Bölüm 18 Geri Dönüş

avatar
142 1

Zoraki kahraman - Bölüm 18 Geri Dönüş


Yıkılan ağaçları takip etmeye başladım ama kendimi çok yorgun hissediyordum. Ayrıca fazlasıyla acıktım. Devleri öldürüp gelirim diyordum ama bunların başıma geleceğini tahmin etmemiştim. 

Ağır adımlarla devrilen be bir dal gibi kırılmış koca ağaç gövdelerinin oluşturduğu yolu takip ettim. Sonra aklıma seviye atladığım geldi ve statlarımı dağıtırsam daha enerjik hissederim diye düşündüm.

“Profil"

Kullanıcı adı: Falezur

Sınıf:...

Unvan: Maceracı 1. Rütbe

Seviye: 31 (180/310)

Beceriler:

[Ölümsüz beden]

[Depresyon hali]

[Tanrı öfkesi]

Statlar:

Güç: 15(+2)  Çeviklik: 15   Zeka: 20

Dayanıklılık: 11  İrade: 5     Büyü: 6

Harcanabilir statü puanı: 40


Sanırım çeviklik ve dayanıklılığı arttırmalıyım. Bu sayede hızlı koşup uzun süre dayanabilirim. İkisini de eşit yapsam yeterli olur herhalde.

“Statüleri dağıt. Çeviklik 15 puan"

[Çeviklik 30]

“Dayanıklılık 19 puan"

[Dayanıklılık 30]

Geri kalanını da güce harcayabilirim sanırım.

“Güç 6 puan"

[Güç 21]


Gerçekten kendimi daha enerjik hissediyorum. Çok bir fark göremedim ama saatlerce koşabileceğime eminim. Fionanın atı da bu çeviklikleydi değil mi. Acaba bir at kadar hızlı olabilir miyim? Denemekten zarar gelmez sanırım.

Ayakta koşu pozisyonu aldım ve çıplak ayaklarımla devrilmiş ağaçların arasında koşmaya başladım. Rüzgarın suratıma çarptığını hissedebiliyordum. İntihar ettiğim günü hatırladım. Gerçekten özgür olduğumu düşündüğüm tek andı. Şimdi o anı tekrar yaşıyordum.

“HAHAHAHAHAH!”

Kendimi tutamıyorum! Her yanımdan enerji fışkırıyor! Sonsuza kadar koşmak istiyorum! 

“BUNU ÖMRÜMÜN SONUNA KADAR YAPABİLİRİM!”

Birkaç dakika daha bu şekilde koştuktan sonra duruldum.

“Sanırım yapamazmışım çok yoruldum.” 

Biraz dinlendikten sonra tekrar koşmaya başladım ama önceki gibi rastgele değil de kontrolümü sağlayarak koşuyordum. Enerjimin tükenmesini istemedim. Aradan biraz zaman geçti ve son devrilen ağacı gördüm. Bu yerden sonra devrilmiş ağaç yoktu. Arkamı döndüm ve arkamdaki devrilen ağaçlar tekrar büyümüştü? Eski hallerine mi döndüler? Bu da ne anlama geliyor? 

“Kayıp mı oldum?”

Güneş hala parlıyor. O halde yönümü bulabilirim. Güneşi arkama almam gerekiyor. Ağaçlı yoldan ilerlerken zaten güneş arkamdaydı. O halde dümdüz ilerlemeliyim. Batıya ilerledikçe şehre varabilirim. Sadece buradan çıkmam gerekiyor. Ama burası neresi böyle? Koca dağ nereye gitti? Ne zamandır koşuyorum ama dağı hala göremedim? Farklı bir evrene falan mı ışınlandım? 

Bir dakika. Bu goblinlerde olduğu gibi ilizyon olabilir mi? Dağı nasıl saklayabilirler ki yoksa? 

Bu fikirlerde güneşi sırtıma alarak yürümeye devam ettim. Yürüdüm, ağaçlar arasında koştum, dinlendim ve bunu tekrarladım. Dümdüz ilerlediğimi düşünüyordum. Tek güvencem de arkamdaki güneşti. 

Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum, bir karanlık farkettim. Güneşi ve karanlığı aynı anda görmek beni şaşırttı. Karanlığa doğru ilerledim. Karanlığa iyice yaklaştım. Devasa bir mağara girişine benziyordu. Karanlıktan içeri girdim ve bir anda arkamdaki güneşin sıcaklığını hissedemez oldum. Arkamı döndüm ve yükselen dağı gördüm. Demek dağın içindeydim. Ama bu normal miydi ki. Hem ne kadar zaman geçmişti? Az önce hava aydınlıktı. Ne yapacağımı bilemiyorum. Tekrar içeri girmeyi denesem başarabilir miyim ki?

Elimi uzattım ve elim kayanın içine girdi. Kafamı ve bedenimi soktum ve yine işe yaradı. Sanırım burası gizli bir geçit. Daha sonra kaybetmemek için bir işaret koymalıyım. Ne koyabilirim ki? 

Düşünmeye devam ettim ve en sonunda küçük bıçağımı envanterden çıkartıp girişin hemen sonundaki kayanın yanına girişin tersini işaret eden bir ok çizdim. Kimse bu tarafa gelmez zaten. Belki çok daha sonra tekrar gelirim. Ayrıca şu patika nerede. Sanırım gece olalı çok olmuş. Yakında hava aydınlanır. Girişe sırtımı döndüm ve dümdüz ilerlemeye devam ettim. 

Birkaç dakika yürüdükten sonra bir elma ağacı buldum. Yenilebilir olup olmadığından emin olmak için üzerinde analizi kullandım

[Elma ağacı]

Yenilebilir ve sulu elmaları üreten ağaç


Mutlu oldum ve toplayabildiğim kadar elma topladım hepsini envantere koydum ve teker teker yürürken yemeye başladım. Yön duygum hala berbat ama umarım mağara girişinden doğru yola ilerliyorumdur. 

Yürümeye devam ettim. Aşırı sıkıldım bu durumdan! 

Bıkkın bıkkın yürümeye devam ettim. Saatlerce yürümeye devam ettim. En sonunda etraf aydınlanmaya başladı. Dağın eteklerinden güneş ışığı sızıyordu. Yolumun aydınlandığını görünce ve yönümü anlayınca kendimi rahatlamış hissettim. Bıkkınlığımı üzerimden atıp yürümeye devam ettim. Birkaç dakika sonra da patikayı gördüm. Sevinçten havalara uçmaya başladım ama sevincim fazla sürmedi çünkü yeri titreten ayak sesleri duyulmaya başladı. 

YİNE Mİ O CANAVAR! 

Tekrar o şey tarafından yutulmak istemiyorum! Ryujin! Yalvarırım beni görünmez falan yap! Tekrar o canavarın midesine inmek istemiyorum!

Bu sözleri söylerken gözlerimi kapatıp dua ediyordum biraz sonra sesler kesildi. Kafamı kaldırdım ve uzakta Yere yığılmış dev cesetlerini gördüm. 

“Ne oluyor?” 

Bir siluet devlerin üzerine çıktı ve ölen devlerin gözlerini sökmeye başladı. Gözlerini çıkardıktan hemen sonra gözlerinin arkasındaki taşlarını çıkarttı.

“Bu da kim böyle?”

Diyip adım adım yaklaşmaya başladım. Ben ilerledikçe siluet netleşmeye başladı. Bu erkek de kim böyle? Bir yerden hatırlıyorum ama emin değilim. Kim bu adam? Bu kadar ince bir vücudu var ama yeterince güçlü? Kim bu? Tanrım kim bu? Ben kendi kendime düşünüp yürürken adam kafasını bana çevirdi. Bana dik dik baktıktan sonra arkasını döndü ve ellerini ağzında birleştirip

“ONU BULDUM!!!!”

Diye bağırdı. Sonra devin üstünden yere atladı ve bana doğru yürümeye başladı. Bu güçlü adamın beni öldürmek istediğini düşünüp kılıcımı sıkıca kavradım ve yavaşça üstüne doğru yürümeye başladım. Adam ve ben iyice yaklaştıktan sonra onun kim olduğunu hatırladım

“Herkesi endişelendirdin adamım haha. Fiona neredeyse derimizi yüzüyordu bizim.”

“Yaejin? Doğru mu hatırlıyorum?”

“Ahaha unutmamışsın! Hadi gidelim artık.” 

Kafamı salladım ve Yaejini takip etmeye başladım. 

“Devleri sen mi öldürdün?”

“Sadece ben değil birkaç kişi toplandık.”

“Devler için mi toplandınız?”

“Hayır be senin için toplandık. Daha doğrusu fiona bizi zorladı.”

“Fiona zorladı demek..” 

“Niye Fionaya haber vermedin ki?”

“Kim bilir. Sanırım biraz yalnız kalmak istedim.”

“Anlıyorum. Fiona biraz korkutucu hahaha"

“NEREDESIN!”

“Buradayız!”

Bir anda devin üstüne birisi zıpladı ve zıpladıktan hemen sonra da yere atladı. Bu kişi Fionadan başkası değildi. Yanımda doğru yaklaştı ve o korkunç gözlerle beni öldürecekmiş gibi bakıyordu.

“O halde ben gideyim Falezur ahaha.”

“Yaejin gitme...”

Bana acıyan gözlerle baktı ve hemen sonra topuklarını götüne vura vura koşmaya başladı fiona yaklaşmaya devam ediyordu. Kendimi ölümüme hazırladım. Gözlerimi kapattım ve gelecek ölümcül darbeyi bekledim.

“Bana neden haber vermedin..” 

Gözlerimi açtım ve fionanın öfkeli yüzünün yerine hüzünlü suratını gördüm. 

Bu kızın sorunu ne böyle? Bir anı diğerini tutmuyor. Gerçekten bir deli olabilir mi?

“Sinirliydim.”

“Seni attan düşürdüğüm için mi?”

“Beni yalnız bıraktığın için.”

“Özür dilerim.”

“Özrüne ihtiyacım yok.”

“...”

“Neden geldin buraya.”

“Ben çok endişelendim.”

“Endişelerin gereksiz kendi başımın çaresine bakarım.”

“P-peki..”

Arkama bakmadan fionayı geçip yürümeye başladım. İnsanlara bu şekilde bel bağlarsam asla gelişemem. Madem ölemiyorum. O zaman herkesten daha üstün olup istediğim her şeyi yaparım. 

Fiona arkamdan seslendi

“Seni şehre götüreyim.”

Sesi solgun geliyordu ama ben de onun kadar bitap bir haldeydim. 

“Kendim giderim.”

Yürümeye devam ettim arkamdan yanıma yaklaştı ve bir kılıcın çekildiği sesini duydum. Arkamı döndüm ve fionanın bir kılıcın kabzasını bana uzattığını gördüm.

“Bunu düşürmüşsün.”

O an amatörün kılıcı olduğunu anladım.

“...” kılıcımı alıp yürümeye devam ettim. Pişman hissediyordum ama bu tanrıların benden isteğiydi. Madem istedikleri bu. O zaman yapacağım. Herkesten ve her şeyden güçlü olacağım ve bir gün.. tanrıların karşısına çıkacağım. 

Şu an nasıl yapacağımı bilmiyorum gerçi. En iyisi şimdilik şehre geri dönmek. Arabacı umarım sözünü tutmuştur. 

Patikayı takip edip yürümeye devam ettim. Önümde toplanmış bir grup insan gördüm. Onları görmezden gelip yürümeye devam ettim. Arkamdan bana şaşkın şaşkın baktıklarını hissedebiliyordum. Onları görmezden geldim ve yürümeye devam ettim. Patikanın sonuna geldiğimde arabacıyı bana el sallarken gördüm.

“Vay canına gerçekten yaşıyorsunuz bayım.”

“Elimde değil.”

“Anlamadım.”

“Önemi yok. Gidelim.”

Arabaya bindim ve arabacı da atını sürüp beni şehre götürmeye başladı. O sırada doğmuş ve tepeye yükselmekte olan güneş canımı yakıyordu. Arabanın arkasından bakarken bir atın yanımızdan koşup gittiğini gördüm. Onun arkasından başka atlar da koşturmaya başladı. Sonra hepsi durup patikayı izlediler. Gözlerimi çevirdim ve yere uzanıp dinlenmeye başladım.





Bu bölümle beraber elimin altında hazırda bulundurduğum bölümler bitti. Bundan sonra bölümler haftalık olarak pazartesi günü gelecektir. Okuduğunuz için teşekkür ederim.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr