Bölüm 21- Yapılması gerekenler

avatar
93 1

Zoraki kahraman - Bölüm 21- Yapılması gerekenler


Uyandığımda pencereden sızan güneş ışınlarını odanın kalın perdesi engelliyordu ama yine de oda yeterince aydınlanmıştı. Doğruldum ve perdeleri açıp bütün şehrin ayaklarımın altında olduğu manzarayı izledim. Uzun sürmeden sıkıldım ve devasa banyoya girip duşumu aldım. Dün Fionanın aldığı garip kıyafetler yerde duruyordu. Envanterime koydum ve envanterimden dün giydiğim kıyafetleri çıkardım ve giydim. Banyodan çıktım ve tam çıkmak üzereyken komidinin üstüne bırakılmış kağıtlar dikkatimi çekti. Yakından bakınca bunun 3 puan olduğunu fark ettim.

“Galiba şu an bir fahişeyim.” 

Ne düşünüyor bu kız böyle anlamıyorum. Ayrıca ne ara koydu bunları? Her neyse düşünmekle uğraşamam. 

Puanları aldım ve kimliğime aktardım. Daha sonra sessizce handan ayrıldım. Güneşin konumundan saatin öğleye yaklaştığını düşündüm. İlk iş Fennye gitmek lazım. Birkaç gündür gitmiyordum kesin sinirlenmiştir. 

Biraz yürüdükten sonra Fenny'nin dükkanına gelmiştim. Kapı kapalıydı tıkladım ses gelmeyince seslendim ve tekrar ses gelmeyince kapıyı itip açtım. Fenny kasanın başında uyukluyordu. Normalde masanın üstü veya duvarlarda kılıçlar, zırhlar ya da kalkanlar olurdu ama şu an dükkan bomboştu.

“Hey Fenny?”

“Fenny?” 

Dürtükledim ve doğrulup uykulu gözlerle suratıma avel avel bakıyordu.

“Soyuldun mu Fenny dükkan niye boş.”

“Çalışmıyorum git hadi kaybol.”

“Niye çalışmıyorsun Fenny?”

“Zaman çocuk beni kandırdı. Her gün geleceğini söylemişti ama gelmedi.”

Bu koca cüce de küçük çocuk gibi naz yapıyor. Sınanıyor muyum ben anlamıyorum ki. 

“Avlanıyordum o yüzden gelemedim.”

Bir anda gözleri açıldı.

“ZAMAN ÇOCUK! ŞİMDİ NE GETİRDİN GÖSTER! GÖSTER!”

Dengesiz bu herif. Paramı almaya geldim ben 

“Getirdiğim malzemelerin ücretini almaya geldim. Yanımda silah ya da zırh yok.”

“Derdin para olmuş senin. Canavar avladım diyorsun bir de. Hani nerede malzeme!”

“Malzeme mi?”

“Kürk, diş, kemik!”

“Boynuz var.”

“Ne boynuzu.”

“Canavar boynuzu.”

“GÖSTER GÖSTER!”

Neden bir anda böyle heyecanlanıyor ki? 

“Envanter.”

“ZAMAN BÜYÜSÜ GÖSTER GÖSTER!”

Artık alıştım ve görmezden gelmeye başladım. Daha sonra iki boynuzu çıkardım ve Fenny boynuzları görür görmez suratı ciddileşti. Masaya yatırdı. Boynuzlara ben de ilk defa yakından bakıyordum. Dümdüz bir boynuzdu. Ucuna doğru sivrileşiyordu. Yaklaşık 1-1,5 metre kadar uzundu. Bu boynuzdan nasıl silah yapıyorlar çok merak ediyorum doğrusu. 

“Nasıl bir kılıç istiyorsun.” 

Sanki şu an normal birisiyle konuşuyormuşum gibi hissediyordum kendimi

“2 boynuz olduğu için 2 tane aynı kılıçtan istiyorum. Yapabilir misin.”

“Tabii ki yapabilirim. Ayrıca aklımda orijinal bir fikir var.”

“Nedir.”

“Yapınca görürsün. Kullanıp kullanmamak sana kalmış.”

“Ah pekala.”  Dedim ve izlemeye başladım. Fenny incelemeyi durdurup bana baktı.

“Ne duruyorsun?”

“İzlemek istiyorum.”

“Olmaz odaklanamıyorum git.”

“Peki peki gidiyorum. Ah bu arada ödeme ne olacak.”

“Üretim ücreti olarak alıyorum para mara yok sana git artık hadi. Çalışmaya başlamak istiyorum.”

Çok ciddi gözüküyor. Görünenin aksinde bir kişiliği varmış demek ki. Ya da sadece bir delidir?

“Kolay gelsin o zaman. Tahmini ne zaman biter. O zamana kadar rahatsız etmeyeyim.”

“1 hafta sonra gel. Kapıya da şu tabelayı asıver.” Dedi ve üstüne MEŞGULÜM SİKTİR GİT kazılı bir tahtayı elime tutuşturdu. Yazı görünce anlık şaşkınlığa düştüm. Gerçekten anlaşılması zor biri

“İpi çiviye tuttur ve ters asma sakın.”

Kafamla onayladım ve yanından ayrıldım dediği gibi tahtayı astım ve 2 kere kontrol edip oymacıya doğru yola koyuldum.

Oymacıya vardım ve içeri girdiğimde birkaç gün öncekinin aksine bambaşka bir havası vardı. Sergilenen mücevherler ve canavar taşları değişmişti. Önceden tam bir taş kullanılıyordu şimdiyse kolyeler, bilezikler ve küpeler vitrinleri süslüyordu. 

“Merhaba bayım. Burada mısınız.” 

Bu adamın adı neydi ya?

“Kimsin?” 

Hafif yorgun bir ses duyuldu perdenin arkasından

“Falezur efendim. Tavşan kralı öldürmüştüm.”

Perde aralandı ve oymacının kafası göründü.

“Ah gelmişsin. Dün gelmeni bekliyordum gerçi ama olsun. Gel yaklaş bitmek üzere.” Dediği gibi perdenin olduğu kısma doğru yaklaştım.

“bütün günü canavarın midesinde geçirdim efendim üzgünüm."

“Canavar mı?”

“Evet efendim.”

“Hangi canavar.”

“Sanırım ismi Oselioymuş.”

“Oselio?”

“Evet."

“Taşını çıkardın mı?”

“Evet. Lonca şu an değer biçmek için bir görevli ayarlıyor olmalı.”

“Ben de görmek isterim taşı.”

“Değer biçildikten sonra size bizzat gelip gösteririm efendim.”

“Ah pekala bu kadar konuşma yeter. Gel de bak bakalım nasıl olmuş.” Dedi ve perdeyi tamamen aralayıp bana yol açtı.

Loş bir oda olmasını bekliyordum ama oda ışıl ışıldı ve  parlıyordu. 

“Çok parlak.”

“Evet bazı taşlar böyle parlarlar.”

“Büyüleyici.”

“Bana ilham veriyor.”

Bir şey söylemedim ve etrafa bakınmaya devam ettim. Masasına doğru yaklaştı ve 

“Gel bak nasıl olmuş. Son bir işlem yapmam gerek sadece sonra bitiyor.” 

Masaya yaklaştım ve iki çubukla araya sıkıştırılmış tavşan figürünü fark ettim.

“Beğendin mi?”

“Çok gerçekçi olmuş. Çok yeteneklisiniz.”

“Elindeki ayrıntıyı fark ettin mi?”

Ayrıntı mı? Yakından bakınca anladım.

“Ellerinde kalp mi tutuyor?”

“Aynen öyle.”

“Bundan iki tane mi yaptınız efendim?”

“Hayır.”

“Tek parça yani anladım.”

“Hayır bu parça ayrılabiliyor.”

“Ayrılabiliyor mu?”

“Evet.”

“Mıknatıs gibi mi?”

“Mıknatıs da ney?”

“Ah yani. Demirin başka bir demiri çekmesi gibi mi. Daha önce bir büyücünün yaptığını görmüştüm de  haha.”

“Yok hayır. Bu Plorevas kuşlarının gagalarının etkisi.”

“Plorevas?”

“Nadir bir türdür bilmemen normal.”

“Gagalarının etkisi derken neyi kast ettiniz?”

“Bu kuşlar çiftleşme dönemlerinde erkeklerini çekebilmek için gagalarını kullanıyorlar. Gagaları özel bir sıvı üretiyor ve çiftleşme ya da yumurtalama adı artık her neyse onu yapıp işlerini bitirdikten sonra gagaları düşüyor. Yeni çiftleşme donemi gelene kadar gagaları gelişiyor. Anne de baba da yeni çocuk yumurtadan çıkana kadar yemek yemiyor ve bekliyorlar. Her neyse. Gagalarının salgıladıkları sıvılar sayesinde gagalar birbirlerine yapışıyorlar. Birbirlerine çok yakın oldukları zaman birbirlerini çekiyorlar ve kuvvet uyguladıktan sonra onları ayırabiliyorsun. Gagaları alıp yontuyoruz ve toz haline getiriyoruz. Tozları başka bir yapıştırıcı sıvıya karıştırıyoruz ve o sıvıyla birlikte taşa sürüyoruz. Bu sayede tozlar birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekebiliyorlar. Bu toz Plorevas  tozu olarak biliniyor. Ortadan ikiye ayrılıyor (çeker ve tavşanı ortadan ikiye ayırır.) ve yaklaştıklarında tekrar birleşiyorlar. (Ellerini çeker ve taş tekrar birleşip eski halini alır.)  2 ayrı kolye yapacağım. Bir yarısı sende diğer yarısı kadınında olacak. Birbirinize çok yaklaştığınız zaman birleşecek. Artık bu söylemden ne istersen anlayabilirsin genç adam hahahaha.”

“Minnettarım efendim çok anlamlı olmuş. Size borcumu nasıl ödeyebilirim?”

“Bunun bir hediye olduğunu sana söyledim zaten ihtiyacım yok.”

“Kendimi mahcup hissederim efendim. Basit bir şey olsa bile isteyebilirsiniz. Reddetmeye cüret edemem.”

“Hmmm. Öyleyse getirdiğin taşın değeri belirlendikten sonra onu bana sat. Bu şekilde borcunu ödeyebilirsin.”

“Pekala efendim isteğinizi hatırlayacağım ve size satacağım.”

İyi bari beleşe istemedi. 

“Taşları kolyeleştirme işlemini yaptıktan sonra teslim edeceğim. İstersen dışarıda bekle fazla uzun sürmez.”

“Pekala dışarıda bekliyorum öyleyse.”

Dışarı çıktım ve beklemeye başladım. Fazla uzun sürmeden oymacı birleşik tavşanı gelip teslim etti ve taşı satacağım günü 4 gözle beklediğini söyledi. Teşekkür ettim ve ben giderken 

“Sağ taraftaki, erkek Plorevasın gaga tozu onu kendine al.” Dedi. Gülümsedikten sonra oradan ayrıldım ve loncaya koyuldum. Kolyeyi de envanterime koydum. 

Loncaya vardıktan sonra Manires beni selamladı. Görevlinin gelip gelmediğini sordum ve 2 gün sonra geleceğini söyledi. İlan tablosuna gittim ve incelemeye başladım. Dikkatimi çeken ilk şey goblin boyun eğdirmesi oldu. Koyun gütme görevi, arabacı ilanı, taşımacılık, korumacılık, ne yapacağıma karar veremiyordum.

“Öneride bulunmamı ister misiniz Efendi Falezur.”

“Evet iyi olurdu.”

“Dilerseniz goblin görevi yapabilirsiniz. Bu zamanlarda sayıları artar genelde.”

“Hayır goblin görevi yapmak istemiyorum.”

“Yine devler gibi tehlikeli bir şeye bulaşmayacaksınız değil mi.”

“Aksine öyle bir şey arıyorum. Bunun için önerin var mı?”

“Ama bu çok tehlikeli. Sizin seviyenizde ölüm oranı %100.”

“Keşke gerçek olabilseydi.”

“Ah.. doğru ya hahahaha.”

Hafif gülümsedim manires de yapmacıklığımı fark etmiş olacak ki

“Griffin görevine ne dersiniz?”

“Kanatlı aslanlar mı?”

“Evet ama endişelenmeyin uzun süre uçamazlar.”

“Nasıl yani?”

“Tavuk gibidirler. Yükseğe sıçrarlar ve havada asılı kalıp süzülebilirler ama özgürce uçamazlar.”

“o zaman griffinler aslan kafalı tavuklar olmuyor mu?

“Kanatlı aslanlar daha korkutucu değil mi?”

“Evet ama abartı gibi geliyor.”

“Griffinler korkutucudur. Kanatlı aslan lakabı daha uygun.”

“Peki Griffinler kuş mu yoksa aslan mı?”

“İkisi de belki?”

“Hangi kısımları değerli?”

“Bütün vücudu değerli ama yakalama görevi yok öldürüp cesedi getirseniz de olur.”

“Az önce ölmüş gibi teslim ederim muhtemelen.”

“Değeri 4 kat artar o zaman. Uzun zamandır Griffin eti yemiyordum. Çok keyifli olacak gibi.”

“%100 ölme ihtimalini ne çabuk unuttun.”

“Ölemeyen bir adam ölebilir mi?”

“Hiç hatırlatma şimdi.”

Manires tabelanın önüne geldi ve griffin boyun eğdirmesi biletini koparıp bana verdi. Yerine döndü ve ben de onu takip edip

“Para transferi 10 zenit.”

“Ah seviye 2 maceracı olmuşsunuz efendim. 9 zenit yeterli artık.”

“Bunu nereden anladın?”

“İşlem yapıldığında görebiliyoruz. Para transferi yaptığınızda bilgileriniz kaynaklarımıza aktarılır.”

“Demek bu yüzden Fionaya hiç kimlik sormuyorlardı.”

“Evet genel sebebi bu. Ayrıca Fiona birkaç senedir burada. Herkes kaçıncı rütbede olduğunu biliyor.”

“Ah anlıyorum. Bu arada bu indirimleri kim karşılıyor”

“Bağlı olduğumuz krallık karşılıyor.”

“Ben şimdi hangi krallıktayım.”

“Kralın rütbesi düşük olduğu için bir soyadı yok ama bu şehrin sahibi sizin kralınız efendim.”

“Kral ha. Fiona ona saydırıp duruyordu. Zimmetine para geçiriyormuş.”

“Evet çoğu indirimi kaldırdı. Yasaya aykırı ama kral olduğu ve önemi olmayan indirimler olduğu için büyük krallar görmezden geliyor. Ama burası bir sınır şehri ve çok fazla gelen gideni oluyor. Her geçişte vergi alınıyor. Küçük ihlal büyüyüp büyük kara dönüşüyor.”

“Anlıyorum.”

“Ah bu arada kralların indirim alma yetkisi yoktur haha.”

“Öyleyse neden kral olayım ki. Sürekli bir kayıp var gibi görünüyor.”

“Kralların kral olmaya devam etmelerinin bir sebebi vardır illaki.”

“Saygı görmek için olabilir mi?”

“Haha bu sebep olsa bile en son sebep olabilir. Bir manav bile bir kral olabileceği için kralların gördüğü en son şey saygıdır. Çoğu kralın ahlakı bile yoktur. Sadece nesillerdir devam eden krallıkların saygınlıkları olur.”

“Balo falan düzenliyorlar mı bari.”

“Evet ama yeni krallar davet edilmez.  Sosyetede  kabul görmezler. Yıllardır süregelen şehir lortları ve eşleri, varsa erişkin çocukları. Herkes tarafından kabul görülen şövalyeler ve tabii ki kraliyet ailesi ve onların davet ettiği kişiler katılabilir.”

“Bilgi için teşekkürler.”

“Haha önemi yok. Konuşmaktan zevk aldığım bir konudur istediğiniz zaman konuşabilirsiniz.”

“Öyleyse görüşürüz Manires.”

“Görüşürüz Falezur.”

Loncadan ayrıldım ve ahıra gidip Simionu sordum. Biraz sonra geldi ve bileti uzattım. Arabayı hazırlayacağını söyledi ve birkaç dakika sonra arabayla beraber geri geldi. Güneye, Zalimler Bahçesine gidiyorduk.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18157 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr