Bölüm 9 Lonca ve Puan

avatar
178 0

Zoraki kahraman - Bölüm 9 Lonca ve Puan


Yol boyunca sessizdik. Sadece at nalları ve ezilen elmaların sesleri duyuluyordu. Şehir kapısı göründüğünde.

“yol boyunca bana katlandığın için teşekkür ederim fiona.”

“Ön-önemli değil. Kim olsa aynısını yapardı.”

“Yine de teşekkürler hahaha.”

“Falezur.”

“Efendim fiona"

“Bence stat gösterimini herkesin içinde kullanmamalısın.”

“Ah evet anlıyorum ama stat g... kelimeyi söyler söylemez açılıyor.”

“(çok zor bir durumda)ayrıca envanterinden de kimseye bahsetmemelisin.”

“Tavşan kralı öldürdüğümü nasıl kanıtlayacağım o zaman?”

“Yarın benimle görevi teslim alırsın. Kimliğini alınca da beraber öldürdüğümüzü söyleriz. Ayrıca analiz edince üstünde öldüren kişinin ismi yazıyor ”

Sikik Ryujin illa grup kurdurtacaksın bu kızla. 

“Zaten bana yeterince yardım ettin fiona haha. Ben yarın kendim çıkıp görevi teslim alırım. Hem öldürenin ben olduğu belli olduğu için sorun olmaz.”

“Buraya nasıl taşıyacaksın ceseti! Ayrıca taş çıkarmayı biliyor musun?”

“Taş çıkartma mı?”

“Bilirsin canavarlardan çıkan taşlar.”

Mana kristali falan mı?

“Mana kristalleri mi?”

“Mana kristali mi? O da ne?”

“ne için kullanılıyor bu taşlar?”

“Genelde işlenip takı olarak kullanılır. Bazen zırhlara takılır. Çok özel bir taşsa kılıç yapımında bile kullanılır.”

“Ah maden gibi bir şey yani"

“Öyle de diyebilirsin evet.” (bu kadar basit şeyleri bile bilmiyor mu?)

“Şehirde önerebileceğin bir han var mı?”

“Kaldığım handa kalabilirsin biraz pahalı ama çok rahattır.”

“Şu an konfor son aradığım şey haha. Ucuz olursa daha çok işime gelir.”

 Bu kızdan olabildiğince uzak durmam lazım 

“Düşük rütbeli maceracıların kaldığı hanlar var. Loncaya gidince senin için yerini sorabilirim.”

“Ah teşekkürler. Borcumu nasıl ödeyeceğim bilmiyorum haha.”

“Yemek ısmarlayabilirsin.. yani eğer sen de istersen tabi..”

“Tabii olur.. bugüne ne dersin. Ama bana biraz yardımcı olman gerekiyor haha"

Kullanabildiğim kadar kullanayım bunu

“Evet önce han ayarlayalım. Bir duştan daha iyi gelen bir şey yoktur. Şehre de girmek üzereyiz zaten.”

“Pekala kendimi sana teslim ediyorum fiona haha"

Sürekli kendini gülmeye zorlamak çok zor.. 

Biraz sonra şehrin girişine geldik ve fiona maceracı kartını gösterip girdi. Fionanın kartını görünce benimkini sormadılar. Sanırım her tarafımın kanla kaplı olduğunu görünce benden şüphelenmediler. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Güneş batmaya başlayınca hava pembe ile mor arası bir renge büründü. Fiona atı ahır benzeri bir yere götürdü ve atı teslim ettikten sonra para ödedi. Daha sonra bana maceracılar loncasına gidene kadar yolları ve şehri anlattı.

Loncanın önüne gelince

“Fiona envanterimden zenitleri almam gerekiyor. Ara sokak gibi bir yer var mı?”

“Ah evet var ama ara sokağa gerek yok bunun için.”

“Nereyi kullanabilirim?”

“Şu an burayı kullanabilirsin.”

“Sokağın ortasındayız çok fazla insan var.”

“Evet o yüzden hiç dikkat çekmez.”

Mantıklı konuşuyor.

“Yine de sanki elini ceketinin cebine atıyormuş gibi yapabilirsin. Envanterin tam olarak nerede göremiyorum ama bunu yapabilirsen çok kullanışlı olur.”

“Bu çok zekice fiona. Benim yerime envanteri sen kullanabilmeliydin bence haha.”

Yüzü kızardı yine.. ah ne kadın ama.. çocuk gibi resmen.. her neyse..

“Envanter.”

Fiona bana dikkatli dikkatli bakıyordu

“Bana niye öyle bakıyorsun fiona hahaha.”

“B-ben me-merak ettim sadece..”(Ne diye soruyorsun ki..)

“Haha tamam tamam bakabilirsin utanmana gerek yok.”

“Utandığımı kim söyledi!”

Herkes dönüp bize baktı bi anda 

“Fiona lütfen bağırma herkes bize bakıyor.”

“Özür dilerim ben heyecanlandım ve bir anda kendimi tutamadım.”

“Neyse neyse önemi yok. Envanteri nasıl hareket ettireceğimi bilmiyorum. Her zaman sağ köşede ön tarafta duruyor ve benimle hareket ediyor.”

“Belki ittirebilirsin?”

“Hayır daha önce kılıcımı almaya çalışırken kafamı sokmaya çalışmıştım o sırada ittim yani. Ama olmadı.”

“Kafanla mı ittirdin?”

“Evet ama ittirmeye çalışmıyordum. Of her neyse boşver.”

Kare şeklindeki envanterin dış çerçevesine dokundum ve tokat atar gibi ittirdim. Bir anda etrafımda daireler çizermişcesine dönmeye başladı. 

“Haklıymışsın fiona. Şu an etrafımda dönüyor.”

“Görmek isterdim..” 

Suratı düştü. Gerçekten de merak ediyormuş demek ki.

“Bir fikrim var fiona.”

“Nedir?”

“Elini uzat"

Avcunu açıp elini uzattı.

“Hayır öyle değil ters çevir.”

“Böyle mi?”

“Evet.”

Envanteri gideceği yönü tahmin ederek durdurdum ve fionanın elini tuttum. Hahah yüzünün kızardığını görebiliyordum. Tipik kız hareketi neyse neyse.

Envanterden amatörün kılıcına tıkladım ve bastırdım elim içeri girdi sonra fionanın elini tuttuğum elimle envanterin içine soktum. Fionanın eli de benimle birlikte envanterin içine girmişti. Yüzünden şaşkınlığı okunabiliyordu. Sağ elimle kılıcın kabzasını hissedince fionanın elini tuttuğun sol elimle kılıca dokundum

“Hissedebiliyor musun.”

“B-ben hissediyorum. Bu bir kılıç mı?”

“Evet. Şimdi kılıcı kavra. Ama burada çıkarmaman daha iyi olur. Yokluktan kılıç çıkarsa insanların dikkatini çeker.”

“Ta-tamam.” (Bu çok heyecan verici. Ayrıca elimi çok nazik tutuyor. Yüzü de çok sevecen bakıyor. Ona karşı koyamıyorum..)

Fionanın kılıcı kavradığını hissettim. Sağ elimle de onun elini tuttum ve gözlerinin içine bakıp gülümsedim. Gözlerinin parladığını görebiliyordum. İntihar etmeden önce gökyüzünde gördüğüm karanlık gibiydi. Huzur doluydu. Ryujin ne kadar büyük bir orospu olursan ol içimi ısıtmayı başardın.

“Şimdi sakince kılıcı bırak. Elinin envanterimde kalmasını istemem haha.”

“E-evet.. tamam" (bana ne oluyor böyle..)

Yavaşca kılıçtan elini çekti ve ben de elini iki elimle tutup envanterden dışarı çıkardım.

“Nasıl hissediyorsun?”

“Ben.. şaşırdım. Elim bir kavanozda gibiydi. Ama çok büyük bir kavanozdu.” (büyüleyici)

“Ben de ilk seferinde öyle hissettim. Bu arada envanterden parayı nasıl çıkaracağımı bilmiyorum.. bir çözüm önerin var mı?

“Para transferi işe yarayabilir sanırım.”

“ah evet.. benim aklıma gelmediği için özür dilerim.”

“Özür dilemene gerek yok.” Dedi ve kafasını çevirip lonca binasının girişine baktı. Bir anda bütün rahatlığı kesildi ve savaşa hazır bir pozisyona girdi

(MACERACI LEZTİER GELIYOR BENİ BÖYLE GÖRÜRSE İTİBARİM ZEDELENİR)

“Falezur şimdi sakın konuşma dediklerimi yap sadece tamam mı?”

“ha? Tamam pekala.” Ne oldu birden buna? 

“Gidelim.”

“Tamam.” 

Yürümeye başladık. Yolumu birden dev kılıklı bir herif kesti. 2 boynuzlu bir kask takıyordu. Parıldayan altından bir zırh giyiyordu. Yüzündeki sakaldan gözleri ve burnu zor görünüyordu

“Bütün gün neredeydin fiona?”

“Tavşan kralın peşindeydim.”

“Yakalayabildin mi bari?”

“Hayır. Yarın tekrar çıkacağım. Yaklaştığımı hissedebiliyorum.”

“Anladım. Bugün av iyi geçmiş olmalı. Ekibindeki adamın her yeri kanla kaplanmış.”

“Bu adam ekibimde değil. Tavşan kralı ararken kurtlar tarafından etrafının çevrildiğini gördüm. Birkaç tanesiyle boğuşurken yaralamış. Kurtların kanı bütün kıyafetlerine dökülmüş. Böyle bitik bir halde bulunca acıyıp yanımda getirdim.”

“Anladım. Yolun açık olsun fiona.”

“Avın bol olsun Leztier.”

Bütün karakteri bir anda değişmişti.. Leztier de çok taşaklı bir abimize benziyor. 

“Bu kimdi fiona"

“Leztier. En yüksek rütbeli maceracılardan biridir. Bütün loncanın saygı duyduğu bir adam. Ejderha avcısı olarak biliniyor.”

“Çok kudretli biri olmalı.”

“Evet. Kudretli.. eğer olur da bir gün leztierle zıt düşersen pes et ve özür dile Falezur.”

“Neden ki?”

“Nedenini boşver.”

“Peki.”

Korkutucu bir barbar falan olsa gerek.

“Her neyse. Loncaya gidelim. Envanterden para transferini yaptın mı?”

“Ah neredeyse unutuyordum. Önce para kesesini alayım.”

Envanteri birazcık ittirdim ve sol tarafıma gelince durdurdum. Sağ elimi ceketime soktum ve elimin envantere girdiğini hissettim. Fiona da bana dikkatlice bakıyordu. Para kesesine dokundum ve çıkarttım. 

“Nasıldı? Garip bir şeyler olduğu anlaşılıyor muydu?”

“Hayır her şey çok normal görünüyordu.” (sanki doğal bir şeymiş gibi yaptı..)

“Şimdi para transferi yapmam lazım.. umarım paralar havada uçuşmaz.”

“Küçük bir miktar dene istersen.”

“Pekala 10 zenit deneyeyim o zaman. Para transferi 10 zenit.” 

“Bir şey hissediyor musun?”

“Hayır hiçbir şey hissetmedim.”

“işe yaramadı galiba.”

“Sanırım.” O sırada aklıma mevcut bakiyenin yazdığı geldi ve telaşla baktım.

[Mevcut bakiye: 719 zenit]

“10 zenit azalmış.”

“Azalmış mı"

“Evet.” 

“Nasıl anladın?”

“Sağ alt köşede ne kadar paramın olduğu yazıyor.”

Gözleri parıldadı.

“Bu çok kullanışlı Falezur.”

“Evet ama konumuz bu değil. 10 zenit eksildi ama nerede olduğunu bilmiyorum.”

“Belki kesenin içindedir?”

Sol elimde tuttuğum keseyi salladım ve ses duydum. Fionayla göz göze geldik ve gülümsemeden edemedik. 

“Yine haklısın fiona haha.”

“Hiç dikkatli değilsin Falezur” (gülümsemesi içimi ısıtıyor..)

Ne kadın ama.. gülümsemesi içimi ısıtıyor resmen.

“Para transferi 300 zenit.” Bir anda bütün kese şişti resmen.

[Mevcut bakiye 419 zenit]

“Bu kadar paraya ihtiyaç var mı Falezur?”

“200ünü loncaya vericem geri kalanıyla da sana yemek ısmarlamalıyım.”

“25 zenit ikimiz için  de doyurucu bir yemeğe yeter. Geriye çok fazla zenit bırakıyorsun. Birileri senden almak için zorbalık yapabilir.” 

25 zenitle 2 kişi karnını doyurabiliyor mu? O sikik manav basit bir yön tarifi için soyuyordu resmen beni

“zenitler bu kadar değerli mi ki? Yani altı üstü para sonuçta. Hem biraz zenit aldılar diye ölecek değilim ya.”

Biri istese de ölemem ya gerçi.

“Böyle düşünme Falezur. Bazı maceracılar insanları puan için öldürüyorlar.”

“Puan mı?”

“Evet puan?”

“Sonuçta o da para değil mi?”

“Sadece para değil. Onlar puan.”

Bu puanlar da neydi böyle?

“Puanın ne özelliği var ki?”

“Sen bunca sene nasıl yaşadın böyle Falezur?” (Tanrım... sanki bir mağarada büyümüş gibi.)

“Ben başka bir dünyadan geliyorum da haha.”

“Haha evet evet anlayabiliyorum.” 

Neden güldü ki şimdi?

“Bana öyle bakma hadi loncaya girelim hava neredeyse kararmak üzere.”

“Ah pekala. Envanter”

Loncaya girdik ama bu sefer tatlı görünüşlü manyak cadı yoktu. Onun yerine koca kaslı bir adam duruyordu.

“Merhaba Peter.”

“Merhaba Fiona tavşan kralı yakalayabildin mi?”

“Hayır henüz değil. Yarın da aramak için çıkacağım. Bu arada birini loncaya kayıt etmeni istiyorum.”

“Kimi?”

“Yanımda duran adamı? Neden sordun ki anlaşılmıyor mu?”

“Niye kızıyorsun fiona ben onu kraliyet tarafından gelen bir maceracı sandım.”

“Evet evet her neyse.”

“Merhaba bayım.”

“Mer..haba?”

Bu adamla sabahki kadın resmen gece ve gündüz gibi.

“Loncamıza kayıt ücreti 200 zenit. Statü ölçümünüz yapıldıktan sonra derecelendirileceksiniz. Derecelendirme yapıldıktan sonra istediğiniz görevi seçebilirsiniz. Ölümlerden loncamız sorumlu değildir. Lütfen kendinize uygun bir görevi seçin bayım.”

Bundan sonra sadece bu adam buradayken gelicem buraya çok nazik.

“Sabahki kadın da ayni konuşmayı yapmıştı. Ön uyarma gibi bir şey sanırım.”

“Her kayıt olana aynı konuşmayı yaparız bilgilendirme gibi bir şey. İmzalattığımız sözleşmede de aynı şeyler yazıyor. Bir hevesle maceracı olmak isteyip çok fazla insanın öldüğü oldu. O yüzden böyle bir önlem aldık. Detaylı bilgiyi siz kayıt olduktan sonra vereceğim.”

“Pekala teşekkürler.”

Kendimi bankada gibi hissettim. Ama hiç rahatsız etmedi nedense. Sol elimle tuttuğum kesenin ağzını açtım.

“Para transferi 200 zenit.”

Paralar keseden teker teker çıktı ve adamın önünde bir dağ oluşturdular. İlk defa zenitlere yakından bakıyordum. Zeytin çekirdeği kadar büyüklükte düz incecik paralardı. Üstü üste kolaylıkla diziliyordu. 

“Teşekkürler bayım. Lütfen içeriye gelin zenitleri yerleştirip. statü ölçümünüzü yapacağım.” Bunu dedikten sonra bir torba çıkardı ve para transferi ile bütün paraları torbaya doldurdu ve gitti.

Fionaya baktım ve sorduğum soruyu anlamış gibi bakarak

“Sorun yok ben burada bekleyeceğim fazla uzun sürmüyor zaten. Başına neler geldiğini sorarsa Leztiere anlattıklarımı anlat.”

“Pekala” dedim ve resepsiyonist kapısından içeri girdim. Kilisenin tanrı gözüne benzeyen bir küre vardı burada. Ama Tanrı gözünden daha farklıydı. Şaşkın şaşkın bakarken Peter geldi.

“Ejderha gözünü ilk defa mı görüyorsun?”

“Evet. Tanrı gözüne benziyor biraz.”

“Evet ama tanrı gözüne erişemez.”

“Ne farkı var ki?”

“Tanrı gözü kişinin zayıflıklarına kadar gösterir. İnsanın içini bilir ismimizi belirler. Ejderha gözünün bu etkileri yoktur. Sadece var olanı bize gösterir. Bazen Tanrı gözünde görünen statlar ejderha gözünde görünmez. Birbirlerine benzerler ama tek farkı ejderha gözünde ayin yapmamıza gerek yoktur.”

“Ay evet şu ayin bana çok saçma geliyordu zaten.”

“Haha. Evet biraz saçma. Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Her neyse elini küreye koy lütfen”

“pekala” dedim ve elimi devasa kürenin üstüne koydum.

“Lütfen profil deyin”

“Profil.”

Biraz inceledi ve kâğıda bir şeyler yazdı sonra;

“Bu çok ilginç bay Falezur.”

“Ah ismimi öğrenmişsiniz.”

“Evet ama önemli olan şey bu değil.”

“Sorun ney?”

“Profil gösterimi deyin lütfen”

“Profil gösterimi”

Stat gösterimiyle aynı sayılırdı.


Kullanıcı adı: [FALEZUR]

Sınıf:...

Unvan:...

Irk: İnsan

Seviye: 7 (40/70)

Beceriler:

[Ölümsüz beden]

[Depresyon hali]

[Tanrı öfkesi]

Statlar:

Güç : 2(+3)   Çeviklik: 3 (+2)  Görüş: 1   Zeka:15

Dayanıklılık: 1(+1)   İrade: 0   Kontrol: 2

Büyü: 1

Harcanabilir stat puanı: 12


Ee sorun ne şimdi? Ben bir fark göremiyorum?

“Sorun nerede bay Peter?”

“Öncelikle bu becerileri daha önce hiç görmedim. O yüzden sizi nasıl derecelendirmem gerektiğini bilmiyorum. Ayrıca seviye 7sininiz ancak harcanabilir stat puanınız 12.”

“Bundan ne anlamam gerekiyor?”

“Normal insanlarda her seviye bir stat puanı artışı olur bay Falezur. Ayrıca stat puanlarınız çok düşük. Anladığım kadarıyla daha stat yükseltimi yapmamışsınız. Görünüşünüzü düşünerek 20li yaşlarda olduğunuzu varsayıyorum.”

“Bu şaşırtıcı ama evet haklısınız. Bu arada 2 katı stat puanı almam iyi bir şey değil mi?”

“Evet öyle ama konu bu değil.”

“Ne öyleyse?”

“Konu geçmişiniz bay Falezur.”

Ne oluyor lan?

“Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?”

“Ben Falezur?”

“Babanız?”

“Bi..bilmiyorum.”

“Anneniz?”

“Onu da.. bilmiyorum?”

“Bay Falezur bunca zamandır neredeydiniz. Daha önce bu isimde birini hiç duymadım. Bu statlarla doğan birini de duymadım. Özellikle becerileriniz. Her şey çok şüpheli.. bu durumlar aydınlatılana kadar size maceracı kimliğini veremem.”

Hay sikeyim seni Ryujin ya.

“Bay Peter. Benim garip yeteneklerim var. Kendime has büyülerim var. İzin verirseniz kendimi kanıtlamak istiyorum.”

“Lütfen.”

“Maceracı loncasının bunu sır olarak tutacağına güveniyorum. Envanter"

“...”

“...”

“Bir şey mi olması gerekiyor?”

“Siz göremiyorsunuz ancak eşyaları depolamamı sağlayan bir yeteneğim var.”

“Hiçlikten eşya mı çıkaracaksınız yani?”

“Evet ama sıradan bir eşya değil.”

“Pekala.”

Elimi soktum ve kılıcı kavradım. Elimin yok olduğunu gören Peterin bakışlarını hissedebiliyordum. Yavaşça elimi çıkardım. Kılıcın kabzası görüldükten sonra:

“Bay Peter. Bu kılıç biraz ağır da acaba yardımcı olabilir misiniz?” dedim

“...”

“Bay Peter?”

“Pe..pekala"

Ayağa kalktı ve kılıcın altına elini koydu. O elini koyduktan sonra kılıcı yavaşça çektim. Kılıç tam olarak çıkmadan önce durdum.

“Bay peter bir anda düşecek hazır olun.”

“Pekala Bay Falezur.”

Kılıcı tekrar çektim ve ağırlığının arttığını hissettim. Ama Peterin suratında sadece şaşkınlık vardı. Bu kas boşuna değilmiş anlaşılan.

“Bu kılıcı kim dövdü bay Falezur? Daha önce hiç böyle motifler görmemiştim.”

“Ben de kimin dövdüğünü bilmiyorum. Ama şu açıklamaya bir bakın. Analiz"

[Amatörün kılıcı]

Bu kılıç tanrıca Ryujinden bir armağandır

Güç +7

Gereksinimler: Güç: 10

(Gereksinimler karşılanmazsa kullanımı zorlaşır)


Peter bir anda diz çöktü ve elleri havada kılıcı tutmaya devam etti.

“Lütfen beni affedin seçilmiş olan.”

“P-peter bunu yapmana gerek yok ben de normal bir insanım.”

“..”

“Önce şu kılıcı yerine koyalım ve normal bir şekilde konuşmaya devam edelim ve sana olanları anlatayım. Lütfen ayağa kalk peter.”

Peter ayağa kalktı ve ben de peterin desteğini alarak kılıcı envantere geri koydum.

“Envanter.”

Peterin şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. 

“Peter sakin ol lütfen.”

“Pekala..”

“Ortam bi garipleşti sanki hahaha"

Sadece maceracı kimliği almak istiyordum niye böyle oldu ki

“Hemen gidip en üst mertebede rütbelenmenizi ayarlayacağım. Kabalığım için beni bağışlayın.”

“En üst mertebe mi? O da ne şehir lordu falan mı olacağım?”

“Şehir lordundan daha yüce bir mevkide olacaksınız efendim.”

Woaaaa bu çok iyi. Ama istemiyorum. İnsanların dikkatini çekmekten nefret ediyorum

“Peter lütfen olmam gereken rütbelendirmeyi yap. Çok fazla dikkat çekmekten hoşlanmıyorum. Bu arada geçmişimi sormayacak mısın?”

“Kabalığımı bağışlayın böyle bir şeyi yaptığım için çok pişmanım.”

“Peter eski haline dön lütfen böyle olman çok korkutucu.”

“P..peki efendim"

“Lütfen önceki gibi hitap edin bay Peter.”

“Pe..Pekâlâ bay Falezur.”

“Her neyse geçmişimi hatırlamıyorum. Bir sabah gözlerimi açtım ve yemyeşil bir ovadaydım. Nerede olduğumu ve ne yapmam gerektiğini bilmeden yürüyordum. Daha sonra bu şehri gördüm ve buraya doğru yürümeye başladım. Çok yorulduğum için bir ağacın gölgesinde uyudum........”

Daha sonra Petere başımdan geçen her şeyi anlattım. Fionaya sürtünme mevzusu hariç tabiki. Neyse uzun bir süre sonra ayarlamalar bitti ve odadan dışarı çıkarken peter beni durdurdu.

“Bay falezur. Statülerini harcamayacak mısınız?

“Nasıl yani?”

“Efendim.. yani Bay Falezur en başta da söylediğim gibi seviye atladıkça harcanabilir statü kazanırız. Ejderha gözü sayesinde bu statüleri harcarız. Bedensel kuvvetimiz verdiğimiz hasar, hatta zekamız bile bu statülere göre artar.”

“Bu kazanılan statüyü nasıl harcayacağım?”

“Lütfen elinizi ejderha gözüne koyun ve Statüleri dağıt dedikten sonra hangi statüye ne kadar harcamak istediğinizi söyleyin.”

“Ah anladım. Tesekkürler Peter.”

Hmm 12 puanım var. Öncelik kesinlikle  dayanıklılıkta 

“Statüleri dağıt. Dayanıklılık 2 puan.”

[Dayanıklılık: 3(+1)]

Oha harbiden oldu. Bir anda sırtımdaki yük de kalktı. Şimdi biraz güçe puan harcayayım. 

“Güç 3 puan”

[Güç: 5(+3)]

“Çeviklik 2 puan"

[Çeviklik 5(+2)]

Kaldı 5

“Peter kalanını nasıl dağıtmamı önerirsin?”

“Bay Falezur.. haddime değil ama İradeniz 0 efendim.. dilerseniz biraz arttırabilirsiniz.”

“İrade ne işe yarıyor ki?”

“Bir işe sıkıca tutunmamızı sağlar. Saatlerce antrenman yapabilir, kitap okuyabilir, avlanabilirsiniz.”

“Yani eğer 0da kalırsa hemen vazgeçeceğim öyle mi?”

“Teknik olarak öyle efendim. Ama siz seçilmiş olan olarak bir şeyi kesin olarak söylemek mümkün değil.”

“Anlıyorum. O zaman şimdilik böyle kalsın. Geri kalan stat puanlarını da güce yatıracağım.”

“Siz daha iyi bilirsiniz efendim.”

“Statüleri dağıt. Güç 5 puan"

[Güç :10(+3)]

“Bu arada peter bu puan mevzusu ney. Anladığım kadarıyla bir para birimi ama net olarak emin olmak istiyorum.”

“Para birimi de denebilir efendim. Ancak başka kullanım alanları da var. Maceracılar için rütbe yükselmek için kullanılıyor. Sadece maceracılar için de değil şehir lordları krallar manav bakkal sokak satıcı dahi rütbe yükselmek için puan kullanır.”

Kaç kral var ki?

“Nasıl yani?”

“Bir kişinin ne kadar çok puanı varsa o kadar zengindir ve o kadar tanınır. Maceracılık üzerinden anlatacak olursak, en düşük rütbeden yükselebilmek için 1 puana ihtiyacınız var. 1puan 1000 zenite eşit. Rütbeler arasında geçiş yapabilirsiniz, puanınızı zenite dönüştürerek rütbenizi kaybeder paranızı alırsınız. Ve bu işlemi yaparken hiçbir şey kaybetmezsiniz. Rütbeler ne kadar yükselirse size tanınan haklar da o kadar yükselir. Örneğin vergi indirimi, şehir giriş çıkış ücretlerinde indirim vs vs. Eğer rütbeniz yeterince yüksekse indirim yerine muafiyet gelir. Bu yüzden puanlar bu kadar değerlidir.”

Rayterden puanları almalı mıydım acaba? Galiba Rayter bana tüm mal varlığını teklif ediyordu. Almamakla iyi yapmışım galiba.

“Anladım peter. Ne kadar çok puanım olursa o kadar az derdim olur yani. Ve puanım ne kadar çok olursa o kadar az harcamam gerekir.” Tam anlamıyla kapitalizm ne kadar zengin olursan diğerlerini o kadar çok ezebilirsin.

Odadan çıktım ve sıkıntıdan patlamak üzere olan fionayı gördüm. Beni görür görmez oturuş pozisyonunu değiştirdi ve kendine geldi.

“Seni beklettim üzgünüm fiona"

“Ah..haha önemli değil ben de öylesine zaman geçiriyordum yani önemli değil haha"

“Hadi yemek yemeye gidelim"

“Falezur.. her yerinde kan var..”

Alışkanlık olmuş ne yapayım. 

“Evet doğru haha.”

“Bay Falezur. Dilerseniz kıyafet ödünç verebilirim.”

“Buna gerek yok Peter. Bir mağazadan satın alırım. Kimliğim ne zaman çıkar acaba?”

“Malesef kraliyetten resmi onay gelene kadar size kimliği teslim edemem. Onay da yarın sabah kesin olarak gelir.”

“Ah anladım. Pekala yapacak bir şey yok.”

“Kokmaya başladın falezur. Hana gidelim de düzgünce yıkan.”

“(Aman tanrım fiona gökler tarafından çarpılacaksın!)”

“Önce kıyafet almam gerekiyor fiona etrafta çıplak gezmek istemiyorum haha"

“(Efendi Falezur çok merhametli)”

“Bence de çıplak gezmemelisin falezur. O yüzden ilk iş sana bir içlik alacağız sonra da benim olduğum hana gidelim çok paran var zaten kesene zarar vermez.”

“Utandırıyorsun beni fiona her neyse nasıl istiyorsan öyle yapalım. Görüşürüz Peter"

“Gö..Görüşürüz efendi Falezur" (Çok garip bir insan. Umarım tanrıça Ryujin böyle düşündüğüm için beni cezalandırmaz.)

Bu sırada kıyafetlerimdeki kan kurumaya başlıyordu.







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18416 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37643 Bölüm Sayısı


creator
manga tr