simion gittikten sonra zalimler bahçesine doğru ilerlemeye başladım. İnişli çıkışlı tepelerden oluşuyordu ve kısalı uzunlu bitkilerle süslenmişti. Çiçeklerin arasından ilk tepeme ulaştım ve tepenin üstünden etrafa bakındım. Çok huzurlu görünüyordu. Fazla huzurluydu. Umursamadan patikayı takip ettim ve vadiye indim. Bitkiler belime kadar geliyorlardı. Çiçeklerin boylarının yükselmesiyle kendimi tedirgin hissetmeye başladım. Simionun söylediği gibi bu güzellik aldatıcıydı. 2. Tepemi de aşıp tekrar etrafı inceledim. Her an bir şeyin fırlayıp saldıracağını düşünerek envanterimden amatörün kılıcını çıkardım. Üzerinde goblin kanı duruyordu. Kılıcımı kullandığımdan beri temizlememiştim. Nasıl olsa envanterde zaman duruyor kan çok kurumadan temizlerim deyip sürekli erteledim. Kılıcı çıkarır çıkarmaz suratımda bir rüzgar hissettim ve kafamı kaldırınca uzaktan gelen öldürücü baskıyı iliklerimde yaşadım. Farkına varmadan savaşmaya hazır bir pozisyon almıştım. Baskı artmaya devam ediyordu ve en sonunda gitmem gereken bir sonraki tepenin üzerinde kanatlı aslan Griffini gördüm.

Havaya zıpladı ve kollarını açıp havada süzülmeye başladı. İki tepe arasında nereden baksan 300 adım vardı ama griffin birkaç saniye içerisinde tepeden vadiye doğru inişini yapmıştı. Yere iner inmez etrafındaki çiçekleri etrafa savurarak bana doğru koşmaya başladı. Her adımında artan basıncı hissedebiliyordum. Kaçmak istedim ama hareket bile edemeden sadece kılıcımı tutup gelişini izleyebiliyordum. Griffin yaklaşırken Maniresle yaptığım konuşmayı hatırladım. Gerçekten korkutucuymuş. Aslan kafası ve filmlerde gördüğüm pegasuslar gibi geniş kanatları vardı. Bulunduğum tepeye doğru koşarken kanatlarını açtı ve bir anda hava basıncı etraftaki bütün çiçekleri dümdüz etti ve griffini gökyüzüne kaldırdı. Kanatlarını sonuna kadar açmıştı ve havada süzülüyordu. Bir anlığına göz göze geldik ve bütün kuvvetiyle kükreyip bana doğru yaklaşmaya başladı. Kükremesiyle kendime geldim ve kılıcımı iyice kavrayıp griffine doğru koşmaya başladım. O havadan süzülerek yaklaşıyordu ben de tüm kuvvetimle koşarak hız ve ivme kazanmaya çalışıyordum. 

Tepenin sonuna geldiğimde zıpladım ve kılıcımı Griffinin geldiği yöne doğrulttum. Griffinin yaydığı baskın hava akımı yüzünden yakınlaşınca gözlerimi kapattım. Gözlerimi açtığımda tepeden aşağıya yuvarlanıyordum. Griffin tepenin üstünden bana bakıyordu ve tekrar kanatlarını açıp üzerime doğru atladı. Her dönüşümde zar zor görebiliyordum ama yaydığı öldürme isteğini hissedebiliyordum. Ben yuvarlanmaya devam ederken Griffin yaklaştı ve beni tutup yükseldi. Yakalandıktan sonra aslan bacağı değil de tavuk bacakları olduğunu farkettim. Gökyüzünde süzülüyorduk ve ben çarpışma esnasında amatörün kılıcını düşürmüştüm. 

“Envanter.”

Elimi pencereden rastgele soktum ve nasıl olduğunu anlamadan Eski Ustanın Antrenman Kılıcını çekip çıkarmıştım. Boğazım patlarmışçasına bağırıp kılıcımı savurdum. Griffinin gövdesi kesilmişti ve bir anlığına pençelerini gevşetti. Gevşeyen pençelerden fırsat bulup pençeleriyle sıkıştırdığı sol elimi kurtardım ve pençesini tutup kılıcımı göğsüne sapladım. Kanatlarının altından akan havayı hissedebiliyordum. Bir anda bütün kuvvetini arttırdı ve sol kolumun havada uçuşunu izledim. Yere çok yakındık ama tekrar yükseldik ve tepeye varmak üzereydik. Sol elim tekrar çıktı, bundan fırsat bilip tekrar pençesinden tuttum ve kılıcımı defalarca sapladım. Pençelerini gevşetti ve bedenim serbest kaldı. Sol elimle tuttuğum pençesine sıkıca sarıldım, sağ elimdeki kılıcı savurmaya devam ediyordum ki kılıçla beraber uçan kolumu gördüm. Kolum tekrar çıktığında sağ elimle de pençesini kavradım ve sırtına tırmanmaya başladım. 

Sürekli olarak hava çıkarıyordu. Sanki dağa tırmanıyormuşum gibi bir his uyandı içimde. Kalbim deli gibi atıyordu. 

“SENİ YEMEĞİM YAPACAĞIM!”

Gövdesine tırmandım ve sırtına çıkıp kanatlarından tuttum. Koparmak için çekiştiriyordum ama gücüm sadece dengesini bozmaya yetiyordu. Çok geçmeden ikimiz de takla ata ata vadinin dibine çakıldık. Üstüme düşmüştü ve dizimin altını oynatamıyordum. Envanterden goblinlerden topladığım paslı baltayı çıkardım önce Griffine defalarca sapladım. Hareket etmiyordu ama canlıydı ve ciyaklama seslerini duyabiliyordum. Balta ve kolum tamamen kanla kaplanınca durdum ve Griffini ittirmeye çalıştım. Sol altta yazı akmıyordu ama ölmek üzere olduğunu hissedebiliyordum. Her ne kadar bu durumdan nefret etsem de baltayı bacağıma vurdum. Acıyı hissetmiyordum ama bacağımdan akan kanı, eti ve kemiği gördükçe dehşete düşüyordum. Ben vücudumu koparmaya çalıştıkça vücudum iyileşiyordu ve birkaç dakika uğraştıktan sonra pes edip Griffinin ölmesini bekledim.

[Griffin Öldürüldü. 450 deneyim kazanıldı.]

[Griffin öldürüldü 175 zenit kazanıldı.]

Seviye atladınız

Seviye atladınız

0/330

[Mevcut bakiye 1355 zenit]

“Ganimeti topla.”  

Elimdeki baltayla kaldım, griffinin bütün vücudu yok oldu. 

“Şerefsiz canavar bütün kılıçlarım etrafa saçıldı.”

Ayağa kalktım ve kılıçlarımı aramaya başladım. Birkaç adım ötede kopan sağ elimi gördüm ama ne yanında ne de uzağında Eski Ustanın antrenman kılıcını bulamadım. Biraz daha aradıktan sonra Amatörün kılıcını aramaya başladım ama onu da bulamadım. 

“Nereye gitti bunlar. Nasıl yok olabilir.”

Umutsuzca aramaya devam ettim. Aradan ne kadar süre geçti emin değilim. Aklıma envanterime bakmak geldi. Kontrol ettikten sonra ikisinin de envanterimde olduğunu gördüm.

“Uf. Çok yoruldum. Her seferinde bu kadar zorlanacak mıyım?”

Söylene söylene ikinci tepeye çıktım ve oradan vadiye inip ilk tepeye çıktım. Güneş tepeyi çoktan geçmişti. Ben de burada uzanıp simionun gelmesini bekledim. Karnım acıkmaya başladı ama ot yemek istemediğim için bekledim. 

Güneş batmaya yaklaşınca at arabasıyla simion göründü. Tepeden inip Simiona doğru yürümeye başladım. Beni görünce el salladı, ben de karşılık olarak el salladım. 

“Bu sefer çok fazla beklemem gerekmedi haha.”

“Ah.. geçen gün için üzgünüm.”

“Önemi yok önemi yok.”

“Borcum ne kadardı.”

“145 zenit yeterli.”

“İndirim mi yapıyorsun?”

“Evet.”

“Gerek yok 150 zenit alabilirsin.”

“2. Rütbede olduğun için böyle. Kişisel indirim değil yani.”

“Ah anladım keseni aç Simion.”

Simion para kesesini açtı.

“Para transferi 145 zenit.”

[Mevcut bakiye 1210 zenit.]

“Avlanma nasıl geçti.”

“Yorucu.”

“Evet Griffinler zorludur.”

“Sürekli hava çıkarıyordu çok yoruldum.”

“Hava mı çıkarıyordu.”

“Evet.”

“Hava çıkardığından emin misiniz?”

“Evet eminim.”

“Çok şanssız olmalısın.”

“Ha? Neden?”

“2. Seviye Griffine denk gelmişsin.”

“2. seviye?”

“Yetenek kullanabilen yani.”

“Ne farkı var ki?”

“dedim ya yetenek kullanabilen diye.”

“Normalde kullanamıyor mu?”

“Seviyesi düşükse kullanamaz.”

“Yani 2. Seviye olunca yetenek kullanabiliyor öyle mi?

“Yetenek kullanabildiği için 2. Seviye oluyor desek daha doğru olur.”

“Kafam karıştı.”

“neden?”

“Ben şimdi 30lu seviyelerdeyim. Griffin 2. Seviyede bu kadar güçlü 30 Seviye olursa ne olur?”

“Ah senin bir şeyi bilmediğini unutmuşum.”

“Bu da  ne demek şimdi.”

“Canavar seviyeleri biz insanlardan farklıdır.”

“Nasıl?”

“kullanılabildiği yetenek sayısına göre seviyelendirilir.”

“Sadece yetenek sayısına göre mi?”

“Evet ama bundan ibaret değil. Güç seviyesini de belirler aynı zamanda. 2. Seviyeye geçtikten sonra hızı ve gücü de artar. 1. Seviye ile 2. Seviye arasındaki fark bu bir de. Her canavarda var bu mevzu. Griffinler için kanat boyu ne kadar büyükse seviyesi o kadar fazladır derler. 4. Seviye bir Griffin Kanadı görmüştüm kraliyet şehrine giderken. Kale kapısı uzunluğundaydı sadece bir parçası.”

“Anlıyorum biraz.”

“ama siz çok şanssızsınız.”

“Neden?”

“Bildirilen seviyesi 1di bu canavarın. Siz 2. Seviyeyle karşılaşmışsınız.”

“Bunu nasıl kanıtlayacağım peki?”

“Artık kanıtlayamazsın.”

“Neden?”

“Kanatlarını yanında getirmemişsin. O yüzden çekirdeğinden 1. Seviye ödeme alıcaksınız.”

Teşekkürler envanter.

“Anlıyorum. Hızlı gidebilir misin Simion?”

“Olur sorun değil. Sıkı tutunmanızı tavsiye ederim.”

“Teşekkürler.”

Yere uzandım ve bir anda araba aşırı derece hızlandı. Kendimi hız treninde gibi hissettim. Uzun sürmeden şehre vardık.

“Simion bu da neydi böyle.”

“At sürme yeteneğim.”

“Daha önce neden kullanmadın.”

“Aynı at üzerinde günde bir kere kullanabiliyorum ve atımı çok yoruyor.”

“Anladım.”

“Taffel yanıma uğrasın demişti.”

“Neden?”

“Satın aldığın atla ilgili sanırım.”

“Tamam uğrarım.”

Simion kimlik kartını gösterdi ve para ödemeden içeri girdi. Ahıra vardık ve teşekkür edip arabadan indim. Taffel atların yanındaydı.

“Beni sormuşsun Taffel.”

“Evet.”

“Bir şey mi oldu.”

“Atların bakımı için para vermen gerekiyor.’

“10 günlük ödeme yapmıştım.”

“2 atın var 5 günlük ödeme yaptın.”

“anlıyorum.”

Ne üçkağıtçı adamsın lan Taffel. 

Taffel para kesesinin ağzını açtı 

“Para transferi 350 zenit.”

“Ölene kadar atlarına bakmamı mı istiyorsun?”

“Yanımda varken peşin ödeyeyim dedim.”

“Paralar nereden çıktı ayrıca? Büyü falan mı bu?”

“Benim özel becerim. Parayı saklayabiliyor.”

“Peki peki git hadi.”

“Eğer annesi ödeme süresi bitmeden önce ölürse paranın kalanını at için kullan.”

“Zaten öyle yapacaktım. Ne sanıyorsun sen beni?”

“Unut gitsin. Söylemedim say.”

Oradan ayrıldım ve maceracılar loncasına doğru yola koyuldum. Lonca geçen günki gibi yarı doluydu. 

“Merhaba Peter.”

“Merhaba Falezur. Günün nasıl geçti.”

“Yorucuydu. Görevdekinden daha yüksek seviyeli bir Griffinle savaşmam gerekti.”

“Biletine bakabilir miyim.”

“Bilet mi?”

Envanterimi kontrol ettim ama bulamadım. Pantolonumun ceplerine de baktım ama yine bir şey çıkmadı.

“Biletim yanımda değil.”

“Tamam sorun değil kayıtlara bakarım.”

“Teşekkürler.”

Peter kağıtları inceledi ve ilan panosuna gidip kontrol etti. Sonra geldi ve

“Falezur gerçekten 1. Seviye olması gerekiyor. 2. Seviye olduğundan emin misin?”

“Ben seviyelerden anlamıyorum açıkçası. Cesedini getirdim istersen inceleyebilirsin.”

“Ah harika bu yeterli olur.”

“envanter.”

Griffin yazan kutucuğu buldum ve elimi soktum. 

-Hey bu geçenki çocuk değil mi?

-acaba şimdi ne getirdi.

-nasıl bir yeteneği var bunun?

-aranızda onunla konuşan var mı?

-ben konuşmadım ama geçen gün loncaya gelirken çocuğun kafalarını yerde gördüm 

-kafalarını mı gördün 

-evet 3 tane kafası vardı

-canavar mı yoksa?

-konuşmadan anlayamayız değil mi?

O sırada griffinin kafasını çıkarmaya uğraşıyordum. Kafasını çektim ama o kadar ağırdı ki gerisini çıkaramadım. 

“Hey dostum neyle uğraşıyorsun? Griffinin kafasını neden yanında getirdin?”

“Ah zamanında geldiniz. Çekmeme yardım eder misiniz?”

“Çekmene mi?”

“Evet.”

“Pekala?”

Elini aslanın yelesine attı ve benimle birlikte çekmeye başladı.

“Bu.. neden bu kadar ağır.”

“Yardım lazım mı koca oğlan haha.”

“Güleceğine el at aptal.”

“Bir kafayı çekemedin mi?”

Dedi ve o da konvoya katılıp çekmeye başladı. Yavaş yavaş vücudu çıkmaya başladı. Bunu gören arkadaşları da yardım etmeye başladı ve hep beraber griffini çekip çıkardık. 

“Bu şey nereden çıktı.”

“Envanterimden.”

“Envanter mi?”

“Özel becerim.”

“Nasıl soktun bunu içeriye. Bina kadar ağırdı.”

“Konuşmanın sırası değil seviyesini kontrol etmem gerekiyor.” Diyip laflarını kesti peter.

Daha sonra griffinin kanatlarını tutup çekti  ve yere serdi. Sonra avucunu açtı ve ölçmeye başladı.

“7 avuç ve bir serçe parmak. Gerçekten 2. Seviye”

“Evlat nasıl avladın bunu? Daha yeni maceracı olduğunu duydum.”

“Baksana sırtında resmen savaş çıkmış. Zar zor sırtına binip defalarca baltalamış gibi.”

“Evet doğru.”

“Balta nerede peki.”

Envanterimden çekip çıkardım 

“Tanrım şu baltaya bak tamamen kanla kaplanmış.”

“çocuğun bütün kolu kan olmuş ayrıca.”

“Adın ne evlat.”

“Falezur.”

“Ben Goppid"

“memnun oldum.”

“Ben de öyle. Şu salak olan Yenyen. Genç görünen kel Asferyl. Hala daha masada oturan Senrir ve şu an burada olmayan biri daha var ama onun önemi yok.”

“Memnun oldum.”

“Ekibimize katılmak ister misin?”

“Teklifiniz için teşekkür ederim ama yalnız kalmayı tercih ederim.”

“Oh.. hemen reddettiğine göre kafanda planın var.”

“Evet.”

“Anlıyorum başarılar dilerim öyleyse.”

“Teşekkürler.”

“Muhabbetiniz bittiyse müsaade edin de işlemlerimi yapayım.”

“konu iş olunca bütün nazikliğini kaybediyorsun Peter.”

“Bu sayede bu zamana kadar gelebildim zaten.”

“Peki peki gidiyoruz.”

Peter konuşmanın başından sonuna kadar ölçüm yapıyordu. Resepsiyona gitti ve hemen geri döndü.

“Falezur. Görev ödülü 2 puan 250 zenitti. Malzemelerle birlikte 4 puan 370 zenit yapıyor. 2. Seviye olduğu için loncamızın özür niyetiyle fazladan 430 zenit daha vereceğiz. Bununla birlikte 4 puan 800 zenit yapıyor. İstersen bekleyip işlemlerimi bitirdikten sonra alabilirsin. Istersen de sabah maniresten paranı tahsis edebilirsin. Yorulmuş olabileceğini düşündüğüm için bu seçeneği sunuyorum normalde beklemen gerekirdi.”

“Pekala Peter. Teşekkür ederim yarın gelip Maniresten ödemeyi alırım.”

“tamam öyleyse”

“Görüşürüz Peter.”

“Görüşürüz.”

Loncadan çıktım ve hana gidip duşumu aldım. Handan çıktım ve gidip yemeğimi yedim. Tekrar hana geldim ve yatağıma yatıp uyudum. 

[Mevcut bakiye 847 zenit]

Kullanıcı adı: Falezur

Sınıf:...

Unvan: Maceracı 2. Rütbe

Seviye: 33 (0/330)

Beceriler:

[Ölümsüz beden]

[Depresyon hali]

[Tanrı öfkesi]

Statlar:

Güç: 21  Çeviklik: 30   Zeka: 20

Dayanıklılık: 30  İrade: 5     Büyü: 6

Harcanabilir statü puanı: 4


Yorumlarınız motive ediyor. Okuduğunuz için teşekkürler.






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18158 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr