Bölüm 16 Leztier

avatar
158 1

Zoraki kahraman - Bölüm 16 Leztier


Etraf tekrar karanlığa gömülüydü. Yine aynı şeylerin olacağını tahmin edip Ryujine seslenmeye başladım. İşkenceci canavarlar ortaya çıkmaya başladıklarında boğazım patlayacakmışçasına Ryujine sesleniyordum. 

“Kes sesini artık.” Ryujinin sesini duyuldu ve canavarlar durdu.

“Ryujin konuşmak istiyorum.”

“Ryujin burada yok.” 

“Sen Ryujin değil misin? Sesin çok benziyor.”

“Ryujinin astıyım seni gözetlemekle sorumluyum. Sesimi algılayamıyorsun sadece."

“Ryujinle konuşmalıyım.”

“Konuşamazsın.”

 "Konuşmak için ne yapmam gerekiyor?”

“Belki dua edebilirsin"

“Dua mı? Ne duası edeceğim?”

“Bilmiyorum.”

“Tanrıça Ryujin lütfen sesime kulak verin.”

“Ne istiyorsun?”

“Ryujinle konuşmak istiyorum dedim ya!”

“Geldim aptal ruh ne istiyorsun?”

“Ah pardon. Sesleriniz benziyor da.”

“Uzatma da konuş işkencen gecikiyor.”

“İşkencenin durmasını istiyorum.”

“Mümkün değil böyle bir şey.”

“Karşılığında ne istediğinizi öğrenmek istiyorum! Bilincimin kaybolmasını istemiyorum!”

Sessizleşti. Canavarları göremiyordum. Zifiri karanlıktı. Sonra bir anda vücudumun her tarafı iğnelenmeye başladı.

“AAĞHHHHH SADECE PAZARLIK YAPMAK İSTEDİM!”

“Sakinleş.” Erkeksi bir ses duydum ve vücudumdaki iğnelenme hissi geçti.

“Teşekkürler.”

“Ryujin işkencenin durulması karşılığında ne istediğimizi öğrenmek istediğini söyledi.” 

“Evet. Sen Ryujinin efendisi misin.”

“Kim olduğumun önemi yok ve senin aklın da varlığımı anlayamaz.”

“Her neyse. Ne istediğinizi söyle artık.”

Tekrar iğnelenme hissini hissettim. 

“TAMAM ÖZÜR DİLERİM! DUR ARTIK!”

Duruldu ve konuşmaya başladı.

“Güçlenmek zorundasın.”

“Her gün avlanıyorum zaten.”

“Kadın seni yavaşlatıyor.”

“Kadın mı? Fiona mı?”

“Evet. Kadından uzaklaş ve kendi başına ilerle.”

“Başka yolu yok mu?”

“Var ama en kolay yolu bu.”

“Diğer yöntemler neler.”

“Diğerlerini pazarlığın bir kozu olarak kullanmak istemiyorum. İşkencenin durmasını istiyorsan kadından uzaklaş ve kendi başına olmaya başla.”

“Anlıyorum.”

“Ayrıca Ryujine hakaret etmeyi kes. Cezalarının başlama sebebi buydu.”

“?”

“Bu kadar yeterli kararını söyle.”

“Düşünmeme izin vermeyecek misiniz?”

“Kararını zaten biliyorum. O yüzden sadece söyle.”

“Geleceğimi görebiliyor musun?”

“Evet yetkim dahilinde.”

“Fionadan uzaklaşırsam o yaşayacak mı?”

“Seninle yaşadığından daha uzun yaşayacak.”

“Anlıyorum. O halde reddediyorum.”

“Ne?”

“Neden şaşırdın? Geleceğimi bildiğini söylemiştin.”

“Hahahahaha! Anlıyorum. Demek bu yüzden öyle oluyormuş.”

“Ne? Ne oluyormuş?”

“Görünce anlarsın. Şimdi işkenceye devam edelim.”

“Bekle! Son bir şey daha söyleyeceğim!”

“Nedir?”

“Beni biraz erken uyandırabilir misiniz acaba erkenden avlanmaya gitmek istiyorum.” 

“..” 

“..”

“..”

“Uyandıracak mısınız?”

“Pekala bunu ayarlayabilirim.”

“Pekala görüşürüz müdür bey efendi.”

Vücuduma iğleneme hissi geldi ve biraz sonra yok oldu hemen sonra canavarlar ortaya çıktı ve işkenceye başladılar. Bu kadar kolaymış gibi söylüyorum ama çok can yakıyordu.

Uyandığımda  etraf yavaşça aydınlanıyordu. Odamın sessizliğiyle tavanı izledim. Daha sonra rüyamda olanları düşünmeye başladım ve yatağımdan doğrulup envanterimden son temiz kıyafetlerimi çıkardım. Üstümdekileri çıkarıp duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra envanterden çıkardığım kıyafetlerimi giydim ve eski kıyafetlerimi envanterime koydum. Sanki bunu yıllardır yapıyormuşum gibi hissettim. Tekrar yatağıma uzandım ve odama yavaşça dolan güneşle birlikte tavanımı izledim. 

Aradan çok zaman geçmeden doğruldum ve çizmelerimi giyip handan çıktım. Doğruca loncaya gittim.

“Günaydın Manires.”

“Günaydın Falezur. Fiona bütün gün loncada seni bekledi.”

“Evet haberim var dün görüştüm.”

“Anladım.” 

“Seviyemi kolayca yükseltebileceğim yaratıklar için bir önerin var mı?”

“Goblinler gayet iyi falezur. 1 yıl boyunca sadece goblin avlamanı tavsiye etmiyorum ama.”

“Evet anlıyorum. O halde ilan tablosuna bakacağım.”

“Pekala.”(Dün tartıştılar sanırım. Çok durgun görünüyor.)

Yavaşça panoya doğru ilerledim. Gözüme ilk çarpan şey tavşan yakalama görevi oldu. Ödülü tavşan başı 5 zenitti ve tavşanları canlı istiyordu. Uğraşmak istemedim ve görmezden geldim. Biraz bakındıktan sonra tarla sürmekten korumalık yapmaya kadar geniş bir görev ağı olduğunu gördüm. Yavaş yavaş incelerken barbar dağında devler öldürme görevi gözüme ilişti. Biletin üstüne küçük bir harita yerleştirilmişti. Bileti koparttım ve Manirese götürüp onaylatmak istediğimi söyledim.

“Falezur? Bundan emin misin? Devler tehlikelidir.”

“Evet eminim sorun değil.”

“Fiona bile 2 tanesiyle karşılaşınca zorlanıyor diye duydum.”

“Sadece görevi onayla Manires. Para transferi 10 zenit.”

“Bugün çok asabisin. Dün fionayla bir şey mi oldu?”

“Evet ama önemli değil.”

“Emin misin?”

“ah tanrım. Evet Manires lütfen onayla da erkenden gidebileyim.”

“Fionadan mı kaçıyorsun.”

“..” 

Ben sustuktan sonra Manires görevi onayladı ve biletimi bana geri verdi.

“Ölmemeye çalış.”

“Ben ölümsüzüm.”

“Büyün biterse becerin çalışmayı durdurabilir.”

“Anlıyorum.” Böylesi daha çok işime gelir ya gerçi. En azından bütün bu dertten kurtulmuş olurum.

“Yapacağını sanmıyorum ama yine de uyarayım. Devlerin taşlarını kırmamaya çalış. Devlerin taşları gözünün hemen arkasında. Taşa ulaşmak için gözünü sökmen gerekiyor. Sonra taşı görebilirsin.”

“Vücutları işinize yarar mı?”

“E-evet yarayabilir. Getirecek misin.”

“Envanterime sığarsa getirebilirim.”

“P-pekala.”

“At arabasını nereden bulabilirim.”

“Şehir ahırına gidip biletini göster yolu bilen birisi senden ücret isteyip seni götürür.”

“Anladım. Teşekkürler görüşürüz.”

“Görüşürüz.” 

Loncadan çıktım ve Leztier ile karşılaştım önümü kesti.

“Fiona nerede?”

“Uyuyordur.”

“Nereye gidiyorsun.” Yanından sıyrıldım ve yürümeye başladım.

“Avlanmaya.”

“Fiona olmadan mı?”

“Evet.”

“Canına susadın sanırım.” 

“..” görmezden geldim ve yürümeye devam ettim

“ölmeye bu kadar hevesliysen seni öldürmemi ister misin?”

“Beni öldüremezsin.”

“Ha?” 

Arkama bakmadan yürümeye devam ettim. Hemen sonra etraf karardı. Sanırım öldürebilirmiş. Etraf aydınlandı 

“Sana söylemiştim.”

Etraf tekrar karardı. Biraz bekledim ve tekrar aydınlandı.

“Kes şunu.”

Etraf tekrar karardı. Aydınlanınca etrafıma baktım ve kafamı sonra kafamı ve kafamı gördüm. Arkamı döndüm ve yanan gözlerle leztierin bana baktığını gördüm.

“Durur musun artık. Senin yüzünden ilerleyemiyorum”

Leztieri izlerken tekrar etraf karardı. Etraf aydınlandığında leztierin bana dibimdeyken tepeden yanan gözleriyle baktığını gördüm.

“Nesin sen?”

“Maceracıyım ve sen işime engel oluyorsun.”

Kılıcını kalbimden çekti ve bütün zırhı kanla kaplandı.

“Beraber gidiyoruz.”

“İhtiyacım yok.”

“Seni öldürmeye götüreceğim.”

“Şimdi sana ihtiyacım var işte.”

“Gidelim.”

Önüme geçti ve yürümeye başladı. Her adımında yerin titrediğini hissediyordum. Adımını kaldırınca ayağını bastığı yerin toprağa gömüldüğünü gördüm. Beraber ahıra vardık. Taffeli gördüm ve yanına gittim 

“Nereye gidiyorsun.” Leztier kafamdan tuttu ve sertçe bastırdı. Bütün baskıyı hissedebiliyordum.

“Bir arabacı kiralayacağım yolu bilmiyorum.”

“Beraber gideceğiz dedim.”

“O zaman arabacıyı sen kirala.” 

Kafamı tuttuğu elini benimle beraber havaya kaldırdı ve yanan tehditkâr gözleriyle

“Kes sesini ve ne diyorsam onu yap. Taffel kapağı aç.”

“Siz gençler fazla enerjiksiniz.” Dedi devasa kapıyı açması için çalışanlara emirler vermeye başladı.

“Gidelim.” 

Beni yere bıraktı ve kapıya doğru ilerlemeye başladı. Kapı açılır açılmaz etrafa alevler çıkmaya başladı.

“Her gün aynı şeyi yapmaktan yorulmadın mı ihtiyar.” Leztier kılıcıyla bütün alevi kesiyordu. Kılıcını sallayış hızını göremiyordum bile sadece etrafa yayılan sıcaklık ve baskın ölüm aurasını hissediyordum. Biraz sonra alevler durdu ve korkutucu bir erkek sesi duyuldu.

“Bir gün seni öldüreceğim.”

“Bu meseleyi daha sonra hallederiz. Şimdi çık dışarı.”

Bunu söyledikten sonra 2 koca burun deliği göründü ve hemen arkasından devasa kırmızı gözleri gördüm. Devasa kapıdan zar zor kafasını çıkardı.

“Şu kapıyı büyüt dedim sana defalarca.” Devasa bir ejdarha kafasıydı bu. Geniş ağzı ve keskin dişleri vardı. Boynuzları kapıya değip kulakları tırmalayan sesler çıkarıyordu.

“Gösteriş meraklısının tekisin ihtiyar. İnsana dönüşüp çık şurdan.”

“Büyümün yarısını harcıyorum seni piç!”

“Uzatma da çık hadi ölmek mi istiyorsun.”

Tekrar gözlerinin yandığını gördüm.

“Anladık be çok konuşma.” Dedi ve hemen sonra beyaz dumanlar yükselmeye başladı. Hemen ardından içeriden bir insan sülileti göründü.

“Üzerine şunu ört.” Elinde havluya benzer bir bez vardı ve insan suretine fırlattı. Duman dağılmaya başlıyordu. Dumanın içindeki gölgenin hareketlerini görebiliyordum. Leztierin fırlattığı bezi giyiyordu. Duman dağıldıktan sonra bütün vücudu kaplayan deli gömleğine benzer bir şey giydiğini gördüm. Elleri serbestti ama sanki bir şey onu tutuyor gibiydi.

“Bugün ne istiyorsun?”

“Şu çocuğa bak.”

“Bu cılızın neyine bakayım?”

Etraf tekrar karardı ve gözümü açtığımda yerde duran kafamı görebiliyordum.

“Anlıyorum.”

“Kafamı kesmeyi bırakır mısın kıyafetlerim kirleniyor.” Havalı görünmeye çalışıyordum ama altıma işemek üzereyim şu an. Adam kafamı arka arkaya defalarca kesti. 

“Kafanı kesmemi istemiyorsan öl.”

Etraf yine karardı. Aydınlandığında leztierin zırhının kanla kaplandığını gördüm. Altın zırhı kıpkırmızıydı

“Kes şunu Kokuşmuş barbar. Her taraf kan oldu.”

“Sana konuşabileceğini söylemedim ihtiyar.”

“Bırak da çocuğa bakayım.”

Leztier önümden çekildi ve gömlekle kaplı ihtiyar yanıma geldi. Gözlerimin içine baktı ve gözleri bir anda ejderhanınki gibi kırmızı renge döndü. Teknik olarak kendi gözüydü ama konu bu değil.

“Çocuğu öldürmeyi bırak artık.”

“Neden?”

“Zayıflığı yok. Ne kadar kesersen kes tekrar çıkacak. Bütün gün kesmeye devam etsen de işe yaramaz.”

“Ne tür bir canavarmış.”

“En korkutucu olanından.”

“?”

“Senin gibi sikik bir insan. Şimdi bırak da rahat rahat uyuyayım seni orospu barbar.”

“Akşam 3 kişi gönderilecek. Başlarına bir şey gelirse kelleni alırım. İşini çabuk bitirip gönder.”

Cevap vermedi ve gömleğiyle birlikte devasa ambarın içine girdi. O girdikten hemen sonra kapıları kapattılar.

“Çocuk.” 

Leztier seslendikten sonra  suratına baktım ve o yanan gözlerle tekrar bana kitlenmişti.

“Karşıma çıkmasan iyi edersin.”

“Yoluma çıkan sendin.”

Etraf yine karardı. Bu adam gerçek bir psikopat. Sanırım Fiona haklıymış. Sadece pes edip özür dilemeliydim. Etraf tekrar aydınlandı ve gözlerindeki alevlerin büyüdüğünü hissettim. 

“Eğer karşıma çıkarsan kemiklerini defalarca kırarım ve seni açlıktan geberene kadar hapsederim.” 

Derin derin gözlerinin içine baktım

“Her ne kadar denesem de ölemiyorum. Bırak da para kazanıp hayattan zevk almaya çalışayım.” 

Gözlerindeki alev söndü ve arkasını döndü taffelin yanına gidip bir şeyler söyledi. Sonra taffel gelip beni takip et dedi. Beraber yürümeye başladık. Hemen sonra ambarın arkasına vardık. Burası siyah bir perdeyle kaplıydı. Taffel perdeyi bir ipi aniden çekerek kaldırdı.

“Seç”

Bir anda karşıma bir sürü at belirdi

“At arabası kiralamak istiyorum. At kiralamak değil.”

“Kiralamıyorsun. Leztier senin için ödeyeceğini söyledi o yüzden birini seç de bu işi halledip dinleyim. Şu ejderha bütün enerjimi sömürüyor zaten.”

“At sürmeyi bilmiyorum. O yüzden bir arabacı kiralamak istiyorum.”

“Ben senin yerine seçerim o zaman.”

“Leztiere kendi atımı kendim alacağımı söylersin.”

“Ölmek istemiyorum evlat. O yüzden zekası yeterince yüksek bir tanesini senin için seçeceğim.”

“Zekası yüksekse ne olacak?”

“At binmeyi bilmene gerek kalmaz. Kendisi seni götürür.”

“O zaman zekası en yüksek olanı seçmek istiyorum. Diğer statları umurumda değil.”

“Son söylediğinden emin misin?”

“Neden sordun?”

“Yeni doğmuş bir atı almak istemezsin sanırım?”

“Yeni doğmuş mu?”

“Evet 1 hafta oldu.”

“Statları kendi kendine yükselecek mi?”

“Büyüdükçe ve seviye atladıkça statları yükselir.”

“Zekası kaç?”

“23”

“Alıyorum.”

“Görmek istemiyor musun atını.”

“Göreyim.”

Sonra perdenin arkasına geçtik ve yürümeye başladık. Bir kapının önüne geldi ve kapıyı açtı. Kapının arkasında yere uzanmış bir at ve attan süt emen başka bir at vardı.

“Bu mu?”

“Evet. Analiz"

[......]

Sahip:......

Seviye:1

Statlar:

Güç: 4     Çeviklik: 2       Zeka: 23

Dayanıklılık: 3


“Becerileri neden çıkmadı.”

“Bu atın bir becerisi yok evlat.”

“Anlıyorum.”

“Alacak mısın?”

“fiyatı nedir.”

“2 puan"

“Diğerlerinden daha ucuz.”

“Evet. Yetişkin olsa bile en fazla 3 puan eder.”

“Neden bir ismi yok.”

“İsimsiz ve becerisiz bir at çünkü.”

“Onunla konuşabilir miyim?”

“Sahip efendi anlaşması yapılana kadar konuşamazsın. Eğer o istemezse tabi.”

“O isterse konuşabilir miyim?”

“En azından deneyebilirsin.”

“Anladım.”

“Satın alacak mısın?”

“Evet.”

“O halde ben evrakları ve anlaşma malzemelerini getireyim.”

Dedi ve Taffel uzaklaştı. Taffel gittikten sonra annesinin memesinden süt emen ata yaklaştım. Yaklaştığımı görünce süt emmeyi bıraktı ve bana baktı. O bana bakınca elimi uzattım. Ürkek bir şekilde elime kafasını uzattı. Hemen sonra kafamda bir çocuğunkine benzer bir ses duydum.

“Beni alacak mısın.”

Şaşırdım ama cevap verdim

“Almamı istiyor musun?”

“Annemin yanında kalmak istiyorum.”

“İstediğin kadar kalabilirsin.”

“beni almayacak mısın?”

“Alacağım.”

“Annemi de alacak mısın?”

“Anneni alamam.”

“Annemi de al.”

Durdum ve annesine baktım. Annesi sanki ölecek gibiydi. Yerde bilinçsiz yatıyormuş gibi görünüyordu.

“Almaya çalışırım.”

“Teşekkürler!”

“Adın ney?”

“benim bir adım yokmuş.”

“Bir adının olmasını ister miydin.”

“Evet.. evet isterdim.”

“Büyüdüğün zaman sana bir isim vereceğim.”

“Teşekkürler!”

Elimi çektim ve ayağa kalktım. Hemen sonra taffel geldi. Birkaç evrak ve garip materyaller getirmişti. Birkaç dosya imzaladıktan sonra

“Taffel. Annesinin neyi var?”

“Doğumda sakatlandı.”

“Ölecek mi?”

“Fazla yaşayacağını sanmıyorum.”

“Annesini ne kadara satarsın?”

“Ölecek bir atı neden istiyorsun ki?”

“Çocuk annesini alıp alamayacağımı sordu.”

“Konuştun mu atla.”

“Evet.”

“İlginç.”

“Satacak mısın?”

“Evet satabilirim.”

“Ne kadar.”

“3 puan.”

“Fazla acımasız değil misin. Zaten öleceğini söyledin.

“atı aldığın zaman çocuğu yanında verilir. O yüzden at 3 puan.”

“Ah anladım üzgünüm.”

“Annesini alman iyi oldu. Hangi atı aldığını söyleyemeyecektim yoksa.”

“Nasıl yani?”

“Ağh boşver bilmen gerekmiyor.”

“Peki her neyse. Bakım ücretlerini ben ödeyeceğim. Lütfen atlarla ilgilen.”

“Pekala. Bir damla kanına ihtiyacım var.” 

“her tarafım kan dolu taffel istediğin kadar alabilirsin.”

“Evet evet uzatma da parmağını ver.” Dedikten sonra parmağımı kavradı ve bir iğne batırıp kanımı çıkarıp getirdiği materyallerin içine döktü. Sonra içine bir şeyler karıştırıp anne atın ağzını açıp içirdi. At birden gözlerini açtı.

“Ne oluyor taffel? At birden gözlerini açtı.”

“Bir şey yok normal bir reaksiyon bu. Hala daha birkaç haftaya ölecek.”

“Anladım. Zeka puanı nedir?”

“Kendin bak. Analiz.”

[Lucia]

Sahip: Falezur 

Seviye: 12

Beceriler:

[Hızlan]

[Fedakarlığın bedeli]

Statlar: 

Güç :15   Çeviklik: 34    Zeka:  12

Dayanıklılık: 25

Bu at sahip-efendi anlaşması ile bağlanmıştır. Zeka puanı değişmez.


“Lucia demek ha.” Dedim ve kafamı yerde yatan atın kafasına değdirmek için diz çöküp yere uzandım.

“Teşekkür ederim Falezur.”

“Oğluna teşekkür et Lucia.”

“Sana minnettarım. Lütfen benden sonra oğluma iyi bak.”

“Bakacağım. Lütfen oğlunu yetiştirebildiğin kadar yetiştir. Gerekli masraflarını karşılayacağım.”

“Teşekkür ederim Falezur. Oğluma hayatının sonuna kadar sana hizmet etmesi için kalan ömrümde eğiteceğim.”

“Pekala Lucia. Istediğin kadar dinlen. Ben gidiyorum.”

Kafamı kaldırdım ve hemen sonra elimle isimsiz atın kafasını okşadım. Ayağa kalktım ve yürümeye başladım.

“Teşekkürler!”

Sesi beynimde yankılanıyordu ama ona dokunmuyordum. Sanırım telepati denilen şey buydu.

Arkamı döndüm ve

“Görüşürüz.” Dedim. Sonra taffel ardımdan kapıyı kapattı.

“Taffel anne ve çocuğa en iyi muamele için ne kadar gerekiyor?”

“Her gün bakım için 7 zenit ve her dışarı çıkarıp içeri koyman için de 3 zenit.”

“Anlıyorum. Para keseni çıkar taffel"

Dedim ve Taffel para kesesinin ağzını açtı ona 70 zeniti peşin ödedim ve bir arabacı ile barbar dağına gitmem gerektiğini söyleyip biletimi uzattım. 50 zenit daha istedi ve kapıda beklememi söyledi. Kapıya çıktım ve hemen sonra bir at arabası geldi. Arabaya bindim ve barbar dağına doğru harekete geçtik

Bu arada yeni kıyafetlerim kanla kaplanmıştı.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18420 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr