Bölüm 15 Demirci ve Oymacı

avatar
171 1

Zoraki kahraman - Bölüm 15 Demirci ve Oymacı


Yine karanlıktaydım. Etrafımda ses yoktu. Soğuk hissediyordum. Rüya gördüğümü biliyordum ama yine de acı çekeceğimi düşünmek canımı sıkıyordu. Biraz sonra işkenceci canavarlar belirdi. Yavaş yavaş yaklaşmaya başladılar. Vücudumun tamamına dokunuyorlardı. Tam kendimi acıya hazırlayıp kasmışken karanlığın içinden bir ışık belirdi. İçim ısınmaya başladı. Fiona sen misin?

“hayır aptal ruh benim.”

“Ryujin?”

“Aferin"

“ne işin var burada git de Fiona gelsin.”

“Ruhuna işkence ediliyor senin farkında değil misin?”

“Rüya değil miydi bunlar?”

“Tabiki değildi salak! Hangi rüyada acıyı hissedersin ki! Sizi öyle yaratmadım ben.”

“Sen kaç dünyanın tanrısısın Ryujin?”

“Senin küçük aklın bunu anlamak için yeterli değil.”

“Sadece söyle ölecek misin sanki.”

“ŞU KÜSTAHLIĞIN YÜZÜNDEN TANRILAR RUHUNU CEZALANDIRIYOR APTAL RUH!”

“Sonunda yok olacağım öyle mi?”

“Duaların bana ulaşıyor.”

“Fionayla yaşamama izin verecek misin?”

“Fionanın vakti gelene kadar onunla yaşamana izin veriyorum.”

“Bu da ne demek şimdi?”

“Sonuçta fiona bir gün ölecek.”

“Ne zaman ölecek?”

“Nereden bileyim ben?”

“Sen tanrı değil misin? Nasıl bilmezsin.”

“Eğer bilirsem eğlencesi kalmaz.”

“Ne saçmalıyorsun. Eğlence mi?”

“Onun gibi bir şeyler işte.”

“Dalga mı geçiyorsun benimle?”

“Niye senin gibi küçük biriyle uğraşayım ki?”

“Ben senin ruhun değil miyim?”

“E yani?”

“Eğer Fionayı benden erken alırsan kendimi mühürlerim.”

“Sanki yapabilirmişsin gibi.”

“Envanterimin zamanı durdurabildiğini biliyorum.”

“Ne olmuş yani onu kullanıcı kullanamaz.” 

“eğer Fionayı benden alırsan iblis lordun istediğini almasına izin veririm.”

“Çok konuşuyorsun. Ben de geleceği bilmiyorum. Küstahlık yapıp durmayı da kes. Ben istemesem de üstlerim ruhunu yiyorlar. Bedenin ölümsüz olabilir ama ruhun tükenirse dost düşman tanımazsın.”

“Bu ne demek?”

“Fionayı sen öldürmek istemezsin öyle değil mi?”

“Ruhumun yenmesini nasıl engelleyebilirim?”

“Onu da sen bul.”

“Cevap ver.”

“Uyan.”

“Cevap ver bana Ryujin!”

“Uyan dedim!”

“Uyanmayacağım cevap ver bana!”

Etraf kararmaya başladı ve hemen ardından ışık kayboldu.

“EN BAŞINDAN BERİ AYNI ŞEYİ YAPIYORSUN!”

“Cevap ver bana Ryujin.”

“Kes sesini sen benim gücüme erişemezsin! Uyanmanı söylediysem uyanacaksın!”

Etraf tekrar aydınlandı ve bir anda gözlerimi açtım. Fiona karşımda ağlıyordu.

“Ne-neden ağlıyorsun Fiona?”

“Uğaaaaaaaaa”

“Ne oluyor Fiona?”

“Se-senin kalbin durdu. Nefes almıyordun. Hiç uyanmayacaksın sandım.”

“Sakin ol Fiona ben ölümsüzüm.”

“NASIL ÖLÜMSÜZLÜK BU! BEDENİN BUZ GİBİYDİ KALBIN DURMUŞTU!”

“Haha uyuyordum sadece.”

“Dün hiç böyle olmamıştı.” Ağlamaya devam ediyordu

“Önemli bir şey yok endişelenme. Dün senden erken uyandığım için farkedememişsin sadece.”

“Doğruyu söylüyorsun değil mi?”

“Evet. Korkmana gerek yok.” Ellerimle gözyaşlarını sildim ama hala daha bana hüzünlü bir şekilde bakıyordu.

“Sen yaşlılıktan ölene kadar seni bırakmayacağım Fiona.”

“Haha o zamana kadar neler olur neler.”

“Ben kral olurum sen de kraliçem.” Belinden sarıldım ve kendime çektim. Kocaman siyah gözleriyle gözlerime bakıyordu.

“Gözlerindeki karanlık içimi aydınlatıyor Fiona.” Dedim ve öptüm.

“Beni utandırıyorsun Falezur. Ben senin gibi havalı şeyler söyleyemiyorum.”

“Senin kelimelere ihtiyacın yok Fiona.”

“Yine yapıyorsun.”

“Ne yapıyorum?”

“Şu havalı lafların. Sadece utanmama sebep oluyor.”

“Hoşuna gitmiyor mu?”

“Gidiyor ama.. doğru değiller.”

“Neden doğru olmasınlar?”

“Çünkü daha 2 gün oluyor tanışalı ve doğru düzgün tanışmıyoruz bile.”

“Benim için ne kadardır beraber olduğumuz önemli değil fiona. Sanki daha önce yanında yıllarca bulunmuşum gibi hissediyorum.”

“B-ben de s-senin yanında öyle hissediyorum.”

“Sorun ne o zaman.”

“Ama bu normal değil.”

“Belki de sen seçilmiş olansındır.”

“Hayır o sensin kesinlikle tanrılar tarafından seçilmişsin.”

“sen de benim tarafımdan seçildin.”

“Hala gevşek gevşek konuşuyorsun. Taşaklarını ezmemi ister misin.”

“Bu isteyeceğim son şey çok acıtıyor.”

“Biliyorum. Ben odama gidiyorum. Üstümü değiştirip aşağıya ineceğim.”

“Benim dışarıda biraz işim var cüce demircinin önünde buluşalım mı.”

“Ne işin var?”

“Sonra anlatırım.”

“İyi peki demircide fazla bekletme beni.”

“Pekalaaa”

Kapıyı açıp çıktı ve karşısında Dev bir kadın belirdi.

“Y-yuner yenge.”

“Bu erkeğin odasında ne işin var Fiona!”

“Yuner yenge bugünün planını yapıyorduk.”

“Ne planı sevgili misiniz siz.”

“H-hayır! Biz maceracıyız av planı yapıyorduk!”

“Neymiş planınız söyleyin bakalım?”

“Gidip biraz goblin öldüreceğiz hahaha"

“Yine mi goblin? Astelden tonla goblin macerası duydum zaten.”

“Ben de aynı şeyi söylüyordum bayan Yuner.”

“N-ne yapıyorsun Falezur!”

“Tanışma fırsatı bulamamıştık efendim. Maceradan döndüğümde odamı tertemiz bulunca bunun marifetli bir kadının işi olduğunu tahmin etmiştim ana sizin kadar güzel birisi olacağını tahmin etmemiştim.”

“Falezur!”

“Ne oldu Fiona? Kıskandın mı yoksa hahaha. Seni küçük kız. Ben senin yaşındayken şehir lordları ve krallar peşimde dolanır dururdu. Bu genç adam gibi kibar ve yakışıklı bir maceracıya vuruldum. O adam şu an öldü ama kararımdan hiç pişman değilim. Teşekkür ederim genç adam bu sözleri duymayalı çok uzun zaman olmuştu.”

“Teveccünüz efendim ben sadece gördüklerimi kelimelere döktüm.”

“Onun tatlı diline inanma Yuner yenge. İnsanları bu şekilde kandırıyor.”

“Yalan olsalar bile dinlemek insanı mutlu ediyor Fiona hahaha. Sana en üst katta çay ikram etmek isterim.”

“YUNER ABLA O BENİM SİLAH ARKADAŞIM GÖNÜL EĞLENDİREBİLECEĞİN BİRİSİ DEĞİL!”

“Ah tanrım çok kabasın Fiona.”

“Onun yardımına savaşta ihtiyacım var o yüzden onu kullanamazsın!” Yine fısıldayarak bağırıyordu ve ben bunu duymuştum.

“Ah anlıyorum. Ne üzücü. Belki fionanın ekibinden ayrıldıktan sonra düşünürsün.”

“Belki bir gün olabilir bayan Yuner. Teşekkür ederim davetiniz için.”

Fiona Yuneri ittirmeye başladı 

“Git artık Yuner Yenge maceraya atılmak üzereyiz.”

“Akşam Astele olanları anlat. Fiona bir adam yüzünden benimle ilgilenmeyi bıraktı diyip ağlıyordu.”

“Tanrım şu koca domuz! Tamam söz veriyorum anlatacağım.”

“Bugün anlatmalısın.”

“Tamam dedim anlatacağım!”

Fionanın bütün kuvveti boşunaydı Yuner bunca zaman gram hareket etmiyordu. Fionanın son sözleriyle birlikte yuner hareket etmeye başladı ve fionanın kolları boşta kaldı dengesini kaybedip neredeyse düşüyordu. Yuner giderken seslenip 

“Bu hanın duvarları ince ve geceleri çok fazla sessiz oluyor!”

“AĞHHHHHKKKKK!” Fiona son sürat kaçmaya başladı ben de yatağımın yanındaki çizmeleri sakince giyip Kastele selam verdikten sonra handan dışarı çıktım.

“Envanter.” Şehir haritasını aradım ve güpegündüz haritayı envanterden çıkardım. 

Rayterin verdiği harita genel bir haritaydı. Kraliyeti ve kralların topraklarını isimlerine göre ayrılıp renge boyanmıştı haritanın arkasında hangi rengin hangi krallığın bölgesi olduğu yazıyordu. Işime yaramadığı için kullanmamaya karar verdim. Maniresin haritası ise bulunduğum şehrin ayrıntılı bir haritasıydı. Avlanma yerleri ince ve dar sokaklar. Tehlikeli bölgeler suç oranları her şey ayrıntısıyla yazılmıştı. Bu yazıların okuyabildiğim şekilde olduğu için çok minnettardım. Haritadan Gökyüzü hanını arayıp buldum. Daha sonra Oymacıyı aramaya başladım. Bulmam uzun sürmedi çünkü kocaman yuvarlak içine alınmıştı. kendime bir yol çizip oradan devam ettim. Kısa bir süre sonra oymacıya ulaşmıştım. Kapıyı açtım ve içeri girdim.

“Merhaba.”

“mer..haba? Kimse var mı?” Yanlış zamanda geldim sanırım. 

“Buyurun?”

Uzaktaki siyah perdeden birisi çıktı.

“Ah merhaba”

“merhaba?”

“Şey ben oyma yaptırmak istiyordum da.”

“Pekala. Taş getirdiniz mi yanınızda?”

“H-hayır ama tavşan kralın taşından bir şeyler yapıp yapamayacağınızı öğrenmek istedim.”

“Tavşan kraldan nasıl haberin var senin?”

“Haha onu ben öldürdüm.”

“O şerefsiz sen miydin!”

“Şerefsiz olmadığıma eminim ama sanırım tahmin ettiğiniz kişi benim haha.”

“Taşı bir sürü küçük parçaya ayırmışsın! Düzgün hiçbir şey yapamadım! Tavşan kralı taşı elimde bir hiçe dönüştü.”

“Ben üzgünüm efendim. Açıkçası henüz yeni maceracı oldum ve bir andık heyecanla kılıcımı kafasına sapladım.”

“Tek hamlede öldürdüğün doğru mu yani?”

“Evet. Taş kırıldığı için tek hamlede ölmüş.”

“Her neyse şerefsiz defol git burdan hala ne duruyorsun?”

“Efendim lütfen sinirlenmeyin. Ben şey diyecektim. Acaba o taşlardan kolye ya da küpe yapabilme ihtimaliniz var mı?”

“Ne! Ne dedin sen!”

“K-kolye veya küpe y-yapabilir misiniz? Bir kadına hediye etmek için.”

Adamın gözleri parıldamaya başladı.

“EVET! EVET İŞTE BU!”

“Yapacak mısınız?”

“TABİKİ YAPACAĞİM HAHAHAHA!”

“Ah teşekkürler. Oymalarınızın değerli olduğunu duydum 300 zenitim var ona uygun bir şeyler yapabilir misiniz?”

“Ödeme yapmana gerek yok!”

“Ha? Neden ki? Yoksa taşınızı kırdığım için yapmayacak mısınız? Söz veriyorum bir tavşan kral daha çıktığında onu size sapasağlam getireceğim.”

“Hayır aptal! Tabiki yapacağım! Ama senden ücret almayacağım.”

“Almayacak mısınız? Neden almıyorsunuz?”

“İlk olarak 300 zenit benim oymalarımı satın alabilmen için yeterli değil.”

“Ah anlıyorum. Üzgünüm.”

“İkinci olarak da bana bir felaketle beraber bir kurtuluş getirdin! Kocaman taşları en zengin insanlara ortalama fiyattan satabiliyordum. Ama şimdi paramparça olduğu için küçük oymalar yapıp herkese değerinin üstünde satabilirim! Sen bu fikri bana ucuz bir kolye veya küpe isteyerek verdin! Sen ilk müşterisi ve bu fikrin yaratıcısı olduğun için sadece sana ücretsiz yapacağım.”

“Ah.. çok mutlu oldum efendim. Kabalığımı bağışlarsanız bir iyilik isteyebilir miyim?”

“Nedir?”

“Acaba kullanacağınız taşı 2 eş parçaya ayırıp erkekler için de uygun bir biçimde yapabilir misiniz?”

“Çiftlere özel bir takı mı istiyorsun?”

“Evet ama yapamazsanız sorun değil.”

“Hahahaha Ben Oymacılar Kralı Klausum  yapamayacağım hiçbir şey yok! Ayrıca evlat. Bu takıya sahip olacak tek erkek sen olacaksın.”

“Vay canına gerçekten mi!”

“Evet!”

“P-peki neden ben? Özel bir sebebi var mı?”

“Evet var.”

“Nedir?”

“Bunu takıları teslim aldığında söyleyeceğim.”

“Ah.. pekala.”

“Bundan 3 gün sonra gel. Sana ilerleme hakkında bilgi vereceğim.”

“Kendinizi zorlamayın isterseniz efendim. Bunu bir karşılık beklemeden yapıyorsunuz. Kendinizi yormanıza gerek yok.”

“Çok konuşma sen. Hala daha biraz olsa öfkeliyim. Bekletme artık kadınına git.”

“Hahaha teşekkür ederim. Kolay gelsin efendim!”

“..”( bu gençler çok enerjik.)

Aceleyle haritadan demirci fennynin yerini bulmaya çalıştım ve bulduktan sonra koşarak oraya gittim. Fionayı etrafta göremeyince duvara yaslanıp oturmaya başladım. Biraz zaman geçtikten sonra Fiona geldi ve kafama vurup

“Kendini kadınlara niye gösteriyorsun?”

“Kadınlara göstermek mi?”

“Evet.”

“Neden bahsediyorsun?”

“Sokağın tam ortasında duvara yaslanıp oturuyorsun.”

“Ve yani?”

“Bu bir kadın istiyorum demek.”

“Kim uydurdu bunu bu çok saçma.”

“Ben uydurdum.”

“Sen mi uydurdun.”

“Evet. Beni istemiyor muydun yoksa?”

“Hahaha tuzağına düştüğüne inanamıyorum Fiona.” O da gülümsüyordu ve yine aynı tayt ile zırhı giyiyordu. Savaş kıyafetlerini sürekli giymek normal bir şey sanırım. Ayrıca hep temiz duruyor.

Her neyse beraber fennynin dükkanına girmeye çalıştık ama kapı kapalıydı kapıyı tıklattıktan sonra içeriden bir ses yükseldi

“KAPALIYIM LAN BUGÜN! ZAMAN ÇOCUK GİREBILİR SADECE.”

“Ben zaman çocuk fenny. Ekipman ücretleri için geldim.”

Kapı açıldı ve bütün ekipmanlar gruplara ayrılmıştı. Tam bir kaos ortamıydım fenny ise çökmüş durumdaydı.

“Tanrım. Fenny gece hiç uyumadın mı yoksa?”

“Tabiki uyumadım! Burada Zaman çocuğun ganimetleri var uyursam zamanı kaçırırım! İçinde değerli bir şeyler olabilir!”

“Pekala pekala. Dediğin gibi fiyatları değerlendirdin mi?”

“Evet her şeyi değerlendirdim ve gruplara ayrıldım işlem yapılanamayanlar. Temizlenip satılacaklar güçlendirilip satılacaklar ve yükseltip kullanılacaklar.”

“Yükseltme ve güçlendirme mi?”

“Evet evet güçlendirme ve yükseltme!”

“Peki yaptın mı bunları?”

“Hayır yapamadım hırsızın teki tüm mal varlığımı çalmış! Bir anlığına uyudum ve birisi dükkana girip tahtamı kaldırıp kesemi çalmış! Onu bulur bulmaz suratına tüküreceğim.”

“Fenny onları dün bana kendin verdin. Hatırlasana. Envanter.” 

“ZAMAN BÜYÜSÜ! GÖSTER GÖSTER!” 

Fennyin taşlarını arayıp buldum ve torbayı çıkardıktan sonra avucumda toplayıp içine boşalttım. Fenny bunu gördükten sonra yüzü düştü.

“Hırsız sen miydin zaman çocuk. Sana inanmıştım.”

“Fenny bunu bana sen vermiştin hatırla. Tüm mal varlığım bunlar diyip bana verdin sonra kafanı zaman büyümün içine soktun. Hatırladın mı?”

“Evet evet hatırladım. Sen beni yaşlı birisi mi sanıyorsun! 107 yaşındayım ben! Daha gençliğimin baharındayım!”

Yaşlıdan çok deli gibisin ama neyse

“ee sonuç nedir? Ne kadar kazanacağım buradan?”

“Şu gençlerin bütün derdi para olmuş!”

“Benim de hayatta kalmam gerekiyor sonuçta haha.”

“Çok konuşma. Her şey için sana 1 puan 453 zenit vereceğim.”

“Vay canına bu harika.”

“Ama o kadar param yok. O yüzden sana 100 zenit vereceğim ve bunları sattıkça paranı ödeyeceğim. O yüzden her gün gelip beni kontrol etmelisin ve yeni topladıklarını bana vermelisin.”

“Beni bağlamak için buna ihtiyacın yok Fenny. Ekipmanlarımı sadece sana satacağıma söz veriyorum.”

“Anladık gözüpekmişsin 200 zenite ne dersin!”

“bu miktar sürekli artacak mı?”

“En fazla 386 zenit verebilirim bütün param bu kadar.”

“Pekala 200 zeniti alacağım. Her gün uğrayacağım ve topladıklarını sana satacağım söz veriyorum.”

“Anlaştık o zaman!” eline tükürdü ve tokalaşmak için uzattı. Ben de aynısını yaptım ve tokalaştık. Hemen senre para transferiyle masaya 200 zenit dizdi. Paraları aldım ve mevcut para keseme koydum. Daha sonra loncaya doğru hareket etmeye başladık.

“Bana sakın dokunma.”

“Yine elimi kesmemi mi istiyorsun?”

“Gerekirse evet. Ama düzgün yıkarsan gerek kalmaz.”

“Pekala pekala. Bugün ne yapacağız?”

“Goblin avlayacağız.”

“Tanrı aşkına yine mi?”

“Evet ta ki bir mağarayı sen tek başına temizleyene kadar.”

“Peki ya görev yoksa ne yapacağız?”

“Umurumda değil taşlarını satarız. Görev varsa fazladan para alırız diye loncaya gidiyoruz zaten.”

Loncaya vardık ve Fiona bir goblin görevi bulup onaylattırdı. Ben dışarıda bekledim ve 3 zenite işi kapattık. Manires durumun farkındaydı muhtemelen ama bir şey söylemedi. Anlaşılan çok ender bir durum değildi bu. Dün yaptıklarımızın aynını yapmak için Ölüm Ormanına gidiyorduk.

Bu sırada aramıza bir şey koymuyorduk ve ben Fionaya özgürce sarılabiliyordum. Ölüm ormanına vardığımızda çok yorgun hissettiğini söyledi ve biraz yeşil çimlerin bulunduğu tarafa oturduk. 

“Neyin var Fiona?”

“İyi uyuyamadım bugün.”

“Benim yüzümden mi?” 

Suratı aşağıya düştü 

“Evet.”

“Çok mu sıkı sarıldım yoksa?”

“Gücünü istersem bastırabilirim Falezur. Sorun ne kadar sıkı sarıldığın değildi.”

“Sorun ney peki?”

“..O.. sabahki halin aklıma geldikçe..”

“Bunun normal olduğunu söyledim ya sana endişelenme artık.”

“Söylemesi kolay tabi. Karşımda ölmüştün sen. Buz gibiydi bedenin” 

“Peki üzgünüm bir daha olmayacak.”

“Yalan söylediğini biliyorum.”

“En azından inanmayı dene ve üzülmemeye çalış.”

“Senin öldüğünü görmek istemiyorum.”

“pekala görmeyeceksin endişelenme.”

“İyi. Hadi gidelim o zaman.”

“Pekala gidelim” dedikten sonra Fiona Glufirle dünki konuşmanın aynısını yaptı. Goblin mağarasını dünkine benzer bir şekilde temizledik. Bir sorun olmadı ve bütün ekipmanları topladıktan sonra dışarı çıktık. Fiona taşları topladı ve ben de onu izledim.

“Bana da öğretsen diyorum bunları.”

“neyini öğreteceğim? Kılıç sokup söküyorsun işte.”

“Kocaman kılıçla zor olmuyor mu peki?”

“Oluyor ama yapacak bir şey yok. Yanımda küçük bir bıçak taşımıyorum.”

“Ah.. küçük bıçak diyince. Bende vardı bir tane Envanter.”

Envanterden çıkarıp bıçağı Fionaya verdim ve rahatça bütün taşları çıkartıp keseye doldurdu.  Envanteri kapattım ve Fionayı izlemeye devam ettim. Çok fazla konuşmuyordu. Ben de onu konuşmaya zorlamadım.

Ormandan çıktık ve Glufiri beklemeye başladık. Zırhını çıkardı ve çimlere uzandı hemen yanına uzandım ve ben gelince kafasına göğsüme koyup gökyüzünü izlemeye başladı.

“Bir anda kalbinin sesini duyamayınca çok korktum Falezur.”

Tanrım.. yine mi aynı şey?

“Üzgünüm..”

Hiçbir şey söylemedi. Kafasını kaldırıp doğruldu ve yüzüstü üstüme yattı. Göğüslerinin yumuşaklığını hissedebiliyordum. Gözleriyle gözlerimin içine baktı. Ben şaşkın şaşkın onu izlerken beni öptü. Kısa ve net bir öpücüktü. Başını tekrar göğsüme koydu ve hiçbir şey söylemeden bekledi. Biraz sonra Glufir geldi. Kafasını Fionaya uzattı ama fiona eliyle dokunup şimdi sırası değil dedi ve Glufiri ittirdi. Öğle vaktiydi ve sabah yemek yememiştim. Midem guruldamaya başladı. Kafasını hafifçe kaldırıp bana baktı

“Yemek yemedin mi?”

“Haha.. hayır fırsatım olmadı.”

“Ne yaptın ki bugün?”

“Şehirde dolaştım biraz.”

“Niye beni beklemedin? Benimle olmaktan utanıyor musun yoksa?”

Genç kız trip vakti mi geldi şimdi?

“Hayır Fiona utanmıyorum. Sadece biraz dolaşıp şehri inceledim. Buraya ilk geldiğimde her tarafım kanlıydı ve beni gören insanlar benden uzaklaşıyorlardı.”

“Şehirde her yeri kanla gezen adam sen miydin yoksa?”

“Haha muhtemelen bendim evet.”

“Askerler seni yakalarken şu anki gibi havalı görünmüyordun biliyor musun?”

“Beni gördün mü yoksa?”

“o sırada biraz elma alıyordum bir çığlık duydum ve hemen sonra bir adamın üstüne çullandıklarını gördüm hepsi bu.”

“İyi bari çok rezil olmamışım"

“Hiç karşılık vermediği için bu adamın ya aptal ya da aciz biri olduğunu düşündüm.”

“Sadece masum birisiydim haha.”

“Bu ihtimal aklımdan geçmedi ama.”

“Olsun önemli değil.”

“Evet.. önemli değil.” Tekrar öptü ve üstümden kalkıp doğruldu. 

“Hadi kalk şehre gidelim.”

“Ah.. pekala gidelim. Bu arada Fiona birkaç seviye atladım, statlarımı dağıtmak için loncaya girmem sorun olur mu?”

“Hayır niye sorun olsun ki? Ama şimdiden 30 zenit hazırla.” Dedi ve ayağa kalktı ben de onu takiben ayağa kalktım Glufirin eğerini kontrol etmeye başladı

“30 zenit mi? Bu çok pahalı sadece profilime bak..” bir anda profilim karşıma çıkmıştı.

Kullanıcı adı: Falezur

Sınıf:...

Unvan: Maceracı 1. Rütbe

Seviye 11 (30/110)

Beceriler:

[Ölümsüz beden]

[Depresyon hali]

[Tanrı öfkesi]

Statlar:

Güç: 10(+7)   Çeviklik: 5    Zeka: 15

Dayanıklılık: 3    İrade: 0   Büyü: 1

Harcanabilir stat puanları: 8


“Ne oldu?”

“Görmüyor musun?”

“Neyi?” 

“Açılan pencereyi?”

“Ne penceresi?”

Bu stat gösterimi gibi değildi? Sadece ben mi görebiliyorum?

“Ejder gözünü kullanmadan profil..(yok oldu)imi kullanabiliyorum.”

“Bu resmen hile Falezur.”

“Haha üzgünüm isteyerek yaptığım bir şey değil.”

“Statlarını dağıtabiliyor musun peki?”

“Bilmem ki daha denemedim. Profil.” 

“ben de merak ediyorum Falezur bana da göster.”

“Nasıl göstereceğim ki? Profil.. gösterimi işe yarar mı?

“Sen denemeden bilemeyiz değil mi.”

“Profil gösterimi.”

Gerçekten tekrar açıldı.

“Görebiliyor musun?”

“Evet görebiliyorum. Bu statlar ne böyle falezur hahaha. Tanrım.. bir ergen gibi statların var ve zekan normalın altında gerçekten de bir aptalmışsın hahaha

“Benimle dalga geçme fiona isteyerek yaptığım bir şey değildi.”

“Peki peki üzgünüm. Ah 8 seviye birden mi atladın vay canına. 7. Seviye yalanmış demek ki.”

“Hayır dünden beri 4 seviye atladım"

“Ney? Ama 8 harcanabilir statün var.”

“Her seviyede 2 stat puanı geliyor.”

“BU HAKSIZLIK!”

“Ne oldu?”

“Ben yıllardır seviyemi arttırmaya çalışıyorum. Sen benim yarım kadar çalışıp bana yetişecek misin yani?”

“Ah.. özür dilerim Fiona..”

“Niye özür diliyorsun salak!”

“Ah tanrım yine bağırıyorsun!”

“Niye bağırmayacakmışım!”

“Hadi ama öfkene hakim ol!”

“Olmayacağım! Hile yapıyorsun sadece bir yıla kalmaz beni geçersin bile.”

“Bir kralın kraliçesini taşıması gerekir Fiona.”

“Yine şu süslü lafları ediyorsun! Seni öldürmemi ister misin?”

“Pekala susuyorum.”

“Ata bin. Uğh Tanrım! Bu haksızlık!” dedi ve bir çırpıda bindi. Elini uzattı ve benim binmeme yardım etti. Hızlıca sürmeye başladı.

“Statlarımı nasıl dağıtmalıyım fiona?”

“İstediğin gibi dağıt bana niye soruyorsun!”

“Ah.. pekala tamam sormadım say.”

Biraz inceledikten sonra 

“Statüleri dağıt  çeviklik 5 puan"

[Çeviklik: 10] gerçekten de oldu

“dayanıklılık 3 puan"

[Dayanıklılık: 6]

“Gerçekten oldu Fiona.”

“Tabiki olur. Sen yüce seçilmişsin.”

“Kıskanıyor musun yoksa.”

“Kıskanmamak mümkün mü ki?”

“Bu kadar kıskanma. Sen de seçilmiş tarafından seçilensin.”

“Seni seçen kişi benim.”

“Hayır ben seni seçtim.”

“Madem beni seçtin o halde şehre kendin gel.”

Ne olduğunu anlamadan fiona belindeki ellerimi kaldırdı ve bir anda ayağa kalkıp hareket eden atın üstünde tekme atıp beni aşağı fırlattı. At hızla uzaklaşırsan Fiona hiçbir şey olmamış gibi oturdu ve Glufiri sürmeye devam etti.

“Bu neydi ki şimdi?”

Bir garip zaten bu kız. Bir anlayamadım gitti. Sabah farklı gece farklı.

Neyse diyip ayağa kalktım ve Fionanın gittiği yöne doğru yürümeye başladım. Sanırım birkaç saat yürüdüm ve sonunda şehrin kapısını gördüm. Aç karnım beni zorluyordu ve bütün enerjimi emiyordu. Oturdum ve envanterimde yiyebileceğim herhangi bir şey var mı diye kontrol ettim ama sadece zırhlar ve silahlar vardı. Bir de kıyafetlerim. Derin bir of çektim ve kendimi bıraktım. Gökyüzünü izlemeye başladım. Birkaç dakika sonra tekrar kalktım ve şehrin girişine geldim. Tam içeri girecekken gardiyan beni durdurdu.

“Kimliğini göster.”

Çıkarıp kimliğimi gösterdim.

“10 zenit.”

10 zenit mi? Fionaylayken hiç ödemiyorduk. El mecbur para kesemden 10 zenit çıkarıp verdim ve şehre girdim. 

Bu arada bugün goblinlerden 70 zenit topladım bununla birlikte envanterimde 430 zenit vardı para kesemi de her zaman yanımda taşımaya karar verdim. 190 da orada kaldı.

Şehre girdim ve ilk işim yemek yemek için her zaman gittiğim bara gitmek oldu. Yanımda Fiona olmadan yemek yemek garip hissettirdi. 15 zenit ödedim. Oradan çıktım ve demirci Fennye gittim. Bugün kazandıklarımı teslim ettim bana Temizlediği zırhları çoktan sattığını söyledi ve 75 zenit verdi. Teşekkür edip ayrıldım ve hana gidip dinlenmek için yürümeye başladım. Yine en başa dönmüş gibi hissediyordum. Ne saçmalık ama. 

Hana girdim ve Kastele selam verip odama çıktım. Bir duş aldım ve kendimi yatağa attım. Çok yorgun hissediyordum ki Fionanın kapının arkasından bağırış sesleri duydum. Kapıyı açtım ve öfkeli bir suratla bana bakıyordu.

“NEREDESİN SEN SAATLERDİR!” 

Bunun sorunu ne beni attan tekmeleyen oydu.

“Yürüyerek gelmek uzun sürdü.”

“Niye loncaya gelmedin?”

“Niye geleyim ki görevi alan sendin.”

“Ne olmuş yani! Loncaya gelmeliydin.”

“Tanrım Fiona çok yorgunum. Uyumak istiyorum sadece. Daha sonra bağırabilirsin bana.”

“T..tamam" dedi ve kapıyı kapatıp gitti

Deli falan olabilir mi bu kız?

Kendimi yatağa bıraktım ve uykuya daldım. 

Çok bitkin bir durumdaydım. 











Arkadaşlar buraya kadar katlandığınız için minnettarım. Fionanın bulunduğu kısımları ben de koymak istemezdim ama hikayenin temelini oluşturabilmem ve kurguyu destekleyebilmem için ihtiyacım vardı. Bu bölümden itibaren hikayeden zevk almanızı dilerim. İyi okumalar.





Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr