Bölüm 17 Barbar Dağı

avatar
153 1

Zoraki kahraman - Bölüm 17 Barbar Dağı


Barbar dağına doğru ilerlerken aklımdan bu dünyaya geldikten sonra yaptıklarım geçiyordu. 2 gün içinde bir kadına bağlanmıştım. Sanırım kendi iradesizliğimden kaynaklanıyordu. Aklımdan bir türlü çıkaramıyorum. Bu dünyaya zorla gönderilmeden önce insanları yeterince tanıdım. Neden şimdi gardımı indirdim ki? Bu tanrıların bir oyunu muydu yoksa? Neden iblis lordu benim öldürmemi istiyorlardı ki? Bu ne tür bir lanet? Neden ruhuma işkence ediyorlar? Bunu yapmaya resmen zorlanıyorum. Ayrıca etrafta kanlar uçuşuyor. Defalarca kafam kopuyor. Acı hissetmesem bile bu benim için çok fazla olmalı. Ben neden hiçbir önemi yokmuş gibi hissediyorum. Ryujinin bahsettiği ruhumun yenilmesi olayı bu mu? Beni bir ölüm makinesi mi yapmaya çalışıyorlar? Beynim patlayacak gibi hissediyorum. Kimseye güvenmemem gerekiyor. Birilerine değer verirsem ve beni terk ederse.. ben tekrar yıkılmak istemiyorum. Ne yapmalıyım?

“B..m"

Rüyalarımda gördüklerim gerçek miydi yoksa. Beni bu dünyaya gönderebildiklerine göre beni alıp gerçek bedenimi öldürüyor olabilirler mi?

“Ba..m"

Ne yapmalıyım? Dediklerini dinleyip güçlenmeli miyim. Fionadan gerçekten hoşlandım. Bana çok yakın geliyor. İyi bir insan gibi. Yanındayken eğlenebiliyorum ama eğer benim yanımda olursa normalden daha kısa mı yaşayacak? Ne kadar kısa yaşayacak? Yanımda değilken ne zaman ölecek ki? 

“Bayım!”

O an kafamı kaldırıp sesin geldiği yöne döndüm. Arabacı bana sesleniyordu.

“Ne oldu?”

“İyi misiniz?”

“Evet iyiyim bir şey kafama takılmıştı. Bir sorun mu var?”

“Hayır sorun yok gidebileceğim yere kadar geldim. Bundan sonra patikayı takip ederseniz dev bölgesine ulaşırsınız gibi gözüküyor.”

“Anladım teşekkür ederim.”

Arabadan indim ve yürümeye başladım. Arabacı arkamdan seslendi.

“Geri nasıl döneceksiniz!”

Ben niye bunu düşünmedin ki? 

“Yürüyerek sanırım.”

“Bayım bu çok tehlikeli! Geceleri canavarlar bölgelerinden çıkarlar.”

“Nasıl dönmemi tavsiye edersin?”

“İsterseniz beni kiralayabilirsiniz. 75 zenit öderseniz hava kararmadan hemen önce buraya gelirim.”

“Hava kararmadan ve ertesi günün sabahı gelmen için ne kadar ödemeliyim.”

“Bayım akşam geldiğimde burada olmazsanız ölmüş olursunuz.”

Keşke dediğin gibi olsa.

“Öğrenmek için soruyorum.”

“sabah normal fiyattan gelirim 125 zenit öderseniz hem bu akşam hem de yarın sabah gelirim. Eğer bu akşam sizi alırsam  50 zeniti iade ederim.”

“Anladım. O halde 200 zenit ödeyeceğim. Eğer sabah burada olmazsam öğlene kadar bekle lütfen.” 

“Pekala..”

Kemerime bağlı keseyi çıkardım. Ne kadar kalmıştı ki burada?

“Kesemde ne kadar zenit olduğunu nasıl öğrenebilirim?” 

“Kesin olarak bilmek zordur ama ne kadar olmadığını transfer gerçekleşmezse anlayabilirsiniz.”

“Ah anladım. Pekala keseni aç.”

Arabacı kesesini açtı ve önceden ödediğim 50 zeniti de hesaba katarak 150 zenit vermeyi denedim. Hiçbir şey olmadığını görünce

“Bayım 75 zenit vermeniz yeterli.”

“Envanter. Para transferi 150 zenit.”

[Mevcut bakiye 280 zenit]

Kesemin bir anda şiştiğini görünce arabacı sarsıldı.

“KESE BÜYÜDÜ!”

“Parayı saklayabileceğim bir büyüm var benim özel becerim.”

“Vay canına çok şanslısınız.”

“Evet. Gerçekten öyle. Para transferi 150 zenit.” 

Hemen sonra zenitler havada uçuşup arabacının kesesine girdi.

“Teşekkürler bayım bana güvenebilirsiniz.”

“Eğer anlaştığımız vakitte burada olursan ekstra ödeme yapacağım.”

“Pekala! Teşekkürler!”

Arabacının lafı bittikten sonra arkamı döndüm ve para kesemi envantere koydum.

[Mevcut bakiye:410 zenit] 

30 zenit yeterli olurmuş demek ki. Her neyse. Dağa doğru yükselen patikaya doğru ilerlemeye başladım. Benim ilerlediğimi görünce de kendisi geri döndü ve ben ilerledikçe sesler yavaşça dindi. Gözlerimi küçücük görünen koca dağa diktim. Düz bir ovayı sıkı bir orman tamamlıyordu. Ölüm ormanını andırıyordu ama oradaki ürpertici havanın aksine burası huzurlu gibiydi. Açık olan envanterimden amatörün kılıcını çıkardım ve patikayı takip edip huzurlu bir ölüm yürüyüşüne başladım. 

Ormanın derinliklerine kadar indim ve açılmış yolu takip etmeye devam ettim. Yol boyunca hiçbir ses duymadım. Sadece benden kaynaklı sesleri duyuyordum. Yürümeye devam ettim. Ormanın içine girdikçe huzurlu havanın kaybolduğu hissi bütün bedenimi kaplamaya başladı. Etraf hala çok sessizdi ama hiçbir şey hissedemiyordum. Sanki her an bir şey fırlayacakmış gibi hissediyordum. Dev bölgesine daha çok yolum var gibiydi ama bu başka yaratıkların olmayacağı anlamına gelmiyordu. Huzurlu ölüm yürüyüşüm şimdi endişeyle kaplanmıştı. Gördüğüm rüyada yapılan işkenceleri hatırlamaya başladım. Canımın yandığını hissetmeye başladım. Yürümeye devam ediyordum ama her adımda sızlanıyordum. Biraz daha yürüdükten sonra ağaçların arkasında rüyalarımda gördüğüm canavarlar görünmeye başladı. Canavarları görür görmez bedenimdeki acıyı umursamadan geriye doğru koşmaya başladım. Hiç durmaksızın bütün bedenimle koşuyordum hemen sonra etraf tamamen karardı ama bu öldüğüm zamanki karanlık değildi. Gözlerim görüyordu vücudumu hissedebiliyordum. Hemen sonra etraf aydınlandı ve kendimi bağlanmış halde buldum. 

Ellerimi ve ayaklarımı göremiyordum. İkisi de arkamdan bağlanıp birleştirilmişti. Burada insanlar mı vardı? Neler oluyor? 

Uzun bir süre bekledim kimse gelmiyordu. Envanterimdeki bıçakları kullanmayı düşünüyordum ama hem hareket etmesi zordu hem de ne zaman geleceklerini bilmiyordum. Ne yapacağımı düşünürken aklıma depresyon hali yeteneğim geldi. 

Nasıl kullanacağım bunu? Sesli söylesem çalışır mı ki?

“Depresyon hali” 

Bekledim.. 

Bekledim..

Bekledim..

Hiçbir şey olmadı. Loncadan çıktığımda kendi kendine çalışmıştı! Seni piç beni yarı yolda mı bırakacaksın şimdi. Bir şeyler yapmamı söyle. Bana bir yol göster. Ben..

Ben böyle durmak istemiyorum. Birisi.. birisi beni kurtarsın

“YARDIM EDİN! LÜTFEN YARDIM EDİN!”

Hayır. Yapmam gereken yardım istemek değil. En iyi yaptığım şeyi yapmalıyım. Ölmem gerekiyor. Evet. Ölmeliyim. Nasıl öleceğim. Kendimi nasıl öldürmem gerekiyor. Bileklerimi mi kesmeliyim. Buralarda et seven canavarlar vardır değil mi. Beni yerlerse kurtulabilirim. Evet. Evet yapabilirim.

“Envanter.” 

Envanterimi göremiyordum. Elimi nasıl sokacaktım ki zaten

“Bıçağa ihtiyacım var. Elime doğru yaklaş. Elimi içine al hemen.” Ne olup bittiğini bilmeden umutsuzca konuşuyordum. Ben konuşmaya devam ederken ayak sesleri duyulmaya başlandı. 

Canavar. Sonunda gelmişti. Sonunda kurtuldum.

“YE BENİ! HEMEN ELLERİMİ KOPAR!” 

Neyin geldiğini bilmeden bağırıyordum. Farkında değildim ama bütün kontrolümü kaybetmiştim. Daha sonra ağaçları devire devire bir şeyler yaklaşmaya başladı. Sabır ve korkuyla bekledim. Beni öldürecek şeyin yaklaşmasını bekledim. Ayak sesleri şiddetlenmeye başladı. Ayak seslerini yıkılan ağaçların sesleri takip etti. Hemen sonra devasa bir çift gözün ağaçların arkasından bana baktığını gördüm. Hemen sonra ağaçları devirdi ve bütün vücudu ortaya çıktı. Bu yaratığın ne olduğunu bilmiyordum. Garip bir kürkü vardı ve 2 ayak üstündeydi. Aynı zamanda bir kuyruğu vardı ve kuyruğunun ucundan mor dumanlar çıkıyordu. Ellerini bana uzattığında parmaklarından çıkan örümcek ağlarına benzer bir iplik bütün vücudumu sardı. Daha önce hiçbir mangada ya da animede böyle bir şey görmedim, duymadım. Ama beni öldüreceği için yine de rahatlamıştım. Öldüğümü düşünürse beni bırakırdı sanırım. Bütün vücudum örümcek ağına benzer iplikle çevrelendikten sonra elleriyle beni kavradı ve kılla kaplı yüzüne doğru elini götürdü. Ağzını açtı. Bu resmen bir balinanın ağzı kadar büyüktü. Bu yaratık devasaydı. Beni ısırıp bir yerlerimi kapatacağını düşündüğüm için refleks olarak gözlerimi kapattım. Ne olduğunu anlamadan kafamın ıslandığını hissettim. Vücudum hareket etmeye başladı. Sonra bir yutkunma sesi duydum. Gözlerimi açtım ama etraf çok karanlıktı. ne olup bittiğini anladığımda çoktan yaratığın midesindeydim. 

Beni canlı canlı yutmuştu. Bu devasa yaratık beni yedikten sonra hareket etmeye başladı. Midesindeki sıvı parlıyordu. Bu sayede buranın aydınlık olmasından minnettar oldum. Yaratık hareket ettikçe bedenim titriyordu ve mide sıvısı hareket ediyordu. Sabırla vücudumu kaplayan ağın erimesini bekledim. Biraz sonra vücudumun gevşediğini hissetmeye başladım. Biraz güç uygulayıp zayıflamış ağı yırttım. Rahatladığımı hissettim ve özgür kalan bedenime ve Ryujine şükrettim. 

“Şimdi ne olacak koca oğlan? Mideni delip buradan çıkmam mı gerekiyor yoksa?” envanterimde ryujinin bana verdiği kılıcı aradım ama bulamadım. Rayterin emaneti çıkardım ve rastgele savurmaya başladım. Kılıç aside değer de erir diye korktuğum için envantere geri koydum. Tırnaklarımla bile kazımayı denedim, nafile. 

Hay sikeyim. Başıma gelene bak. Ayrıca rüyalarımda gördüğüm canavarların bu ormanda ne işi vardı. Bir dakika? O canavarlar neye benziyordu ki? Ben o canavarların görüntülerini hatırlayamıyorum. Rüyalarımda gördüğüm canavarları da hatırlayamıyorum. O da neydi öyle? Ben halüsinasyon mu gördüm. Kuyruğundan çıkan duman yüzünden mi? İyi de öyle kocaman bir şeyi görsem farkederdim değil mi? Ayrıca hiç farklı bir koku da almadım. Ne biçim bir durum bu böyle. Beni buraya yönlendiren tanrılar mıydı yoksa? Seçimlerimin sonuçları yüzünden mi buradayım. Fionayı bekleseydim burada olacak mıydım? 

Bir anda düşüncelerim durdu. Kolumun eridiğini gördüm. Uzun süre mide asidinde kaldığı için eriyordu sanırım. Hiç acı hissetmiyordum. Kolumu havaya kaldırdım ve birkaç saniye sonra eriyen kolum iyileşti ve eski haline geri döndü. Bacaklarım da eriyordu sanırım. Emin değilim ayaklarım yere basmıyor. Ne yapmam gerekiyor? Becerilerimin bana cevap vermesi gerekmez mi. Bana bir çözüm yolu ver. Bir şeyler söyle. 

Yalnız başımayım. Hazır fırsatını bulmuşken ölmeyi denemeli miyim. Kendimi bırakıyorum. Teslim oluyorum. Sen kazandın. Her yerimi eritebilirsin. Ben bu sıcak ve sessiz ortamda ölmeyi bekleyeceğim. Uykum geldi zaten. Uyuyacağım.


Kendi kendime saatlerce konuştum. Kolum defalarca eridi ve iyileşti aynı şey bütün vücudumda da oluyordu muhtemelen. Birkaç kere ayağımla yere basıp destek almaya çalıştım. Her seferinde vücudum asidin yüzeyine çıktı yaratık kadar devasa bir mide.. 

Saatler sonra canavar duruldu ve midesindeki sıvı da onunla beraber durdu. Hemen sonra canavarın yan yattığını hissettim. Canavar yattıktan sonra bütün sıvı onunla beraber hareket etti birkaç kere sıvıya batıp çıktıktan sonra mide deliğine uzanabileceğimi hissettim. Tepedeki delik çok yüksekteydi o yüzden ulaşamıyordum ve ulaşmayı düşünmedim bile. Ama şimdi neredeyse dibimdeydi. Canavarın uyuduğunu düşünüp biraz daha bekledim. Hiçbir şey olmuyordu. Ne olup ne bittiğini tahmin edemiyordum. 

Bekledim bekledim ve bekledim. Sonra canavarın hiç hareket etmediğinden emin olup sıvının içinde hareket edip deliğe ulaşmaya çabaladım. Mide asidine dalıp çıkıyordum. Eriyen vücudumla yüzmeye çalışıyordum. Hiçbir işe yaramadı ve çabalamayı bırakıp pes ettim. Delik hemen buradaydı ama ulaşamadım. Çok kaygan olduğu için de kavrayamıyordum. Bıçaklamayı bile denedim ama başaramadım. 

Envanterimi son bir umutla tekrar açtım. İçinden işe yarar bir şeyler olması için dua ediyordum. Sonra gözüme bir yazı takıldı.

[Canavarın mide asidi.] 

Eriyen elimi kaldırdım ve iyileştikten sonra envantere soktum. Soktuktan hemen sonra bir sıvıyı hissettim. Avucumda topladım. Sıvı sabit durduğu için hiç zor olmadı. Envanterden elimi çektim ve mide sıvısının elimden aktığını gördüm. 

“HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH!” 

Kendimi tutamadım ve deliler gibi kahkaha atmaya başladım. Birkaç dakika kahkaha attıktan sonra kendime geldim ve avuç avuç mide sıvısını envanterime doldurmaya başladım.

Saatler geçmesine rağmen sıvının azaldığını hissedemiyordum. Yorulmak nedir bilmeden devam ettim. Sonra envanteri asidin içine koyarsam ne olur diye düşündüm. Elimle ittirdim ve envanteri belime getirdim. Envanterin parlayan asidin altında görebiliyordum. Elimi envantere soktum. Bütün mide sıvısının elime aktığını hissedebiliyordum. Sıvı hızla boşalıyordu. Adeta şifonu çekiyormuşum gibi hissettim. Ayaklarımın yere değdiğini hissettim. Şimdi canavarın midesini görebiliyordum. Gerçekten devasaydı. Neredeyse 5-6 metre yüksekliğinde diyebilirdim. Bu ne tür bir yaratık böyle? Kendisi bu kadar büyük değildi midesi nasıl bu kadar büyük olabilir?

Ayaklarımın yere değdiği yere kadar mide sıvısı envanterimin içindeydi. Şimdi ne yapmam gerektiğini düşündüm. Çok fazla terlemiştim. Yaratık ayaklandı ve ben yalpalandıktan sonra takla atıp düştüm. Yaratığın midesi küçülmeye başladı. Yaratık mı küçülüyordu? Ne oluyor burada?  Çok fazla küçüldü. Devasa mide şimdi beni zor alıyordu. Daha fazla küçüleceğini hissedip korkuya kapıldım. Ezilmek istemiyorum bağlanınca bile çok kötü hissediyordum. Envanterimden Rayterin verdiği kılıcı çıkardım. Midesi küçüldüğü için rahatladım. Bitkin bir haldeyken kalan bütün gücümle çığlık atıp kılıcımı midesine sapladım. Bütün vücudumun gerildiğini hissettim. Kılıç midesine saplandı. Hafif hafif kanlar akmaya başladı ve kılıcın ittirilip çıkarılmaya çalışıldığını hissettim. Tekrar bağırdım. Bütün gücümle bağırdım. Sanki tek şansım buymuş gibi bağırdım. Kılıç dibine kadar saplandı. Yarınım yokmuş gibi kılıcı savurdum. Bir anda muhteşem bir gücün içime aktığını hissettim. Hemen sonra gözümü güneş ışınları yaktı. Canavar devrildi ve gözümün sol alt tarafındaki yazılar akmaya başladı.

[Keşfedilmemiş yaratık öldürüldü 4250 deneyim puanı kazanıldı.]

[Keşfedilmemiş yaratık öldürüldü 900 zenit kazanıldı.]

[Mevcut bakiye 1330 zenit]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

...

...

....

...

180/310

Seviye atladınız yazıları akmaya devam ediyordu. Kaç seviye atladığımı ben de bilmiyordum.

Kalan gücümle tekrar bağırdım ve yarılan mideden gelen güneş ışınlarına uzandım. Ortadan ikiye ayrılmış mideyi tuttum ve ikiye ayırdım. Önce kafamı uzattım ve sonra elimi uzatıp bütün gücümü dışarı çıkmak için harcadım. 

“Başardım.”

“Ben..”

“Başardım..” gözyaşlarımın aktığını hissedebiliyordum tekrar bütün kuvvetimle bağırdım ve kanat çırpan kuşların sesleriyle gökyüzüne baktım. Hemen sonra yanımda bulunan göl dikkatimi çekti. Canavarın midesi gibi parlıyordu. 

“Analiz"

[Dağın kutsal gölü]

Birçok yaratığın su ihtiyacını ve gelişimini karşılayan kutsanmış göldür.

Bu gölden bir şişe su içen varlığın tüm statları 5 puan artar

(Bir kere ile sınırlıdır.)


Bu Tanrılar çok sinir bozucu. Şanslı mıyım yoksa lanetli miyim bilmiyorum bile. Ayrıca dağ nerede? Neden göremiyorum. Kocaman dağ nasıl kaybolabildi ki? 

Düşünmeyi bıraktım ve gölün içine girdim.

Zaten tamamen çıplaktım. Canavarın mide asidi her şeyi eritmişti. Gölün içine girer girmez bedenimin üstündeki mide sıvısı aktı ve göl tarafından yutuldu. İyice temizlendiğimi hissettikten sonra ellerimi birleştirdim ve göldeki suyu elimde toplayıp içtim. Birkaç yudum aldıktan sonra karşımda yazı belirdi.

[Tüm statlar 5 arttırıldı] 

Rayterin kılıcı tekrar hayatımı kurtarmıştı. 

Anlamadığım şey ise canavarın nasıl tek vuruşta öldüğüydü. Tavşan kralda da aynı şey olmuştu. Yoksa bu canavarın da mı taşını kırmıştım? Gölden çıktım ve canavarın yanına yaklaştım. Devasa yaratığın karnında kocaman bir yarık vardı. Sanki bir lastik top gibiydi. Göğsüne koyduğum ve iki kere kurtulmama olanak sağlayan kılıca uzandım ve alıp envanterime koydum. Sonra bu suyu pazarlamam için daha sonra satabileceğimi düşündüm. Envanterimde bir kap aradım ama hiçbir şey bulamadım. Ben de canavarın midesinde yaptığımı yapar bütün gölü kuruturum diye düşündüm. Düşündüğümü yapmak istedim ama hiçbir şey olmadı. Ellerimi birleştirdim ve suyu tutup envanterime koymak istedim ama elim envanterin içinden geçip gitti. Ellerimi açtım ve gölün suyu ellerimin arasından kayıp gitti. Elimi tekrar envantere soktum ve bu sefer girdi. 

Çok yoruldum. Canavarın taşı göğsünde midir acaba? 

“Envanter ganimeti topla"

[Ganimet toplanıyor] 

Canavarın göz küreleri boynuzları yok oldu ve göğsü bir anda içeri göçtü. 

Envanterimi inceledim ve yeni malzemeleri inceledim 

[Keşfedilmemiş canavarın keskin boynuzları]

[Keşfedilmemiş canavarın göz yuvarları]

[Keşfedilmemiş canavarın çekirdeği]

Çekirdek mi? Bu şeylerin ismi taş değil miydi. 

Her neyse kendimi canavarın sıcak tüylerine bıraktım ve uykusuz geçen gecemi düşündüm. Fazla sürmeden yola koyulmam gerektiğini düşündüm ve envanterimden dün giydiğim kıyafetlerimi çıkarıp giydim. Arabacının geldiğini düşündüm ve canavarın ağaçları devirerek açtığı yolu takip etmeye başladım. 

Bu sırada ayağımda ayakkabı yoktu.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr