Bölüm 13 Goblinler

avatar
154 0

Zoraki kahraman - Bölüm 13 Goblinler


Loncadan çıktıktan sonra ahıra doğru gittik. Fionanın yüzü kızarıyordu ve arkamdan yürüyüp duruyordu.

“Sanırım acilen at sürmeyi öğrenmem gerekiyor haha.”

“B-bu kadar da g-gerekli değil. Ben sürebiliyorum.”

“O halde bana at sürmeyi öğretebilirsin.”

“Acelesi yok!”

“tamam tamam. Biraza saman isteyeyim bari. Elmalar ezilirken çok ses çıkarıyordu.”

“S-SEN! ÇOK KABASIN!”

“Sürekli bağırıyorsun Fiona. İstersen araya bir şey koymaya da biliriz.”

“Sapık!”

“Sadece bir öneride bulundum elmalar canımı acıtıyordu. Fazla sertler.”

“DEFOL!”

“Saman almaya mı gideyim?”

“Nereye gidersen git sapık!”

Bu kadın çok fazla bağırıyor. Ah tanrım. Yani Ryujin. Bu sıralar sana sövmediğim için beni unutmuş olman gerek herhalde. Duyuyor musun bilmiyorum ama sanırım sana teşekkür etmeliyim. Hala daha yaşama isteğim olduğunu gösterdin. Yine de bu şekilde yapmasan daha iyi olurdu. Umarım iblis lordu öldürdükten sonra Fionayla yaşamama izin verirsin. Amen, Amude Buda, ya da bunlar gibi şeyler işte. 

Fiona bana bağırdıktan sonra atları tımarlayan genç çocuğa torbaya koymak için biraz saman alıp alamayacağımı sordum. Hemen torbayı doldurdu ve ona ne kadar olduğunu sorduğumda önemi olmadığını gidip o canavarları öldürmemizin yeterli olacağını söyledi. Teşekkür edip Fionanın yanına gittiğimde bir adamla tartışıyordu.

“Her seferinde böyle yapıyorsun Taffel!”

“Bu benim yaptığım bir şey değil durum böyle.”

“Ben 7. Rütbedeyim indirim yapman gerekiyor!”

“Rütben indirimi karşılamıyor.”

“Kurallarda her yerde indirim hakkına sahip olduğumu yazıyor!”

“Kurallar umurumda değil kraliyet indirimi karşılamıyor.”

“Şu sikik kral yüzünden sana fazladan para vermek zorunda mıyım ben!”

“Çemkirip durma Fiona. Git krala bağır benim sorunum değil.”

“Seni inatçı ihtiyar! Bir gün senden atımı bedavaya alacağım o zamanı beklesen iyi olur!”

“Evet evet kesin yaparsın. Ama ben o zamana kadar yaşar mıyım bilmiyorum.”

“AAAAĞHHHHKKKK! ATIMI GETİR!”

“Yaşlı kulaklarım yeterince iyi duyuyor bağırmana gerek yok. 7 zeniti ödedikten sonra atını getiririm.”

“Seni paragöz ihtiyar bir at için bu kadar para istemek! Resmen dolandırıcılık bu!”

“İstersen atını şehrin dışında bırakabilirsin.”

“PARA TRANSFERİ 7 ZENİT!” 

Yaşlı adam parayı aldıktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi ağır ağır ahıra gitti.

“Her gün aynı şey yoruldum artık. Yaşlı bir adamım ben. Kabullen ve rütbeni yükselt Fiona.”

“Siktiğimin atı ben handa daha ucuza kalıyorum be! Benden daha güzel muamele görüyor bir de!”

Bu hallerini gördükçe gülümsememe engel olamıyorum.

“NE GÜLÜYORSUN!”

“Sakin ol fiona yakında atını bedavaya alabileceksin.”

“Yine başlama Falezur. Tanrım çok sinirlendim. Her şeyde indirim alacağımı söylüyorlar ama atım kendi hanında kalırken benden fazla para harcıyor! Şu sikik beygire 5 puan harcamasaydım bir anda öldürür gömerdim.”

Bunu dedikten hemen sonra Taffel atla birlikte ahırdan çıktı. Yelesinden okşuyordu ve at çok gösterişli bir şekilde  dimdik yürüyordu.

Fionanın yanına gelir gelmez atı boynunu eğdi kafasını Fionanın kafasının hizasına getirdi.

“Bana öyle bakma Glufir. Ah tanrım! Tamam özür dilerim. Krala sinirlendiğim için sana patladım. ÖZÜR DİLERİM DEDİM BE! Güzel. Dünki gibi Falezuru da taşıman gerekiyor. Evet hafif bir şey zaten seni zorlamaz. Yakında öğreticem. N-NE DİYORSUN GLUFİR! SUS! Ata bin Falezur.”

Fiona ata bindikten sonra elimden tuttu ve beni çekince kolayca ata binebildim. Tabiki ilk oturuşumda sürtündük. Sonra hemen saman torbasını aramıza koydum. Ve yavaş yavaş şehir kapısına yöneldi

“Atınla konuşuyor muydun fiona?”

“Evet. Sahip olduğun hayvanlarla konuşabilirsin.”

“Vay canına her hayvanla mı?”

“Hayır hepsiyle değil zeka puanının yüksek olması lazım.”

“Yani bir balıkla konuşamam ama bir atla konuşabilirim öyle mi?”

“Yeterince akıllıysa bir solucanla bile konuşabilirsin. Ama bir aptalsa atla da konuşamazsın.”

“Akıllılıktan kastın tam olarak ney?”

“Zeka puanının en azından bir çocukla eşit olması gerekiyor.”

“Hayvanların da mı statları var?”

“Evet. Analiz.”

[Glufir]

Sahip:Fiona

Seviye:23

Beceriler:

[4 nala]

[Toynak vuruşu]

Statlar

Güç:12       Çeviklik: 30        Zeka: 15

Dayanıklılık: 20

Bu at Sahip-Hayvan büyüsü ile bağlanmıştır. Sahibinin seviyesine göre seviyesini arttırabilir. Zeka seviyesi değiştirilemez.

Glufirin sol tarafında kocaman bir pencere açılmıştı.

“Vay canına glufir benden daha güçlü haha"

“Yetişkin bir at için bu statlar normal Falezur. Sadece normal atlardan daha zeki bu yüzden normalden daha fazla puan vermem gerekti. Zeka seviyesi yeterince yüksek olursa temas etmeden konuşabilen hayvanlar da var.”

“Şu kafa kafaya vermenizden mi bahsediyorsun?”

“Evet Falezur kafa kafaya vermemizden bahsediyorum. Senden hoşlandığını söyledi. Dünki elmalardan yemek istediğini de söyledi. Üstünü kirlettiği için biraz sinirlenmiş ama bu sefer kan kokmadığın için teşekkür ediyor.”

“Atın da senin gibi sanırım Fiona haha"

“Ne anlamam gerekiyor bundan?”

“Boşver.”

“her neyse.”

“Ah bu arada bizim şehrimizin kralı kim Fiona?”

“Hiç hatırlatma. Hitter adında bir salak. Burası da onun sözde krallığının bir parçası.”

“Tek isimli olduğuna göre rütbesi düşük.”

“Evet daha yeni kral oldu.”

“Yani 1. Rütbe öyle mi?”

“Hayır çoktan 3. Rütbe olduğunu duydum.”

“Ne kadardır krallık yapıyor ki?”

“6 ay oldu sanırım.”

“Hızlı yükselmiş sanırım.”

“Evet çünkü kuralları çiğniyor! 1 zenitin bile hesabını yapıyor şerefsiz. Umarım bütün varlığını kaybeder de bulunduğumuz durumu anlayabilir.”

“Belki de 1 zenitin hesabını yaptığı için bu kadar hızlı yükselmiştir.”

“Umurumda değil! Kuralları çiğniyor! Babamı gördüğüm zaman o şerefsizin ne yaptığını anlatacağım. Resmen vergi kaçırıyor.”

“Sakin ol Fiona. Her türlü bu şehri satın almış ve kısa sürede yükselmiş. Yöntemleri kirli olsa da saygı görmeyi hakediyor.”

“Hahahaha. Falezur. Burası bir sınır şehri. Ne kadar geliştiği önemli değil. Diğer şehirlerden 10 kat daha ucuz. Kral olabilmek için en azından bir şehre sahip olmak gerekiyor ve çoğu aptal puanı toplar toplamaz sınır şehri satın alıyor. 1 yıl sonra vergi toplandıktan sonra hepsi ünvanlarını kaybediyor.”

“10 kat daha ucuzsa daha az vergi ödemeleri gerekmez mi?”

“Hayır falezur ne olursa olsun burası bir şehir. Hatta sınır şehirleri canavarlara daha yakın olduğu için çok hareketlidir. Çoğu insan sınır şehirlerine sık sık uğrar. Canavardan çıkarılan taşlar, zırhlar, silahlar buradan alınıp şehirde satılır. Hem ticaret açısından zengindir hem de uçsuz bucaksık manzaralara sahiptir. Macera arayan soylular da buraya gelir ve güvenli bölgenin dışında avlanırlar. Tabi ki maceracı korumalar ile birlikte. Canavar gördükleri ilk an götleri tutuşuyor hahaha. Neden bunu yaptıklarında ise çok aksiyonlu olduğunu söylüyorlar.”

“Bu da bir zevk sonuçta.”

“Canavarlar oyuncak değil Falezur. Zengin soysuzlar kalelerinde oturup oyuncak askerleriyle sözde talimlerini yapmalılar. Bu kadar çok heyecan istiyorlarsa kendilerini siktirebilirler! DEH!”

“Neden bu kadar sinirlisin Fiona sakin ol.”

“SIRF BU SOYLU PİÇLER FAZLADAN PARA ÖDÜYOR DİYE MACERACILAR KENDİLERİNİ KÜÇÜK DÜŞÜRÜYORLAR! DEH! DEH!”

Glufir.. çok üzgünüm...

bu konuşmadan sonra sustum ve Fiona biraz daha Glufiri kamçıladıktan sonra sakinleşti. Sanırım Glufir bu duruma çoktan alışmıştı ve son sürat kuzeye korkutucu isimli Ölüm Ormanına gidiyorduk.

Fazla uzun sürmeden ağaçlarla dolu bir ovaya vardık. Toprak kırmızı renkteydi ve üstünde dumanlar tütüyordu.

“Attan in.”

Sözünü ikiletmedim ve dediğini yaptım. Envanteri açıp saman dolu torbayı koyduktan ve Amatörün kılıcını çıkardıktan sonra envanteri kapattım.

Fiona Glufirin kafasını kafasına değdirip

“Buradan uzaklaş ve 1 saat sonra geri gel. Eğer burada olmazsak tekrar git ve 1 saat sonra geri gel. Bu şekilde hareket etmeye devam et. Eğer hava kararırsa beni beklemeden şehre git. Evet her gün aynı şey biliyorum ama hatırlatmak zorundayım. Söylenme Glufir. Bir şey olmayacak. Evet ben de buradan rahatsız oluyorum. Eski günleri hatırlatıyor haha. Eğer boş döndüğünü görürlerse gardiyanlar durumu anlayacak. Ahıra git Taffel da durumu anlayacak. Yarın sabahın erken vakitte tekrar buraya gelirsin. Ne bileyim Glufir sağda solda otlayıp nehirden su falan iç. Yetişkinsin artık seni beslemek zorunda değilim. Ha? Tamam söylerim. Seni şerefsiz  at! Git artık!”

 kafasını bırakıp Glufirin arkasını dönmesini bekledi. Glufir arkasını dönünce kalçasına vurup adeta kükredi Glufir bağırışı duyduktan sonra şaha kalkıp kişnedi.

“bu neydi şimdi?”

“Gelenek bu gelenek sen anlamazsın.”

“Kadınların hepsi garip.”

“Glufirin dişi olduğunu nasıl anladın.”

“Bilirsin.. aşağısı boştu yani.”

“Ne tür bir sapıksın sen?”

“Sadece gözüme takıldı.”

“Her neyse gidelim. Tetikte ol ormanın içinde başıboş canavarlar olur.” Lafını bitirdikten sonra kılıcını çekip ormanın içine daldı.

“pekala.” Dedim ve onu takip ettim.

Ormanda ilerledikçe kan kokusu artıyordu. Ara sıra çürümüş hayvan ve canavar cesetlerine denk geliyorduk. Çoğu yenmişti ve bazılarında kılıç izleri vardı. Anladığım kadarıyla canavarların taşları çoktan alınmıştı. İyice ilerledikten sonra fiona elini havaya kaldırdı.

“Sorun ne?”

Fısıldayarak;

“Sessiz ol" dedi. Bir şey söylemedim ve onu izledim. Ağaçları inceledi ve toprağa baktı. Tekrar fısıldayarak;

“Birazdan savaşa gireceğiz. Hazır ol bir şey söylemeden önce bana küçük bir taş fırlat. Ayrıca konuşurken fısılda. Yaklaşık 20-30 taneler. İzlerden anladığım kadarıyla yeni avlanmışlar. Şu an daha gevşek olurlar işimiz daha kolay olucak. Genelde mağarada yaşıyorlar. Muhtemelen dışarıda birkaç öncü birlik kamp yapıyordur. Normal canavarlara göre goblinler daha zekiler. Pervasızca hareket etme ve sakın ölme. (Kafamla onayladım) gidelim.”

Sessizce ilerlemeye devam ettik ve Fionayı izledikçe içim güvenle doluyordu. Bunu 1 yıldır yaptığını da bildiğim için hiç şüphe edesim gelmiyordu. Deneyimli bir insanla beraber olmak savaşma isteğimi de arttırıyordu.

Biraz daha ilerledikten sonra fiona elini kaldırdı ve yanıma yaklaştı.

“Ilerideki ağacın arkasına saklan ve işaretimi bekle. İşaretimden sonra bir anda çık ve bağırarak gördüğün ilk goblinin üzerine koş sonra da kılıcı kafasına doğru savur.”

“İşaret ney?”

“Görünce anlarsın.”

“?”

“Git hadi.”

Tekrar kafamla onayladım ve ağacın arkasına saklandım. Mağaranın önünde oturan yeşil derili yarı çıplak bir goblin duruyordu. Daha önce hiç goblin görmediğim için merak ediyordum ve incelemeye devam ettim. Büyükçe bir kayanın üstüne oturmuştu ve hiç hareket etmeden duruyordu. Biraz daha bekledim ve sonra fiona biraz ağır bir taşı alıp gobline fırlattı. Işaretin bu olduğunu düşünüp bağırarak ilk goblinin üzerine doğru koşmaya başladım. Ben gobline doğru koşmadan önce goblin taşın geldiği yöne doğru bakıyordu. Sesi duyunca bir anda irkildi ve kılıcını almaya yeltendi. Goblin silahını alıp doğruldu. Ben saldırdığımda silahını çoktan kavramıştı. Silahı yerden kaldırdı ve savunmaya geçti.  O anda kılıcımı kafasından aşağı indirdim. Kılıcını kaldırmaya çalıştı ama çok geç kalmıştı. Kafasını ortadan ikiye ayırırken kemiklerinden çıkan ses tüylerimi diken diken yapmaya yetmişti. Her tarafa yeşil renkte kanlar fışkırıyordu. Gözlerindeki boş bakışı izleyerek saplanmış kafasındaki kılıcımı çekip çıkardım. Bundan sonra yüz üstü yere yığıldı. Gözüm direkt sol alta gitti. Daha önce tavşan kralı öldürdüğümde yazılar akıp durumu aydınlatmıştı.

[Öncü goblin öldürüldü 30 deneyim puanı kazanıldı.]

[Öncü goblin öldürüldü 10 zenit kazanıldı.]

[Seviye atladınız]

0/80

[Mevcut bakiye 350 zenit.]

Goblinin yere düştüğünü gören Fiona bana doğru yaklaştı ve kafama vurup

“Sen salak mısın? Sana bu kadar pervasız olma demedim mi?”

“Iyi de taş attın gobline? Bu işaret değil miydi?”

“Salak mısın bir taş nasıl işaret olabilir?”

“Görünce anlayacaksın dedin nereden bilebilirdim?”

“Taşı nasıl gördün sen! Taştan işaret mi olurmuş!”

“Kocaman taş neden görmiyim! İşaretin ne olduğunu söylemeyen sendin!”

Bu sırada goblin çığlıkları mağaranın içinden duyulmaya başladı.

“İsaret nedir biliyor musun!”

“Bilmiyorum bana işaretin ne olduğunu söylemedin!”

Goblinler mağaradan çıkıp son hızla üzerimize koşmaya başladılar. Ellerinde paslı kılıçlar tahtadan yapılmış mızraklar ve garip yaylar vardı.

“İŞARET BUDUR!”

Fionanın elinde Kalinin ateş topuna benzer bir top belirdi. Sonra Fiona derin bir nefes aldı ve elini ağzına götürüp alevi yuttu sonra ağzındaki alevi bütün goblinlerin üzerine üfleyerek püskürttü. 

“SALDIR!” 

Şaşırmama bile izin vermeden beni ittirip yere yığılıp kalkmaya çalışan goblinlerin üzerine koşmaya başladı. Ben de elimden geldiğince hızlı bir şekilde ona yetişmeye çalıştım ama ben gelene kadar çoktan yarısından fazlasını öldürmüştü. Ben de elimden geldiğince hızlı bir şekilde goblinleri öldürmeye başladım. Fiona bir yerden sonra durup bana tezahürat yapmaya başladı. Kahkaha atıp zayıf goblinleri bile öldüremezsen seninle asla evlenmem diye bağırıyordu. Gaza gelip hepsini bir çırpıda öldürmeye uğraştım. Birkaç dakika sonra alev içinde yanıp yere yığılan bütün goblinler ölmüştü. Hemen gözüm geçen sefer sol alt tarafta görünen yazıları aramaya başladı

Savaş özeti:

[4x Goblin öldürüldü. 80 deneyim kazanıldı.]

[4x goblin öldürüldü 20 zenit kazanıldı.]

[Seviye atladınız]

0/90

[Mevcut bakiye 370 zenit.]

“Huh..huh..hah..hah..” ellerimi dizlerimin üzerine koyup domalır pozisyonda nefesimi toplamaya çalışıyordum.

“O.. hah.. da neydi hah.. huh.. öyle Fiona?” 

“Bu kadar çabuk yorulduğuna inanamıyorum Falezur hahaha!”

“Benimle evleneceğini söylediğin için hırslandım! Normalde çoktan pes edip beni öldürmelerine izin vermiştim!”

“Ölmek senin için bu kadar kolay mı! Tanrı aşkına sözlerine dikkat et!”

“Ben ölmüyorum birkaç kere öldürseler sorun olmaz herhalde!”

Yanıma yaklaştı ve karnıma son kuvvetiyle yumruk attı. Bir anda ayaklarımın bağı çözüldü ve kendimi yerde buldum. 

“ÖLÜRSEN SENİ ÖLDÜRÜRÜM!”

Sırtüstü döndüm ve gözlerinin büyüyüp nereyse yerinden fırlayacaklarını gördüm.

“BAĞIRMA BE ANLADIK ÖLMEYECEĞİM!”

“İYİ!”

“Bu yumruk ta neydi böyle. Acıyı hissetmesem de canım yandı.”

“Ne bileyim ben yumruk yumruğuydu herhalde. Salak herif. Daha işimiz bitmedi kendini toparla. Muhtemelen içerde saklanan bir lider ve yeni doğmuş goblinler vardır.”

“Buradan çıkamayacaklarına göre en azından dinlenseydik.”

“Dinlenirsen tembelleşirsin. Kalk gidiyoruz hadi.”

“OOFFFF!”

“OFLAMA BANA KALK HADİ!" 

mecbur kanla kaplanmış kılıcımdan destek alıp ayağa kalktım. 

Mağaraya girdikten sonra Fiona tekrar elinde alev oluşturdu.

“Bu yetenek de neydi öyle Fiona?”

“Ejder nefesi becerim.”

“Ejder nefesi ateş olmadan da üretilmeli değil mi?”

“Evet ama bu şekilde daha etkili oluyor.”

“Nasıl yani?”

“Eğer direkt ağzımdan ateş üflersem sadece 3 kere yapabiliyorum ama eğer elimde ateş üretip ağzımda tutar ve üflersem 7ye çıkıyor. Çok fazla kullanırsam da boğazım kuruyor ve artık kullanamıyorum.”

“Vay canına. Peki elinde ateşi nasıl üretiyorsun.”

“Biraz antrenman ile yatkınlığı olan herkes kullanabilir.”

“Yatkınlık mı?”

“Evet. Her insanın 4 temel elementin en az 1ine yatkınlığı oluyor. Bunu büyün arttığı zaman öğrenebilirsin.”

“Büyüm nasıl artacak?”

“Stat puanlarınla tabiki? Antreman yaptıkça da artıyor ama o çok zahmetli. Ben 5 puanla kolayca hallettim. Büyü antremanı yapmak çok yorucu.”

“Anladım..”

Tekrar derin bir nefes aldı ve ağzına elini götürüp alevi yuttuktan sonra üfledi.

“Lideri gördün mü?”

“Hayır görmedim.”

Elinde tekrar ateş üretti. 

“Tahtın arkasına bak" derin nefes aldı ve ateşi yutup üfledi. 

Ateşin parlaklığıyla tahtı ve arkasında saklanan küçük goblini gördüm.

“Bunun lider olduğuna emin misin? Çok küçük duruyor?”

“Bizi kandırmaya çalışıyor. Orda duran muhtemelen öldürdüğü bir çocuk. Tahtın arkasındaki delikte saklanıyor bir anda saldırıp bizi öldürmeyi planlıyor.”

“Bu kadar şeyi nereden biliyorsun?”

“Bazı kötü anlar yaşadım haha.”

“Goblin sikici ismini iyi taşıyorsun haha.”

Elinde ateş üretip kafama vurdu saçlarım hafif tutuştu ve ben söndürmek için kafama vurup durmak zorunda kaldım.

“Sana bu kelimeyi söylemeyi yasaklıyorum. Bir daha yaparsan bir daha çocuğun olmaz.”

“Bu ikimizin de işine gelmez yapma.”

Yüzü kızardı ve tekrar kafama vurdu ve ben tekrar ateşi söndürmek için kafama vurmak zorunda kaldım.

“Her neyse oyalanma ejder nefesini tekrar kullanacağım. Kullandıktan hemen sonra tahta doğru koş ve kılıcını tahta sapla. Duvarın arkasına geçmesi için bütün gücünü kullan.”

“Duvarı nasıl deleceğim Fiona?”

“Merak etme duvar sahte. İlizyon büyüsü kullanıp yapılmış çocuklar ve topladıkları hazineler orada duruyor.”

“Topladıkları hazineler mi?”

“Evet. Goblinler istifçidir her şeyi toplarlar.”

“Zengin olabilir miyiz?”

“Çer çöp topluyorlar ama bir fırsat bulabiliriz.”

“Tamam gidelim.”

Fiona tekrar derin bir nefes aldı ve alevi yutup üfledi. Ben de dediğini yapıp son hızla koşmaya başladım ve tahta yaklaşınca kılıcımı düzleştirip tahtın ortasına sapladım. Kılıç tahtı geçip duvara girdi ve bir çığlık sesi yükseldi. Kılıcımı bir güç itmeye başladı ve birbirimizi itmeye başladık. 

“Fiona sanırım ölmedi!”

“Sadece debeleniyor bastırmaya devam et arkandan ittireceğim!”

Lafını duyduktan sonra bir dayanıklılık savaşına başladık. İkimiz de ittiriyorduk hemen sonra fiona arkama geçip bana sırtımdan sarıldı ve kolumu tutup bana destek olmaya başladı. Göğsünde şu zırh olmasaydı daha hoş bir an olabilirdi gerçi. 

“AAAĞĞĞHHHHHHGHGGG" çığlık atıp bütün gücümle itmeye başladım. Fionanın kolu bir anda boşta kaldı ve patlamaya benzer bir ses duyuldu.

“O da ne öyle Fiona? Normal miydi bu?”

“S-sanırım normaldi? (O da neydi öyle? Bir anda bütün kasları gerginleşti ve ittirmeye başladı?) Sanırım lider pes etti o yüzden rahatça ittirebildin. Bir anda yüklenince de duvara çarpmış olmalı. Çoktan ölmüş olmalı.”

“Hayır ölmedi.”

“Ha?”

“Ölmedi dedim.”

“Nerden biliyorsun?”

“Öldüğü bildirimi gelmedi.”

“Bildirim mi?”

“Evet. Alev nefesini kullan.”

“Hayır buna gerek yok son nefesini veriyor olmalı kılıcı bırakma ve ittirmeye devam et.”

“Tamam.”

Daha sonra Fiona tahta bir tekme savurdu ve taht uçtu. Fiora kılıcı çekti ve duvara doğrulttu.

“Buna gerek var mı?”

“Liderin öldüğünü gören çocuklar bazen evrim geçirip lider oluyorlar. Önlem için yapıyorum.”

“Anladım.”

Bu pozisyonda birkaç dakika geçti.

“Ölmedi mi hala?”

“Hayır hala bild...”

[Goblin lideri öldürüldü 50 deneyim puanı kazanıldı.]

[Goblin lideri öldürüldü 20 zenit kazanıldı.]

50/90

[Mevcut bakiye 390 zenit]

“Öldü.”

“Nasıl anladın ve bu bildirim şeyi de ney?”

“Gözümün sol altında bir şeyi öldürdüğümde görünüyor ve bana ne kadar deneyim puanı kazandığımı söylüyor.”

“Vay canına bu çok yararlı Falezur. Biz ejder gözü kullandıktan sonra anlayabiliyoruz ve her kullanım için bedel ödüyoruz.” Bu sırada kılıcını hala duvara doğrultmuştu. Ben çoktan kılıcı gevşettim ve geri çektim.

“Her şey için bir bedel var çok acımasızca.”

“Evet öyle. Ama yapacak bir şey yok.” Bu sırada kılıcını indirdi ve bir çığlıkla beraber bir goblin duvardan fırladı. Fiona sanki bunun olacağını biliyormuşçasına hareket edip kılıcıyla goblini ortadan ikiye ayırdı. Ortadan sayılmaz gerçi. Şöyle çaprazlamasına şu eskirim şeyleri gibi ah her neyse

“Söylemiştim.” Dedi ve elinde bir alev üretip derin nefes aldı.

“Dur Fiona belki içeride değerli bir şey vardır.”

Nefesini verdi ve 

“Yine de riske değmez.”

“o zaman ben gireyim yaralanırsam hemen iyileşirim. (Beni öldürecek gibi bakıyordu) yemin ediyorum ölmeyeceğim fiona sakin ol.”

“Dikkatli ol.”

“Pekala.” Dedim ve içeri adım attım. Bir metre kadar genişliğinde bir koridor şeklindeydi. Biraz inceledikten sonra bolca paslı kılıç ve kalkan biraz yay, ok ve paslanmış zırhlar buldum. Ölmüş liderin cesedine biraz baktıktan sonra fionaya;

“Fiona burası çok karanlık elini uzatır mısın?”

Elini uzattı ve etraf az öncekinden daha da aydınlandı. Kolunu tuttum ve bir anda çektim. Dengesini kaybediyordu ve belinden tutarak onu destekledim.

“N-napıyorsun Falezur bu çok tehlikeli!”

“Hayır burada başka canlı bir şey kalmamış şimdi öpüşüp kutlama yapmamız gerekiyor.”

“Ö-öp-öpüş...mek mi!”

“Evet” dedim ve dudaklarımı balık gibi büzüp gözlerimi kapattım ve suratına yavaşça yaklaştım.

Çok geçmeden yumruğa benzer bir sertlikte bir tokat geldi. Evet alevli olanından. 

“SALAK!”

“Haha suratımda iz kalabilir çok acıttı Fiona" 

“Bakayım! Çok acıyor mu! Yanık izi görünmüyor bir şeyin yok sanırım.” Suratını yan çevirmişti ve yanağıma bakıyordu. Ne olacağını umursamadan yanağından öptüm ve yavaşca sarıldım. Sıcaklığını buradan bile hissedebiliyordum. Yine de bu zırh olmasa çok daha mutlu olurdum. 

“Fa-falezur.. ar-artık bırakmalısın..” 

“istemiyorum.”

“S-saçmalama gitmemiz gerekiyor.”

“Böyle kalalım.”

“..”

“..” 

Sanırım birkaç dakika geçmişti.

“Falezur.”

“Efendim Fiona.”

“Rahatsız edici olmaya başladı.” Hemen bıraktım ve suratının kırmızıya döndüğünü gördüm 

“Ah üzgünüm haha. Çok huzurlu hissetmiştim.”

“B-ben canavarlardaki taşları toplayacağım. Sen de envanterine bulduğun her şeyi koy. Goblinlerin dışında tabiki.”

Liderin göğsündeki küçük taşı çıkardı ve duvarın dışına çıktı sonra duvardan çıkan goblini sırtüstü çevirdi ve onun da göğsünü deldi ve taşı çıkardı. Daha önceden lider tarafından öldürülen goblin bebeğin göğsünü deldi ama bir şey bulamayınca tahtı aleve verip mağaradan dışarı yürümeye başladı. Çok vahşi ama bir o kadar da güzel görünüyordu

“Envanter. Ganimeti topla.”

Bütün kılıçlar kalkanlar ve zırhlar envanterime ışınlandı. Sadece goblin liderin üstündeki şapka ve kıyafetleri kaldı. Onları da çıkardım ve envantere koydum. Yanan taht bütün odayı aydınlatmıştı. Etrafta daha fazla kılıç mızrak ve kalkan vardı. Hepsini tek tek toplamak zorunda kaldım çünkü ganimeti topla dediğimde hiçbir şey olmuyordu. Dışarı çıktım ve fionanın kalan goblinlerin göğsünden taşları çıkartışını gördüm. Goblinin altındaki kıyafetleri almaya başladım  Fionanın az önce göğsünden taş çıkarttığı goblinin kıyafetlerini çıkardıktan sonra Fiona arkasını döndü ve yüzü kızardı.

“SALAK! GOBLİNLERİN KIYAFETLERINI NEDEN ÇIKARTIYORSUN HEPSI ÇIPLAK KALMIŞ!”

“Her şeyi topla demiştin.” 

“Bunlar para etmez aptal!”

“Hepsini bırakayım mı?”

“Bırak.”

Envanterden kıyafetlerin üstüne tıkladım ve ittirip elimi soktum 20 tane don çıkardım  ve yere attım.

“Hepsi bu kadar.”

“Yıkanana kadar bana dokunmanı yasaklıyorum.”

“Neden ben ne yaptım?”

“Konuşmanı da yasaklıyorum.”

“..”

Kalan goblinlerin de taşlarını çıkartıp bir keseye doldurdu ve ben susup onu izledim. Daha sonra geldiğimiz yoldan geri döndük. Geldiğimizde Glufir ortalıkta yoku ve Fiona çimlerin üzerine oturup beklemeye başladı. 

“Konuşabilir miyim artık?”

“Evet.”

“Neden bu kadar iğrendin ki sadece kıyafet sonuçta.”

“İğrenmedim sadece nefret ediyorum.”

“Neden?”

“Bu kıyafetleri tecavüz ettikleri kadınlardan alıp tekrar dikiyorlar. Kadınlar doğurduktan sonra öldürüyorlar ve diktikleri kıyafetleri öldürdükleri kadınların kanlarına batırıyorlar.” Yine kafasını yere gömdü. Hüzünlenince hep aynı şeyi yapıyor.

“Başından bir şey mi geçti?” Diyip istemsizce omzuna dokundum. O sırada irkilip elimi ittirdi.

“Özür dilerim fiona.” Bana korkuyla bakıyordu. 

“Önemli değil.”

“Arkanı dön fiona.”

“Neden?”

“Arkanı dön ben diyene kadar da bakma.”

“Peki.”

Kılıcımı kaldırdım ve sol elimi kestim. Kesilen elim düştü tok bir ses çıktı ve etrafa kanlar fışkırdıktan 7 saniye kadar sonra yeni elim çıktı. Kılıcımı kestikten sonra sol elimle kılıcımı tuttum ve sağ elimi kestim. Aynı şey sağ elimde de olduktan sonra kılıcı envantere koydum ve ellerimi fırlatıp attım.

“Bakabilirsin.”

Arkasını döndü ve ağlayan gözlerle suratıma baktı.

“Ellerini kestin değil mi?”

“Evet.”

“Bunu neden yaptın?” 

“Seni üzüyordu.”

“Kesmene gerek yoktu yıkayabilirdin.”

“O ellerle sana dokunamazdım.”

“...”

“Yanıma yaklaş.”

Usulca yanıma geldi. Ellerime yüzünde gezdirdim ve gözyaşıyla dolu siyah gözlerine baktım.

“Artık ağlama tamam mı.”

“Tamam"

“Bana ne olduğunu anlat.”

“Tamam.”

Büyülenmiş gibi bakıyordu. Biriken gözyaşları güneş ışığıyla parlıyordu bu bana yıldızları hatırlattı. Ellerimle gözlerini sildim ve biraz ileriye oturup konuşmaya başladık.

“Ne olduğunu anlatır mısın artık Fiona.”

“Of! Üsteleyip durma anlatacağım dedim.”

“Pekala. İstediğin zaman başla zorlamayacağım artık.”

“Buraya ilk geldiğim zamanlarda kraliyet bölgesindeki basit hayvanları öldürüp seviye atlıyordum. Her gün basit hayvanları öldürüp taşlarını söküp derilerini satıyordum. Yine bir gün bunları yaparken bir grupla tanıştım. Kraliyet bölgesine kaçan bir grup goblin olduğunu ve buradan uzak durmamı söylediler. Seviyemi söyledikten sonra onlara katılmak istediğimi söyledim ve beni kabul ettiler. Goblinleri yakaladıktan sonra gruplarına katıldım. Grup sadece kadınlardan oluşuyordu ve geneli benim seviyemin biraz üstündeydi. Benimle beraber 4 kişiydik. Goblin görevini teslim ettikten sonra ödülünü aldılar ve görevin kalanını tamamlamak isteyip istemediğimi sordular. Ben de kabul edip onlarla ölüm ormanına gittim. Buna benzer bir mağaraya girdik. Ve savaşıp yaralı bir şekilde taht odasına geldik. Az önceki gibi küçük bebeği gördükten sonra gaflete düştük ve bebeği bıçakladık. Hemen tahtın arkasından lider çıktı ve 2 kişinin bacaklarını koparttı. Diğerinin kafasını diret olarak kesti ve bir kenara attı. Ben hepsini uzaktan izliyordum. Benim korkaklığımı gördükten sonra kahkaha atıp kılıcıyla bacaklarını kestiği kişilerin kollarını kesti. Üstündeki kıyafetleri çıkarıp yüzlerine tükürerek tecavüz etti. Sonra karnını kılıcıyla kesip kıyafetini tecavüz ettiği kadının karnına batırıp çıkardıktan sonra üstüne giydi. Sadece korkup kaçabildim. Loncaya gittim ve durumu anlattım. O sırada leztier henüz şuanki kadar gelişmemişti ama yeterince güçlüydü bana bu yerin nerede olduğunu sordu ve yerini öğrendikten sonra koşup dışarı çıktı. Yarım saat sonra geri geldi ve goblin liderin kesilmiş kafasını önüme attı. Karşıma dikildi ve güçlen diye bağırdı. Çok korkunçtu ama şokun etkisiyle kendime geldim. O heyecanla çıkıp kraliyet yoluna gittim ve gece vakti olduğunda hala avlayacak hayvanları arıyordum. Leztier beni bulup bu kadar yeter dedi ve yorulmuş bedenimi zorla bağlayıp beni atına bindirdi sonra loncaya getirdi. O zamandan beri ona saygı duyuyorum. Zaman zaman beraber görevlere çıktık ve gücünü ne zaman görsem şaşkınlığa düşüyorum.”

“Başına gelenler için üzgünüm Fiona.” Dedim ve kafasını okşadım. Suratı hala yere bakıyordu. Yaklaştım ve yanağından öptüm.

“Gerçek bir sapıksın Falezur. Üzgün bir kızdan faydalanmaya çalışıyorsun.”

“Sapık olsaydım yanağından öpmezdim.”

“Hiç halim yok uğraşma benimle" dedi ve sırtüstü uzanıp gökyüzüne bakmaya başladı. 

Yanına uzandım 

“Şu an çok çaresiz olduğuna göre seni öpsem bana kızmazsın değil mi?”

“Saçmalama sen zayıfın tekisin beni öpecek cesaretin bile yok.”

“emin misin?”

“Evet eminim. Cesaretin olsa sormak yerine öpe...” (NAPIYOR BU!)

Beni ittirdi ve arkasını döndü.

“..”

“..”

Galiba beni istemiyor.

“Gerçekten... öptüğüne inanamıyorum”

“..”

“Onayımı istemedin bile.”

“Seni öpebilir miyim?”

“TABİKİ HAYIR SAPIK HERİF!” (Benim ilk öpücüğüm bu adam tarafından çalındı!)

“..” 

Gerçekten istemiyormuş. Kalbime bir acı saplandı. Rüyamda olduğu gibi kolumun binlerce defa koparıldığını hissediyordum. Ruhuma işkence ediliyordu. Bana sarılıp kafamı okşayışını hatırlayınca gözlerim doldu. Bu kadar çabuk inanan bir aptal olduğuma inanamıyorum. Kendimi nasıl böyle bırakabildim ki zaten? Daha dün tanıştık. Beni buraya yolladığın için götünü sikeyim Ryujin. İblis Kralı yarrağım yoketsin! Ben kendimi gidip bir uçurumdan atacağım.

“..”

“..”

“Daha beni dövüşte yenmedin.” 

“N-ne?”

“D-daha beni yenmedin dedim.” (Yüzüne bakamıyorum. Alev alev yanıyorum.)

“Kazanırsam beni isteyecek misin"

“Seni onaylayacağım.”

“Yani isteyeceksin.”

“Onaylayacağım dedim.”

“O zaman seni istediğim gibi öpebilir miyim.”

“Ha-hayır tabiki!”

“O zaman dövüşmem.”

“İ-insanlar etraftayken olmaz.”

Kolundan çektim ve zorla ayağa kaldırdım.

“Envanter.”

“Yumruk yumruğa dövüşeceğiz.”

“Ah tamam. Envanter.”

Daha önce birine hiç yumruk atmamıştım. Kan görmeye alıştım ama Fionaya yumruk atabileceğimi hiç sanmıyorum.

“Gardını al.” Dedi ve profesyonel bir boksor izlenimi veren bir duruşa geçti. 

“B-böyle mi?”

“Hayır salak kollarını yakın tut ve bacaklarını omuz hizasında açıp en çok kullandığın tarafının bacağını öne çıkar.”

“Sanırım oluyor.”

“her neyse önemi yok nasıl olsa kaybedeceksin. Başla.” Dedi ve dedikten hemen sonra gözüme bir yumruk attı.

“Bir saniye bekleseydin en azından.”

“Düşman beklemez. Kollarını kaldır.” Gözümün iyileştiğini hissettim. Ardı arkasına suratıma yumruklar atıyordu ve dur durak bilmeden saldırmaya devam ediyordu. Karşılık veremiyordum ama buna sonsuza kadar dayanabilirdim.

“Tanrım Falezur en azından karşılık ver bu hiç heyecanlı değil.” Yumruk atmayı bıraktı ve gidip çimlere oturdu. Ben de gidip yanına oturdum.

“En azından dayandım. Eminim o yumrukları yedikten sonra çoğu erkek yere yıkılmıştır."

“Evet genelde başlar başlamaz biter.”

“saniyesinde yumruk atıyorsun insanlara tabiki biter.”

“Benim sorunum değil.”

“Başla!” dedim ve üstüne atlayıp kollarını tuttum.

“En azından beklemeliydin.”

“Düşman beklemez.”

“Ben düşmanın değilim sonuçta.”

“Bana yumruk atarken hiç öyle gelmiyordu bana.”

“İyileştin işte bir şeyin yok.”

“Kazandığımı kabul ediyor musun?”

“Hayır tabiki” dedi ve kasıklarıma son şiddetiyle bir tekme attı. 

“Gelecekteki çocuklarımızı öldürüyorsun Fiona!”

“Nasıl olsa iyileşiyorlar bir şey olmaz.”

“Ama çok acıtıyor!”

“Düşman umursamaz!”

Ardı ardına taşaklarımı tekmeliyordu. Her seferinde her yerime iğne batırılıyormuş gibi hissediyordum. 

“T-tanrı aşkına dur Fiona! Evlenmeyeceğim seninle tamam dur!”

“BENİ ÖPTÜKTEN SONRA EVLENMEYECEĞİNİ Mİ SÖYLÜYORSUN!” 

Daha sert tekmelemeye başladı. 

“T-TAMAM EVLENECEĞİM DUR ARTIK SENİ MANYAK KADIN!”

“BİR DAHA BENİ HABERSİZ ÖPECEK MİSİN!”

Tekmelemeyi durdurdu ve ezmeye başladı.

“İNSAN İÇİNDE ÖPMEYECEĞİM YEMİN EDERİM!”

“KİMİN ÜSTÜNE YEMİN EDİYORSUN!”

“T-TANRIÇA ÜSTÜNE YEMİN EDIYORUM!” aahhh. Çocuklarım. Hepsi uçup cennete ulaştılar. Çıkan ruhları görebiliyordum.

“Ağlayacak mısın yoksa?”

“Çocuklarımız öldü Fiona.. ruhlarının cennete uçtuğunu gördüm.”

“HAHAHAHAHA sana bir şey olmaz nasıl olsa ölümsüzsün.”

“Bu Çocuklarım için geçerli değil..”

“Daha doğmadıkları için sorun olmamalı.” Gelip yanıma uzandı.

“Bence test etmem gerekiyor.”

“Neyi test edeceksin?”

“Çoçuklarımızın doğup doğmayacağını.” Dedim ve tekrar öptüm. İttirmedi veya kaçmadı. Karşılık verdi ve az öncekinden daha iyi hissediyordum.

“Bence zırhı çıkarmalısın Fiona. Göğsüme batıyor”

“T-tamam” (Umarım düşündüğüm kadar ileri gitmez.)

Zırhını çıkardı ve öpüşmeye devam ettik. Göğüslerin yumuşaklığını hissettikçe içim huzurla kaplanıyordu. Suratının sıcaklığını hissedebiliyordum. Ellerimi suratında gezdiriyordum. O da saçımı okşuyordu. Her nefes alış verişinde kendi sınırlarımı zorluyordum.

“Çok güzelsin Fiona.”

“B-bu şekilde söyleme.”

“Neden?”

“Çok sapıkça geliyor.”

“Hayır içtenlikle söylüyorum.” Tekrar öptüm ve gözlerinin içine baktım.

“Gerçek bi sapıksın Falezur.”

“bunu dün gece yanımda uyuyan kadın söylüyor.”

“Hoşuna gitmedi mi?”

“Bu gece de gel.”

“Saçmalama"

“Kapıyı açık bırakacağım.”

“Dün de açık duruyordu zaten.”

“O yüzden mi içeri girdin?”

“Evet sadece ölüp ölmediğini kontrol etmek için.”

“Ve sonra uyudun mu?”

“Çok yorulmuştum uyuyakalmışım haha.”

“Bugün de yoruldun mu?”

“Evet.”

“Ölüp ölmediğimi kontrol et.”

“Sen ölümsüzsün.”

“Eminim sen beni öldürebilirsin.”

“Hayır taşaklarını ezdim az önce ama hiçbir şey olmamış gibi bana sürtüyorsun şimdi.”

“Böyle söyleyince bir sapık olduğumu düşünmeye başladım.”

“Zaten bir sapıksın.”

“Sürtmeye devam mı etmeliyim yani.”

Suratımı yavaşça ittirdi. Ellerini çekti ve gülüşümü gördükten sonra kendi yüzünü kapattı. Ellerinden öptüm ve üstünden kalktım.

Sonra sustuk ve beraber gökyüzünü izledik. Biraz süre geçtikten sonra kafasını göğsüme koydu

“Burası daha rahat.”

“Öyle mi?”

“Evet. Huzur veriyor.”

“Ben de denemek isterim.”

“Bu gece geleceğim.”

“..”

“..”( fazla mı cesurca oldu)

“Bekleyeceğim.” 

Tekrar sustuk ve yine gökyüzünü seyrettik. Hiç gürültü yoktu. Gecenin karanlığı mı huzurluydu yoksa gökyüzünün aydınlığı mı emin olamadım. Sessizlik içinde huzurun keyfini sürüyordum. Uzun bir süre bu şekilde kaldık. Huzurumuzu toynak sesleri bozdu.

“Glufir geliyor.”

“Evet duyuyorum.”

“Kalkmayacak mıyız Falezur.”

“Böyle kalalım çok huzur verici.”

“Pekala.”(gerçekten huzur vericisin Falezur.)

Ellerimi kafamın altından çektim.

“Envanter.” Oradan yemek torbasını aradım ama bulamadım. Inceledikten daha sonra isminin saman dolu yastık olduğunu farkettim  envanterden çıkardım ve kafamın altına koydum.

“Envanter.”

“Elma torbası mıydı o?

“Artık bir yastıkmış.”

“Hahaha. Biraz sonra da yemek olacak.”

“Neden?”

“Glufir dönmeden önce o samanları yemek istediğini söyledi.”

“Yerse aramıza bir şey koyamayız.”

“O-o kadar da önemli değil zaten.”

“Sen öyle diyorsan.”

“Sapıksın.”

“Ben bir şey demedim.”

“Aklından geçenleri duyabiliyorum"

“Ne geçiriyormuşum?”

“Bence kolay bir kız olduğumu düşünüyorsun.”

“Hayır çok huzur verici olduğunu düşünüyorum.”

“Yalan söylemene gerek yok.”

“Glufire sorabilirsin.”

Glufir çoktan dibimizde bitmişti ve benim saman yastığıma göz dikmişti.

“Biraz bekle Glufir. Çok yorulduk dinleniyoruz."

Kafasını Fionanın kafasına değdirdi ve bir şeyler söyledi fiona çok sakin bir şekilde evet hayır cevapları veriyordu. 

“Ne konuşuyorsunuz?”

“Rahatsız edici sorular soruyor.”

“Ne sorusu?”

“Goblinlerle alakalı.”

“Ah anladım.”

“Eğer konuşmaya devam edersen samanları yemene izin vermeyeceğim.”

Bir anda kafasını kaldırdı ve yere uzandı.

“Sanırım burada biraz zaman öldürebiliriz.”

“Evet. Sanırım öyle.”

Bu anı hiç unutmamak istiyordum. Elimi Fionanın beline attım ve yine sessizliğe gömülüp saatlerce gökyüzü izledik. 

Bu sırada yeterince temizdim.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr